YILLAR GEÇSE DE kitap kapağı

2. bölüm / 2

YILLAR GEÇSE DE

BÖLÜM 1

Vaveyla Yazarı: Portakallı Ödlek

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 1

Üçümüz de aşağıda olduğumuzda dolmuşa doğru yürümeye başladık. Mecbur kalmadıkça yürürdüm, ama otobüsümün beni terk etmesine hazır olmadığımdan dolmuş daha iyi bir seçenekti. Yürürken teyzem bir yerde durdu.

Mezarlıkta

“Girelim mi?” Der gibi kafasını mezarlığın olduğu yere yatırdığında kararımı gözden geçirdim:

Gidelim teyze. Nolur gidelim. Yanına gelirsem ayrılamam ki ben ondan. Ne onun yanından ayrılabilirim, ne de Antep’ten.

O diye bahsettiğim kişiyse Şehit Sema Akyürek. Biricik annem Sema

Vatan sağ olsun

Onun için üzülmüyordum elbette. O hepimizden şanslıydı ama benim üzüldüğüm annesiz büyüyen yavrular ve bunu yapan şerefsizlerin 15 Temmuz’dan beri -ki daha öncesi de mutlaka var- soylarının kurumamış olmasıydı.

Allah onları kahretsindi.

Şehitler hep varlardı. Bu vatana hizmet denince akla üç meslek gelirdi:

Doktorlar

Askerler

Öğretmenler

Annemse asker değildi. Anneydi sadece. Harika bir eşti aynı zamanda. Ama bunu yapanların kimlik sorduğu falan yoktu. Çocuklar, yaşlılar, siviller…

.. bir de Anneler.

Bu yüzden bir sürü annem vardı. Etrafımızdakiler bizi evladı gibi görürdü her zaman.

Ama kimse annemin yoğurt çorbasını yapamazdı.

Teyzeler ise anne yarısıdır derler. Ama anne yarısı da bir anne gibi olamaz zaten. Haksızlık ediyorumdur belki de. Teyzem her zaman mükemmel bir yoldaş oldu bizim için. Bir insanın yeğenleri için hayatını feda etmesi çok büyük bir karar elbette. Bizi her zaman kendi çocuğu gibi görmüştü -ki kendisi hiç evlenmemişti- yani bu hayattaki tüm teyzelik görevini yerine getirmişti. Umarım bunu bize acıdığından ya da mecbur hissettiğinden değil de bize olan sevgisinden yapmıştır. Yoksa bu vicdan azabının altında ezilirim. Ezilmekle kalmam, yaşamaya devam edemem.

“Devam edelim teyze. Zamanımız da azalıyor. Hatta karnıma ağrılar girmesine son birkaç dakika.”
Vücudum dış etkenlerden oldukça etkilenirdi. Kuvvetli bir kızdım fakat en ufak streste saçlarım ellerimde kalır, karnıma
fazlasıyla baskı -tabiri caizse öküzler, danalar, hatta filler- otururdu. Karın ağrımsa artık benden bir parçaydı. Bir değil bir gün görmesem de özlemezdim ama onun benden kopamadığı belliydi.

Dolmuş beklediğimiz sırada kardeşimin ortadan kaybolduğunu fark ettim. Teyzem tükürüklü dualarını üstüme üstüme püskürtmeye devam ederken kardeşim sonunda girdiği delikten çıkmıştı. Elinde bir fotokopi tutuyordu, neden kırtasiyeye gittiği de anlaşılmıştı böylece. Merak edip elindeki kağıda doğru eğildiğimde yaklaşık 3-4 sene önce çekilmiş, gülmekten karnımıza ağrılar girerken bir yandan utanmadan tüm tanıdıklarımızın taklidini yaptığımız ve o zamanlarda en az yıldız kayması kadar nadiren olan iyi anlaşıp eğlendiğimiz zamanlardan birinin fotoğrafı vardı. Fakat fotoğrafta ikimiz yoktuk, sadece kendisi bastırmıştı düdük.

“Ne bu?” dedim önümde dana gibi bana bakan kağıttaki suratını görmemiş gibi. “Ne ne bu?” Labubu der gibi çıkmıştı sözleri. Bakmayın saçmaladığıma. Böyle kritik anlarda bu kadar önemsiz detayları akla getirebilmek büyük bir işti. Yoksa tüm yaşamım boyunca on yüz bin milyon kez ölmem lazımdı. Zeki ama afedersiniz çokça mal olduğumu da öğrenmiş oldunuz böylece.

“Beni çok özleyeceğini bildiğimden fotoğrafımı bastırdım.Artık bakıp ağlaya ağlaya yazarsın günlüğüne beni özlediğini.” Haksız sayılmazdı diş fırçası. Ara tatillerde gelecek olmama rağmen burayı, kardeşimi, teyzemi, babamı, Necmiye’mi ve Şükrü’mü çok özleyecektim. Annemi de özleyeceğim elbette. Ama diğerlerini özlediğim kadar değil. Çünkü sevdiğini kaybeden her insan onu yanından bile ayırmazdı. Bende öyle yapıyordum işte.

Bütün şehit çocukları da böyle yapıyordur eminim. Çünkü şehit vatandı. Vatansa bakıp da gördüğümüz her şeydi.

Koluna nazik bir cimcik kondurduktan sonra gelen dolmuşun kapısına doğru ilerledik. Otursak iyi olurdu, çünkü elimde iki valizle sanki dolmuş kullanmıyor da drift atıyor gibi süren sürücülerle baş edilmezdi. Yeri şöyle bir temizleyeyim diyorsak o başka tabi.

“Hızlı olalım ablacım hızlı.”

Teyze deseydin keşke ya.

Özellikle benim en az 3 katım kadar yaşamış bir insan olarak bana hanımefendi demek yerine bu nezaketten uzak, saygıdan uzak “abla” kelimesini kullandığı için ayrıca kıl oluyorum. Lütfen Allah’ım. Yolculuk bitene kadat birine dalmayayım!

Terminale varıp otobüsümün kalkacağı yere doğru ilerledim. Bir yandan etraftaki vedalaşıp kucaklaşan insanları izliyordum. Birazdan bu manzaranın bir kilo sümüklü ve bilmem kaç litre gözyaşılı versiyonunu yaşayacağımı biliyordum. İlim kendini bilmektir diye boşunu dememişler. Hay ağızlarına sağlık!

Babam da yanımıza geldikten sonra vedalaşıp otobüse binme zamanıydı. Ailemden ilk defa uzun süre ayrı kalacak olmam psikolojimi bir hayli etkileyecekti. Özel hayatımı ve hissettiklerimi öğrencilerime yansıtmamayı umuyordum. Tabii çenem düşer de yedi ceddimden başlayıp hayat hikayemi anlatırsam sıkıntı yaşanabilirdi.

Babamın yüzünü gördüğüm an boğazıma düğümlenen garip hisle başa çıkamayacağım aşikardı. Bu yüzden onu gördüğüm an gözümden bir yaş aktı.

“Şimdi sırası mıydı gerçekten?”

Tam sırasıydı hemde.

Anons yapılıp yola çıkılacağı zaman son kez babamla kucaklaştım. Omzunda ağlama mı, bebek gibi zırlama mı dersiniz onu bilemem.

“Yapamayacak gibi olursan, bırak gel. Tamam mı Akça’m?”

İşte onu söylemeyecektin kral. Ben bu lafın üstüne biraz ağlayayım en iyisi.

Otobüse binip de koltuğa oturduğum zaman yolculuğumun geri kalan kısmı daha az ağlamalı ve böğürmeli geçecekti. Harekete geçen otobüsle kollarımı olabildiğince kaldırıp iki yana açtım ve hunharca el salladım. Hatta o kadar kaptırdım ki kendimi, sol elim önümdeki amcanın kafasına çarptı. Amcadan da bombastik bir göz devirme yiyip karnımı doyurduktan sonra kulağıma kulaklığımı takıp yeterince efkârlı değilmiş gibi Ferdi Özbeğen ve Cengiz Kurtoğlu dinleyecek, öyle devam edecektim ağlamama.

Ama o kadar heyecanlıyım ki, bir ara arabesk dinlemeyi bırakıp öğrencilerimin ve okulun hayalini kurmaya çalıştım. Köy okuluydu çalışacağım yer. Siirt’in de nüfusunun pek fazla olmadığını düşünürsek az öğrenci olacaktı muhtemelen.

En sonunda gözlerimi kapatıp gelen kusma ve ağlama seslerini duymamazlıktan gelip uyumaya çalıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18