Yedinin Ötesinde kitap kapağı

1. bölüm / 1

Yedinin Ötesinde

Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Burcu A

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Bölüm 1
  1. 1 Bölüm 13.119 kelime · Okuduğun bölüm

Geleceği düşündüğümde annemin bana tam adımla seslenmesinin beni endişelendirecek en basit şey olacağını bilmiyordum.Söylemeyi kendimi bildim bileli genellikle tercih etmez, kullanmazdı. Duyduğumda bu yüzden elimde tuttuğum pantolonla birkaç saniye boyunca öylece bakışmış, ne yaptığımı unutmuş, odaklanmaktan epeyce uzaklaşmıştım. Aslında bu sadece ismim yüzünden değil genel olarak annemin bu günkü ruh haliyle alakalıydı.Annemle son bir kaç aydır basit telefon konuşmalarının çok fazla ötesine geçememiştik ve bu sabah beni arayıp doğum günüm için bir gezi planı oluşturduğunu söylediğinde birçok nedene ek olarak buzları eritmek için yapmam gereken bir şey olduğunu düşünüp, kabul etmiştim. Şimdi bu kararımı tekrar düşünmek istiyordum çünkü bu kadar kaçarcasına ve ani hareket etmek en sevdiğim şey sayılmazdı. Yinede, aşağıdan yükselen o tek kelime, alışık olduğum diğer seslenişlerden çok daha farklıydı.Heyecan yaratıyor ya da tamamen kafamda kuruyor olabileceğimi de düşünebilirdim çünkü bu sıra yoğun migren atakları geçiriyordum. Stajım bu sıra gerçekten çok yoğundu. Sindre bile bu konuyu çok gündemimize getiriyordu. Böyle düşünmememin sebebi ise hala annemin merdiven boşluğundan tekrar "Lia, hazırlanamadın mı hala "diye seslendiğinde acelesinin sesine bile yansımasıydı.Çantama sığdırmaya çalıştığım eşyalara tekrar göz atarken bir kaç saniye geçmiş olacak ki aşağıdan homurdanmasını işittim.
Beni stajdan aldığı andan itibaren başlayan o tuhaf gerginlik, hala peşimizi bırakmamıştı. Arabada da her zamanki Rana halinden çok farklıydı. Direksiyonu gereğinden sıkı tutmuş, birkaç kez detaylı bir şekilde ayna kontrolü yapmıştı. Onun ne zaman sinirli, sabrının sınırına geldiğini, yorulduğunu, üzüldüğünü ya da mutsuz olduğunu çoğu zaman anlayabiliyordum.Gözlem yeteneği olan biri olduğum söylenemezdi ama biriyle, özellikle kendi annenle uzun yıllar boyunca yaşamanın getirdiği bazı ayrıcalıklar vardı ve bunlardan biri de onu fazlasıyla detaylı tanımaktı.Sesinde ki en küçük değişikliği, bakışındaki birkaç saniyelik dalmayı, alışılmışın aksi davranışları fark edebiliyordunuz.Detaylara önem verip normalde o detaylar içerisinde kendimi boğardım ama onu tanıyorsam, bu sergilediği davranışlar normal basit detayları abartmamdan ibaret değildi.
Aklıma gelen meditasyon nefes alıp verme tekniklerinden birini yaparak tekrar yatağımın üzerinde ki kalabalığa döndüm. Anneme kalsa beni stajımdan aldığı gibi doğruca tatilimize götürecekti. Gideceğimiz yerde ihtiyacımız olan her şeyin olduğunu yoksa bile yolda alabileceğimizi söyleyip durdu.Onun için demesi kolaydı sonuçta benim aksime polis maaşıyla çalışıyordu. Israrım sonucunda gemi yolculuğu yapacağımızı öğrenmiş, kıyafetlerimi almak için eve gelmiştik.Nereye ya da ne kadar kalacağımız hakkında şuanlık çok fazla detay bilmiyordum ama fırsat elime geçmişken, henüz okumadığım bir kitabı küçük siyah çantamın içine sıkıştırdım. Bir tane yeterdi çünkü asıl amaç annemle olan iletişimime odaklanmaktı.Annemin işinin çok yoğun olduğu bilinir bir gerçekti ve bu yoğunluğunun içerisinde doğum günüm için kapsamlı bir tatil planı hazırlaması benim için büyük bir yenilikti.İşine ne kadar bağlı olduğunu biliyordum çocukluğumun hatırlanabilir zamanlarında ki hatıralarının çoğunda gece yarısı bile çalan telefonlar ve karakolda sabahladığı günler vardı. Bunlara rağmen bu sıra ona ihtiyacım olduğunu hissedecek kadar da iyi bir anneydi.O yüzden bu geziyi benimle ilgili iletişimimizi güçlendirmek için planladığını düşünüyorum.
Daha yakından duyduğum yılmış " Hadi çıkmamız gerekiyor artık" diye seslenişinin ardından nihayet odadan çıkıp aşağı indim.Bu kadar gitmek için sabırsızlanması belki de çok fazla alışık olmamasıydı.Kendine çok fazla izin verdiği söylenemezdi Belki yalnızca o da benim gibi yoğunluktan uzaklaşmak istiyordu. Bu sıralar bende kendimle çok fazla içli dışlı olmuş düşüncelerime maruz kalmıştım.Veteriner hekimlik stajımın yoğunluğu bile beklediğim etkiyi yaratmamıştı.Günlerim sürekli hasta kafeslerini temizlemekle geçse bile sadece ondan ibaret olmaması benim için çok memnun eden bir detaydı.Serumlarının ve mamalarının takiplerinin yanı sıra enjeksiyonlarını yapıp ilaçlarını yutturabilecek seviyeye gelmiştim ve artık sanki işim iyi bir şeyler yapabiliyormuşum gibi hissettirmeye başlamıştı.Yine de zihnimi susturmaya yetmiyor, migren ataklarım geçmiyordu.Günün sonunda o koşuşturma bittiğinde ve eve döndüğümde bütün hareketliliğin yerini sessizlik aldığında düşüncelerim yeniden ortaya çıkıyordu. O yüzden bu gezi benim içinde ne olursa olsun mükemmel bir uzaklaşma bahanesiydi.Saedece sakin değildi ve sakin olması gerekiyordu.
Elimde olmadan merdivenlerden "Anne daha doğum günüm bile değil ve gemi saatini biliyorsundur, biraz sakin olabilir misin artık "diye huysuzlanarak indim.Pencerenin önünde durmuş iki parmağıyla perdeyi aralamış sokağı izliyordu.Huysuzlanmama cevap vermeden yalnızca ben merdivenlerden inene kadar koltuğun üzerine bıraktığı çantasını aldı.Kapıya yönelmiştik ki sokağa giren arabayla yerinde kaldı.Kapıyı açmadı.Tekrar pencereye yürüdü ve araba gidene kadar bekledi.Araba sadece yan komşumuzun arabasıydı.Ben ise ona gözlerimi dikmiş bakıyordum.
Tamam bu çok normal Lia.
Gülereken ''Komşularımızdan gizlendiğimizi düşünmemiştim'' diye bir komiklik yapmaya çalıştım ama bana yine cevap vermemeyi tercih etmiş evden çıkmıştı. "Gemiye nereye gidiyoruz ?"diye sorarak tekrar şansımı denedim.Bu sefer kendi kapısını açarken cevap verdi "Sürpriz". Söylememek için güçlü bir bahaneydi.Süprizlerden hoşlanan biri olduğunu düşünmezdim. Bende en sonunda pes edip araca binip kemerimi taktığımda derin bir nefes aldım .Çok fazla, hayatımda tatil ve bu tarz hazırlıklar yapamamıştım ve şimdiden yorulmuştum. Çok fazla sosyal değildim ama bu insanlardan kaçan ya da nefret eden bir tip olduğum için değildi.Sadece vakit bulamıyordum ve bulduğumda da bu vaktimi Sindre'ye ayırmayı tercih ediyordum.Bana göre zaman yapılan en değerli yatırımdı ve bu yatırımı anlaşılmadığım değersiz basit paylaşımlara yapmak istemiyordum.Arabada ki sessizlik canımı sıkınca , güneşliği indirip aynasından kendi saçıma baktım. İşe gitmeden önce fransız örgüsü yapmıştım.Dağılmaması için bol miktarda sprey kullanmıştım ama yinede etki etmemiş, saçlarım kenarlardan çıkmıştı.Elimden geldiğince düzeltmeye çalışsam iyi olacaktı.Beni izleyen annemin gözlerini fark ettiğimde güneşliği kapatıp ona odaklandım.Oflamamı yanlış anlamış olacak ki "İyi misin" diye ilk o sorunca dürüstçe "İyiyim sadece çok acele ettirdin " dedim. Haklıydım da.Direksiyonu yine çok sıkı tutuyordu ve parmaklarının eklem yerleri resmen beyazlaşmıştı. Tahmin ettiğim gibi "Sadece buradan uzaklaşmak istiyorum" dediğinde yüzünde klasik işten çıktığı yorgunluk ifadesi vardı. Uzanıp yanağına bir öpücük kondurdum. İkimizde sevgisini temasla ifade insanlardan değildik ama bu gibi anlarda yinede ona varlığımı bu şekide hissettirmeyi seviyordum.
Bence, babamı kaybettikten sonra, kendisini eskisinden çok daha sert, çok daha güçlü ve hiçbir şey karşısında yıkılmayacak biri olmaya zorlamıştı; sanki acısını belli ettiği, bir anlığına bile olsa gücünü kaybettiği her an, kendisine yüklediği o güçlü kadın imajına ihanet edecekmiş gibi davranıyor, zamanla gerçekten böyle olması gerektiğine inandırıyordu kendisini. Belki de başta yalnızca ayakta kalabilmek için ördüğü o sert kabuğun içinde, ne zaman kendisi olduğunu, ne zaman olmak zorunda kaldığı kadına dönüştüğünü artık kendisi bile ayırt edemiyordu.Ne yazık ki babamdan önceki zamanları çok fazla hatırlamıyordum. Onu kaybettiğimizde yalnızca beş yaşındaydım. Annem de babam hakkında konuşmayı pek sevmezdi. Yine de babamın yokluğunun hayatımızı bütünüyle kaplamasına izin vermemiş, hem babamın hem de kendi yarattığı bilgi eksikliğini hissettirmemek için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Sanki onun yokluğunu benim için görünmez kılabilirse, gerçekten hiç gitmemiş gibi olacağına inandığını hissediyordum.Babamın ordudayken öldüğünü ilk kez, üçümüzün birlikte çekilmiş bir fotoğrafını bulduğumda öğrenmiştim.Bir bahçede yan yana durmuşlardı. Bahçe o kadar güzeldi ki, eski ve renkleri solmuş fotoğrafın içinden bile çiçeklerin çeşitliliği seçilebiliyordu. Babam beni kucağında tutuyordu. O fotoğrafa uzun süre bakmış, yüzümde kendisinden kalan izleri ilk kez o zaman fark etmiştim.Koyu, siyaha çalan kahverengi saçlarımız ikimizin de ortak özelliğiydi. Gözlerimiz aynı ela rengin tonlarındaydı. Annem bizim aksimize kumral ve yeşil gözleri vardı ama üçümüzün de göz bebeklerinin etrafını ince, altın sarısı bir halka çevreliyordu.Bunun nasıl olup da üçümüzde aynı şekilde bulunduğunu anneme sorduğumda, gülerek babama âşık olmasının sebeplerinden birinin de bu benzerlik olduğunu anlatmıştı. Hatta birbirlerini ilk gördüklerinde kayıp kardeş olduklarını düşünüp DNA testi bile yaptırmışlardı.Sanırım ikisinde de böylesine belirgin bir benzerlik varsa, genetik bir tesadüfün bana da uğramış olması şaşırtıcı değildi.Bu aşkın sonu buraya taşınmamıza yol açmıştı.Yabancılıkta çekmemişti. Annem Norveçli değildi ama uzaktan bakıldığında tipik bir Norveç kadınını andırırdı. Babamı kaybettikten sonra buraya yerleşmişti. Yetimhanede büyümüş, hayata tutunmayı daha çocuk yaşta öğrenmişti.Hikayeleri aslında kısaydı. Babamla çalıştıkları yerde tanışmışlar, birbirlerine aşık olup evlenmişlerdi sonra babam orduya katılmıştı. Ve bir gün, bütün hikayelerin en acı cümlesi gelip onlarınkine de eklenmişti: Babam hayatını kaybetmişti.Annemde buraya o yüzden sonradan gelmişti.Tabi bu açıklamaları almak ve bu hikayeyi öğrenmek ucuz olmamıştı.
Arkadaşı ile görüşmeye gittiği bir akşam, uğraşmasını istemediğim için temizlik yaparken bulmuştum. Fotoğraf bulunmak istermiş gibi gardırobuna katladığım kıyafetleri yerleştirirken karşıma çıkmıştı. Eve hafif alkollü döndüğünde, heyecanla bundan bahsettiğim an aramızda büyük bir tartışma patlak vermişti. Eşyalarını karıştırmakla suçlamış, nasıl böyle bir kız yetiştirdiğini aklının almadığını ve benden utandığını söylemişti. Pişman olması iki saati bile geçmemiş, kalbimi kırdığını çabuk farketmiş ve kapımı çalmıştı.O günü karşılıklı çikolatalı süt içerek ve bu hikayeyi öğrenerek sonlandırmıştım .Üçümüzün bir arada olduğu o tek fotoğrafı gözüm gibi saklıyordum. Şu an bile telefon kılıfımın arkasında duruyordu; ne zaman çıkarsam, kaybolup gitmesinden korktuğum küçücük bir geçmiş parçası gibiydi. Babama ait başka hiçbir şeyim yoktu. Üçümüze ait olan da yalnızca oydu.Onunla beraber Lego oynadığımı, eğer zihnimin bana ait olmayan bir anıyı sonradan kendince tamamlaması değilse, hayal meyal hatırlıyordum. Hatırladığım şeyler o kadar silikti ki bazen gerçekten yaşanıp yaşanmadıklarından bile emin olamıyordum. Ama fotoğraftaki adamdan emindim. Yüzüne ne zaman baksam, kendimde fark edemediğim bir benzerliği onda buluyordum. Babama çok benziyordu. Belki de yıllardır hatırlamaya çalıştığım birini, elimde kalan tek fotoğrafın içinden yeniden tanımaya çalışıyordum.O gün ailem olduğunu hissettiğim nadir günlerden biriydi eksikti ama bir zamanlar buna sahiptim.Annemin söylediği tek cümle bir daha eksik hissetmeme engel olmuştu.
''Sen bir hiçliğin içinde her şeysin Lia.Annende, babanda seni çok seviyor ,kalbinde bunu evin edin"
Onların beni sevdiğini biliyordum. Bunu yalnızca bilmekle kalmıyor, içimde bir yerlerde hissediyordum da annemin dediği gibi bu hissi evim edinmiştim. Yine de geçmişi düşünmenin zehirli pençelerinden kendimi sıyırıp anneme baktığımda, yüzündeki yorgunluğun yalnızca işten ibaret olmadığından emindim. Gözlerinin altında biriken gölgeler, günlerdir uykunun uğramadığı bir geceden kalmış gibiydi.Kalbim, hiç beklemediğim bir anda ağırlaştı.Onu uzun zamandır ihmal ediyordum ve belki de fark etmeden, kendi hayatımın telaşı içinde onun sessizliğine alışmıştım. Oysa şimdi içimde dolaşan o tuhaf his, annemin yüzündeki yorgunluğa sığmayacak kadar büyüktü. Bir şey vardı. Ne olduğunu bilmiyordum. Sadece iyi bir şey olmadığını hissediyordum.Belki o da babamı hatırlıyordu.Yüzüğünü asla çıkarmaması bile işaretti.
Bazı yerler, bazı yollar, bazı sessizlikler insanı yıllardır kaçtığı birine yeniden götürüyordu. Belki de bu yüzden buradan uzaklaşıyorduk.Düşüncelerimi susturmaya çalıştıkça, zihnimin kıyısında bekleyen o fısıltılar yeniden yükseliyordu. Onları geri itiyor, birkaç saniye sonra başka bir yerden çıkıp karşıma dikilmelerini izliyordum. İnsan bazen düşünmemeye çalıştığı şeyleri, düşünerek olduğundan daha canlı hale getiriyor ve film sahnesi gibi zihninde oynatıyordu.Sadece yolu düşün Lia... Güneş yavaş yavaş keskinliğini kaybediyordu. Işıkları çamların arasından süzülüyor, bir görünüp bir kaybolarak yolun üzerine parçalar halinde turuncunun tonlarında düşüyordu. Gözlerimi bir süre o turuncu ışıkların üstünde tuttum. Sonra karnımdan gelen gurultuyla ikimizinde düşüncelerini böldüm .Bugün kahvaltı bile yapamamıştım ve en az bir saattir yolda olmamız eklenmişti " Acıktım bir markette duralım" deyip tabela aramaya başladım. Annem"Gemide zaten yersin bir daha markette durmayalım"dediğinde o kadar sabredebileceğimi düşünmedim. Sandefjorda gidiyorduk, yaklaşık bir saat daha vardı. Açtığı konumdan görebilmiştim daha doğrusu görmeye çabalamıştım ama sürekli telefonu eline almış, haritadan başka bir şeylere de baktığı için detaylı görememiştim. Hayatında yeni biri olup olmadığını bilmiyordum. Yüzüğünü çıkarmadığına göre ciddi bir durum söz konusu değildi ama onun, yolda telefonuyla uğraşmayacak kadar trafik kurallarına dikkat ettiğini de biliyordum şimdiyse mesajlaşıyor, pasaport fotoğrafı gönderiyor, konumunu paylaşıyordu. Bütün bunları yaparken direksiyondan gözlerini ayırmıyordu belki ama yine de alışık olmadığım bir şey vardı ortada.Numaranın telefona nasıl kaydedildiğini bile görememiştim.Bazı şeyleri merak etmekle yetinmeyip, eşeleyip kendimi karışık bir duruma sokmamak şuan için beki de en iyi seçeneğimdi. Yurtdışına gidiyor olmalıydık ama neden sisteme değilde birine gönderiyordu ? Biletlerimizin çoktan alındığını düşünmüştüm.Kafamı cama tekrar yasladığımda camın soğukluğu yanağıma yayıldı.Klimayı bile panikten açmayı unutmuştu.Klimayı açmak için uzandığımda, arabanın ani freniyle öne doğru savruldum. Arkamızda ki araç uzun bir korna çalıp solumuzdan ilerlediğinde "Tamam, buraya kadar.Bir yerde duruyoruz" dedim ama bakışları hala telefonundaydı.Bir eli hala direksiyondaydı ama kendi dalıp gitmişti. Annemi daha önce hiç böyle görmemiştim.Onu bu hale getircek ne yaşamıştı. Dolabımdaki canavarları bile korkutabilecek kadar güçlü, çocukluğumdan beri ne zaman başımı kaldırsam yanı başımda bulduğum ve bir kez olsun paniğe kapıldığını görmediğim annem, şimdi direksiyonun başında öylece kalakalmıştı. Sanki bütün bedenini bir anda görünmez bir ağırlık bastırmış, elleri direksiyona tutunurken geri kalan her şeyi hareket etmeyi unutmuştu."Anne, arkada araba var. Lütfen yola odaklan... ya da ben süreyim."Gözleri, az önce dakikalardır baktığı telefondan nihayet ayrılıp bana döndü. Bakışlarımız kesiştiğinde ayağını frenden çekti. Araba ağır ağır yeniden hareketlendi ve sağ şeride geçerek yoluna devam etti."Sadece beş dakika mola verebiliriz"Sesi sakindi.Az önce yaşananlarla hiçbir ilgisi yokmuş gibi, sanki birkaç saniye önce direksiyonun başında donup kalan kadın o değilmiş gibi sakindi. Fakat bu sakinlik beni rahatlatmak yerine içimdeki huzursuzluğu daha da derinleştirdi.On dakika sonra ilk marketin önünde durduk. Açık olması büyük şanstı. Annem park yerine girer girmez arabayı durdurdu ve daha motorun sesi kesilmeden kapısını açıp dışarı çıktı.Arabayı çalışır halde bırakmıştı.Montumun yakasını düzelterek arabadan indim. Adımlarımızı eşitedim.Hava soğuktu. Arabanın ayrıldığım anda yüzüme çarpan soğuk biraz biraz olsun kendime getirmiş, uyuşukluğumu dağıtmıştı.Az önce nerdeyse kaza yapacak olmamızda etkendi tabi."Arabayı kilitlemedin."Annem omzunun üzerinden kısaca baktı. Ardından omuz silkip marketin girdi.İçerisi beklediğimden de büyüktü. Uzun reyonlar birbirinin ardına uzanıyor, tavandaki beyaz ışıklar her şeyi olduğundan daha parlak gösteriyordu.
Marketin hazır makarna hazırlayabileceğimiz, pizzaların da ısıtılabildiği bölümüne doğru ilerledik. İlk başta ''Bu kadar zamanımız yok'' diye engelleyecekken ''Benim için bu geziye devam edeceksem var.'' diyerek onu susturmuştum. Kararlılığımı görünce daha fazla üstelememiş, bana ayak uydurmaya başlamıştı.Rafların arasından sevdiğim sebzeli makarnadan iki tane aldım. Annem de itiraz etmeden birini eline aldı. Ödememizi yaptık ve sıcak su makinesinin önünde yan yana durup kaplarımızı doldurduk.Bütün bunları yaparken tek kelime etmedi.Normalde annemin sessizliği beni rahatsız etmezdi. Hatta çoğu zaman onun yanında konuşmak zorunda olmamak, birbirimizi sessizlik içinde de anlayabildiğimizi hissettirdiği için hoşuma dahi giderdi ama bu kez sessizlik farklıydı. Sanki söylemediği bir şey ikimizin arasında oturuyor, nereye gitsek bizimle geliyordu.Masaya geçtiğimizde de değişen bir şey olmadı.Bir süre önümdeki makarnaya baktım. Sonra dayanamayarak gözlerimi "Bir problem varsa söyleyebilirsin, anne."derken ona çevirdim.Bana bakmıyordu. Gözleride, elleride makarna kabının üzerindeydi. Başını kaldırmadı."Artık çocuk değilim."Bu kez parmaklarının hareketi durdu.Aramızdaki sessizlik birkaç saniye daha uzadı. Sonra gözlerime baktı. Yüzünde, bir şey söylemekle söylememek arasında kalmış insanların o tanıdık ifadesi vardı. Bakışmamız sadece "Biliyorum." demesiyle sonlanmıştı.Geri adım atmak istedim.Elimi elinin üstüne götürüp''Benimle paylaşabilirsin." derken tamamen samimiydim.Annem elimi ellerinin arasına aldıktan sonra derin bir nefes aldı ve aldığı nefesi sanki bütün yol boyunca içinde tuttuğu havayı ancak şimdi."Senin endişeleneceğin bir şey yok."derken vermişti.Sesi sakindi.Belki de fazla sakindi.İnanmama rağmen "Emin misin?" diye tekrar sordum .Kısa bir tereddütten sonra başını "Eminim." derken salladı .Sonra çatalını eline aldı ve makarnasına baktı.Artık sıcak suyun içinde hazır olan makarnalarımızı işaret ederek"Yemeğimizi yiyelim, olur mu?"dedi.Cevabı buydu. Bunu rahatlatıcı bir cümle olarak kabul etmek istiyordum ama onu yemeğine gereğinden fazla odaklanmış, sessizliğinin arkasına saklanmış halde görünce bunun o kadar kolay olmadığını anladım. Bir insanın bir şey sakladığını anlamak için söylediklerinden fazlasına ihtiyacınız olmazdı. Bazen nasıl sustuğuna bakmak yeterdi.
Yemeğimizi bitirdiğimizde aramızdaki sessizlik hala dağılmamıştı. Annem bakışlarını mümkün olduğunca üzerimden uzak tutuyordu. Birkaç kez konuşmayı düşünüyor ama her seferinde vazgeçtiyordum. Onu köşeye sıkıştırmak daha da itebilirdi. En azından şimdilik.Sonunda sandalyemde biraz doğruldum. Sessizliği ''İçeceklere ben bakarım. Sen de ağrı kesicilere bakar mısın? Başım ağrıyor. Sabah da ilaç almayı unuttum." diyerek bozdum. Annem elindeki çatalı bıraktı ve başını kaldırıp bana baktı. Makarna paketinin çöpünü topluyorken "Başın ne zamandır ağrıyor?" dedi.Migrenim olduğunu biliyordu bu yüzden kısaca"Sabah başladı. Çok önemli bir şey değil." diye kestirdim.Bir süre yüzüme baktı ardından bakışları yumuşadı.Reyon tarafına bakarken"Tamam, içeceklere bak. Ben ilacı bulurum."deyip masadan kalktı.Reyonların arasında ayrıldık.İçecek reyonundan soğuk kahve seçerken gün süresince ilk kez önümde çözmem gereken şey, annemin neden böyle davrandığı değil, ne alacağımdı ve bu iyi gelmişti.Tam bir kutuyu elime almıştım ki arkamdan tanıdık bir ses bunu. ''Lia"diyerek bozdu. Döndüğümde, elinde ağrı kesici paketi vardı.Kahvenin yanına su almak için dolaba eğildiğimde koluma tuttu ve''Bir sonraki markete gidelim, elindekileri bırak.''derken bırakmama yardım etti.Sesindeki acele, bunun gerçekten bir seçenek olmadığını anlatıyordu.Bu hareketine karşılık sadece''Artık bu yolculuktan emin olmamaya başlıyorum anne'' diyebildim.Cümlemi duyana kadar gözleri hala bende değildi.Tekrar kolumdan çekiştirmeden, ama bırakmayacak kadar sıkı tutarak beni çıkışa doğru götürmeye başladı."Beni duyuyor musun" ama beni dinlemedi parmaklarını o kadar koluma gömülmüştü ki artık canımı yanıyordu. Diğer eliyle boynunda ki atkıyı iyice düzeltti. Kol kola girmiş bir şekilde nefes bile almadan bizi çıkışa yönlendirmişti.Canımın acıttığını bile fark etmiyor hala tetikte yürüyordu. Ruh hali artık beni gerçekten korkutuyordu. Annemin peşinde birileri mi vardı? Takip mi ediliyorduk? "Canımı acıtıyorsun anne dur artık " diye sesimi yükselttiğimde annemin yüzünde ki kırgınlık, endişesinin altında bir anlığına belirginleşti.Markette ki bir kaç bakış bize dönmüştü ama onun bakışları biz girdiğimizde burada görmediğim bir adama döndü sanki sesimi duyup duymamasından endişeleniyordu. Hala kapıya sürüklemeye devam ederken "Hadi çıkalım. Beni biraz uy bana, söz açıklayacağım.İkimiz için." demesine iç çektim. Kesinlikle açıklamayı hak ediyordum. Takip ediliyorsak neden polise gitmiyorduk.Kendisi polisti ve onlara güvenmiyorsa başka kime güvenebilirdi ki?
Kabul ediyordum; annem hep koruyucu, hatta zaman zaman fazla baskın biriydi.Çocukluğumdan beri bunun sayısız örneği vardı. Okul gezisine gittiğim yerlerde, hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkardı. Sanki tesadüfen orada bulunuyormuş, o civarda işi varmış gibi davranırdı. Gezdiğimiz yerleri, kimlerle olduğumu, ne yaptığımızı sorup dururdu. O zamanlar bunu sorgulamazdım. Annemdi sonuçta. Beni merak etmesi, nerede olduğumu bilmek istemesi dünyanın en doğal şeyi gibi gelirdi.Üniversiteye gitmem bile başlı başına büyük bir mesele olmuştu. İlk kez ondan ayrı bir evde yaşayacaktım. Kendi düzenim, kendi sorumluluklarım olacaktı. Sanırım annem, kendi hayatımı kurduğumda aramızdaki bağın zayıflamasından korkuyordu. Beni koruyamayacağı, hayatımın dışında kalacağı düşüncesi onu rahatsız ediyordu.Yine de izin vermek zorunda kalmıştı.Sindre'den bile onu sorguya çekmemesi için bahsetmemiştim.
Ama bugüne gelirsek, ben artık çocuk değildim. Annemin koruyuculuğunun sınırları çoktan aşılmış, iş neredeyse adam kaçırmaya kadar varmıştı.Yine de aklım bunu kabul etmek istemiyordu.Aklımdan önce tehdit edildiği geçti. Sonra, içeride yanlış kişiyi tutuklamış olabileceği. Düşündükçe ihtimaller çoğalıyor, annemin kendini nasıl bir belanın içine sürüklemiş olabileceğine dair zihnimde durmadan yeni senaryolar oluşuyordu.Annem hata yapacak bir kadın değildi. Hayatımız boyunca çevresindeki insanlar tarafından sevilmişti. Benim aksime arkadaşları vardı; onlarla ayda bir kez bile olsa görüşür, dışarı çıkar, hayatın içinde kalmayı bilirdi. Üstelik kurallara neredeyse içgüdüsel bir sadakatle uyardı. İşinde başarılıydı; aldığı ödüller bile bunun kanıtıydı.Mükemmel bir profil çiziyordu.Bir hata yapmış olabileceği düşüncesi bana hala mantıksız geliyordu.O benim annemdi.Beni büyütmüş, hayatım boyunca arkamda durmuş, en zor zamanlarımda bile ne yapacağını bilen o kadındı. Şimdi ise ben, onun birkaç garip davranışından yola çıkarak bütün bunların altında korkunç bir şey arıyordum.Onun baktığı yerde, koklar gibi bir yüz ifadesiyle gözlerini marketin içinde gezdiren bir adam gördüm.
Kapıdan çıkmadan, omzumun üstünden baktığımda gözlerini gördüm. Koyu yeşil renk göz bebeğinin etrafı, tıpkı annemin yani bizim gibi sarı bir halka ile çevrilmişti.Bu sık gördüğüm bir şey değildi. Bir tanıdığımız ya da akrabamız olabilirdi. Annemin ailesinin olmadığını biliyordum ama babamın ailesi hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Daha doğrusu ailesi babamı, annem ile evlendiğinde reddetmiş .Belki yıllar sonra bizimle iletişime geçmek istemişlerdi. Annem de iyiliğimi düşündüğünü öne sürerek, kendi çapında beni onlarla görüştürmemeye karar vermiş olabilirdi.Gerçekten böyle bir inisiyatif almış olması mümkündü .Bu yaşıma kadar sormamışlarsa artık bir önemide yoktu.Karşımdaki adama yeniden baktım.Koyu sarı saçları dalgalıydı. Kısa kesilmiş olmasına rağmen birkaç tutam yüzüne düşüyordu. Belirgin bir çenesi ve düzgün bir burnu vardı. Burada daha önce hiç görmediğim bir tarzda giydiği, fazlasıyla kaliteli görünen kalın kabanına rağmen geniş omuzları belli oluyordu. Spor yaptığı ilk bakışta anlaşılıyordu.Ama tehlikeli biri gibi görünmüyordu.Zihnim ihtimaller arasında gidip geldikçe, annemin bu işin neresinde olduğunu anlamak daha da zorlaşıyordu.Göz göze gelemeden sonuçta kapıdan çıktık.Sanırım duymamıştı.Hızla bizi bekleyen arabamızda yerlerimizi almamızla hareket etmemiz bir oldu.
O adamın kim olduğunu soracakken telefonunu eline alıp kulağına götürdü devamında ağzından çıkan her sözcük ise tüm şüphelerimi doğruladı.Beni büyütürken öğrettiği hatta ana dilim olarak büyüttüğü ,evde başka dili yasakladığı, yetimhanedeyken en büyük hayalinin bir dil yaratmak olduğunu yıllarca uğraştığını ve ikimizden başka kimsenin bilmediğini söylediği bizim dilimizi kullanıyordu.
''Buradalar, takip ediliyoruz.''
Annem kaçıyordu ve beni de beraberinde götürüyordu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18