1. bölüm / 1
Yaşam Büyüsü -1Evren 1
Bölümler 1Şu an: Evren 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yemyeşil, hayat dolu bu evrende çeşit çeşit küçük krallıklar yaşar. Ölümleri bile yaşam dolu bu evrende bu işleri yapan, ana kraliyetin prensesinin görevidir.
Tanrı, doğduğu ilk günde o gücü ve yetkiyi ona verdi: yaşam ve ölümü.
Doğumundan hemen sonra, anne kucağında ona bir ışık yoluyla kalbine umut ışınlandı.
Selene’ye o yaşta çok fazla yük binmişti.
Kralın büyük hayal kırıklığı, Daniel’in kendi yolunu çizmek için prensliği bırakıp evi terk etmesiyle başladı. Daniel, kendisi lord olmak için evinden ve ailesinden uzaklaştı.
Selene ve kraliçe, Daniel’i çok özleyeceklerdi.
Eski günleri özlüyordu. Dünyada geçirdiği komik anlarını hatırladı. Leyla ile Daniel’in kavgasını, hatta ağabeyisinin platonik aşkını belli etmesini hatırladıkça güldü, iç çekip odasına gitti.
Öğlen saatlerinde Selene, yine kahvaltıdan sonra rutin işlerini yaptı. Taht odasına geçti ve tahtına oturup dileklerini dinledi. Her zamanki gibi sıkıcı işleri yapmaktan bunalmış bir şekilde uykusu gelmişti.
Hep aynı dilekleri dinlemekten uykusu gelen Selene, esneyip “Tamam,” deyip geçiştirdi. Bir ağacı büyütmek sıkıcı değildi ama dilekleri dinlemekten bunalmıştı.
Taht odasından çıktı. Dış kapıya doğru adımını atar atmaz içine ferahlık geldi. “Oh,” çekti ve yürüdü. Sıkıcı dilekleri dinleyip sonra dışarı çıkması ona iyi gelmişti.
Görevlerini yapmak için ormana doğru at sürdü. Ama nedeni bilmediği bir his yüzünden huzursuz oldu.
At üstünde Selene bir başka oluyordu. Rüzgâr saçlarının arasından geçerek uçurdu. Havanın yaşam dolu kokusunu içine çekerek huzur doldu.
Ormanı gören Selene, atının dizginlerini çekerek atı yavaşlattı. Ormanın kapısının önünde durdu. Atından yavaş adımlarla, bir ayağını üzengiden çekerek diğer bacağına abanarak indi. Elbisesini düzeltip çırptı, halkına gülümsedi. Atının dizginlerini çekerek demire bağladı ve ormanın içine doğru yürürken—Selene ruhları görüyordu. Ruhlar, Selene’ye güler yüzle selam verdi. Selene elini kaldırıp onlara teşekkür etti.
Tohumu taşıyan aileye doğru yürüdü. Suratından güler yüzünü eksik etmeyen Selene, ailenin yanına geldi. Ekilecek tohum için elini yerin üstüne doğru tuttu ve,
“Yer, gök, toprak, sana emrediyorum, tohum için açıl,” dedi.
Yer, onun emriyle ikiye bölündü. Gülümseyerek ruhun ailesine döndü.
“Alabilir miyim ruhun küllerini?”
Kupayı tutan aile üyesi, gülümseyerek kupayı Selene’ye uzattı. Prenses Selene kupayı havada tuttu ve döndürdü, sonra ellerini birleştirip duayı içinden okudu.
Gözlerini açtığında kupanın kapağını açarak içindeki tohumu ailenin eline bıraktı:
“Bu işlemi sevenlerin yapması lazım.”
Aile üyeleri gülümseyerek, gözyaşlarını dökerek yere çömeldiler ve tohumu gömdüler. Onları izleyen Selene, ayağa kalktıklarında tekrar ellerini birleştirip dua okudu:
“Ben, yaşam elçisi olarak bu ailenin vefat eden üyesinin senin yanında huzur bulmasını ve bu ormanda ailesiyle birlikte mutlu olmasını diliyorum, Yüce Tanrım.”
Gözlerini ve ellerini açtı, avucunu toprağın üstüne tutarak emretti:
“Büyü, ruh ağacı.”
Ellerini göğe doğru yavaş yavaş kaldırdı.
Büyümesini beklerken büyümediğini gördü. “Ne oldu da büyümedi?” diye düşündü. Ellerine baktı, kendi kendine “Neden olmadı şimdi?” diye söylendi.
Aile üyelerinden biri,
“Prenses, ümidinizi yitirmeyin. Bir kez daha deneyin. Olacak, size güveniyoruz,” dedi.
Selene mutluydu, halkı ona güvendiği için içi biraz ferahladı. Derin bir nefes alıp bir daha aynı duayı mırıldandı ve tekrar denedi.
Olmuştu ama bu sefer ters tepti. Yaşayan bir ağaç olmalıydı ama neden ölü bir ağaç çıktı, anlamıyordu. Bu sefer tek elini ağaca koydu. Şüpheyi bir kenara koydu, aynı duayı mırıldanıp kendine güvenerek ağaca yaşam gücünü aktardı.
Gözlerini açtığında ölü ağaç, yaşam dolu dallarını prensese açmıştı.
Prenses hüzün dolu bir gülümsemeyle kendisini çok yorgun hissetti.
“Kendimi iyi hissetmiyorum…”
“Prenses Selene, iyi misiniz?” Halkı onun için endişeliydi.
Gözlerini açtığında odasındaydı. Kendinden şüphe duymaya başlamıştı. Yataktan doğruldu ve dizlerini kendine doğru çekti. Devekuşu gibi başını dizlerinin arasına koyarak ağlamaya başladı.
Gücünü kontrol edebilmeyi çok istiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu. Başını dizlerinin arasından kaldırıp eline baktı ve yumruğunu sıktı. Bir yolunu bulup yapacaktı, ama nasıl? Bir süre çalışmaya başlayacaktı.
Kral ve kraliçe kapının önünde Selene’nin kapısını çaldılar. Gözyaşlarını sildi, anne ve babasına bunu belli etmemeye çalıştı. Endişelendirmek istemiyordu. Yataktan kalkıp kapıya ilerledi, buruk bir gülümsemeyle açtı.
Kral, “İyi misin kızım?” dedi. Selene başını salladı.
İçi kötüydü ama dışarıya iyi yansıttı: “Evet baba, iyiyim.”
Kraliçe endişeli yüzüyle,
“Sen buraya baygın şekilde geldin. Bize dediler ki ormanda bir şey olmuş,” dedi.
Selene üzüldü, yere baktı. Belli etmemeye çalıştı:
“Önemli bir şey değil anne, geçici bir an, iyi hissetmiyordum,” dedi ve gülümsedi.
“Anne, yanınıza geleceğim. Aşağı inin, geliyorum,” dedi. Kral ve kraliçeye sarıldı. Gülümsemesi kısa sürdü, yüzü düştü. Bunun bir çaresini bulmalıydı.
Kral ve kraliçeden ayrıldı, acı bir tebessümle gülümsedi. Kral, Selene’nin neyi olduğunu bilmiyordu; kraliçe ise kızını böyle görünce endişelendi.
Selene bunu istemiyordu, anne ve babasını üzmek istemiyordu. Gülümseyerek kapıyı kapattı. İçi kan ağlıyordu. Bunu yapmak zorundaydı. Ailesini daha fazla acı çektirmek istemedi. Ağzını koluyla kapattı ve sessizce ağladı.
Kralın sesini duydu:
“Kraliçe, kızımız için endişeliyim. Ya ona bir şey olursa?”
Kraliçe: “Ben de endişeliyim ama ne olabilir ki, kral?”
Selene acı çekti. Endişe, onların sonu olabilirdi.
Ağlamasını susturdu, ayağa kalktı, gözyaşlarını sildi ve dimdik durdu.
“Dik dur ve kendine güven, prenses.”
Enza: “Yaşam kızı, sana ne oldu?” Selene bu sesi nerede olsa tanırdı. Pencereye doğru bakıp dudağını ısırarak,
“Enza!” dedi ve koşarak kollarında gözyaşlarını akıttı. Kendine verdiği sözü hatırladığında geri çekildi.
Selene düşündü. Enza’ya anlatırsa kral da öğrenecekti. Çünkü Enza kralın sağ koluydu. Sol kol ise Leyla’nın babasıydı, onu hatırladı.
Bir karar aldı. Enza’ya bakıp dudağını ısırdı. Korkuyordu, eğer söylerse üzüleceklerini ve endişeleneceklerini biliyordu.
Selene yutkundu:
“Enza, senden bir söz istiyorum.”
Enza anlamadı: “Ne için söz?”
Selene iç çekti, dudağını dişledi:
“Söyleyeceklerimi kimseye söylemeyeceğine… özellikle de babama ve anneme.”
Biliyordu, söylerse Enza, Selene için endişelenecekti.
Derin nefesler aldı. Selene bekledi, Enza’nın ne cevap vereceğini.
“Tamam, söylemeyeceğim ama niye böyle olduğunu açıkla hemen.”
Selene bu emre güldü, sonra açıkladı:
“Enza, ben gücümü kontrol edemiyorum. Bir tohumu genelde ilk kez yaptığımda ağaç olurdu. Ama bugün değişik… üç kez yaptım. İlki çıkmadı, ikincisi ölü oldu, son yapışımda oldu ama kendimi iyi hissetmedim. Korkuyorum, eğer bu güç—”
Enza, Selene’nin ellerini tutup ona moral verdi.
“Bu sorun olabilir ama kendini üzme. Çözümü bulunur,” diyerek destek çıktı.
Selene gülümsedi ve Enza’ya sarıldı:
“Bana her zaman destek oldun, en iyi dostumsun… tabi Leyla’dan sonra,” deyip güldü.
Bunu söylediği için içine ferahlık geldi. Gülümsedi. Bu ferahlık ne kadar sürecekti? Konuştukça gülümsedi, sonunda gitmek zorunda kaldı:
“Aşağı inmeliyim, ailem endişelendi,” dedi.
Enza, bir toz gibi Selene’nin gözlerinin önünde kayboldu.
Selene elini cama dayadı, dışarıya bakındı. Gözlerini yumdu, doğanın sesini dinledi. Kulağına doğanın ona moral verici melodisi doldu.
Gözlerini açtı, kendine inandı. Elbette biliyordu, bir gün bunun çaresini bulacaktı. Ama o gün gelene kadar biraz beklemesi gerekecekti.
Daha fazla şüphe çekmek istemedi. Üstünü bir parmak yardımıyla değiştirdi, yüzündeki acı ifadesini silip yerine tatlı bir gülümseme takındı. Odasının kapısını açarak koridora çıktı.
Koridor boyunca yürüdü. Merdivene geldiğinde derin bir nefes alarak merdivenden indi. Ana koridordan aşağı indi ve kral ile kraliçenin olduğu taht odasına doğru yürüdü.
Kapıya geldi, bir kez daha nefes alıp iki eliyle itti. Sahte bir gülümsemeyle önlerinde eğildi:
“Selamlıyorum, kral ve kraliçem.”
Kral ve kraliçe birbirlerine bakıp kahkaha attılar.
“Gel, güzel kızım.”
Selene, onları üzmemek için yanlarına, iyimiş gibi davranarak tahtına oturdu. Kral ve kraliçe ile sohbet etti. Selene, daha kötü bir şey olursa korkusunu hâlâ yenememişti. Krala ve kraliçeye bakıp mutluluklarını bozmak istemiyordu.
Dudağını ısırdı, karşıya—kapıya baktı. Biri gelsin, onu bu zor durumdan kurtarsın diye dua etmekten başka çaresi kalmamıştı.
Pes etti. Kimse o kapıdan girmeyecekti.
Bölüm etkileşimi
