Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM: Yanan Tren
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2 yıl... Ablamın ölümümün üzerinden tam 2 yıl geçmişti. Bu süreçte kimsem olmadığı için çocukluk arkadaşım Chan-yeol'da kalmıştım. Ailesi bana çok büyük desteklerde bulunmuştu. Ta ki Chan-yeol'un annesi kaybolana kadar... Yaklaşık 3 hafta boyunca arandı. 3.haftanın son günlerinde ise bir dere yatağının yanında ölü bulundu. Bu ikimiz için de çok zordu. Özellikle de Chan-yeol için. Tam 1 hafta sonra yetiştirme yurduna taşındık. Buna alışmak çokta kolay değildi ama bir şekilde üstesinden geldik.
Chan-yeol ve ben şuanda hâlâ yetiştirme yetiştirme yurdundayız. Bir sene sonra buradan ayrılıp kendimize birer iş bulmaya karar verdik. Ben bu kararı çok desteklemesem de Chan-yeol bu konuda kararkı. Onu yalnız bırakmak istemediğim için ben de onunla gideceğim...
* * *
- Hey , dedi tanıdık bir ses. Bu sesin sahibi Chan-yeol'dan başkası olamazdı. Kafamı yanıma çevirdim ve onunla göz göze geldik...
Mavi gözleri dipsiz bir kuyu gibi beni içine çekti.
Ona hayranlıkla baktığımı farketmiş olacak ki fısıldayarak:
-Onlar lens... Hoşuna gittiyse sana alabilirim, dedi.
Başımı iki yana salladım ve kendimden emin bir şekilde:
-Gerek yok. Göz rengimi seviyorum, dedim. Sonraki dakikalarda sadece birbirimize baktık. Ben onun gerçek olmayan mavi gözlerine tutuldum. O ise benim saçlarıma... Yaklaşık 5-6 dakika sonra mükemmel rüyamdan uyandım ve çekinerek:
-Şey... Ben Nam Sae-jon, dedim.
-Ben de Ji Osu-ya, dedi telaşlı bir sesle.
Aynı anda aynı şeyler ağzımızdan döküldü:
-Memnun oldum!
Osu-ya sol elini ensesine değdirdi ve aynı telaşlı sesle :
-Aa şey benim gitmem lazım, dersim başlayacak!, dedi. Ben daha ağzımı bile alamadan ortadan kayboldu.
* * *
Dersler bitmişti. Hemen kız yurdunun yolunu tuttum. Zaten okulun bitişiğindeydi. Tam cebimden anahtarımı çıkartırken arkamdan bir ses işittim:
-Nam Sae-jon! , sesin sahibinin nefes nefese kaldığı belliydi. Kafamı hafifçe arkama doğru çevirdim. Anahtar hâlâ elimdeydi. Gözüm ilk yerdeki kanları gördü. Ardından Chan-yeol'un yüzünü... Dudaklarımdan tek bir kelime döküldü:
-Chan-yeol!..
O sırada anahtarım elimden düştü. Almadım. Sadece Chan-yeol'un yanına doğru koştum. Ben koştukça sanki daha da uzaklaşıyordu. Nefesim daralıyor, kalbim küt küt atıyordu. Sonunda
Chan-yeol'un yanına ulaştığımda arkamdan iki el beni tuttu. Ellerden biri ağzımı kapattı. Diğeri ise kollarımı sırtıma dayadı. Ne hareket edebiliyor ne de konuşabiliyordum. Gözyaşlarım ağzımı kapatan eli ıslatırken Chan-yeol yere yığıldı. Kan akışı hâlâ durmamıştı. Çırpındım. Kardeşim kadar sevdiğim biri gözümün önünde ölüyordu ve ben hiçbirşey yapamıyordum. O sırada bir anahtar sesi işittim. Yere düşen anahtarım... Beni tutan her kimse beni kızlar yurduna kadar sürükledi. Üç kişiydiler. Bir de beni tutan aptalı sayarsak dört... Erkeklerin kızlar yurduna, kızların da erkekler yurduna girmesi yasaktı. Aksi takdirde hepimiz birden okuldan atılırdık-ve çocuk yurdundan-. Bahçe bomboştu. Beni ya da Chan-yeol'u kurtaracak kimse yoktu. Güneş batmak üzereydi. Chan-yeol'a son kez baktım. Kan kusuyordu. Bana fısıldadı:
-Seul'u benim için gör, dedi. Ardından ekledi;
-Lütfen.
Ağlamam şiddetlenmişti. Çırpınmaya devam ediyordum. Kapıyı açanların yüzünü görmeye çalıştım. Erkek oldukları belliydi. Ama yüzleri gözükmüyordu. O sırada içlerinden biriyle göz göze geldik.Bu mavi gözleri nerede görsem tanırdım: Osu-ya...
Devam edecek... (Baştan okuyun bazı şeyleri değiştirdim.)
💦💗
Bölüm etkileşimi
