1. bölüm / 1
Yıldızlara BakBölüm 1 ~ Tanışma ~
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1 ~ Tanışma ~
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli Okumalar...
Bölüm Şarkımız: Selin Geçit - Umudum Yoruldu
Emeğimin karşılığı olarak bölümü beğenmeyi ve beni takip etmeyi unutma...
Bölüm 1
Tesadüfler gerçek miydi? Hayat bir tesadüften mi ibaretti? Her bir gülümsemenin ardındaki gerçekler hayatın ta kendisi miydi?
Saçlarımın arasından geçen ılık, hoş bir rüzgarla birlikte gözlerimi kapattım ve içime derin, uzun bir nefes çektim. Düşündüm ve her zamanki gibi düşünmeye devam ettim.
Şu 17 senelik hayatımın büyük bir çoğunluğunu düşüncelerime boğularak geçirmiştim ve ömrümün geri kalanı da böyle olacaktı sanırım.
Galiba ikisi de...
Aslında çok olaylı veya duygusal bir hayatım yoktu. Ama sanırım diğer insanlara göre duygusal ve dramatik olarak adlandırılebilecek birkaç şey yaşamıştım.
Fakat bu beni iyi ya da kötü etkilemiyordu. Hayatımı dolu dolu yaşamaya çalışıyordum her zaman yaptığım gibi. Sanki bugünüm son günümmüşçesine eğlenmeye ve anı biriktermeye çalışıyordum.
Aynı şu an da olduğu gibi.
"Rüyalar aleminden herkese merhaba!"
Yanımdan gelen tanıdık bir ses ile fark edemeden korku hissederek ayaklandım ve sesin geldiği yerr baktım. Tam anlamıyla büyük bir sessizlikten kalabalığın içine düşmüş gibiydim.
Bir de bayıl istersen Rüya.
Gördüğüm kişi içimdeki korkunun yerini büyük bir rahatlama hissiyatına bırakmama neden olmuştu. Bu nedenle eski pozisyonuma çoktan geri dönmüştüm.
"Of Seren ya! Ödümü kopardın."
Gelen kişi bu kasabadaki en yakın arkadaşlarımdan biri olan Seren'di. Rengi kahverengi ve sarıya çalan renkteki saçlarını açık bırakmıştı. Üstünde yarım beyaz bir tişört ve kot bir şort vardı.
Tam bir yaz kızıydı.
"Ay ne var be! Çirkefleştirme beni. O kahverengi saçlarını yolarım yoksa."
İster istemez kıkırdamıştım. Hayal edince fena bir şey olmazdı aslında (!)
Artık tehlikeli arz eden bir şey olmadığı için kendimi tekrardan kumların üzerine bırakmıştım. Seren de kendini yanıma doğru bırakıp kumların üzerine uzanmıştı. Gözleri kapalıydı ve yüzünde dertli bir ifade vardı. Ona sorunun ne olduğunu sormak istiyordum fakat içimden bir ses onu şimdilik kendi haline bırakmam gerektiğini söylüyordu.
Bu nedenle ona hicbir şey hissettirmeden modumu yükseltmeye çalıştım ve o sırada da Serenle göz göze gelmiştik.
Anlamıştı onu fark ettiğimi. Biliyordum. Çünkü burukça tebessüm etmişti teşekkür eder gibi. Onun iyiliği için bu konuyu şimdilik irdelemediğimi anlamıştı.
Zaten beni şu ana kadar her yaşadığim kotü bir olayda anlayan o olmuştu.
Aramızda anlamlı bir sessizlik oluşunca hafif bir şekilde gülümsedim ve bakışlarımı karşımızdaki uçsuz bucaksız masmavi deniz manzarasına çevirdim. Bir yandan da ellerimi sahilin sıcacık kumlarına daldırdım.
Rahatlatıcıydı.
Bana kalsa burada kalıp sabahlayabilirdim bile. Fakat ne yazık ki her şey her zaman istediğimiz gibi olmayabiliyordu.
Bir süre daha sessiz kalmıştık fakat bu sessizliği bölen şey Seren'in bana sorduğu soru olmuştu.
"Annen ve babanla durumlar nasıl?"
Bu soruya çok güzel cevaplar verebilmeyi çok istemiştim ama her seferinde sadece istemekle kalmıştım.
Herkesin şu hayatta illaki bir yarası vardır ve sanırım benim kanayam yaram da ailemdi.
"Biliyorsun. Artık boşandılar. Babam İstanbul'da yaşıyor ve haliyle onu da doğru düzgün göremiyorum. Malum Antalya'dan İstanbul'a gitmem ise olağan dışı bir durum olurdu anneme göre. Anca görüntülü konuşabiliyorum anlayacağın. Annem ise bekarlığa dönmesi ile birlikte coşmuş bir durumda. Sosyal hayatı çalkantılı gibi yani. Ee senden naber?"
Tek nefeste verdiğim bu cevapla ben bile kendime şaşırmıştım. Sanki hepsi çok normalmiş gibi rahat anlatmam bir bana mı garip gelmişti sadece?
Sanırım tek şaşıran ben değildim. Seren şu an bana öyle bir bakıyordu ki boğazım düğümlendi desem tam olarak yeriydi. Bu böyle devam edemezdi. Bu kadar kolay alışmış olamazdım. Olamazdım değil mi?
Tam konuşmak için ağzımı açmıştım ki yanımıza birisi daha geldi.
Gelen kişi en yakın arkadaşlarımızdan bir diğeri olan Mavi'ydi. O da aynı Seren gibi giyinmişti. Tek fark üstündeki yarım tişörtün mavi olması ve kahverengi saçlarını topuz yapması olmuştu.
Açıkçası bende şu an onlardan farksız sayılmazdım.
Hava çok sıcaktı. Biz ne yapalım yani?
"Kızlar duydunuz mu? Yarın İstabuldaki Hayat Koleji Anadolu Lisesindeki bir grup öğrenci yaz tatillerini burada yani Balat kasabasında geçirmeye geleceklermiş. Kısacası yaklaşık 3 ay boyunca bir grup zengin kendini beğenmiş bebelerle bir arada yaşayacağız."
Mavi yanımıza oturuken Seren ile aynı aynanda elini boğazına götürüp kusuyormuş gibi yapınca istemeden ağzımdan bir kahkaha kaçmıştı. Fakat yaptıkları yanlıştı.
Bu kadar önyargılı olmamaları gerekiyordu. Kendimi biraz da olsa toparladıktan sonra Mavi ve Serene doğru döndüm ve bir anne edasıyla onlara öğüt vermeye başladım.
"Bu önyargınız çok yanlış. Gelecek olan öğrencilerin nasıl insanlar olduklarını bilemeyiz. Belkide düşündüğünüz gibi kendini beğenmiş insanlar değillerdir. Hem belli mi olur belki de arkadaş oluruz."
İkiside bu dediğime gülüp kahkaha atarak yanıt verince yerdeki kumu yüzlerine fırlattım ve gülmeye başladım.
Aramızdaki yaşanan minik savaşın ardından uzun bir sohbete dalmıştık. Fakat artık saat akşam dokuza yaklaşmıştı ve ailelerimiz haliyle telefonlarımızı tekrar tekrar aramaya başlamıştı. Bu nedenle 3 kız beraber hızlıca vedalaştıktan sonra evlerimizin yolunu tutmuştuk. Rengarenk ağaçlarla dolu yolda yürürken yolun kenarındaki çiçeklerden gelen kokuyu içime çektim. Bazen ne kadar da üzülmüş olsam bu sokaklar, ağaçlar, bitkiler kısacası buradaki her şey beni rahatlatmaya yetiyordu.
Bir çiçeğin kokusu bile beni bu kadar mest ederken eve gitmeyi hiç istemiyordum.
Evin önüne geldiğimde durdum ve sanki daha önce hiç gelmemiş gibi incelemeye başladım. Yaşadığımız ev müstakildi ve 3 katlıydı. 3. katın hemen üzerinde minik bir teras bulunuyordu. Beyaz ahşaplarla yemyeşil sarmaşıkların ve çiçeklerin bir arada bulunduğu bu ev ne kadar mutlu bir ailenin yaşadığını düşündürüyor olsa da bazen gerçekler can acıtırdı.
Burada bir aile yaşamıyordu. Evde çoğu zaman bulamadığı annesiyle birlikte küçük yalnız bir kız çocuğu yaşıyordu.
Hasır çantamdan çıkardığım anahtarım ile kapıyı açtıktan sonra içeri girdim ve ardımdan kapıyı kapatarak üst kattaki odama çıktım. Tüm gün oradan oraya koşturduğum için ister istemez çok yorulmuştum. Kısa bir duş aldıktan sonra pijamalarımı giyip yatağıma girdim ve gözlerimi kapattım. Ne kadar uykum gelmiyor olsa da kendimi uyumaya zorladım.
Kendimi karanlığın uçsuz bucaksız kollarına teslim etmeden önce ise sadece tek bir şey düşünüyordum.
Her günüm böyle mi geçecekti? Sanki hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmamış gibi...
☆
Odamın camından sızan gün ışığı ile birlikte kocaman esnedim ve sonrasında da göz kapaklarımı ışığa alıştıra alıştıra yavaş bir şekilde açtım.
Sanki üstümden büyük bir tır geçmiş gibiydi. Hiç kalkmak istemiyordum.
"Rüya! 10 dakika içinde aşağı inmezsen odana gelir yüzüne bir kova su boşaltırım!"
Şu an kalkmayı o kadar çok istiyordum ki bunu kelimelere dökmekte bile zorluk çekebileceğim bir durumdayım(!)
"Tamam. Hemen giyinip geliyorum."
Hızlıca yataktan kalkıp yatağımı topladım ve banyoya gidip ellerimi ve yüzümü buz gibi soğuk suyla defalarca yıkadım.
Hava çok sıcaktı. Burada doğup büyümüş olmama rağmen buna hiçbir zaman alışamamıştım.
Ellerimdeki ve yüzümdeki ıslaklıkları kurulayıp çıktıktan sonra odama girdim ve güneş kremimi sürüp üstüme beyaz bir bluzlq kot mavi bir şort giydim. Kahverengi saçlarımı açık bırakmıştım. Yaklaşık 2 gün önce kesmiş olduğum perçemler ise görüntüme hem ciddiyet hem de şirinlik katmaya yetmişti.
"Rüya!"
"Geldim anne geldim!"
Hızlı adımlarla merdivenden aşağı inerken birkaç kez büyük bir düşme tehlikesi atlatmış olsamda sonunda sapasağlam mutfağa ulaşabilmiştim.
Görev başarıyla tamamlandı!
"Günaydınlar Fahriye Hanım!"
Annem bana kocama gülümseyip havadan öpücük göndererek yapmış olduğu yumurtayı masanın tam ortasına koydu ve sandalyesine kuruldu. Ben ise bu sırada masaya hızlıca göz gezdirmeye başlamıştım. Fena değildi. Hatta fazlası vardı eksiği yoktu benim için.
"Hadi oturda hemen yiyelim. Sonrasında dışarı çıkacağım."
An itibariyle anlık modum adeta sıfıra düşmüş bulunmaktadır sevgili dostlar.
Annem ve babam boşandıktan sonra babam İstanbula gitmiş annem ise büyük bir boşluğa düşmüştü. Boşanma sebeplerini bana hiç söylememişlerdi. Açıkçası bende çok üstelememiştim söylemeleri için. Annem sırf geçmişi düşünüp kendini üzmemek için her zaman dışarı çıkıp durmuştu.
Evet artık kendini üzmüyordu fakat beni hiç mi görmüyordu?
O kendini arkadaş ortamlarına atıp rahatlarken ben burada yalnızlıktan gün geçtikçe tükeniyordum.
"Kızım? Daldın gittin. İyi misin?"
"İyiyim anne."
Hemen kendimi toparladım ve ağzıma birkaç peynir ve salatalık attıktan sonra kendime sandviç hazırlamaya başladım.
"Kızım yemeğini yesene! Nereye böyle? Anne kız kahvaltı yapsaydık."
Aynen zaten her gün birlikteyiz de kahvaltımız kaldı bir tek.
"Kızlarla bisiklet süreceğiz anne. Yolda yerim. Hadi ben kaçtım. Afiyet olsun sana."
Sandviçi hazırlayıp bir poşete koyduktan sonra masanın üzerindeki güneş gözlüğümü alıp gözlerime taktım. Daha sonrada kapının önünde spor ayakkabılarımı giyip bisikletime doğru yürümeye başladım.
"İyi eğlenceler kızım!"
Beni bu kadar umursama ya...
Sandviç poşetimi mavi bisikletimin sepetine koyup bisikletime bindim ve burnumun ucuna düşen gözlüğümü ittim.
"Hadi bana müsaade!"
Bisikleti hızlıca kasabanın meydanına sürerken bir yandan da gülümsüyordum.
Yalan söylemiştim.
Kızlarla bugün hiçbir planımız yoktu.
Minik bir kaçamakla kendimi toparlamak çok iyi olacaktı.
Bisikletin hızını arttırdıkça yüzüme sertçe rüzgar esiyordu ve bu benim için aşık olunası bir şeydi.
Kasabanın meydanına girdiğimde gördüğüm büyük kalabalık dikkatimi çekmişti. Fakat çok geçmeden neler döndüğünü anlamıştım. Kolejden gelen 20 öğrencinin etrafını saran kasabadaki esnaflar gelen bisiklet sesi ile başlarını bana doğru çevirdi ve tüm dikkatlerini bana verdiler.
Mavi ve Seren de buradaydı.
Kasabamız küçük bir yerdi. Bu nedenle herkes birbirini tanırdı.
"Ooo Rüya kızım! Hoş geldin."
"Kızım gel sen de gençlerle tanış."
"Rüya bunlar gerçekten de kendini beğenmiş."
"Yalnız biz şu an seni duyduk."
"Duyun! Bizene yani."
Yüzümdeki kocaman gülümseme ile tam bisikleti durduracakken yerdeki taş benden önce davranıp dengemi bozmama neden olmuştu.
"Lan! Rüya!"
"Ay!"
Kendimi kısa sürede yerde bulmuştum ve sanırım başımıda yerdeki bir taşa vurmuştum.
Çünkü başımın yanından aktığını hissettiğim sıvı muhtemelen kandı. Fakat gülünç olan şey ise gözlüğüm hala sapasağlam gözümde olmasıydı. Elimle başımı tutarak ayağa kalktım ve etrafıma baktım. Bu sefer de herkes benim etrafıma toplanmıştı.
Tam bu sırada da Seren ve Mavi hemen bana sarılmış, bir şeyim var mı yok mu diye tüm vücudumu gözleriyle tarıyorlardı.
"Kızlar tamam ölmedim sakin olun."
Mavi tabii ki de araya girdi.
"Ama başından kan geliyor."
"Ay boşver. Hadi beni sözde kendini beğenmişlerle tanıştır bakalım."
"Başından kan geliyor kızım, ne anlatıyorsun sen?"
"Bir şey olmaz dedim Seren. Hadi Mavi."
Seren bana somurtkan bir ifadeyle bakarken Mavi, küçük bir çocuk gibi hevesi ile başını aşağı yukarı doğru salladı ve herkesi tanıtmaya başladı.
"Şu en baştaki bilge gibi görünen fakat yakışıklı olan çocuk Serter, onun yanındaki iki sarışının isimleri Selda ve Pelda. Evet, onlar ikiz. Şu kızıl çocuk Berat. Onun yanındaki diğer iki kahverengi saçlı yakışıklı çocuklar Savaş ve Barış..."
Çok hızlı konuştuğu için bir anlık soluklanmak amaçlı durdu ve nefes aldı. Ben onun bu hallerine kısaca güldükten sonra şimdilik tanışmış olduklarıma döndüm.
"Hepinizle tanıştığıma memnun oldum. Özellikle son ikilinin isimleri çok iyi. Suç ve Cezaya ne yaptınız siz bakalım?"
Hepsi bana boş gözlerle bakarken aralarından birkaçı beni anlamış ve gülmüştü.
Dudaklarımı büzüp aferin dercesine alkışlarkan "Bu kadar kitap okumadığınızı belli etmeyin arkadaşlar, gerçekten." dedim.
Tam bana cevap verecekleri sırada Mavi araya girdi.
"O zaman devam ediyorum ben."
"Et bakalım."
"Barışın yanındaki sert çocuk Kerem. Onun yanındaki sarışın olan çocuk ise Emir. Devamını unuttum."
"Bu kadarını aklında tutmana şaşmalı zaten."
Maviye yine güldükten sonra tanımadıklarıma döndüm ve kendilerini tanıtmaları için bekledim.
Kısa bir sessizlikten sonra Emirden sonra gelen kızıl saçlı kız konuşmaya başladı.
"Ben Su. Yanımdaki bu kız ise Selen."
Diğerleri de kendini hızlıca tanıttıktan sonra geriye kendini tanıtmayan sadece biri kalmıştı. Hem samimi görünen hem de sert görünen birisiydi. Sarıya çalan kumral saçları vardı ve onun gözleri yeşil miydi?
Hadi canım be!
Ona döndüm ve " Sen?" diye sordum.
"Uraz."
Uraz...
Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
