1. bölüm / 1
ZAMANA DİRENEN BİZGİRİŞ...
Bölümler 1Şu an: GİRİŞ...
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı bağlar zamanla silinir, bazılarıysa sadece sessizleşir. Biz dördümüz... Ne tamamen koptuk, ne de eskisi gibi kalabildik. Ama hâlâ bir şey vardı içimizde. Bizi birbirimize bağlayan o görünmez ip, her sarsıntıda biraz daha gevşedi... ama hiç kopmadı.
Şimdi dönüp bakıyorum da, her şey o yaz akşamında başlamıştı. Dördümüz, gün batımına karşı sessizce birbirimize "sonsuzluk" sözü vermiştik. Ve işte o söz, zamanla yarışan hikâyemizin ilk satırıydı
ELA...
"Elaaa kızım!"
"Uyan artık, geç kalacaksın okula."
Annem yine her sabah olduğu gibi bana sesleniyordu. Okulun son senesiydi. Sonrasında, çok istediğim şehir olan İzmir’e üniversite okumaya gidecek, hayallerimi bir bir gerçekleştirecektim.
O çok istediğim mesleğe, Kent Ekosistem Tasarımcısı olmaya bir adım daha yaklaşacaktım.
Gerçi annemler hâlâ bu mesleği tam anlamıyor, hatta pek de onaylamıyorlardı ama... neyse işte.
Ben hayallere dalmışken, annem bir anda odaya daldı.
"Ela kızım, saatlerdir sesleniyorum. Duymuyor musun beni?"
"Anne yaa... hayallerime bile karışıyorsun artık."
"Elaaaa, terlik isteme istersen!" dedi, gözlerini devire devire.
Annemin sinirlenme eşiğine geldiğini anlayınca hemen yumuşatma moduna geçtim.
Usulca yanağına bir öpücük kondurup hızla dolaptan kıyafetlerimi alıp odadan kaçtım.
"Elaaa! Şu haline bak... kahvaltını yapmadan çıkmaaa!"
"Tamam anneeee..."
Hızlıca üstümü değiştirip, bir rimel ve allık sürdüm. Sonra mutfağa doğru yürüdüm.
Babam, her zamanki gibi kahvaltı masasında oturmuş gazetesini okuyordu.
Gözlüklerinin üstünden kaşlarını kaldırıp bana baktı.
"Kızdırdın yine anneni... Gel de kahvaltını yap."
Gülümseyerek masaya doğru ilerledim. Şu an babamla da tartışacak hâlim yoktu.
"Sınava günler kaldı. Çalışmaya devam ediyor musun? O çok istediğin... doğa tasarımcısı olma işinde hâlâ kararlı mısın?"
Okumak istediğim bölümün adını o kadar benimsememişlerdi ki... adını bile hâlâ yanlış söylüyorlardı.
"Kent Ekosistem Tasarımcısı demek istedin herhalde, babacığım."
Babam gazeteden bakışlarını kaldırıp gözlüklerini çıkardı.
"Her neyse... Bu kadar kararlısın yani?"
"Evet. Size rağmen kararlıyım. Pes etmeye de niyetim yok. Ben okula gidiyorum," diyerek evden çıktım.
Tartışmak istememiştim ama yine olmuştu...
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ecem arıyordu.
"Kızım, nerdesin yaaa? Okulun durağında seni beklemekten ağaç oldumm!"
Elimle alnıma vurdum.
Yine unutmuştum Ecem’i.
"Kızım, ordamısınnn? Cevap vermeyi düşünüyomusun?"
"Tamam tamam, geliyorum!"
Uçarak gidemeyeceğimi ve ışınlanamayacağımı fark ederek koşmaya başladım.
Yaklaşık beş dakika sonra Ecem’i gördüm. Oldukça sinirli görünüyordu.
"Her sabah beni ağaç yapıyorsun. Yakında kök salacağım!"
Nefesimi düzene sokmaya çalıştım.
Ellerimi dizlerime koyup biraz soluklandım.
Ecem beni böyle görünce sanırım acımış olacak ki çantasından bir su şişesi çıkardı.
Şu şişesine uzandım ve bir yudum aldım. Birazdaha kendime gelmiştim.
Ecem kendime geldiğimi farkedince oda derin bir nefes aldı.
" Zamanında uyansan bunların hiçbiri yaşanmıycak ve biz geç kalmıycaz."
Deyip bana baktı.
" Uyanamıyorum napabilirim. Sıkıldım artık benim için imkansız bişey bu dediğin."
Sudan bir yudum daha aldım ve Ecem'e baktım.
Ecem somurtarak telefonundaki saate göz gezdirdi.
" İlk derste Arda hocanın kesin yok yazdı bizi."
Poflayarak gökyüzüne baktı.
" Biraz merhamet etse şaşarım zaten"
İkimiz de durak sandalyelerine oturduk.
Ecem’e döndüm.
"Arda Hoca’nın dersi kaçta bitiyordu?"
Ecem de bana döndü.
"Galiba 12.40’ta."
Ecem’in böyle söylemesiyle birlikte telefon ekranındaki saate baktım.
"Saat zaten 10.50."
Ecem gözlerini devirdi.
"Senin bu geç kalmaların yüzünden yine yok yazıldık."
" Gitmesekmi acaba?"
Benim böyle söylemem üzerine Ecem’in gözleri parladı.
İnşallah tahmin ettiğim şey değildi...
"Ecem, hayırrr... sakınnn..."
Ecem sinsi sinsi bana gülüyordu.
Galiba tam da tahmin ettiğim şeydi.
"Madem senin yüzünden geç kaldık, o zaman benim dediğimi yapmak zorundasın. Kaçamazsın kızım, bu sefer!"
Ecem üzerime gelirken ben çoktan kaçma planları kurmaya başlamıştım.
Çantamı kaptığım gibi koşmaya çalıştım ama Ecem hemen engel oldu.
"Bırak da uyuyayım işte evdeee!" dedim isyanla.
Ecem dudaklarını büzmüştü.
O an anladım: vicdan sömürüsüne hazırlanıyordu.
Kabullenmem gerekiyordu...
Yenilgimi kabul ettim.
"Tamam ama sadece bu seferlik!"
Yine o kafeye gidecektik.
Ecem o garson çocuğa tutulmuştu bir kere… Asla vazgeçmeye de niyeti yoktu.
Ecem, telefonunun kamerasını açmış kendine bakıyordu.
"Nasılım? Rimelim akmamış, değil mi? Çantamda da hiç makyaj malzemesi yok. Ne yapacağım ya şimdi?"
Ecem sinirlerimi bozmuştu ama bu hâli o kadar komikti ki, bir anda gülmeye başladım.
Ecem kaşlarını çatarak bana baktı.
"Ne gülüyorsun be? Çok mu komiğim?"
Gülmemi durdurmazsam Ecem’e yem olacağımı hissettim.
"Tamam tamam, sustum. Ama bu, şu an komik olmadığın anlamına gelmiyor. Haberin olsun."
Ecem kamerasına bir kez daha baktı.
"Yani… cidden komik mi duruyorum şimdi?"
Yok der gibi kafamı yukarı kaldırıp indirdim.
"Değilsin ama yaptıkların komik. Az önce geç kaldık diye beni öldürecektin, şimdi ise rimelim akmış mı diye soruyorsun."
Ecem rimelini tazeliyordu.
" Olabilir aşık olunca görücem kızım seni hayır yani aşık olucakmısın onuda merak ediyorum çünkü tek yaşlancakmışsın gibi geliyor."
Boşver dermiş gibi elimi salladım.
" Yani sonuçta herkes aşık olmak zorunda değil. Ayrıca bu devirde ben kimseye aşık olmam."
Ecem, “Tabii,” der gibi kafasını salladı.
"Hadi, gidiyor muyuz artık?"
Rimelini çantasına koydu.
Bu, hazır olduğu anlamına geliyordu.
Ecem enerjik bir şekilde,
"Gidiyoruz tabii kızım! Ben bunu kaçırır mıyım?" dedi.
“Cık,” der gibi kafamı yukarı kaldırdım.
Gerçekten de, Ecem bu şansı kaçırmazdı.
"Kaçırmazsın, biliyorum."
Beraber kol kola girip yürümeye başladık.
Kafeye yaklaştığımızda Ecem çoktan içeriyi gözden geçirmeye başlamıştı.
Ecem’i kızdırmak için,
"Ya bugün senin yakışıklı izinliyse, ya yoksa?" dedim.
Bu sözümün üzerine morali bozuldu.
"Deme öyle kızım, ne umutlarla geldim ben buraya..." dedi üzgünce.
Gülmeye başladım.
"Sen çabuk kaptırıyorsun kendini. Çocuk seni reddetse ne yapacaksın acaba? Direkt kendini bir yerden atarsın sen."
Ecem, gülmem üzerine sinirlendi.
"Hadi girelim artık. Yoksa seni cidden dövmek zorunda kalacağım."
Kafenin kapısına gelmiştik sonunda.
İçeride hafif bir müzik çalıyordu.
Ecem hemen etrafı incelemeye koyuldu.
Garson çocuk servis yapıyordu. Ecem şanslıydı anlaşılan.
Ecem, beni kolumdan tuttuğu gibi cam kenarındaki masaya oturttu.
"Eee, ne içiyoruz Ecem Hanım?"
Ecem hâlâ garson çocuğa bakıyordu.
Ecem'in eline vurarak,
"Kızım bakma artık. Anlayacak çocuk."
Ecem, “Banane,” der gibi kafasını salladı.
"Fark ederse etsin, napayım? Onun için buraya gelmekten yoruldum. Etsin artık."
Ecem’in böyle demesi üzerine garson çocuk sipariş almak üzere masamıza geldi.
"Evett, hoş geldiniz. Henüz karar vermediyseniz menüyü vermemi ister misiniz?"
Ecem çocuğun ağzına düşecekti, biraz daha bakarsa...
Ecem'in yerine benim bir şey demem gerekiyordu.
"Menüyü alalım o zaman biz, teşekkür ederiz."
Garson çocuk menüleri verip masadan uzaklaştı.
Ecem de arkasından bakakaldı.
"Ne kadar da yakışıklı, değil mi?"
Menüye göz gezdirmeye devam ediyordum.
"Hehe, tabii çok yakışıklı. Çocuğun ağzına düşeceksin. Sen de bak bari de menüye, sipariş verelim."
Ecem hâlâ çocuğu inceliyordu.
"Sen karar ver işte ya, aynısından olsun."
En sonunda ben de çilekli milkshake'de karar kılmıştım.
"Çilekli milkshake alalım o zaman. Sen mi çağırırsın, ben mi çağırayım?"
Ecem, “1 dk” işareti yapıp eliyle telefondan kendine göz gezdirdi.
Garson çocuğa bakıp,
"Bakabilir misiniz?" dedi.
Ama kalbinin sesini ben buradan duyuyordum.
Çocuk yaklaştıkça Ecem bayılacak gibi oluyordu.
Garson çocuk masaya gelmişti.
Ecem'in bakışları ve garson çocuk arasında gözlerimle mekik dokumaktan resmen uzun çekim gelmişti.
"Evet, alayım siparişlerinizi."
Ecem dalıp gitmişti. Öksürme efekti yapmam gerekti.
"Aaa şey... 2 tane milkshake."
Garson çocuk gülümsemişti.
Ne gülüyorsun be çocuk? Bayılacak kız işte, diye geçirdim içimden.
"Tabii ama bir şeyi unuttunuz galiba?"
Ecem iyice gitmişti, eriyecekti, masaya yapıştı iyice.
"Neyi?" diye sordu.
Çocuk bizim çilekli milkshake istediğimizi nereden bilsin? Alık oldu iyice bu kız.
Ecem yerine yerin dibine girmeme ramak kalmıştı.
Garson çocuğun yüzü gülmekten yayık ayranına dönmüştü.
"Milkshakeler neyli olacaktı, onu demediniz."
Ecem cevap vermeyecekti anlaşılan.
Ecem yerine ben atladım lafa, yoksa kafedeki herkese rezil olacaktık.
"Çilekli çilekli istiyoruz biz, iki tane olacak."
Garson çocuk “Tabii,” der gibi kafasını salladı.
"Tamamdır, geliyor."
Dedikten sonra siparişleri söylemek üzere masadan uzaklaştı.
"Ecem, bir şey soracağım ama kızma... Sen alık mısın acaba? Çocuk sana 'bir şeyi unuttunuz' diyor, 'neyi' diye soruyorsun."
Ecem hâlâ bakıyordu.
Bu sefer cidden sinirlenmiştim, kafasına vurdum.
Anında bana döndü.
"Ne yapıyorsun be?!"
Bir de soruyordu...
"qBakma, bakma, yeter! Aaa!"
"Ama çok yakışıklı..."
Ciddiyetimi fark edince,
"Tamam tamam, bakmayacağım o kadar." dedi.
O sırada telefonum çalmaya başladı.
Teyzem arıyordu.
Ecem de merak etmiş olacak ki, "Kim arıyor?" der gibi yüzüme bakıyordu.
"Teyzem arıyor. Ben konuşup hemen geliyorum," dedim.
Kafasıyla onayladı.
Telefonu açtım.
"Alo teyze?"
"Ne yapıyorsun tatlım, okulda mısın?"
Bir an tereddüt etmiştim.
"Ee... evet teyze. Dersteydim de o yüzden geç açtım."
"Rahatsız etmek istemezdim ama anneni bir türlü arayamıyorum. Sabah da aradım, açmadı. En son ne zaman konuştunuz?"
"Ben de konuşmadım teyze. Bugün arayıp sana haber veririm."
"Tamam canım, iyi dersler."
Cidden ben de merak etmiştim.
Normalde bin kere arayacak olan annem, hiç aramamıştı.
Telefondan rehbere girdim ve annemi aradım, ama uzun uzun çalmasına rağmen açmadı.
Ben de endişelenmiştim. Eve gitmem gerekiyordu. Zaten normal ders saatine göre birazdan gitmem gerekiyordu.
Kafeye girdim, çilekli milkshakeler gelmişti.
"Noldu, teyzen neden aramış?"
Ecem’e baktım ve,
"Anneme ulaşamıyormuş. Telefonu açmıyormuş. Ben de aradım ama açmadı. Eve gidip bir bakayım diyorum," dedim.
Ecem, anlıyorum der gibi kafasını salladı.
"İçelim şunları da kalkalım o zaman."
"Tamamdır."
Sonunda içmiştik. O arada aklıma babamı aramak geldi, işten dönüyor olabilir.
Babam uzun çalmanın sonunda açmıştı.
"Alo?"
"Alo baba, annemle konuştun mu?"
"Sabah konuştum en son. Neden sordun?"
Yani... neden sormuş olabilirim, değil mi?
"Ulaşamadım da merak ettim. Okuldan çıktım, normalde arardı. Aramadı. Teyzem de aramış ama o da cevap alamamış."
"Ev işiyle falan uğraşıyordur ya da ne bileyim, şarjı bitmiştir."
İnsan azıcık merak eder ama, değil mi baba? En azından ediyormuş gibi yap.
"Tamam baba, görüşürüz."
Kapatmıştı.
Ecem hesabı öderken ben de masadan kalktım.
Kafeden ayrıldık.
Otobüse binmek daha mantıklıydı. Tam da o sırada otobüs geldi ve bindik. En azından bu konuda şanslıydık.
Yedi dakika sonra evin oradaydık.
Ben indim. Ecem’in evi biraz daha uzaktı.
"Haber ver bana, ben de merak ettim Ayşe ablayı."
Tamam der gibi kafamı salladım ve aceleyle indim.
Evin önüne geldiğimde camların kırık olduğunu gördüm.
Koşarak içeri girdim.
"Anneeeeee!"
"Neredesinnn?"
Bölüm etkileşimi
