4. bölüm / 4
Yin ve Yang3.Bölüm:Yeniden Doğuş
Bölümler 4Şu an: 3.Bölüm:Yeniden Doğuş
- 1 Giriş163 kelime
- 2 1.Bölüm:Farkında Olmak4.259 kelime
- 3 2.Bölüm:Peşindeki Ruh3.529 kelime
- 4 3.Bölüm:Yeniden Doğuş5.864 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Siyah içinde renkleri ve duyguları taşırdı.
Hayır sil.
Siyah renk sayılmazdı, diğer tüm renkler ondan uzak dururdu ama o dünyanın ağırlığını omuzlarında taşısa bile birşey demezdi,duygusuzluğu onun maskesiydi.
Kimse maskenin ardında ne olduğunu bilmiyordu, belki de bilmek istemiyordu çünkü bazı insanlar sessizlikleriyle bile mesafe koyardı.
Ben de öyleydim.
Yaklaşanı kendimden uzaklaştırır,sorulan soruları cevapsız bırakırdım.Canım yansa bile belli etmezdim,korksam bile geri adım atmazdım çünkü zayıflığımı gösterdiğim an, karşımdaki kişinin elinde benden bir parça bırakacağını biliyordum.
Bu yüzden hissetmemeyi seçmiştim.
ya da en azından öyle görünmeyi.
İnsanlar benim soğuk olduğunu düşünüyordu.Kimse,geceleri sessizlik çöktüğünde zihnimde kaç düşüncenin birbirine çarptığını bilmiyordu, belki de en büyük yanılgıları buydu.
Beni duygusuz sanıyorlardı.
Oysa bazı insanlar çok fazla hissederdi.
Sadece bunu göstermekten çoktan vazgeçmiş olanlar vardır.
Bende onlardan biriyim.
Belki de bu yüzden sessizliği seviyordum. Sessizlikte kimse bana bir şey sormuyordu, kimse iyi olup olmadığımı merak etmiyordu çünkü insanların sorduğu o basit soruların altında ne kadar çok şey saklı olduğunu biliyordum. "İyi misin?" dediklerinde verebileceğim tek bir cevap vardı ama onu söylemek istemiyordum. İyi değildim. Uzun zamandır iyi değildim ama bunu kabul etmek, yıllardır kendime ördüğüm duvarların yıkılmasına izin vermek gibi geliyordu. Ben ise o duvarları yıkmak için değil, ayakta kalabilmek için örmüştüm.
Geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyordum ama bazen insan bildiği şeyleri kabul etmekte zorlanıyordu. Ben de geçmişimi unutmaya çalışmak yerine onunla yaşamayı öğrenmiştim. Her sabah uyandığımda hiçbir şey olmamış gibi davranıyor, gün boyunca normalmişim gibi konuşuyor ve geceleri herkes sustuğunda zihnimin içindeki düşüncelerle baş başa kalıyordum. O saatlerde kendime ne kadar güçlü olduğumu söylemenin hiçbir anlamı kalmıyordu çünkü insan kendisinden bile saklanamıyordu. Dayan. diyordum kendime, her zamanki gibi. Biraz daha dayan, sonra geçecek. Ama geçmiyordu.
Bazı şeyler gerçekten geçmiyordu, sadece insan onların acısını taşımaya alışıyordu. Ben de alıştığımı sanıyordum. Belki de en büyük yanılgım buydu çünkü hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkan bir bakış, duyduğum bir kelime veya geçmişten kalan küçücük bir an bile bütün dengemi bozabiliyordu. O anlarda yine aynı şeyi yapıyordum, yüzümü ifadesiz tutuyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum çünkü insanların gözlerimin içine bakıp içimde ne olduğunu anlamasından korkuyordum. Zayıf görünmek istemiyordum. Birinin bana acımasını hiç istemiyordum.
Çünkü ben acınacak biri değildim.
En azından kendime bunu söyleyip duruyordum.
Belki de duygusuz değildim, sadece duygularımı göstermekten korkuyordum. Birini önemsemekten, bağlanmaktan, kaybetmekten ve yeniden aynı boşluğun içinde kalmaktan korkuyordum. Bu yüzden insanları kendimden uzak tutuyordum. Bana yaklaşan biri olduğunda önce mesafemi koyuyor, fazla soru sorduğunda konuyu değiştiriyor ve beni gerçekten tanımaya çalıştığında geri çekiliyordum. Çünkü biri beni gerçekten tanırsa, sakladığım her şeyi de göreceğini biliyordum.
Ben ise görülmek istemiyordum.
Kimsenin maskemin ardındaki kişiyi görmesine izin vermiyordum.
Çünkü o kişi, insanların sandığı kadar güçlü değildi.
O kişi bazen kendi düşüncelerinden bile kaçıyordu. Ne kadar güçlü görünmeye çalışsam da bazı geceler yatağımda tavana bakıp geçmişte yaptığım seçimleri düşünüyordum ve her seferinde aynı sorular aklıma geliyordu. Başka bir şey yapabilir miydim? Daha erken fark edebilir miydim? Bir şeyleri değiştirebilir miydim? Cevaplarını hiçbir zaman bulamadığım sorulardı bunlar ama yine de sormaktan vazgeçmiyordum. Belki de insanın kendine en büyük cezası, cevabını bilmediği sorularla yıllarca yaşamasıydı.
Bazen kendime kızıyordum, bazen geçmişe, bazen de hiçbir suçu olmayan insanlara karşı bile mesafeli davranıyordum. Sonra bunun farkına vardığımda kendimden daha çok nefret ediyordum çünkü istemediğim birine dönüşmeye başladığımı hissediyordum. Sen böyle biri değilsin. diyordum içimden ama hemen ardından başka bir düşünce beliriyordu. Peki nasılsın Derin? İşte o soruya verecek bir cevabım yoktu. Kim olduğumu bildiğimi sanıyordum ama zaman geçtikçe kendimi tanımakta bile zorlanıyordum.
Belki de yıllardır taktığım o maskeyi yüzümden çıkarmaktan korkuyordum. Çünkü maskeyi çıkardığımda geriye ne kalacağını bilmiyordum. Güçlü Derin'in, soğuk Derin'in, hiçbir şey umurunda değilmiş gibi davranan Derin'in arkasında gerçekten kim vardı? Bilmiyordum. Belki de bilmek istemiyordum. Çünkü bazı gerçeklerle yüzleşmek, onları saklamaktan çok daha zordu.
Bu yüzden susmaya devam ettim. İnsanlar beni tanıdıklarını düşündüler, hakkımda fikirler yürüttüler, ne hissettiğimi kendi kafalarında tamamladılar ve ben hiçbirini düzeltmedim. Bıraktım, istedikleri kişiyi görsünler. Soğuk desinler, duygusuz desinler, ulaşılmaz desinler. Umurumda değilmiş gibi davrandım. Çünkü insanların yanlış anlaması, beni doğru anlayıp sonra terk etmelerinden daha kolaydı.
Kimseye ihtiyacım yok.
Bunu kendime defalarca söyledim.
Ama insan bazı cümleleri ne kadar tekrar ederse etsin, onların yalan olduğunu en iyi kendi kalbi biliyordu.
Gözlerimi açtığımda odanın içine sızan sabah ışığı doğrudan yüzüme vuruyordu. Birkaç saniye tavana bakıp nerede olduğumu anlamaya çalıştım, sonra bugün olduğunu hatırladım. Ring günü. Saat daha erkendi ama içimdeki huzursuzluk çoktan uyanmıştı. Bugün saat dörtte yeraltındaki dövüşe girecektim ve dün Doruk'la yaptığımız antrenmanın bütün yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi. Kollarımı hareket ettirdiğimde kaslarımda hafif bir ağrı hissettim ve istemsizce yüzümü buruşturdum.
Bugün gerçekten olacak.
Dün sadece antrenmandı, bugün ise geri dönüşü olmayan bir adım atacaktım. Ne kadar sakin görünmeye çalışsam da bunu düşünmek bile kalbimin daha hızlı atmasına yetiyordu. Yatağın kenarına oturup ellerime baktım, sonra derin bir nefes aldım. Korkuyor muydum? Belki. Ama korktuğumu kendime bile söylemek istemiyordum. Çünkü korktuğumu kabul edersem, bunun beni durdurmasına izin verecekmişim gibi hissediyordum.
Saat dörde daha vardı.
Ama benim için dövüş çoktan başlamıştı.
Aklımda dün Doruk'la yaptığımız antrenman dönüp duruyordu. Attığı her hamleyi, bana söylediği her şeyi, yaptığım hataları tek tek hatırlamaya çalışıyordum. Gardını düşürme. Dün bunu kaç kere söylediğini bile hatırlamıyordum.
"Gardımı düşünmeyeceğim,korktuğumu belli etmeyeceğim."
Bunu kendi kendime söyleyince odadaki sessizlik tekrar üzerime çöktü. Saat dörtte orada olacaktım. İnsanların gözlerinin önünde, kendimi kanıtlamam gereken bir ringin içinde. Ne kadar hazırlıklı olduğumu bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı.
Bugün geri adım atmayacaktım.
Ne olursa olsun.
Çünkü bu dövüş sadece ringde kazanmakla ilgili değildi.
İzgi'yi, hayatımın anlamını o cehennemden çekip çıkarmaktı.
Yataktan kalkıp perdeleri biraz daha açtım. Odanın içine dolan ışık gözlerimi kısarak geri çekilmeme neden oldu ama birkaç saniye sonra alıştım. Telefonumu komodinin üzerinden aldığımda saat henüz erkendi. Dörde daha saatler vardı ama içimde sanki zaman çoktan hızlanmıştı. Bugün ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın sakin kalacağımı düşünüyordum ama daha sabahın ilk dakikalarında bile zihnim aynı yere dönüp duruyordu. Ring, Doruk, dün yaptığımız antrenman ve en önemlisi İzgi. Onu oradan çıkarmak için bunu yapıyordum ve ne kadar tehlikeli olduğunu bilsem de artık geri dönemezdim.
Telefonun ekranına birkaç saniye baktım. Herhangi bir mesaj yoktu. Belki de bu iyi bir şeydi. Bugün kimseyle konuşmak istemiyordum. Özellikle de bana "Dikkatli ol." ya da "Korkuyor musun?" gibi sorular sorulmasını istemiyordum. Çünkü ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Korkuyordum. Bunu inkâr etmenin hiçbir anlamı yoktu. Ama korkmak geri çekileceğim anlamına gelmiyordu. Aksine, korktuğumu bilerek oraya çıkacaktım. Korkabilirsin Derin, sadece korkunun seni yönetmesine izin verme. İçimden bunu geçirirken yataktan tamamen kalktım ve aynanın karşısına geçtim.
Aynadaki yüzüme baktım. Her zamanki ifadesiz yüzüm oradaydı ama gözlerimdeki gerginliği saklamak daha zordu. Birkaç saniye kendime baktıktan sonra istemsizce kaşlarımı çattım. Bugün güçlü görünmek zorundasın. Sonra kendi düşünceme bile karşı çıktım. Hayır, güçlü görünmek zorunda değilsin. Güçlü olmak zorundasın. Aradaki fark küçüktü ama benim için önemliydi. Çünkü bugüne kadar çoğu zaman sadece güçlü görünmüştüm. İnsanların görmesini istediğim Derin'i göstermiştim. Bugün ise gerçekten ne kadar dayanabileceğimi öğrenmek zorundaydım.
Üzerimi değiştirip saçlarımı toparladıktan sonra mutfağa geçtim. Ev sessizdi. Bu sessizlik hoşuma gidiyordu ama bugün normalden daha ağır geliyordu. Bir şeyler yemeye çalıştım fakat birkaç lokmadan sonra bıraktım. Midem düğümlenmiş gibiydi. Bardağımdaki suya bakarken aklıma dün Doruk'la yaptığımız antrenman geldi. İlk başta hareketlerimi fazla kontrol ettiğimi söylemişti. Sonra gardımı birkaç kez düşürdüğümü fark etmişti. Her seferinde uyarmıştı ama ben inat edip devam etmiştim. Bugün aynısını yapmayacağım. Bardağı masaya bırakırken bunu kendime bir kez daha hatırlattım. Ne olursa olsun gardını düşürmeyeceksin.
Saat ilerledikçe içimdeki huzursuzluk da büyüyordu. Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordum ama zihnimde aynı düşünce dönüp duruyordu. Saat dört. Saat dört. Saat dört. Sanki bunu düşündükçe zaman daha hızlı ilerliyordu. Bir ara saate bakmamaya karar verdim ama birkaç dakika sonra yine dayanamayarak telefonumu elime aldım. Henüz öğlen bile olmamıştı.
"Harika," diye mırıldandım kendi kendime.
Daha saatler vardı.
Ve ben şimdiden kendi içimdeki duyguları aklıyordum.
Telefonu komodinin üzerine bırakıp yataktan kalktım. Bugün ne giyeceğimi çoktan düşünmüştüm ama yine de dolabın karşısında birkaç dakika öylece durdum. Siyah eşofmanımı ve üzerime oturan sade bir tişörtü aldım, fazla dikkat çekmek istemiyordum. Bugün insanların beni hatırlamasına gerek yoktu, ringe çıktığımda sadece kazanmayı düşünmem yeterliydi. Üzerimi değiştirirken aynadaki yansımama kısa bir bakış attım, yüzüm her zamanki gibi ifadesizdi ama gözlerimdeki gerginliği kendim bile fark edebiliyordum. Sakin ol. İçimden bunu söyledim. Daha saatler var. Ama saatler geçmek bilmiyordu.
Saçlarımı toparlayıp aynanın karşısında birkaç saniye daha durdum. Ellerimi birbirine geçirip derin bir nefes aldım. Dün Doruk'la yaptığımız antrenman aklıma geldi, söylediği her şeyi tekrar düşünmeye başladım. Gardımı düşürmememi, rakibin hareketlerini izlememi ve gereksiz hamleler yapmamamı söylemişti. O an söyledikleri basit gelmişti ama şimdi her cümlesinin ne kadar önemli olduğunu anlıyordum. Gardını düşürme Derin. Bunu kendi kendime tekrar ettim. Ne olursa olsun. Sonra gözlerimi aynadaki kendi gözlerimden ayırdım. Korktuğumu biliyordum ama bunu yüzüme yansıtmayacaktım. Kimse benim ne hissettiğimi bilmeyecekti.
Odadan çıkıp mutfağa geçtiğimde ev hâlâ sessizdi. Saat daha erkendi. Bir şeyler hazırlayıp masaya oturdum ama iştahım yoktu. Birkaç lokma aldıktan sonra çatalı tabağın kenarına bıraktım ve telefonumu elime aldım. Saatin ilerlemesini bekliyordum ama her baktığımda sanki aynı yerde kalmıştı. Saat kaç oldu? Ekrana baktım. Daha çok vardı. Telefonu tekrar masaya bıraktım. Birkaç dakika sonra yeniden aldım. Yine baktım. Yine aynı şey. İçimden derin bir nefes verdim. Bugün zaman benimle dalga geçiyordu sanki.
Öğlene doğru odama geri döndüm. Bir süre yatağın üzerinde oturup tavana baktım. Aklıma İzgi geldi. Gözlerimi kapattığımda yüzü gözümün önüne geliyordu. Onu oradan çıkarmam gerekiyordu. Ne kadar korkarsam korkayım, ne kadar hazırlıksız hissedersem hissedeyim bunu yapmak zorundaydım. İzgi için. Bu iki kelimeyi içimden geçirince göğsümdeki sıkışıklık biraz olsun azaldı. Başka biri için olsaydı belki bu kadar ileri gitmezdim. Ama konu İzgi olduğunda düşünmeden hareket edebiliyordum. Onun için korkumu bile susturabilirdim.
Saat yavaş yavaş ilerledi. Öğleden sonra olmuştu ama dört hâlâ uzaktaydı. Zaman geçsin diye odada birkaç kez dolaştım, sonra tekrar yatağa oturdum. Telefonumu elime alıp mesajlara baktım ama hiçbir şey yoktu. Bir süre ekrana boş boş baktıktan sonra telefonu tekrar bıraktım. Emir ne zaman yazacak? diye düşündüm ama hemen ardından kendi kendime kızdım. Bekleme. Beklememeye çalıştıkça daha çok bekliyordum.
Saat üçe yaklaştığında artık yerimde duramıyordum. Tekrar ayağa kalkıp üzerimi kontrol ettim, saçlarımı düzelttim ve aynaya baktım. Her şey hazırdı. Ben hariç.
Telefonum bir anda titredi.
Elimi uzatıp ekranı açtım.
Emir'den mesaj gelmişti.
"Hazır ol, birazdan çıkıyoruz. Ve lütfen bugün beni dövüşten önce öldürme."
Mesaja birkaç saniye baktım. Dudaklarımın kenarı istemsizce hafifçe kıvrıldı.
Ben de kısa bir cevap yazdım.
"Şansını deneme."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu cebime koydum. Saat artık dörde çok yakındı.
Ve bu kez zamanın geçmesini istemiyordum.
Saat üçü geçtiğinde evin içindeki sessizlik artık huzur vermek yerine üzerime çöken bir ağırlık gibi gelmeye başlamıştı. Dakikalar ilerlemiyor gibiydi, saat duvardaki yerinde durmuş ve sadece tik tak sesleriyle sinirlerimi daha da bozmak için çalışıyor gibiydi. Telefonumu elime aldım, ekrana baktım. 15:07. Birkaç dakika sonra tekrar baktım. 15:11. Kaşlarımı çatıp telefonu yatağın üzerine bıraktım. Bu kadar yavaş ilerlemek zorunda mısın? İçimden bunu geçirirken ayağa kalkıp odada dolaşmaya başladım. Birkaç adım atıyor, sonra duruyor, pencerenin önüne geçip dışarı bakıyor ve tekrar geri dönüyordum. Ne yaptığımın farkında bile değildim. Sadece bekliyordum.
Saat 15:23 olduğunda ellerimi birbirine kenetleyip derin bir nefes aldım. Kalbimin atışlarını artık daha net hissediyordum. Korku değildi sadece, beklemenin verdiği o garip gerginlikti. Bir şey olacak ve ben onun olmasını bekliyordum. En kötüsü de ne zaman olacağını biliyor olmamdı. Saat dört. Sadece kırk dakika vardı. Kırk dakika sonra orada olacaksın. Bu düşünce zihnimde yankılandı. İnsanların arasında, ringin içinde. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. Geri dönmek için hâlâ zamanın var. Bu düşünce aklıma geldiğinde hemen bastırdım. Hayır. Geri dönmeyecektim. İzgi oradayken geri dönemezdim.
Telefonumu tekrar elime aldım. Mesaj yoktu. Emir'den hâlâ ses çıkmıyordu. Ekrana bakarken parmağım istemsizce mesajlar kısmına gitti ama sonra vazgeçtim. Ona yazmayacaktım. Neredesin? diye sormak istemiyordum. Çünkü bunu yazarsam beklediğimi belli etmiş olacaktım. Ben kimseyi bekleyen biri değildim. En azından öyle görünmeliydim. Telefonu tekrar masaya bıraktım ama bu sefer gözlerimi üzerinden ayıramadım. Sanki ekrana bakarsam mesaj daha çabuk gelecekmiş gibi.
15:34.
İçimdeki huzursuzluk gittikçe büyüyordu. Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim. Yüzüme baktım. Sakin görünüyordum. En azından dışarıdan. Gözlerimin içine baktığımda ise durum farklıydı. Kendine gel. dedim içimden. Daha başlamadı bile. Ama zihnim çoktan en kötü ihtimalleri düşünmeye başlamıştı. Ya işler planladığımız gibi gitmezse? Ya İzgi'yi çıkaramazsak? Ya ben... Düşüncenin devamını getirmedim. Bazı ihtimalleri yüksek sesle düşünmek bile onları gerçek yapacakmış gibi geliyordu.
15:41.
Telefonum bir anda titredi.
Elim refleksle telefona gitti. Ekranda yine Emir'in adı vardı.
"Kapıya çıkmana daha ne kadar var? Yoksa hazırlanırken yaşlandın mı?"
Mesajı okudum ve birkaç saniye hiçbir şey yazmadan ekrana baktım. İçimdeki gerginliğin arasından istemsizce küçük bir gülümseme geçti. Emir'in bunu özellikle yaptığını biliyordum. Beni oyalamaya, düşüncelerimi başka yere çekmeye çalışıyordu.
"Beş dakika içinde kapıdayım."
Gönderdikten sonra telefonumu cebime koydum. Birkaç saniye olduğum yerde durdum ve derin bir nefes aldım. Son kez aynaya baktım. Yüzümdeki ifadeyi kontrol ettim.
Hazırsın.
Değildim.
Ama bunu kimsenin bilmesine gerek yoktu.
Saat 15:47 olmuştu.
Kapıya doğru yürürken kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Elimi kapının koluna uzattım ama hemen açmadım. Birkaç saniye öylece bekledim. İçimdeki bütün sesler aynı anda konuşmaya başlamıştı.
Gitme.
Git.
İzgi'yi düşün.
Gözlerimi kapattım.
Son düşünce diğerlerinin hepsini susturdu.
Elimi kapı kolundan çekmedim.
Bu kez geri dönüş yoktu.
______________________________________
Ringden inerken Emir kalabalığın arasından bana doğru geldi. Yüzündeki sırıtış bu kez biraz daha silikti. Gözleri üzerimde dolaşırken kaşımın kenarındaki yaraya, kolumdaki morluklara ve hareket ederken belli etmemeye çalıştığım ağrıya baktı. "İyi misin?" diye sordu. Ona cevap vermeden önce birkaç saniye nefesimi toparlamaya çalıştım. Yedi dövüşün ardından vücudumun artık dinlenmek istediğini hissedebiliyordum ama dinlenmek için burada değildim. Başımı kaldırıp ringe baktığımda kalabalığın yeniden hareketlendiğini gördüm. İnsanlar kenara çekiliyor, ringin etrafındaki boşluk biraz daha genişliyordu.
"Final," dedim.
Emir'in yüzündeki ifade devam etti, ayaz muhtemelen diğer aileler ile birlikteydi.
Emir birkaç saniye sustu. Sonra alçak sesle, "Peki rakip kim?" diye sordu. Cevap vermedim. Çünkü ben de bilmiyordum. Birkaç saniye sonra iki kişi ringe çıktı. İkisini gördüğüm anda içimdeki bütün yorgunluk bir anlığına arka plana çekildi. Karşımdaki iki kişi birbirinden farklıydı. Biri daha iri ve ağır hareket ediyordu, diğeri ise daha çevik görünüyordu. İkisi de beni baştan aşağı süzdü. Üzerimdeki yaraları, hareketlerimi, nefes alışımı fark etmeye çalışıyorlardı. Onların da benim hakkımda bilgi toplamaya çalıştığını anlayabiliyordum.
Emir yanıma döndü. "İki kişi mi?"
"Evet."
"Finalde iki kişiyle mi dövüşeceksin?"
"Öyle görünüyor."
"Bu hiç adil değil."
"Burada adalet arıyorsan yanlış yere gelmişsin."
Emir cevap vermedi. Ben ise ringe doğru ilerledim. Her adımda vücudumdaki ağrıyı daha fazla hissediyordum. Kaburgalarım sızlıyor, kolumu hareket ettirdiğimde önceki dövüşlerden kalan ağrılar kendini hatırlatıyordu. Ama bunların hiçbirini yüzüme yansıtmadım. Ringin içine çıktığımda kalabalığın sesi yeniden yükseldi. İnsanlar bağırıyor, birbirlerine bir şeyler söylüyor, bahislerden konuşuyordu. Ben ise yalnızca karşımdaki iki kişiye bakıyordum.
Burada kural yoktu.
Hakem yoktu.
Dövüşün başlamasını söyleyecek kimse de yoktu.
İki taraf da hazır olduğunda her şey kendiliğinden başlıyordu.
Gardımı kaldırdım.
İkisi de birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdamadı. Sanki hangimizin ilk hareketi yapacağını bekliyorlardı. Ben de bekledim. Acele edersem kaybedebilirdim. Yedi dövüş boyunca öğrendiğim en önemli şey buydu. Rakibin senden daha güçlü olabilir, daha hızlı olabilir ama onu okumayı başarırsan her zaman bir açık bulabilirsin.
İlk hareket soldaki adamdan geldi. Üzerime doğru ilerlediğinde geri çekildim ve aynı anda diğerinin de hareket ettiğini gördüm. İkisi birlikte üzerime geliyordu. Aralarında kalmamam gerektiğini anladığım anda yana çıktım. Birkaç saniyeliğine birbirlerinin hareketini engellediler. Bu bana küçük bir boşluk verdi ama değerlendiremeden diğer adam tekrar üzerime geldi. Hamlesinden sıyrıldım, birkaç adım geri çekildim ve nefesimi toparlamaya çalıştım. Daha ilk dakikada bile vücudumun sınırına yaklaşmaya başladığını hissediyordum.
Bir kez daha üzerime geldiler.
Bu kez daha hızlıydılar.
Biri dikkatimi üzerine çekerken diğeri açık bulmaya çalışıyordu. Gözlerimi ikisinden de ayırmamaya çalıştım ama yorgunluk hareketlerimi yavaşlatıyordu. Bir anlığına dikkatim dağıldı. O küçücük an bile yetti. Rakiplerden biri bana ulaştı ve darbenin etkisiyle birkaç adım geriye çekildim. Yan tarafımdaki ağrı bir anda arttı. Nefesimi içime çektim ama ses çıkarmadım.
Canım yanıyordu.
Hem de düşündüğümden daha fazla.
Ama karşımdakilerin bunu görmesine izin veremezdim.
Başımı kaldırıp onlara baktım.
İkisi de hâlâ üzerime gelmeye hazırlanıyordu.
Tamam.
Demek böyle oynayacaktık.
Bir adım attım ve tekrar gardımı aldım. Bu kez beklemek yerine hareketlerini takip etmeye başladım. Biri yaklaştığında geri çekiliyor, diğeri geldiğinde yön değiştiriyordum. Onları aynı çizgide tutmamaya çalışıyordum. Birkaç kez aralarındaki mesafeyi açmayı başardım ama her seferinde yeniden üzerime geldiler. Zaman geçtikçe nefesim ağırlaşmaya başladı. Alnımdan süzülen teri fark ediyordum ama silmedim. Ellerim hâlâ havadaydı.
Gardımı düşürmeyecektim.
Ne kadar yorulursam yorulayım.
Çünkü İzgi hâlâ oradaydı.
Gözlerimi bir an kapattım.
Onu düşün.
Sadece onu.
Sonra yeniden açtım.
Karşımda duran iki kişiye baktım.
Ve bu kez ilk hareketi ben yaptım
İkisi de birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdamadı. Ben de gardımı indirmeden onları izledim. Nefes alışlarım ağırlaşmıştı ve vücudum artık önceki dövüşlerdeki kadar hızlı tepki vermiyordu. Tam kendimi toparlamaya çalışırken ikisi birden hareket etti. Birinin doğrudan üzerime geldiğini, diğerinin ise yan taraftan yaklaşarak kaçabileceğim alanı kapattığını fark ettim. Geri çekilmek istedim ama arkamdaki boşluk çoktan kapanmıştı. Birkaç saniye içinde kendimi ikisinin arasında buldum. İlk hamleden sıyrılmaya çalışırken diğerinin saldırısı geldi. Dengemi kaybedip yana doğru savruldum. Ayağım ringin zeminine tam basmadı ve yere düşmemek için son anda kendimi toparladım. Ama toparlanmamla birlikte diğerinin hamlesi geldi ve bu kez kaçamadım. Darbenin etkisiyle birkaç adım geriye sürüklendim.
Nefesim kesildi.
Bir elim istemsizce yan tarafıma gitti. Acı yüzünden birkaç saniye hareket edemedim. Karşımda duran ikisi de bunu fark etmişti. Biri üzerime yeniden gelmek için hazırlanırken diğeri de arkasından ilerledi. Beni bitirebileceklerini düşünüyorlardı. Belki de haklıydılar. Yedi dövüşün yorgunluğu artık bütün vücuduma çökmüştü. Bacaklarım ağırlaşıyor, nefes almak zorlaşıyor, her hareketimde daha önce aldığım darbeler kendini hatırlatıyordu. Ama gözlerimi onlardan ayırmadım. Korkuyordum. Bunu inkâr etmeyecektim. Fakat korkmakla geri çekilmek aynı şey değildi.
Bir adım attım.
Sonra bir tane daha.
İkisi de yeniden üzerime geldi. Bu kez hareketlerini beklemek yerine yönümü değiştirdim. Birinin yanından geçmeye çalışırken diğeri önümde belirdi. Son anda durup geriye çekildim ama ayağım takıldı. Dengesiz bir şekilde yere doğru savruldum. Elimi zemine koyarak düşüşümü engelledim. Daha doğrulmadan biri üzerime geldi. Kendimi yana atarak hamlesinden kurtuldum ama kolum ringin kenarına çarptı. Acıyla yüzümü buruşturduğumu fark ettiğim anda hemen ifademi düzelttim. Onlara zayıf olduğumu gösteremezdim. Yeniden ayağa kalktım ve birkaç saniye boyunca sadece nefes aldım.
İçimde tek bir düşünce vardı.
İzgi.
Gözlerimi kapatmadım.
Onu oradan çıkaracaktım.
Bu yüzden ayağa kalkmaya devam edecektim.
Karşımdaki iki kişi yeniden birbirlerine baktı. Aynı anda üzerime geleceklerini anladığımda bu kez beklemedim. Aralarından geçmek için yön değiştirdim. Biri bana yetişmeye çalışırken diğerinin önüne geçti. İkisi yeniden birbirlerinin hareketini bozdu. Ben de o küçücük boşluğu kullandım. Birine doğru ilerleyip onu geri çekilmeye zorladım, sonra diğerinden uzaklaştım. Nefesim hâlâ düzensizdi ama artık ikisini aynı anda üzerime almıyordum.
Bir süre sonra iri olan tekrar hamle yaptı.
Bu kez hazırdım.
Yana çekildim.
Tam arkamdaki diğer rakibin hareketini gördüğüm anda yönümü değiştirdim ve son anda saldırısından kurtuldum. İkisi de birkaç saniyeliğine dengesini kaybetti.
Ben ise durmadım.
Çünkü artık biliyordum.
Onlar birlikte hareket ettiği sürece benim en büyük avantajım sabrımdı.
Ve ben bu dövüşün bitmesini beklemek yerine, onların hata yapmasını bekleyecektim.
Ne kadar yorulmuş olursam olayım.
Ne kadar canım yanarsa yansın.
Gardımı düşürmeyecektim.
İkisi de birkaç saniyeliğine dengesini kaybetti. O küçücük an, bütün dövüş boyunca beklediğim açıklığın kendisiydi. Daha fazla düşünmeden öne doğru atıldım. Önce iri olanın hareketini takip ettim, üzerime doğru geldiğinde son anda yana çekilerek hamlesini boşa çıkardım ve aramızdaki mesafeyi açtım. Fakat arkamdan gelen hareketi fark ettiğim anda yönümü değiştirmek zorunda kaldım. Diğer rakip çoktan arkamdan dolaşmıştı. Kendimi onun saldırısından kurtarmak için eğildim ve birkaç adım yana savruldum. Ayaklarımın altında zeminin kaydığını hissederken dengemi yeniden toplamaya çalıştım. Nefesim gittikçe ağırlaşıyordu. Yedi dövüşün ardından vücudum artık benimle aynı fikirde değildi. Her hareketimde önceki darbelerin ağırlığı kendini belli ediyor, kollarımı kaldırmak bile birkaç saniye öncesine göre daha fazla çaba gerektiriyordu. Ama karşımdaki iki kişi bunu fark ettiği anda avantajı tamamen kaybedeceğimi biliyordum. Bu yüzden yüzümdeki ifadeyi değiştirmedim. Acıyı bastırdım, nefesimi düzenlemeye çalıştım ve gözlerimi ikisinin arasında gezdirdim. Biri bana doğru yaklaşırken diğeri birkaç adım geride duruyordu. Aralarında mesafe vardı. Tam olarak ihtiyacım olan şey buydu.
İri olan yeniden üzerime geldiğinde bu kez geri çekilmedim. Son anda yönümü değiştirip yanından geçtim ve onu diğer rakibin bulunduğu tarafa doğru yönlendirdim. Birkaç saniye sonra ikisi yeniden birbirlerinin hareket alanına girdi. Biri hamlesini durdurmak zorunda kaldı, diğeri yönünü değiştirdi. Ben de o karmaşanın içinden sıyrılıp ringin diğer tarafına geçtim. Birkaç saniyeliğine yalnızca nefes aldım. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Sakin ol. İçimden bunu tekrar ettim. Onları yenmek için onlardan daha güçlü olman gerekmiyor. Sadece daha uzun süre dayanman gerekiyor. Fakat zihnimin diğer tarafı bunun ne kadar zor olduğunu hatırlatıyordu. Bacaklarım ağırlaşıyordu. Ellerim eskisi kadar hızlı tepki vermiyordu. Üstelik ikisi de artık benim ne yapmaya çalıştığımı anlamış gibiydi. Birbirlerinden uzaklaşmak yerine beni iki taraftan sıkıştırmaya başlamışlardı. Sağımda biri, solumda diğeri vardı. Arkamdaki mesafe giderek kapanıyordu. Gözlerimi birinden diğerine çevirdim. Sakın. İçimde bir ses tekrar tekrar aynı şeyi söylüyordu. İkisinin arasında kalma.
Ama birkaç saniye sonra tam olarak bundan kaçınmaya çalıştığım şey oldu.
İkisi aynı anda üzerime geldi. Birinin hareketini görür görmez yana çekildim, fakat diğerinin de aynı anda yön değiştirdiğini fark ettim. Bir anlığına nereye gideceğimi bilemedim. Geri çekilmeye çalıştığım anda arkamdaki boşluğun kalmadığını fark ettim. Önümde biri, yan tarafımda diğeri vardı. İkisinin hareketleri birbirinden bağımsız görünse de aslında aynı noktaya doğru ilerliyorlardı. Kendimi aralarından çıkarmak için hızla yön değiştirdim fakat geç kalmıştım. İlk saldırıdan kurtulurken diğerinin hamlesi geldi. Dengemi korumaya çalıştım ama ayaklarım istediğim kadar hızlı hareket etmedi. Birkaç adım geriye savruldum. Ringin kenarına yaklaşırken içimdeki alarm bütün gücüyle çalmaya başladı. Ayağa değil, hareketlerine bak. Doruk'un sesi zihnimde yankılandı. Gardını düşürme. Kollarımı yeniden kaldırdım ama artık hareketlerimin eskisi kadar keskin olmadığını ben bile hissedebiliyordum. Rakiplerden biri bunu fark etmiş olmalıydı çünkü beklemeden yeniden üzerime geldi. Hamlesinden sıyrılmaya çalışırken diğeri de aynı anda hareket etti. İkisini aynı anda gördüğüm anda içimde kötü bir his oluştu. Bu sefer yalnızca kaçmak yetmeyecekti.
Kendimi yana atmaya çalıştım fakat iki saldırı arasındaki boşluk sandığımdan daha küçüktü. Birinin hareketinden kurtulurken diğerinin saldırısı beni hazırlıksız yakaladı. Dengemi kaybettim ve birkaç adım boyunca geriye doğru savruldum. Ringin zeminine düşmemek için kendimi toparlamaya çalışırken bir elim yere değdi. Kalabalığın sesi bir anda yükseldi. Birkaç saniyeliğine başımı kaldırdığımda ikisinin de hâlâ üzerime geldiğini gördüm. Kalk. İçimdeki ses bu kez daha sertti. Kalk Derin. Ellerimi zeminden çekip yeniden ayağa kalktım. Vücudumun her tarafı itiraz ediyor gibiydi ama buna rağmen gardımı kaldırdım. Karşımda duran iki kişiye baktım ve ilk kez onların da yorulduğunu fark ettim. Nefesleri eskisi kadar düzenli değildi. Hareketleri hâlâ hızlıydı ama aralarındaki uyum bozulmaya başlamıştı. Benim avantajım buydu. Onlar da yoruluyordu. Sadece benim kadar belli etmemeye çalışıyorlardı. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Sonra yeniden bana döndüler. Bu kez beklemedim. Önce soldakine doğru ilerledim, tam bana ulaşacağını düşündüğü anda yönümü değiştirerek diğerine doğru hareket ettim. İkisini yeniden aynı çizgiye soktum. Biri bana yetişmeye çalışırken diğeri onun yolunu kapattı. Aralarındaki boşluğu kullanıp yanlarından geçtim. Nefesimi tuttum ve birkaç adım uzaklaştım. İlk kez dövüşün kontrolünün tamamen onların elinde olmadığını hissediyordum.
Ama tam rahatlayacakken iri olanın yeniden üzerime geldiğini gördüm. Bu kez çok daha hızlıydı. Gardımı kaldırdım ve hamlesini karşılamaya çalışmak yerine yana çekildim. Aynı anda diğerinin de arkamdan geldiğini fark ettim. Yine mi? İçimdeki öfke korkunun önüne geçti. İkisinin aynı anda saldıracağını anladığım anda kendimi aralarındaki boşluğa atmaya çalıştım. Birinin hamlesinden kurtuldum fakat diğerinin hareketi beni hazırlıksız yakaladı. Vücudumun dengesi bir anda bozuldu. Ayağım zemine yanlış bastı ve birkaç saniyeliğine ne tarafa düşeceğimi bilemedim. Kendimi toparlamaya çalışırken rakiplerden biri üzerime doğru ilerledi. Diğeri de hemen arkasındaydı. İki tarafım da kapanıyordu. Bu kez kaçacak bir alan bırakmamışlardı. Nefesimi tuttum, gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirdim ve içimden tek bir şey söyledim.
İzgi.
Bütün korkumun arasından o isim geçti.
Ve ben bir kez daha gardımı kaldırdım.
İkisi de aynı anda üzerime geldiğinde artık düşünmeye zamanım kalmamıştı. Sağ taraftaki rakibin hareketini görür görmez sola doğru çekildim, fakat diğerinin de yönünü değiştirdiğini fark ettim. Bir anlığına bütün planım bozuldu. Önümde biri, yanımda diğeri vardı ve ikisi de beni yeniden aralarına almaya çalışıyordu. İlk hamleden kurtulmak için eğildiğim sırada diğerinin saldırısı geldi. Kendimi geriye atmaya çalıştım ama daha önce aldığım darbenin olduğu taraf yeniden sızlamaya başladı. Kaburgalarımın çevresindeki ağrı her nefeste kendini hatırlatıyordu. Darbe aldığımda yalnızca acımamıştı, nefesimi de kesmişti. Şimdi ise her ani hareketimde o bölge geriliyor, sanki vücudum bana yavaşlamam gerektiğini hatırlatıyordu. Birkaç saniyeliğine nefesimi tutmak zorunda kaldım. Yine de geri çekilmedim. Dizlerimi hafifçe kırıp gardımı yeniden kaldırdım. Kollarımı yukarıda tutarken bile yan tarafımdaki ağrı yüzünden hareketlerimi daha kontrollü yapmak zorundaydım. Bunu karşımdakilere belli edersem biteceğini biliyordum. Yüzümü ifadesiz tuttum, nefesimi mümkün olduğunca sessiz almaya çalıştım ve gözlerimi ikisinden de ayırmadım.
İri olan üzerime doğru ilerlediğinde bu kez doğrudan karşısında kalmadım. Son anda yönümü değiştirip yanından geçmeye çalıştım fakat dönüş sırasında yaralı tarafımdaki ağrı bir anda keskinleşti. Adımımı istemsizce yarım bıraktım. Çok kısa bir andı ama rakibin bunu fark etmesi için yeterliydi. Üzerime doğru geldiğinde gardımı kaldırdım ve kendimi korumaya çalıştım. Darbenin etkisiyle birkaç adım geriye çekildim. Elim refleksle yan tarafıma gitmek istedi ama hemen durdurdum. Hayır. Onlara ne kadar canım yandığını göstermeyecektim. Nefes almaya çalıştım fakat derin bir nefes aldığım anda kaburgalarım yeniden sızladı. Yüzümü buruşturmamak için çenemi sıktım. Gözlerimi kapatmadım. Çünkü gözlerimi kapattığım an acının beni ele geçireceğini biliyordum. Devam et. Doruk'un sesi zihnimde yankılandı. Gardını düşürme. Kollarımı yeniden kaldırdım. Yaralı tarafım yüzünden hareketlerim eskisinden daha yavaştı ama hâlâ ayaktaydım.
Karşımdaki iki kişi yeniden üzerime geldi. Biri dikkatimi dağıtırken diğeri yan tarafıma yaklaşmaya çalışıyordu. Yaralı olduğum bölgeyi korumaya çalıştığımı anlamışlardı. Bu kez özellikle o tarafı hedefliyorlardı. Geri çekilirken her adımda vücudumun bana itiraz ettiğini hissediyordum. Bir hamleden kurtuldum, ardından diğerinin hareketini fark edip yön değiştirdim. Fakat dönüş sırasında kaburgalarımdaki ağrı yeniden yükseldi. Birkaç saniyeliğine nefesim kesildi ve dengemi kaybettim. Dizlerim hafifçe çöktü. Kalabalığın sesi bir anda daha yüksek gelmeye başladı. Rakiplerden biri bunu fırsat bilip üzerime ilerledi. Kendimi toparlamak için dişlerimi sıktım ve son anda yana çekildim. Eğer o an duraksasaydım, dövüşü orada kaybedebilirdim. Ayağa tamamen doğrulduğumda nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Artık yalnızca yorgun değildim. Yaralı tarafım bütün hareketlerimi etkiliyordu. Her dönüşte, her ani kaçışta, her derin nefeste kendini hatırlatıyordu. Ama yine de gardımı indirmedim.
İkisi tekrar üzerime geldiğinde bu kez kaçmak yerine onları izledim. Birinin ağırlığını hangi ayağına verdiğini, diğerinin saldırmadan önce omzunu nasıl hareket ettirdiğini fark etmeye çalıştım. Artık güçle karşılık veremezdim. Vücudum bunu kaldıracak durumda değildi. Özellikle yaralı tarafımı korumak zorundaydım. Bu yüzden hareketlerimi değiştirdim. Daha az saldırıyor, daha çok bekliyor ve onların hata yapmasını kolluyordum. Sağ taraftaki rakip üzerime geldiğinde sola çıktım. Sol taraftaki yaklaştığında yönümü değiştirdim. Fakat her dönüşte yaralı tarafımın verdiği ağrı daha da belirginleşiyordu. Bir ara nefesimi tutarak birkaç saniye durmak zorunda kaldım. Sadece biraz daha. İçimden bunu söyledim. Biraz daha dayan. Sonra gözüm ringin dışındaki kalabalığın arasına kaydı. İzgi aklıma geldi. Bütün bu acının içinde düşüncelerimi tek bir şey ayakta tutuyordu. Onu buradan çıkaracaktım.
Başımı kaldırdım ve yeniden rakiplerime baktım. İkisi de hâlâ karşımdaki yerlerini almıştı. Benim yorulduğumu, yaralandığımı ve artık eskisi kadar hızlı olmadığımı biliyorlardı. Muhtemelen biraz daha baskı kurarlarsa düşeceğimi düşünüyorlardı. Belki de haklıydılar. Vücudum artık sınırına dayanmıştı. Yaralı tarafım her nefeste sızlıyor, kolumu her kaldırışımda omzumdan aşağıya yayılan ağrı hareketlerimi kısıtlıyordu. Ama onların bilmediği bir şey vardı. Ben de onların yorulduğunu görüyordum. Nefesleri ağırlaşmıştı. Hareketleri ilk baştaki kadar uyumlu değildi. Birbirlerine bakışları uzuyor, karar vermeleri birkaç saniye daha fazla sürüyordu.
İşte benim fırsatım buydu.
İlk hareketi ben yaptım.
Acıyan tarafımı mümkün olduğunca koruyarak öne doğru ilerledim. Sağdaki rakibe yaklaşırken son anda yön değiştirdim. O da peşimden dönmeye çalıştı fakat diğerinin yolunu kapattı. Birkaç saniyeliğine ikisi birbirine engel oldu. Ben de aralarındaki boşluktan geçerek ringin diğer tarafına çıktım. Nefes nefese kalmıştım. Bir elim istemsizce yaralı tarafıma gitti. Bu kez saklamaya çalışmadım. Birkaç saniye boyunca orayı tutup nefesimi düzene soktum. Canım gerçekten yanıyordu. Ama başımı kaldırdığımda yüzümde yine aynı ifade vardı.
Çünkü acı çekiyor olabilirdim.
Yorulmuş olabilirdim.
Hatta artık ayakta kalmak bile eskisinden daha zor olabilirdi.
Ama hâlâ ayaktaydım.
Ve onlar hâlâ benim karşımdalardı.
Gardımı yeniden kaldırdım.
İkisi de yeniden üzerime geldiğinde bu kez geri çekilmedim. Yaralı tarafımdaki ağrı nefes aldıkça kendini hatırlatıyor, bacaklarım artık ilk dövüşteki kadar sağlam durmuyordu. Yine de gözlerimi onlardan ayırmadım. Biri sağ tarafımdan yaklaşırken diğerinin soldan ilerlediğini gördüm. Birkaç saniye boyunca yalnızca bekledim. Sonra ilk rakip hamle yaptığı anda geriye doğru çekilmek yerine diğerinin bulunduğu yöne doğru ilerledim. İkisi de aynı anda yön değiştirmek zorunda kaldı. Aralarındaki mesafe kapandı. Birinin hareketi diğerini duraksattı. Tam o anda yönümü değiştirip aralarından sıyrıldım. İri olan arkasını dönüp bana yetişmeye çalışırken diğerinin önüne geçti. Birkaç saniyeliğine yeniden birbirlerinin yolunu kapattılar. Ben de ringin kenarına doğru çekilip nefesimi toparladım. Biraz daha. İçimden bunu söyledim. Sadece biraz daha.
İri olan bu kez öfkeyle üzerime geldi. Hareketleri hızlanmıştı ama artık daha kontrolsüzdü. Üzerime doğru ilerlediğinde son anda yana çekildim. Hamlesi boşa çıkınca arkasında kalan diğer rakibin dengesini bozdu. Diğeri ona çarpmamak için yön değiştirmek zorunda kaldı. Ben de o anı kullandım. Aralarındaki boşluktan geçerek diğer tarafa çıktım ve ilk kez rakiplerimin yüzündeki tereddüdü gördüm. Artık birlikte hareket edemiyorlardı. Her biri diğerinin hareketini tamamlamak yerine ona engel olmaya başlamıştı. Bunu gördüğüm anda içimde küçük bir umut belirdi. İşte bu. Bütün dövüş boyunca aradığım açıklık buydu. Gücüm kalmamıştı ama hâlâ düşünebiliyordum. Ve bazen bir dövüşü kazanmak için ihtiyacın olan tek şey buydu.
Diğer rakip bir anda üzerime atıldı. Gardımı kaldırıp hamlesinden kurtuldum, fakat dönüş sırasında yaralı tarafımdaki ağrı yeniden yükseldi. Bir anlığına hareketim yavaşladı. O da bunu fırsat bilip tekrar yaklaşmaya çalıştı. Geri çekilmek yerine onun hareketini takip ettim ve tam önümdeyken yönümü değiştirerek iri olanın bulunduğu tarafa geçtim. İkisi yine karşı karşıya kaldı. Bu kez beklemedim. İlk rakip dengesini toparlamaya çalışırken arkasından geçtim ve onu ringin ortasında yalnız bıraktım. Diğerinin bana yetişmeye çalıştığını gördüğümde ise geri adım atmadım. Hamlesinden sıyrılıp birkaç adım uzaklaştım. O dönerken ilk rakip de yeniden harekete geçti. İkisi bir kez daha aynı anda hareket etti ve bu kez birbirlerini engellediler. Birkaç saniyeliğine oluşan boşluk benim için yeterliydi.
Öne çıktım.
Bütün gücümü tek bir hamleye topladım.
Rakiplerden biri dengesini kaybedip geriye çekildi. Diğeri bana doğru gelmeye çalışırken yönümü değiştirdim ve onun hamlesini boşa çıkardım. Artık ikisi de nefes nefeseydi. Ben de öyleydim. Yaralı tarafımdaki ağrı neredeyse bütün hareketlerime yayılmıştı. Kollarımı kaldırmak bile ağır geliyordu. Fakat karşımdaki iki kişinin de artık eskisi kadar güçlü olmadığını görebiliyordum. İlk rakip tekrar üzerime geldiğinde geri çekildim ve onu ringin kenarına doğru yönlendirdim. Tam önüme geçtiğinde yana çıktım. Arkasından gelen diğer rakip onu fark edip durmaya çalıştı ama çok geçti. İkisi yeniden birbirine engel oldu. Bu kez tereddüt etmedim.
Son hamleyi yaptım.
İlk rakibin dengesini bozup onu yere düşmeden önce ringin dışına doğru sürüklenmeye zorladım. Ardından diğerine döndüm. O hâlâ ayaktaydı ama nefesi ağırlaşmış, hareketleri yavaşlamıştı. Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. Kalabalığın sesi etrafımızda yükselirken ben yalnızca kendi nefesimi duyuyordum. O üzerime geldi. Ben bekledim. Tam bana ulaşacağı anda yana çekildim ve dengesini kaybetmesine izin verdim. Ardından mesafeyi açtım. Birkaç saniye sonra o da dizlerinin üzerine çöktü ve yeniden ayağa kalkmaya çalıştı.
Ben ise gardımı hâlâ indirmemiştim.
Bir süre sonra hareket etmediğini gördüğümde nihayet ellerimi aşağıya bıraktım.
Ring sessizleşmişti.
Sonra kalabalığın sesi bir anda yükseldi.
Kazanmıştım.
Ama zaferin sevincini hissedecek hâlim yoktu. Nefes nefeseydim. Yaralı tarafımı tutarak birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Bacaklarımın titrediğini hissediyordum. Başımı kaldırıp kalabalığın arasına baktım.
Bütün bu acının, korkunun ve yorgunluğun sonunda tek düşündüğüm şey buydu.
Ben kazanmıştım.
Kapı arkamdan kapandığında dört büyük ailenin bulunduğu salona girdim. Artık buradaki kuralları açıklamalarına gerek yoktu, ne için geldiğimi de ne olacağını da biliyordum. Ringde birinci olduğum için şimdi açık artırmaya çıkarılacaktım. Burada kimse benim ne istediğimi sormayacaktı. Kim daha fazla para verirse onun tarafında yer alacaktım. Yorgunluğumu belli etmemek için adımlarımı mümkün olduğunca dengeli atarken masanın önünde durdum. Vücudum hâlâ dövüşün ağırlığını taşıyordu. Özellikle sol tarafımdaki ağrı her nefeste kendini belli ediyor, kaburgalarımın çevresindeki sızı hareket ettikçe biraz daha belirginleşiyordu. Fakat yüzümde bunu gösterecek tek bir ifade yoktu. Buradaki insanların zayıflık aradığını biliyordum ve onlara aradıkları şeyi vermeye hiç niyetim yoktu.
"Bir milyon."
İlk teklif geldiğinde başımı hafifçe kaldırdım. Ardından ikinci teklif duyuldu.
"Bir buçuk."
Rakamlar kısa aralıklarla yükselmeye başladı. Ben ise karşımdaki insanları tek tek izliyordum. Arsal ailesi teklif veriyor, Karaca ailesi birkaç saniye sonra üzerine çıkıyor, diğer taraftakiler sessizce hesap yapıyordu. Bu sırada Yiğit'in bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. Sandalyeye yaslanmış, yüzünde o sinir bozucu kendinden emin ifadeyle beni izliyordu. "Birinci olmak sana yakışmış," dedi. "Ama bu kadar paraya satılacağını tahmin etmemiştim." Ona dönüp kaşımı kaldırdım. "Beni satın alan olmayacak. Sadece kimin daha fazla para ödemeye razı olduğunu göreceğiz." Yiğit'in dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. "Hâlâ dik başlısın." "Sen hâlâ gereksiz konuşuyorsun." Yanımızdan gelen kısa bir gülüşle ikimizin arasındaki bakışma bölündü.
Defne kollarını göğsünde birleştirip beni incelemeye devam ediyordu. "Dövüşte daha iyisini beklerdim," dedi sonunda. "Birinci olmuş olman hatalarını ortadan kaldırmıyor. Sol tarafını birkaç kez açık bıraktın. Son iki hamlede nefesin de yavaşladı. Bir an daha geç kalsaydın sonuç farklı olabilirdi." Ona döndüm. "Ama geç kalmadım." Defne'nin yüzündeki ifade sertleşti. "Bu seni kusursuz yapmaz." "Kusursuz olduğumu söylemedim." Bakışlarımı üzerinden çekip masaya çevirdim. "Sadece kazandığımı söyledim." Bu kez Defne sustu. Çünkü söyleyebileceği her şeyin karşısında aynı gerçek duruyordu. Ringde yedi dövüşün sonunda hâlâ ayakta kalan kişi bendim.
"Üç milyon."
Salondaki bütün konuşmalar kesildi.
Vural ailesi.
Teklif bir anda ortamın havasını değiştirmişti. Karşı taraftan birkaç kişi birbirine baktı. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Arsal ailesinden biri rakamı yükseltti.
"Üç buçuk."
Vural ailesinin temsilcisi hiç beklemeden karşılık verdi.
"Dört."
Karaca ailesi yeniden devreye girdi.
"Dört buçuk."
Vural tarafındaki adam sandalyesinde hafifçe öne eğildi.
"Beş milyon."
Bu kez kimse karşılık vermedi. Beş milyonluk teklif masanın üzerinde ağır bir taş gibi kaldı. Ben Vural ailesine bakarken yüzlerindeki sakinliği anlamaya çalışıyordum. Bu kadar yüksek bir rakamın yalnızca ringde birinci olduğum için verilmediğini biliyordum. Burada herkes bir şey satın alıyordu ama kimsenin yalnızca bir dövüşçü satın almak istediğine inanmıyordum. Bir şey arıyorlardı. Belki yeteneğimi, belki sadakatimi, belki de ileride işlerine yarayacak başka bir şeyi.
Gözlerim masanın diğer ucuna kaydı.
Ayaz.
Baştan beri tek kelime etmemişti. Ne teklif vermişti ne de Yiğit gibi laf atmıştı. Sadece beni izliyordu. Yüzündeki ifade her zamanki kadar sakindi. Göz göze geldiğimizde birkaç saniye boyunca bakışlarını kaçırmadı. Sanki bu odada gerçekleşen her şeyi benden önce anlamış gibiydi. Ben de ona bir şey belli etmeden bakışlarımı çektim.
"Beş milyon. Başka teklif var mı?"
Sessizlik.
Kimse konuşmadı.
Masadaki adam son kez etrafa baktı ve dosyayı kapattı.
"Vural ailesi kazandı."
İçimden derin bir nefes aldım. Sol tarafımdaki ağrı nefesimi yarıda kesmeye çalışsa da belli etmedim. Ringde birinci olmuştum. Şimdi ise beş milyonluk bir teklifin ardından Vural ailesinin tarafına geçmiştim.
Yiğit'in bakışları hâlâ üzerimdeydi.
Defne'nin yüzünde hâlâ eleştiren o ifade vardı.
Ayaz ise yine sessizdi.
Ve garip olan, bu salonda beni en çok huzursuz eden kişinin tek kelime etmeyen kişi olmasıydı.
Rüzgar beni koridorun sonundaki odaya götürdüğünde içeride iki doktor bekliyordu. Dövüşten çıktığımı görünce fazla soru sormadan işe koyuldular. Biri sol tarafımdaki darbeleri kontrol ederken diğeri kolumdaki sıyrıkları temizleyip gerekli pansumanı yaptı. Özellikle kaburgalarımın olduğu bölgeyi kontrol ederken birkaç kez nefes almamı istedi. Her hareketlerinde bedenim istemsizce gerilse de sesimi çıkarmadım. Doktorlardan biri sonunda başını kaldırıp Rüzgar'a baktı. "Ciddi bir şey görünmüyor. Birkaç gün dinlenmesi ve darbeli bölgeyi zorlamaması gerekiyor." Rüzgar yalnızca başını salladı. "Tamam." Doktorlar işlerini bitirip odadan çıktığında kapı kapanırken içeride Yiğit ve Alp de vardı. Ben ise oturduğum yerden doğrulup Rüzgar'a baktım. O da birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra karşımdaki sandalyeye geçti.
"Öncelikle hoş geldin, Derin."
Ses tonu sakindi ama ciddiydi. "Bugünden itibaren Vural ailesinin korumasısın. Bunun ne anlama geldiğini zaten biliyorsun, bu yüzden sana burada hangi kuralların geçerli olduğunu uzun uzun anlatmayacağım. Ringde birinci oldun ve bunun sonucunda bizim tarafımıza geçtin. Ama burası ring değil. Burada gücün kadar aklın da önemli. Kimin yanında konuşacağını, kimin karşısında susacağını ve sana söylenen her şeyi ne kadar dikkatli dinlemen gerektiğini zamanla öğreneceksin. Sen benim korumamsın ve görevin yalnızca beni dışarıdaki tehditlerden korumak değil. Gerektiğinde beni bu düzenin içinde de korumak. Sana verilen görevi hafife almayacaksın. Bilmediğin bir işe düşünmeden atılmayacaksın. Burada öğrendiğin hiçbir şeyi dışarı taşımayacaksın. Vural ailesinin içinde güven kolay kazanılmaz, kaybedildiğinde ise geri alınmaz. Bundan sonra attığın her adımın bir sonucu olacak. Bugün ringde birinci olduğunu kanıtladın. Şimdi sıra, bu ailenin içinde de ne kadar güçlü olduğunu göstermende. Tekrar hoş geldin."
Bölüm etkileşimi
