2. bölüm / 2
Zamanın Sahipleri1. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🤍🌸🧚🏼♀️
Duyduğum sesle adımlarım durdu. Sesin nereden geldiğini anlamak için merakla etrafıma baktım. Gördüklerim karşısında gözlerime inanamadım. Az önce pazarlık yapan müşteriler, derdi eve ekmek parası götürmek olan esnaflar, kahkahalar ile koşturup duran çocuklar, kısacası herkes durmuştu. Sadece insanlar değil; rüzgâr bile esmeyi kesmiş, ağaçların yaprakları havada süzülmeyi bırakmıştı.
Zaman mı durmuştu? Saçmalama Lia, bu imkânsız.
Hayal mi görüyordum yoksa? Henüz delirdiğimi düşünmüyordum.
Ben ne olduğunu anlamak için beynimle bir savaş içerisindeyken aniden gelen gürültü ile yer sallandı ve kendimi bir anda düşmüş bir durumda buldum. Ağzımdan çıkan çığlık, gördüğüm varlıklar ile kesilerek şaşkınlık nidasına dönüştü. Önümde bana doğru dönük beş tane ne olduğu belirsiz varlık vardı. Taktıkları siyah maskeler yüzünden yüzlerini görmesem de bana baktıklarını anlayabiliyordum
Eh, bunun için çokta zeki olmaya gerek yoktu.
Kafamı sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Bunu hem iç sesimi susturmak için hem de bir umut eğer gördüklerim kâbus ise uyanmak için yaptım. İç sesimi susmuştu belki ama yaşadıklarımın kâbus olmadığı gerçeği bir kez daha yüzüme sert bir şekilde çarpmıştı.
Yerin biraz yukarısında havada süzülen bu yaratıkların benden istedikleri şey neydi bilmiyordum ama birazdan sonum bile olabilirdi. Üzerlerinde deri zırhlı bir kıyafet, omuzlarında ise işlemeli uzun bir siyah pelerin vardı. Bu gizemli görünümleri merakımın daha da artmasına neden oluyordu.
Korkumu belli etmemeye çalışarak düştüğüm yerden ayağa kalktım. Kirlenen elbisemi elimle silkeledim. Ardından dik durdum ve sorgulayıcı bakışımı önümdeki varlıklara döndürdüm.
İçlerinden biri söze girdi “Bu... bu olamaz. O sistemden silinmişti. Yaşıyor olamaz.” Normal bir insanın sesiyle farkı, sesinin daha gür ve biraz cızırtılı çıkmasıydı. Dediği cümleleri kafamda anlamlandırmaya çalışıyordum ama bir sonuca varamıyordum. Benim hakkımda ‘sistemden silinmişti’ dedi. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Bahsettiği sistemde neydi? Burada çok saçma şeyler dönüyordu ve tek bildiğim şey buradan hızlıca kaçmam gerektiğiydi. Biraz geriledim ve hızla etrafa bakındım. Birazdan hızlı bir şekilde koşarsam ve kasabanın çok bilinmeyen herhangi yerine gidersem belki de bu yaratık ya da varlıklardan – artık ne desem bilmiyordum kurtulabilirdim. Ama bir sorun vardı varlıklar bir anda ortadan kaybolmuşlardı. Emin olmak için gözlerimi kapatıp açtım. Yine aynı sonuçla karşılaşınca korkuyla ne yapacağımı düşünmeye başladım.
Evime gidemezdim, orada beni bulurlarsa kaçacak yerim olmazdı. Belki de her şeyi boş verip koşmaya başlamalıydım her nereye gidersem gideyim sonuçta illaki beni bulurlardı. Ben karmaşık düşünceler içindeyken arkamdan biri konuştu. “Ne yapacağını bilmiyorsun değil mi? Çaresiz ve zavallısın. Gücünün farkında değilsin.” Kaşlarımı çatarken arkama döndüm ve onla göz göze geldim. Beyaz uzun dalgalı saçları, ona baktığımda dikkatimi çeken ilk özelliğiydi. Yirmili yaşlarında olmaydı. Yüz hatları keskindi, sert bakışları ürpermeme neden olurken dediklerini kafamda sorguladım. “Ne saçmalıyorsun sen?” dedim sinirle. Tam o anda bir şey kafama dank etti, bu kadın hareket ediyor ve konuşuyordu! Çok garipti, bütün canlılar hareket etmeyi bırakmışken benim ve bu kadının hareket etmesi beni ürkütüyordu. Dudağında alaycı bir gülümseme oluşurken söze girdi, “Kendinde ki gücün farkında değilsin değil mi? Daha demin onlar senin gücünün etkisi yüzünden burada kalamadılar ve gittiler. Oysa ki sen gücünün farkında bile olmayan bir korkaksın. Seni görmedim mi sanıyorsun? Gördüm. O korkunu ve endişeni büyük bir zevkle izledim. Ha bu arada tanışamadık ben Nyra.” Adını yeni öğrendiğim Nyra’nın dedikleri ile şoka uğramıştım. Bahsettiği güçte neydi? Hangi hakla bana karşı böyle küçümseyici ve kaba konuşurdu?
Konuşmak için dudaklarımı araladığım sırada Nyra kolumu tuttu ve bana bakarak “Biraz daha burada beklersek gelecekler benim sonum zaten çoktan geldi ama senin sonunun gelmesini istemeyiz değil mi? Koş tilki!”
İlk başta afallasam da Nyra’nın arkasında gördüğüm o varlıklar ikna olmama yetmişti. Kimse beni kolay kolay ikna edemezdi ama bu bir istisnaydı çünkü başka bir seçeneğim yoktu. Nyra ile hızlı bir şekilde koşarken aniden havada renk geçişleri olmaya başladı şok olsam da Nyra’nın kolumu çekiştirmesi ve aynı zamanda bana koş diye bağırması yüzünden durmadım ve hızla koşmaya devam ettim. Nyra etrafına hızla bakındı ve ardından “Daha hızlı koş!” Dediğine uyarak hızımı arttırdım. Ve bir anda havadaki renk geçişleri durdu. Etraftaki manzara değişmişti. Çevreye şaşkınlıkla bakındım. Olduğumuz yer boş bir araziydi. Yemyeşil çimler Güneş ışınlarıyla parlıyordu, hafif rüzgâr esiyordu. Bu üşütecek türden değil daha çok insanın rahat nefes almasını sağlayan bir esintiydi. Etrafta ağaçlar ve çok sayıda renkli çiçekler vardı. Ağaçların dallarında kuşlar ve sincaplar vardı. Ancak bu huzurlu görünen arazinin sonunda ki ıssız ve karanlık orman araziyle zıtlık içindeydi.
Normalde birçok kişi bu arazideki manzaranın çok güzel göründüğünü söyleyip güvenli olduğunu iddia edebilirdi ama ben hiçte öyle düşünmüyordum. Annem bana hep kusursuzluk en büyük kusurdur derdi ve ben onun bu sözüne çok fazla hak verir, inanırdım. Bu yer ürpermeme sebep oluyordu. Hissediyordum, bir şey olacaktı. Ya da ben korkunç gerçeklerler yüzleşecektim...
Sinirli bakışlarımın hedefi şu an Nyra’ydı. Onun yüzünden hiç bilmediğim bir yere çok garip bir şekilde gelmiştim. Daha demin neler olduğun anlamakta güçlük çekiyordum. “Biz buraya nasıl geldik ve şu an da neredeyiz?” Nyra bana baktı ve ardından derin bir nefes aldı, “Portallardan birisini sen gücünü kontrol edemediğin için yanlış açtım ve şu an da Dreadwood ormanının yakınındaki arazideyiz. Daha fazlasını sana söyleyemem, zaten portalı aniden açtım birde üstüne gücün bana engel olduğu için biraz dinlenmeden yeni bir portal açarsam halime acırsın herhalde.” Son cümlesini söylerken alayla güldü. Ama bu gülüş acı bir tebessümle sonlandı. Nedenini bilmiyordum ama Nyra’ya güvenmek istemiyordum. “Burada daha fazla kalmayacağım zaten gerekli açıklamayı bana yapmıyorsun, kafam berbat bir vaziyette karışmışken benden beklememi istiyorsun. Seni ne bekleyeceğim ne de yanında duracağım Nyra!” Ne yapacağımı bilmezlikle etrafıma bakındım ve gözlerim ormana takıldı. Belki de ormanda bir kaçış yolu bulabilirdim.
Bir saati aşkın ormanda yürüyordum ve biraz daha susuz kalırsam yürüyebilecek hâlim kalmazdı. Bir nehir ararken bugün yaşadıklarımı düşünüyordum. Garip varlıklar, Nyra, portallar, sistem, güç ve dahası kafamı kurcalıyordu. Gayet sıradan bir hayata sahipken bugün yaşadıklarımı kaldıramıyordu bedenim ve aklım.
Duyduğum su sesi sayesinde ileride bir nehir ile karşılaşacağımı anladım. Adımlarımı hızlandırdım. Bir an önce su içmek istiyordum. Su sesi gittikçe artıyordu fakat görünürde bir nehir yoktu. Şüpheyle etrafıma bakındım. Fakat bir sonuca varamadım. Kaşlarımı çattım, bu lanet olası günde neden bütün şansızlıklar beni buluyordu. Duyduğum kıkırtı ile kaşlarım daha çok çatıldı. Sesin sahibi bu sefer konuştu. “Yukarıya bak.” Dediğine uyarak yukarıya baktım. Ağacın dalında, bacaklarını aşağı doğru sarkıtarak oturan bir kadın vardı. Mor tonlarının hâkim olduğu uzun ve dalgalı saçları ona baktığımda dikkatimi çeken ilk özelliğiydi. Saçlarının arasına yerleştirilmiş ince altın rengi taç ona zarif bir hava katıyordu. Elaya çalan yeşil gözleri keskin ama büyüleyici bir ifade ile bana bakıyordu. Solgun teninin üzerinde bulunan hafif çilleri, pembe yanaklarına doğal bir güzellik katıyordu. Dolgun, pembe dudakları vardı ve bu onu çok tatlı gösteriyordu. Alnındaki altın renkli sembol onun normal bir insan olmadığını söylüyordu.
“Sen kimsin?” Sorumu büyük bir sakinlikle yanıtladı, “Ben Vera. Bir yanıltma elfiyim.”
Elf mi?
Bölüm etkileşimi
