1. bölüm · Zerre
Giriş
Takip ediliyordum...
Başımı gökyüzüne kaldırdığımda çiseleyen yağmur yüzüme damlıyor, içime tane tane huzur bırakıyordu ama çakan şimşekler bu huzuru elimden teker teker alıyordu. On iki katlı binanın tepesinde, bir ucunda ayakta hiç korkmadan durmaya, kendimi rahatlatmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Uzun zamandır takip edildiğimi hissediyordum ama bunun bir dayanağı olmadığı için kendimi avutmaya çalışıyordum. Yanılmayı deli gibi istesem de yanılmamıştım. Saatler boyunca amaçsızca sokaklarda emin olmak için yürüyordum ve bum! Hangi sokağa saparsam sapayım birkaç metre arkamdan gelen siyah kapüşonlu adamı fark etmiştim. Aslında iki aydır onu defalarca kez görüyor, bazen çarpışıyor, bazen markette yanımdan geçip gidiyor, bazen de çalıştığım kafeye müşteri olarak geliyordu. Soğuk bir havası olduğu için kafede hiçbir zaman ona hizmet etmemiştim. Aynı cadde de yaşadığımızı düşündüğüm için bütün bunların tesadüfen olduğunu düşünüyordum ama ne büyük aptalmışım!
Başımı usulca aşağı çevirdiğimde arabaların durduğu otoparktaki arabaların arasında siyah kapüşonlu takipçimi göremeyince yutkundum. Daha az önce oradaydı. Nereye gitti bu şimdi diye düşünürken ensemde hissettiğim nefes ile çığlık atıp dengemi kaybettim. Ayağım kayıp zemine doğru hızla süzülmeye başlamıştım. Zeminle buluşmadan önce Tanrıdan korkudan bayılmayı dileyerek gözlerimi kapatmıştım ki bir el kolumdan sıkıca yakaladı. Öyle sıkıyordu ki acıyla inledim. "Bugün ölmene izin vermeyeceğim," dedi yabancı. Başımı ona doğru kaldırıp yüzünü gördüğümde bir an yere çakılma fikri kulağa daha makbul geldi.
Kahretsin! Bu günlerdir polisler tarafından aranan, üç cinayetin sorumlusu olan adamdı. Neydi bu caninin adı?Adı dilimin ucuna gelecek gibi oluyordu ama hissettiğim korkuyla adı hızla zihnimin derinliklerinde kaybolmuştu.
Nerden geldiğini anlamadığım bir cesaret ile, "bırak beni!" diye bağırdım. Bir katilin bana dokunmasındansa şuracıkta ölmeyi yeğlerim.
Tüylerimi diken diken eden soğuk sesiyle "bırakmam," dediğinde gök sanki bu anı bekliyormuş gibi gürledi ve yağmur şiddetlendi. Zayıf olduğum için beni kolaylıkla çekip kurtardığında benden bir parça haline gelmiş olan iştahsızlığıma küfretmek ve şükretmek arasında kaldım. Şükretmeyi seçtiğimde kendimi nefes nefese bir halde onun üzerinde bulduğumda ağzımdan bir küfür kaçtı. Onunda nefes nefese olduğunu gördüğümde o kadarda zayıf olmadığımı anladım. Şimşek çıktığında etrafın birkaç saniyelik aydınlanmasıyla onun yüzünü daha net gördüm ve emin oldum. Bu, o katildi ve yeni hedefi ben olmalıydım.
"Üzerimden kalkarsanız size anlatmak istediklerim var."
"Hayır!" diye bağırarak üstünden kalktım ve kaçarsacına yürümeye başladım. Bir katilin birine anlatmak istediği bir şey varsa oda onun ölüm fermanı olurdu.
Arkamdan "ablan yaşıyor, bayan Işık." dediğinde yerimde kaskatı kesildim. Soğuktan titreyen sesimle, "benim ablam yıllar önce öldü," dedim. Evet, bir trafik kazasında ölmüştü. Hatta mezarı, anne ve babamın mezarının yanındaydı. Kendimi güçsüz hissettiğimde ailemi ziyaret eder, sakinleşene kadar ağlardım. Paki ya bu katil benim soy ismimi nerden biliyordu? Ona öfkeli gözlerle döndüğümde yüzündeki ciddiyet tedirgin olmama neden oldu. "Siz beni nerden tanıyorsunuz?"
"Evet, ben üç cinayetin katili olarak polisler tarafından aranan İrfan Ziya." Sorumu görmezden gelmesi daha da sinirlenmi sağlamıştı. Aramızdaki mesafeyi kapatmak için bana yavaşça yaklaşıyordu.
Ondan uzaklaşmak için geriye doğru bir adım atmıştım ki birisi arkamdan bir eliyle bez parçasını burnuma tuttu diğer kolunu ise beni tutmak için kullandı. Yalnız olmadığımızı fark etmek beynime kan sıçratmıştı. Gözlerim korkuyla büyüyüp kurtulmaya çalıştığımda çoktan gücüm çekilmeye başlamıştı.
Son duyduklarım İrfan'a aitti. "Ve siz Hale Işık, bana masumiyetimi kanıtlamam için yardımcı olacaksınız." Ve gözlerim karanlıkla buluştu. Zihnim yeni bir soruya kavuştu. Kimsesizdim işte görmüyor muydu? Kendime bile yardımım dokunmuyordu. Ama bu adam beni boyumdan büyük bir belaya çekiyordu.
