1. bölüm · Yitik kırallık
YanlıŞ Seçim
Kılıcımın sesi avluda yankılandı.
Çelik çeliğe değdiğinde çıkan o sert ses içimi sakinleştirir. Sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz tam yükselmemişti. Askerler yarım daire olmuş beni izliyordu.
Karşımdaki muhafız hamle yaptı.
Bir adım geri çekildim, bileğimi çevirip kılıcını savuşturdum ve boynuna dayanacak kadar yaklaştım.
“Yine mi?” dedim nefes nefese.
Adam başını eğdi. “Affedin.”
Gülümsedim ama geri çekilmedim. “Affetmek savaş meydanında işe yaramaz.”
Arkamdan hafif bir alkış sesi geldi.
Laren.
Talim alanının taş basamaklarında duruyordu. Üzerinde açık renk bir elbise vardı ama duruşu en az zırh kadar ağırdı. O burada kılıç tutmazdı. O harita tutardı. Antlaşma imzalardı. Krallığın geleceğini omuzlarında taşırdı.
“Bir gün askerler senden korkmaya başlayacak,” dedi yanıma gelirken.
“Başlasınlar,” dedim omuz silkerek. “En azından düşman da korkar.”
Laren hafifçe gülümsedi. Aramız hep böyleydi. O yumuşak konuşurdu, ben sert cevap verirdim. Ama birbirimizi anlardık.
O kralın kızıydı.
Ben ise kralın kardeşinin kızı.
Taht hiçbir zaman babama ait olmadı. Ama bu, karşı krallığın onu öldürmesine engel olmadı.
Sınırda çıkan bir çatışma dediler.
Ben pusu olduğunu biliyorum.
O günden sonra kılıç benim için bir eğitim aracı değil, bir söz oldu. Babamın mezarına verdiğim söz.
Laren bunu biliyor. O intikam istemiyor. Savaşı bitirmek istiyor. Ben ise savaşın bitmesini değil, doğru şekilde bitmesini istiyorum.
Aramızdaki fark bu.
Öğleden sonra saray yine sakindi. Dışarıdan bakıldığında huzurlu bir krallık gibiydik. Ama sınırdan gelen her haber havayı biraz daha ağırlaştırıyordu.
Karşı krallık bekliyordu.
Biz de bekliyorduk.
Ama kimse ilk hamlenin bu kadar sessiz geleceğini bilmiyordu.
Akşam olduğunda saray her zamanki gibi ışıklarla aydınlandı.
Dışarıdan bakıldığında huzurlu bir krallık gibiydik. Ama ben huzura inanmam. Özellikle savaş zamanında.
Laren çoktan odasına çekilmişti. Amcam meclis salonundaydı. Askerler nöbet değiştiriyordu.
Ben ise uyumadan önce her zamanki turumu atıyordum.
Bu bir görev değildi. Kimse benden istememişti. Ama babamdan kalan bir alışkanlıktı.
“Duvarlara güvenme,” derdi. “Onları koruyanlara güven.”
Koridorlarda yürürken taş zeminde ayak seslerim yankılanıyordu. Nöbetçilere kısa bir baş selamı verdim. Arka geçitlere kadar indim. Orası genelde daha tenha olurdu.
Bir an durdum.
Hava farklıydı.
Rüzgâr yoktu ama meşale alevi titredi.
Elimi refleksle belimdeki hançere götürdüm.
“Kim var orada?” dedim alçak bir sesle.
Cevap gelmedi.
Bir adım daha attım.
Arkamda bir gölge hissettim.
Dönmemle birlikte sert bir darbe bileğime indi. Hançerim yere düştü. İkinci bir kol boynumun altından dolandı. Ağzıma bastırılan bezin kokusu keskin ve ağırdı.
Direndim.
Direnmek refleks değil, alışkanlıktı benim için.
Dirseğimi geriye savurdum. Birine isabet etti. Boğuk bir inleme duydum. Ama sayıları fazlaydı.
Bir diz darbesiyle dengemi kaybettim.
Yere düşmedim.
Taşınmadan önce son gördüğüm şey karanlığın içindeki siyah pelerinlerdi.
Hiç çığlık atmadım.
Çünkü korkmadım.
Bilincim yavaşça kayarken tek bir düşünce vardı aklımda:
Karşı krallık…
Sonra her şey karardı.
Uyandığımda ellerim bağlıydı.
Taş bir zemin soğuktu. Bulunduğum yer saraya benzemiyordu. Hava daha sertti. Daha yabancı.
Başımı kaldırdım.
Karşımda biri duruyordu.
Diğer askerler gibi aceleci değildi. Sessizdi. Sadece beni inceliyordu.
Bakışları dikkatliydi. Hesaplayıcıydı.
“Prenses,” dedi arkasındaki askerlerden biri.
Adam sustu.
Bana biraz daha yaklaştı.
Yüzümdeki ifadeyi, duruşumu, gözlerimi inceledi.
Sonra sakin bir sesle konuştu:
“Bu kız prenses değil.”
Gözlerimiz ilk kez tam anlamıyla kilitlendi.
Adını duymuştum.
Darly.
Ve o an anladım…
Savaş artık sadece sınırda değildi.
Karşı krallığın oğluydu karakteri bi okadarda baskın ve sert olan oğluydu tek ugraş alanı eğitimdi kılıç ve okçulukdu bu konularda eğitim verir halkının bu konularda eğitimli olmasını isterdi ,özelliklede karşı krallığa.
yüzünde anlaşılmaz bi tavır vardı burda beni değilde Lareni bekliyordu ama karşısında ben vardım.
"beklemiyordun değil mi ?" , diye sordum.
"prenses yerine onun yetim kuzenini kaçırdınız yani daha doğrusu öldürdüğünüz adamın kızını"
sanki birşey diyecek gibi oldu ama vazgecti , ağzından çıkan tek söz "kızı üst kata götürün "
askerler tarafınan kaldırılıp ,götürüldüm.
...
Kapı açıldığında gözlerimi ikisinden de ayırmadım.
Matheoy'u ilk anda tanıdım. Yara izleri, kaba duruşu…
Arkasındaki sessiz adam ise ondan çok daha tehlikeliydi.
Darly.
Mat beni tepeden tırnağa süzdü.
“Bu mu bütün krallığın konuştuğu kız?”
“Evet,” dedim. “Ve sen de Matheo olmalısın.”
Alaycı bir gülümseme dudaklarımda belirdi.
“Beklediğimden daha öfkelisin.”
Matheo dişlerini sıktı.
Darly ise konuşmadı. Sadece izledi.
“Emir ver,” dedi Mat, Darly’ye dönerek. “Şimdi bitireyim.”
Darly’nin sesi sakin ama kesindi.
“Hayır.”
O an bu konuda sözünün geçtiği belliydi.
Gözlerimi Darly’ye çevirdim.
“Beni buraya intikam için getirdiğinizi sanıyorsanız,” dedim,
“yanılıyorsunuz.”
Darly kaşlarını hafifçe çattı.
“Baban—” diye başladı.
Sözünü kestim.
“Babamı hep konuşuyorsunuz,” dedim soğukça.
“Sanki bu savaş tek taraflıymış gibi.”
Bir adım attım.
“Unutuyorsunuz.”
İkisine de baktım.
Özellikle Matheo.
“Biz de sizin annenizi öldürmüştük.”
O an hava değişti.
Mat’ın eli kılıcına gitti.
Nefesi sertleşti.
“Ne dedin sen?”
Darly elini kaldırdı.
Ama bu kez tereddüt vardı.
“Şimdi anlıyorsun,” dedim. “Bu bir intikam hikâyesi değil. Bu… karşılıklı bir yıkım.”
Sessizlik ağırlaştı.
Mat öfkeydi.
Darly düşünüyordu.
Ve ben, tam ortalarındaydım.
Böylece cümle ilk sahnenin içinde, tok ve sarsıcı duruyor.Matheo'nun elindeki kılıç yarıya kadar çekildi.
Metal sesi taş duvarlarda yankılandı.
“Bir adım daha at,” dedi dişlerinin arasından, “yemin ederim—”
“Mat.”
Darly’nin sesi bu kez sertti. Emir gibi değil, uyarı gibiydi.
Mat durmadı. Bana baktı.
Gözlerinde sadece öfke vardı.
“Annemin adını bir daha ağzına alma.”
Gülümsedim. Bu bir zafer gülümsemesi değildi.
Soğuktu.
“Almam gerekmiyor,” dedim.
“Zaten yaptıklarımızı değiştirmiyor.”
Mat üzerime yürüdü. Aramızda bir adım kaldı.
“Senin kanınla öderim.”
Kımıldamadım.
“Öde,” dedim.
“Ama önce şunu bil: beni öldürürsen bu savaş bitmez. Sadece şekil değiştirir.”
O an Darly aramıza girdi.
“Yeter,” dedi Mat’e.
“Bu onun istediği.”
Mat ona döndü.
“Sen ne zaman bu kadar yumuşadın?”
Darly’nin çenesi gerildi.
“Yumuşamadım,” dedi.
“Akıllıyım.”
Sonra bana baktı.
İlk kez gözlerinde açık bir karar vardı.
“Onu hücresine götürün,” dedi.
“Yalnız.”
Matheo itiraz etmek istedi ama sustu.
Emri almıştı.
Beni götürürlerken arkamdan Darly’nin sesini duydum.
“Bu kız bir silah değil,” dedi Matheo.
“Bu kız… bir kıvılcım.”
Kapı kapandığında karanlıkta kaldım.
Ama yalnız değildim.
İntikam, benimleydi.
