1. bölüm / 3
YILDIZ KAYARKEN DİLEK TUT1.Bölüm
Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Giriş
Ben güldeste küçüklüğümü geçirdiğim o kişi Kadem bana her daim abilik yapıp kollayan can dostumdu fakat bir gün ailemin tahini çıkınca hem ondan hem de doğduğum yerden uzak bir yerde yaşıyordum. Eğer bir imkanım olsaydı her şeyi eskiye çevirip Kadem'le arkadaşlığımı sürdürmek, onunla hiç ayrılmamak isterdim. Hayatım zorluklarla geçti, her ümidim, her şeyim tek bir arkadaşıma bağlıydı. Eğer tekrar karşıma çıksaydı, ilk önce küçüklüğümde yaptığım gibi başımı ona yaslayıp ağaç dallarındaki "bune Kadem" demek olurdu. Ama şu anki ümitsizliğim, umudum o arkadaşlığı getirmeye gücü kalmamış, sadece o sayfalarda yazılı kalmıştı. Son bir sözüm şuydu: zaman çay şekeri gibidir, çaya atıldığında eriyip gidiyordu...
Evet, hikaye hakkında bilmediğiniz bir şey varsa, kısaca olarak çocukluk anıları olan ve ileride kendilerini hiç düşünmediği kişiliklerle karşılaşan Güldeste ve Kadem'in hikayesiydi ve fazlasından az da textingtir söylemek istedim.
Başlama saatlerinizi alabilir miyim? Şu an 00:04'te bunu yazmış, bulunmaktayım.
1. BÖLÜM
"Ümidimi kaybettiğim an seni de kaybettim ben..."
Sonbahar zamanlarıydı, evimizin küçük bahçesinde koşuşturan iki küçük çocuk, o oyuncak evin içinde birbirimize paylaşılan sözler her ne varsa o gün bırakıp bitmişti. Saat 07:06 gibi civarları o gün Kadem'e veda etmiştim...
İçim hüzün doluyordu, elimdeki pembe tütülü Barbie'yi tutuyordum, burnumdan akan sümükler ağzıma geliyordu, hiçbirini silmiyordum. Annemin turuncu mavi puantiyeli elbisesini çekiştiriyor "gitmeyelim anne, gitmeyelim" diyordum zırlayarak. Artık boğazım kurumuştu, gitmemek için elimi tutup beni çekiştiren babam vardı. Gözlerim karşı tarafta üzgün, mutsuz Kadem'e bakıyordu, o da istemiyordu benim gitmemi, onu terk etmemi. Babam arabada kemerimi sıkıca bağlıyordu, kaçmamam içindi. Bunu hala anladığına dahi şaşırıyordum. Kadem bana veda etmeden, bana sarılmadan uzaktan izliyordu sadece. "Neden gitti anne, Güldeste?" dedi boğuk ve ağlamaya yakın sesle. Kadem'in annesi yere eğiliyor, ona ne diyeceğini düşünüyordu. Eğer derse Kadem'in üzüleceğini, dostunu kaybedeceği için "ailesinin bir işi çıktı, iki güne dönerler yavrum" dedi bahanesiyle. Kadem küçük olduğu için hemencecik kanmıştı annesine. "Güldeste geldiğinde o çilek evinde oynarız, değil mi?" gülümseyi verdi annesi, başını okşayarak. "Evet yavrucuğum, geldiği zaman oynarsın." Hepsi bir yalandı. Aradan geçen günler, geçen yıllar her bir ikisinin de ümidini kestiklerinin belirtisiydi. Karşılaşmalarını hiç unutamayan iki küçük çocuktu onlar...
Elimdeki fotoğrafı çalışma masasına bıraktım. Küçüklüğümden beri aklımda kalan tek insan Kadem'di. Eğer onunla tekrar karşılaşsam, bana neden sarılmadın, beni öylece uzaktan izlediğini soracaktım. Belki annesi istemedi ya da gördüğü şeyi anlaması içindi. Eğer eskiden okuma yazmam olsaydı, hangi adreste olduğumu öğrenip o yere tekrar gitmeyi isterdim. Daha doğrusu küçük Güldeste isterdi bunu ama içimde hiç olmayacak, gerçekleşmeyecek ümitlerle hayallerdeydim. Belki o, bu ümitlerini yetirmiş de olabilirdi. Hiç düşünmediğim tarzda arıyor da olabilirdi küçük Güldeste'yi. Ama büyümüş halini çekmeceyi açarak içindeki kablolu kulaklığımı aldım. Çalışma masama oturup biraz esnedikten sonra bilgisayarımı açarak yeni bir kurgu yazmak istiyordum. Kafamı masamın üzerine koyarak uzun uzun düşünmeye başladım. Aklıma gelen o yeni kurgum yıldızlar kayarken dilek tut not kısmıma girerek teker teker kelimeler dökmeye başladım.
Sanki yazdığım hikaye kendi hikayem gibiydi ama daha farklısıydı. Ben gördüklerimle, okurlarım ise yazdıklarım ileydi. Bölüm sonu için ne yazsam, ne yazsam diye düşünmeye başladım fakat aklıma dahi bir şey gelmiyordu. "Güldeste! Çabuk mutfağa gel!" Mutfaktan bağıran annemin sesini işittiğimde, acaba ne halt yedim diye düşünmeye başladım. Bardak mı kırmıştım? Hayır, onu yapıp kenarda bırakamazdım. O zaman ne yapmıştım? Koridordan geçerken, tabi ya tatlı yapmıştım ve tüm pislikleri arkamda bırakıp odama çekilmiştim. Büyük bir iç çekerek mutfak kapısında durdum. "Özür dilerim," dedim. Dayak yememek için annem çoktan elindeki terliği yüzüme doğru tuttuğunda ayvayı yediğimi anlamıştım. Tam vuracakken elini geri çekmesiyle bir oh çektim. "Napmışım gene?" Soru sordum, içim kıpır kıpır olmuştu. Yüzüme bakarak gülümsediğini görünce oldukça şaşırmıştım, normalden daha fazla gülüyordu. "Şu Kaden'in annesi aradı beni." Anneme gülmeye başladım, onun adını çoktan unutmuş, Kaden diyordu. "Anne, onun adı Kadem, Kadem!" Annemin yüzü büzüşmüştü, gözlerini elindeki terliğe bak derecesine yüzümü oyuyordu. "Tamam tamam, alınma, özür dilerim," dedim. "Ben nasıl evlat doğurmuşum da haberim yokmuş?" Hüzünlü yapmaçık sesle sonrasında anlatmaya başladı. Kadem benim okuduğum Ordu Lisesi'ne yerleşmişti. Yani sanki hiç beklediğim şeyler oluyordu. Fakat Kadem beni gördüğünde takacak mıydı, takmayacak mıydı? Eski Kadem yerine sevmediğim tipten bir Kadem de olabilirdi. Bunu bilmiyordum, sadece görüp öğrenebilirdim. Annem çok fazla konuşmaya başladığı için hemen odama geçiverdim. Telefonuma "arıyorumseniümitsizce" adlı bir kullanıcıdan mesaj gelmişti. Yeni insanlarla tanışıp kaynaşmak için herkesi teker teker eklerken araya karışmış olduğunu düşünerek üst kısımdan mesaja tıkladım.
Arıyorumseniümitsizce: neden şaşkın şaşkın telefona bakıyorsun?
Benim telefona şaşkın şekilde baktığımı nereden biliyordu ve bu kişi kimdi? Fotoğrafı yoktu, sadece motorlardan oluşan paylaşımları vardı. Elimi her klavyeye attığımda durmam gerektiğini ve bu kişi anında engellemem gerektiğini düşündüm. Neyin nesi cinsi olduğunu bile bilmiyordum ama diğer tarafım "yaz nolacak, beni izliyorsa neden izliyordu?" İlk başta tavana ve her yere göz atıyordum, hiçbir şekilde kamera ya da gizli kamera yoktu. Artık yazmanın vakti gelmiş gibiydi. "Bismillah."
Güldeste (siz): kimsiniz acaba ve nereden biliyorsunuz öyle baktığımı?
Görüldü... Yazıyor...
Arıyorumseniümitsizce: kim olduğumu yakında illa öğrenirsin Güldeste, şimdiden görüşmek üzere sevgililerimle arıyorumseniümitsizce...
"Bu neydi şimdi?" Biri benimle dalga mı geçiyordu yoksa başka bir şey mi? Ama bunun kim olduğunu tahmin edebiliyordum, az da çok olsa. Ayağa kalkarak erkek kardeşimin odasına gittim. "Sen mi benimle kamera şakası mı yapıyorsun, napıyorsun?" dedim. Telefonuma bir mesaj geldi, arıyorumseniümitsizce kişisindendi.
Arıyorumseniümitsizce: neden odandan kaçtın, seni izlemem zoruna mı gitti?
Sinirle "gitti gitti!" bağırdım. Bir anlığına kim olduğunu dahi bilmediğim bir kişi beni izliyordu. Bu gerçekten rahatsız edici bir durumdu, hem de çok kötü bir durumdu. Gözlerimi açtığımda yorganım yere sarkıyordu. Bir irkilme ile ayağa kalktım, kendimi çok hasta ve yorgun hissediyordum. Telefonuma yeni bir mesaj gelmişti.
Arıyorumseniümitsizce: günaydın...
Görüldü. Atarak yavaş yavaş odadan ayrılıp içmiş gibi bir yerden bir yere savruluyordum. Sıcak su elimde bir uyuşma yapıyor, uykumu getiriyordu. Elime değen soğuk su ile sıçradım. Koşa koşa ilerleyen erkek kardeşim Kenan'ı gördüm, arkasından koşarak "seni döverim, napıyorsun!" Evin içinde bağıra bağıra ses tellerim gitmişti. "Konuşamıyor," diyerek gülüyordu bana. "Sen kaşındın Kenan, bekle," diye cevapladım ve odama geçerek kıyafetlerimi değiştirirken.
Güldeste (siz): beni izlemiyorsun değil mi?
Görüldü... Yazıyor...
Arıyorumseniümitsizce: hayır, şu an kameralara bakmıyorum. Dolaptan kıyafetlerini alırken direkt kapattım zaten.
Diyerek cevaplamıştı mesajımı. En azından edebi saygısı vardı, o dizilerde gördüğüm bad boy erkeklerden değildi ama bunu bilemezdim. Saate baktığımda geç kaldığımı anlamıştım. Yemek bile yemeden çantamı sırtlayıp bina merdivenlerinden indim. Otobüs durağına koşmaya başladım. İçimdeki ses hiç beklemediğim bir şey ile karşılaşacağımı söylüyordu. Nefesim kesilmişti, koşa koşa hava bir anlığına kar yağıyordu, hava soğuyordu ve birine çarptım. Yere yapıştığımda kafamı ovalayıp çocuğa baktım. Göz altındaki yara izi çok tanıdıktı. Elini bana uzattığında elini tutarak yerden kalktım. "Kusura bakmayın, hızlı koşuyordum, görmedim," dedim mahcup bir sesle. Gözlerim eski anılarıma gitmişti. Kadem'in sağ göz altında yara olmuştu ve küçük olduğu için yarasını soyarak iz bırakıyordu. İçimdeki tüm ümitlerim gitmişken, hiç karşı karşıya yabancı şekilde geleceğimizi tahmin bile etmiyordum. "Sorun değil," dedi. Gözlerimi onun yüzünden kaçırdım, eskisinden daha değişmişti. Omuzları genişlemiş, yüzünde az az sakalları çıkmıştı...
Bölüm sonu...
Fikirlerinizi ve yorumlarınızı yazmayı unutmayın, sizleri seviyorum.
Bölüm etkileşimi
