1. bölüm / 1
Yıkımın Üç YüzüGiriş
Bölümler 1Şu an: Giriş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
( 1 Ay önce)
Tekin Alkan ve Altay Yağız Kurtoğlu, kendilerini uzaktan izleyen sivil polislerden habersiz, konuşmalarını sürdürüyorlardı.
“Eğer planlarım tutarsa, bir ay sonra çok güzel şeyler yaşanacak,” dedi Tekin Alkan. Ellili yaşlarının sonlarına gelmiş olmasına rağmen, hâlâ dinç ve karizmatik görünüyordu. Yeraltı dünyasında sözü geçen adamlardan biriydi; gölgesi bile sokaklarda korku yaratırdı.
Altay başını hafifçe yana eğdi. “Ne tür bir plan, Tekin Baba?” diye sordu merakla. Kendisini büyüten kişi Tekin Alkan’ın can yoldaşı Aziz Balatürk olsa da, Altay her zaman Tekin’i kendine daha yakın hissetmişti. Onu bir baba gibi görmüş, kararlarında onun çizgisini örnek almıştı.
Adını bilen çoktu ama lakabını duyan susardı. İnsanlar ona Altay Yağız Kurtoğlu demezdi… Kara Mir derdi. Ve bu topraklarda Kara Mir’in hükmü, mahkeme kararından kesindi. Merhameti yok etmiş, ölümü çoktan seçmiş bir adamdı. Çoğu zaman gözlerine bakan, orada yalnızca sessiz bir fırtına görürdü.
“Sonsuzluğa giden bir plan, Yağız oğlan,” dedi Tekin Alkan, sesinde hem gurur hem de gizem saklıydı. Bu topraklarda sadece o, Altay’a “Yağız” diyebilirdi. En yakını olan Rüzgar Dağdelen bile ona Altay derdi. Bu hitap, aralarındaki bağı kelimelerle anlatılamayacak bir derinlikte gösteriyordu.
Altay hafifçe gülümsedi, dudaklarında belli belirsiz bir alayla. “Yine gizemlisin,” dedi ve elindeki sigarayı yavaşça söndürüp yanındaki çöp kovasına attı. Duman, rüzgârla birlikte yok oldu.
Tekin, gözlerini ufka dikti, sanki zamanı aşıp geleceği görmeye çalışıyormuş gibi. “Karanlığın içinde gizem en iyisidir, evlat,” dedi ağır ama net bir tonla. “Gizemi kaybeden, savunmasız kalır. Savunmasız kalan da ilk düşendir.”
Altay, Tekin’in söylediklerini sessizce içine sindirirken, bir süre konuşmadı. Bu sözlerin altında bir şey saklıydı, biliyordu. Ama henüz öğrenme zamanı gelmemişti.
O sırada, az ileride park edilmiş siyah bir araçta oturan sivil polisler de onları dikkatle izliyordu. Camdan sarkan telsiz kabloları ve sigara izmaritleri, burada saatlerdir beklediklerinin göstergesiydi. Gözleri, Tekin Alkan ve Altay Yağız Kurtoğlu’na kilitlenmişti. Ne konuştuklarını öğrenmek istiyorlardı ama bu sadece bir merak olarak kalıyordu. Çünkü ellerinde onları suçlayacak somut hiçbir delil yoktu.
“En son ki baskından da bir şey çıkmadı, amirim,” dedi Cenk, iç çekerek. Genç komiser yardımcısının sesi yorgun ve hayal kırıklığıyla doluydu. Peşinde oldukları isimlerin hepsi tehlikeliydi, ama bir o kadar da dikkatli.
Amiri, gözlerini camdan ayırmadan başını salladı. “Onlar her şeyi önceden biliyor gibi. Biri içeriden bilgi sızdırıyor olabilir,” diye mırıldandı. Bu, ilk kez aklına gelmiyordu ama şimdi daha da kuvvetli bir şüpheydi içindeki.
“Ya da bizden birkaç adım öndeler,” dedi Cenk sessizce. Elini cebine atıp bir çakmak çıkardı ama sonra sigarayı yakmaktan vazgeçti. Bu adamlara yaklaşılamıyordu, çünkü her hamleleri profesyoneldi.
“Tekin Alkan sıradan biri değil, Cenk,” dedi amiri, gözlerini diktiği noktadan ayırmadan. “O konuşuyorsa, mutlaka bir şey hazırlıyordur. Kara Mir’le de yan yanaysa… bu şehir yakın zamanda sarsılır.”
Araç içinde bir sessizlik oluştu. Dışarıda, geceye karışan uğultu devam ederken, içeride yalnızca artan gerilim hissediliyordu. Beklemekten başka çareleri yoktu ama zaman onların aleyhine işliyordu.
“Nasıl yıkılacak bu adamlar?” diye sordu bu sefer Cenk. Sesi umutsuzdu, gözleri hâlâ Tekin Alkan ve Altay Kurtoğlu’nun bulunduğu noktadaydı.
Murat Amir bir süre sessiz kaldı. Derin bir nefes aldı, bakışları yılların deneyimini taşıyordu. “Bir kadınla,” dedi sonunda, kelimeleri tane tane söyledi.
“Bir kadın mı?” Cenk’in kaşları çatıldı. Gerçekten anlam verememişti. Bu kadar güçlü, acımasız adamları nasıl olur da bir kadın yıkabilirdi? Onların hayatında duygulara yer yok sanırdı hep.
Murat Amir hafifçe gülümsedi, ama o gülümsemenin altında acı dolu eski bir hikâyenin izi gizliydi. “Böyle adamları ancak aşk yıkar, Cenk,” dedi yavaşça. “Kurşun işlemez, ihanet yetmez… Ama bir kadının gözyaşı ya da bakışı, yıllarca inşa ettikleri o karanlık tahtı yerle bir edebilir.”
Cenk başını öne eğdi, düşündü. Belki de gerçekten duvarları içten çökertmenin tek yolu buydu. Belki de en zayıf yerleri, sakladıkları tek gerçek insani zaaf buydu.
“Peki ya o kadın kim olacak, amirim?” diye sordu sessizce, ama cevabın hemen gelmeyeceğini biliyordu.
“Elbet birisi çıkar, Cenk… Kader bu.”
Bölüm etkileşimi
