1. bölüm / 1
Yüzbaşının cerrahı1. Bölüm — Yeni bir başlangıç
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm — Yeni bir başlangıç
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nalan Erdem'in ağzından…
Bazı yollar insanı yeni bir hayata çıkarırdı, bazılarıysa insanı kaçtığı geçmişin tam ortasına bırakırdı.
Benim hangi yolda olduğumu henüz bilmiyordum.
Arabanın camından dışarı baktım. Dağların arasına kurulmuş askerî birliğe yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Yıllarca emek vererek kazandığım mesleğim, önümde yepyeni bir kapı açmıştı. Başarılı bir cerrah olarak buraya atanmıştım. Bundan sonra görevim, gerektiğinde kendi hayatımı bile ikinci plana atarak insanları yaşatmaktı.
En azından herkesin bilmesini istediğim gerçek buydu.
Bilmedikleri şeyler de vardı elbette.
Geçmişim gibi.
Telefonumu çantama koyup derin bir nefes aldım. Yeni bir hastane, yeni insanlar, yeni bir düzen… Kendime verdiğim sözü tutacaktım. Buraya geçmişimi düşünmeye değil, işimi yapmaya gelmiştim.
Araç durduğunda kapıyı açıp dışarı indim.
Karşımda yükselen tabelada askerî hastanenin adı yazıyordu. Etrafımda üniformalarıyla bir yerlere yetişmeye çalışan askerler, sedye taşıyan sağlık görevlileri ve telsizlerinden aralıksız konuşan personel vardı.
Burası, alışık olduğum hastanelerden farklıydı.
Burada her an bir şey olabilirdi.
Çantamı omzuma yerleştirip binaya girdim. Danışmadaki görevliye kendimi tanıttıktan sonra başhekimliğe yönlendirildim.
Kapıyı iki kez tıklattım.
“Gelin.”
İçeri girdiğimde ellili yaşlarında, ciddi görünümlü bir adam ayağa kalktı.
“Doktor Nalan Erdem?”
“Evet, hocam. Göreve başlamak için geldim.”
“Hoş geldiniz. Sizin gibi başarılı bir cerrahın aramıza katılması bizim için önemli.”
Teşekkür ederek karşısındaki sandalyeye oturdum.
Bana hastanenin işleyişini, görev dağılımını ve nöbet düzenini anlattı. Ardından önündeki dosyayı kapatarak bana baktı.
“Buradaki şartlar zaman zaman zorlayıcı olabilir, Nalan Hanım. Özellikle askerî personelin müdahalelerinde hızlı karar vermeniz gerekecek.”
“Mesleğim boyunca hızlı karar vermem gereken çok durumla karşılaştım.”
“Buna sevindim. Çünkü bugün itibarıyla sorumluluğunuz yalnızca ameliyathaneyle sınırlı olmayacak. Acil müdahale ekibinde de görev alacaksınız.”
Başımı salladım.
“Anlaşıldı.”
“Bir de şunu söylemeliyim. Buradaki askerî düzeni zamanla öğrenirsiniz. Ancak görev sırasında iletişim ve disiplin konusunda hassas olmamız gerekiyor.”
Dudaklarımda hafif bir gülümseme oluştu.
“Ben hastamın başına geçtiğimde rütbeye değil, hastanın durumuna bakarım.”
Başhekim birkaç saniye yüzümü inceledi. Ardından gülümsedi.
“Sanırım sizinle anlaşacağız, doktor hanım.”
Keşke her şey bu kadar kolay olsaydı.
Öğleden sonraya doğru hastanedeki odama yerleştim. Masamın üzerine birkaç dosya bıraktım, beyaz önlüğümü giydim ve aynadaki yansımama baktım.
“Nalan Erdem,” diye fısıldadım kendime. “Yeni bir başlangıç.”
Bu sözleri söylerken kendime ne kadar inandığımı bilmiyordum.
Tam odadan çıkacakken koridordan gelen telaşlı sesler dikkatimi çekti.
“Doktor hanım! Acil servise geçmeniz gerekiyor.”
Kapıda genç bir sağlık görevlisi duruyordu.
“Ne oldu?”
“Bir askerî araç birliğe dönüyor. Yaralılarımız var. Acil müdahale ekibi hazırlanıyor.”
Önlüğümün kollarını düzelterek peşinden yürüdüm.
Acil servise ulaştığımda sağlık personeli hazırlık yapıyordu. Birkaç dakika içinde sedyeler getirildi. Yaralı askerlerden biri doğrudan müdahale odasına alınırken diğerinin başında bir hemşire bekliyordu.
“Bu hastayı ameliyathaneye hazırlayın. Diğerinin de tetkikleri hemen yapılsın,” dedim.
Ekip hızla harekete geçti.
Tam ilk hastayla ilgilenmeye başlamıştım ki koridordan sert bir erkek sesi yükseldi.
“Buradaki sorumlu kim?”
Sesin sahibi içeri girdiğinde birkaç kişi aynı anda ona döndü.
Uzun boylu, koyu saçlı, keskin bakışlı bir adamdı. Üzerindeki askerî üniforma kusursuzdu. Yüzündeki ifade ise en ufak bir tartışmaya bile tahammül etmeyeceğini söylüyordu.
Yanında iki asker vardı.
“Benim,” dedim, eldivenlerimi çıkarırken.
Bakışları bana çevrildi.
“Yüzbaşı Alihan Karahan.”
Kısa bir baş selamı verdim.
“Doktor Nalan Erdem.”
“Yaralılarımın durumu hakkında bilgi istiyorum.”
“Bilgileri hazır olduğunda size ileteceğiz. Şu anda müdahale ediyoruz.”
Kaşları hafifçe çatıldı.
“Ne kadar sürecek?”
Ona baktım.
“Bunu şu an söyleyemem.”
“Doktor hanım, benim askerlerimden bahsediyoruz.”
“Benim de hastalarımdan bahsediyoruz, yüzbaşım.”
Aramızda kısa bir sessizlik oldu.
Yanındaki askerlerden biri gözlerini yere indirdi. Sanki birazdan çıkacak tartışmayı önceden tahmin etmiş gibiydi.
Alihan bir adım yaklaştı.
“Burada işlerin nasıl yürüdüğünü biliyor musunuz?”
Sesindeki küçümsemeyi fark etmemek mümkün değildi.
“Üç saat önce göreve başladım. Fakat tıp fakültesini bugün bitirmedim.”
Gözleri gözlerime kilitlendi.
“Ben sizinle tartışmaya gelmedim.”
“Güzel. Çünkü benim de tartışacak vaktim yok.”
Arkamı dönüp hastama yöneldim.
Onun arkamdan ne düşündüğü umurumda değildi.
En azından kendime öyle söylüyordum.
Ameliyattan çıktığımda akşam olmuştu.
Maskemi çıkarıp ellerimi yıkadım. Müdahale ettiğimiz asker şimdilik stabil durumdaydı. Bu, günün en güzel haberiydi.
Koridora çıktığımda Alihan'ı pencerenin yanında telefonla konuşurken gördüm.
“Hayır, komutanım. Ayrıntıları henüz bilmiyorum. Öğrenir öğrenmez rapor edeceğim.”
Beni fark edince konuşmasını sonlandırdı.
“Doktor.”
Başımı ona çevirdim.
“Yüzbaşım?”
“Askerimin durumu?”
“Şimdilik stabil. Takip altında tutulacak.”
Omuzlarındaki gerginlik biraz azaldı.
“Onu görebilir miyim?”
“Birazdan. Önce dinlenmesi gerekiyor.”
Başını salladı.
“Teşekkür ederim.”
Bu kez sesinde sabahki sertlik yoktu.
“Görevim.”
Yanından geçip gitmek üzereydim ki yeniden konuştu.
“Nalan Erdem.”
Durup arkamı döndüm.
“Evet?”
“Burada uzun süre görev yapmayı düşünüyor musunuz?”
Sorunun beklenmedikliği karşısında kaşlarımı çattım.
“Bunun neden önemli olduğunu öğrenebilir miyim?”
“Yeni gelen personelin çalışma düzenine alışması zaman alabiliyor. Bazıları ilk fırsatta tayin istiyor.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Endişelenmeyin, yüzbaşım. Ben başladığım işi yarım bırakmam.”
Bakışlarında anlam veremediğim bir değişiklik oldu.
“Göreceğiz, doktor hanım.”
“Görebilirsiniz.”
Bu defa yanından gerçekten ayrıldım.
Fakat birkaç adım sonra söyledikleri kulağıma geldi.
“Bir de burada herkesin bilmediği şeyler vardır. Geçmişi kurcalamak bazen insanın başına iş açar.”
Olduğum yerde durdum.
Yavaşça arkamı döndüm.
“Bunu bana mı söylüyorsunuz?”
Alihan'ın yüzü ifadesizdi.
“Genel bir tavsiye.”
İçimde bir şey kıpırdadı. Bir an için bu sözün sıradan olmadığını düşündüm. Sanki karşımdaki adam beni tanımıyordu ama benim hakkımda bilmemesi gereken bir şeyden haberdardı.
Yine de belli etmedim.
“Ben de size bir tavsiye vereyim, yüzbaşım.”
Kaşını kaldırdı.
“Dinliyorum.”
“İnsanları tanımadan onlar hakkında karar vermeyin.”
Cevap vermedi.
Ben de arkamı dönüp yürüdüm.
Ama bu kez içimde sabahkinden farklı bir huzursuzluk vardı.
Çünkü Alihan Karahan'ın bakışlarında, sıradan bir yüzbaşının merakından fazlasını görmüştüm.
Gece nöbetim başlamadan önce odama döndüm. Çantamı açıp telefonumu çıkardım. Ekranda cevapsız bir arama görünüyordu.
Numarayı tanıyordum.
Uzun zamandır aramamayı tercih ettiğim biriydi.
Bir süre ekrana baktım. Sonra telefonu sessize aldım.
Geçmiş, ne kadar uzaklaşmaya çalışırsam çalışayım, peşimi bırakmıyordu.
Tam masama oturacakken kapı çalındı.
“Girin.”
İçeri bir hemşire girdi.
“Doktor hanım, yüzbaşı Alihan Karahan sizi komutanlık binasında bekliyormuş. Acil bir konu olduğunu söyledi.”
Şaşırdım.
“Ne konusu?”
“Bilmiyorum. Yalnızca sizi çağırmamı istedi.”
Saatime baktım. Ardından beyaz önlüğümü çıkarıp askılığa astım.
Bir yanlış anlaşılma olmalıydı.
Alihan'ın benimle ne konuşacağı olabilirdi ki?
Koridorlardan geçerek binanın çıkışına yöneldim. Dışarıda hava soğumuş, akşam karanlığı bütün birliğin üzerine çökmüştü.
Komutanlık binasına vardığımda kapının önünde iki nöbetçi vardı.
İçeri girdim.
Alihan masanın arkasında ayakta duruyordu. Önünde açık bir dosya bulunuyordu.
Beni görünce dosyayı kapattı.
“Geldiğiniz için teşekkür ederim.”
“Çağırmışsınız, yüzbaşım. Konu nedir?”
Bir süre yüzüme baktı. Sonra masanın üzerindeki dosyayı bana doğru çevirdi.
“Bugün buraya atandınız. Doğru mu?”
“Evet.”
“Daha önce görev yaptığınız hastanelerin kayıtları incelendi. Bazı bilgiler eksik.”
Kalbim bir anlığına hızlandı.
Yüzümdeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştım.
“Bunu başhekimlikle görüşebilirsiniz.”
“Görüştüm.”
Sustu.
Ben de sustum.
Sonunda dosyayı açtı ve içinden bir belge çıkardı.
“Burada, birkaç yıl önce görev yaptığınız kurumla ilgili bir kayıt var. Fakat devamı bulunmuyor.”
Belgeye bakmadım.
“Bu konuşmanın neden benimle yapıldığını öğrenebilir miyim?”
“Çünkü eksik olan kayıt, daha önce görev yaptığım bir operasyonun raporuyla bağlantılı.”
İçimdeki bütün sesler bir anda sustu.
Operasyon.
O kelimeyi yıllardır duymamış gibi yaşamıştım. Şimdi ise bir yabancının ağzından çıkıp karşıma dikilmişti.
Alihan gözlerini benden ayırmadı.
“Size bir soru soracağım, doktor hanım. Lütfen doğru cevap verin.”
Çenemi kaldırdım.
“Buyurun.”
“Daha önce benimle karşılaştınız mı?”
Sorunun ağırlığı, odadaki sessizliğe karıştı.
Onu ilk kez bugün görmüştüm.
Bunu söylemem gerekiyordu.
Fakat zihnimin en karanlık köşesinde, yıllar öncesinden kalma bir görüntü belirdi. Tozlu bir yol. Uzakta yankılanan sesler. Birinin üniformasında parlayan rütbe işaretleri…
Ve hafızamda silinmeyen bir isim.
Alihan.
Parmaklarımı avucumun içinde sıktım.
“Hayır,” dedim sonunda. “Sizi ilk kez bugün gördüm.”
Alihan bir süre daha bana baktı.
Sanki cevabıma inanıp inanmadığına karar vermeye çalışıyordu.
Sonra dosyayı kapattı.
“Pekâlâ. Şimdilik bu kadar.”
Kapıya yöneldim. Tam çıkacakken sesi yeniden duyuldu.
“Doktor Nalan.”
Durup ona baktım.
“Birliğimizde görev yaptığınız sürece bazı kurallara uymanız gerekecek. Özellikle de güvenliğiniz konusunda.”
Dudaklarımda soğuk bir gülümseme belirdi.
“Kendi güvenliğimi sağlamayı bilirim, yüzbaşım.”
“Umarım.”
Kapıyı açtım.
Tam çıkarken son sözlerini duydum.
“Çünkü geçmişinizin peşinizden buraya kadar geleceğini tahmin ediyorum.”
Elim kapının kolunda kaldı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra yüzümü ona çevirdim.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Alihan cevap vermedi.
Yalnızca masanın üzerindeki dosyaya baktı.
Ve o an anladım.
Bu adamın bilmediğim şeylerden haberi vardı.
Belki de benim yıllardır aradığım cevap, onun elindeki dosyanın içindeydi.
Odadan çıktım. Koridorda yürürken telefonumu çıkardım. Birkaç dakika önce sessize aldığım numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
Mesajı açtım.
“Alihan Karahan'a güvenme. Onun bilmediği bir gerçeği sen biliyorsun. Sakın unutma.”
Ekrana bakakaldım.
Başımı kaldırdığımda koridorun diğer ucunda Alihan duruyordu.
Bana bakıyordu.
İkimiz de konuşmadık.
Ama içimde bir şey, bu karşılaşmanın yalnızca bir başlangıç olduğunu söylüyordu.
Ben buraya yeni bir hayat kurmak için gelmiştim.
O ise karşıma, geçmişimin kapısını açabilecek tek insan olarak çıkmıştı.
Ve henüz ikimiz de bilmiyorduk…
Bir gün aynı gerçeğin peşinde koşarken birbirimizin en büyük düşmanı olacağımızı.
Daha da kötüsü, birbirimizi kaybetmekten korkacağımızı.
Çünkü bazı savaşlar cephede başlamazdı. Bazıları, iki insanın birbirine güvenmemesiyle başlardı.
Bölüm etkileşimi
