Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm - Yağmurla Gelen
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Yaren -
Şehrin üzerine kabus gibi çöken o yağmurlu sonbahar gecesinde otobüs durağının betonunda tutunmaya çalışan sırılsıklam bir zavallıdan ibarettim. Üzerimdeki kaban rüzgardan sırılsıklam olmuş, özenle yaptığım saçlarım ve makyajım o acımasız sağanağın altında mahvolmuştu. Dişlerim soğuktan birbirine çarparken içimdeki o yeni mezun hırsının ve “dünyayı değiştireceğim” hayallerinin bu su birikintilerinde boğulduğunu hissediyordum.
Gözlerimi şiddetli sağanağın karşısında araladığımda, caddenin su birikintilerini yara yara gelen simsiyah, göz alıcı lüks bir araba durak hizasında sessizce durdu ve camı yavaşça aşağıya doğru kaydı. İçeriden yayılan odunsu parfüm ve pahalı tütün kokusu yağmurun kokusuna karıştı. Camın arkasındaki adamın yüzü gölgedeydi ama o an, o karanlığın içinden bana bakan koyu kahverengi gözlerdeki o yoğun ve delici bakış tenime bir kıvılcım gibi değdi. Adam tek kelime etmedi, sadece birkaç saniye gözlerimi hapsetti. Ardından cam hafifçe yukarı kalktı ve araba gecenin karanlığında kaybolup gitti. Arkasında bıraktığı tek şey, zihnime kazınan o tehlikeli silüetti. Arkasında bıraktığı o sessizlik, içimdeki huzursuzluğu ve sebepsiz bir gerginliği körüklemeye yetmişti. İstanbul’un bu saatinde, o lüks arabanın içinde öylece dikilip bana bakan o adamın varlığı tüylerimi diken diken etmişti. Kalbim göğüs kafesimde hala düzensiz bir şekilde çarparken, etrafımdaki gölgelerden ve geçen her far ışığından irkilerek dakikalarca otobüsün yolunu gözledim. Değişik bir şekilde izleniyormuş gibi hissediyordum. Nihayet farları görünen o kalabalık otobüse atlayıp kartımı bastığımda üzerimdeki o tuhaf ağırlık ve tedirginlik eve varana kadar yakamı bırakmadı.
Aradan geçen günler, o yağmurlu gecenin zihnimde yarattığı o garip huzursuzluğu yavaş yavaş silerken, hayatımın asıl krizine odaklanmak zorunda kaldım. Günlerim Derya’nın ablasının kafesinde kızlarla buluşup iş arama savaşımı anlatmakla geçiyordu. Hepimiz yeni mezunduk. Derya, ben ve Dilara aynı üniversiteden mezunduk. Berra ve Melda ise mahalleden arkadaşlarımdı ve hepimizin en büyük ortak noktası yeni mezun işsizler olmamızdı.
“Kızlar valla kafayı yiyeceğim. İnsan Kaynakları çalışanı arayan her yere bakıyorum ama tecrübesiz eleman almıyorlarmış. Ben bu tecrübeyi uykumda mı kazanacağım kimse işe almazsa”
O sırada yan masada oturan, gri takım elbisesiyle oldukça şık görünen ama elindeki evrakları incelerken yüzünden düşen bin parça olan genç bir adam derin bir iç çekip başını masadan kaldırdı. Göz göze geldiğimizde hafifçe tebessüm edip, sandalyesini masamıza doğru biraz yaklaştırdı ve ortak bir dertten muzdaripmiş gibi söze girdi:
“Pardon sohbetinize bir anda dahil oldum ama aynı duvara çarpıp duran tek kişinin ben olmadığıma sevinmeli miyim bilemedim. Az önce bu holdingin İK pozisyonu için mülakatından çıktım da.”
“Öyle mi? Nasıl geçti bari, sana da mı yeni mezunsun masalını anlattılar?”
Adam acıyla gülümseyip önündeki evrakları toparladı, ardından ceketinin cebinden çıkardığı kartviziti masamın üzerine doğru hafifçe bıraktı. Karahan Holding.
“Tam olarak o masal.. İnsanı mesleğinden soğutuyorlar. Ben Sedat bu arada. Şansımızı başka yerlerde deneyeceğiz artık ama senin o enerjini görünce birbirimize destek oluruz diye düşünmüştüm. Sen de bi şansını dene istersen’
Kalbim bu kez farklı bir heyecanla çarparak kartı çantama attım ve eve gider gitmez kartvizitteki adrese özgeçmişimi gönderdim. Gittiğim mülakatlardan iki hafta sonra mailime Karahan Holding İnsan Kaynakları Departmanından bir mail geldi ama telaştan açamadım. İlk mülakatım İK departmanıyla, ikinci mülakatım ise şirket yöneticileriyle olmuştu. Benim açımdan çok güzel geçmişti ama alınmazsam da şaşırmazdım. Ancak içimden bir ses o özgüvenli ve enerjik halimle herkesi etkilediğimi söylüyordu. Ve nihayet beklenen o maili açtım. “İşe Alındınız!”
Pazartesi sabahı hayatımın dönüm noktasıydı. En şık kıyafetlerimi giyinmiş, saçlarımı kusursuz yapmış bir şekilde o devasa holding binasının önüne geldiğimde, içeri girmeden önce derin bir nefes alıp cam duvardaki yansımama son bir kez baktım. İçimdeki o minik serçenin çırpınışlarını bastırmak için kendi kendime mırıldandım
“Hadi bakalım Yaren, aylardır o kapı senin bu kapı onun süründün durdun, hiçbir kapı da senin olmadı. Görsünler bakalım yeni mezun hırsı nasıl oluyormuş.”
Kendi kendime yaptığım bu mini motivasyon konuşmasından aldığım cesaretle o devasa holding binasından içeri girdim. Danışmadaki görevli kadın beni güler yüzle karşıladıktan sonra doğrudan İK Departmanının bulunduğu kata yönlendirdi. Yeni masama yerleşeli henüz yarım saat olmamıştı ki, departmandaki kıdemli uzmanlardan biri aniden ayağ kalkıp etrafa uyarı dolu bir sesle seslendi.
“Toplanın, genel müdür kata iniyor! Yedinci kattan çıkmış, buradaki süreçleri ve yeni personelleri denetlemeye geliyor, herkes işinin başına!”
Ofiste birden buz gibi sessizlik ve müthiş bir panik havası esti. Herkes ekranına gömülürken, cam bölmeli koridorun ucundan ağır ve karizmatik adımlarla gelen bir silüet belirdi. İK müdürü adamı kapıda karşılayıp önünü iliklerken, o otoriter ve mesafeli adımlar doğrudan bizim masanın olduğu koridora yöneldi. Başımı önümdeki evraklardan henüz kaldırmıştım ki o odanın tam ortasında durdu. Nefesler tutulmuştu. Başımı yavaşça yukarı kaldırdığımda, gözlerim o devasa masanın arkasındaki adamla değil, tam karşımda dikilen o kusursuz takım elbiseli adamla keşişti. O yağmurlu gecede arabanın camını indirip tek kelime etmeden bana bakan, içimde o garip tedirginliği uyandıran o adamın tam kendisiydi: Holdingin Genel Müdürü Yağız Karahan.
Koridordaki herkes başını eğmiş hoca bekler gibi dururken, Yağız’ın koyu kahverengi gözleri doğrudan benim gözlerime sabitlendi. Dudaklarında çözülmesi güç, hafif alaycı ve son derece net bir tebessüm belirdi. O kadife sesiyle, tüm departmanın duyabileceği o sakin ama keskin bir tonla konuştu.
“Hoş geldiniz Yaren Hanım. Yeni İnsan Kaynakları ekibimizin performansını yakından görmek istedim. Umarım uyum süreciniz hızlı ilerliyordur.”
Bölüm etkileşimi
