Bölümler 1Şu an: son şans
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Onu ilk gördüğümde koşarak gidiyordu. Herkes bir yerlere koşardı ama o çok farklıydı. Okula giderken giydiği o beyaz elbisesi kefeni olacakmış. Oysa ne de çok yakışıyordu ona.
Tek bir şans istedim. Onu o zorbalardan kurtarmak için tek bir şans. Hayat bazen o şansı vermez ne giden gelir ne de kalan unutabilir... Tek bir şansım olsaydı onu kurtarabilirdim.
... Son Şans...
Alarm'ın sesiyle gözlerimi açtım.
"Oğlum hadi geç kalacaksın."
"Anne?"
Nasıl olur annem hayattaydı.
"Hadi hadi geç kalacaksın bugün sınavın yok muydu?"
"Ne sınavı anne?"
"Çalışmadın değil mi. Baban bugün evde hadi seni görmesin bir an önce git okuluna."
"Anne ne okulu?"
Aynaya baktığımda şok oldum. Ne kirli sakalım vardı nede kaşının kenarındaki yara izi. Daha gençtim ve takvim 2023'ü gösteriyordu.
"Anne biz hangi yıldayız?"
"Sabah sabah neyin peşindesin. Yazıyor işte orada takvime bak."
Dün geceyi hatırladım. Onun mezarında ağladığımı ve tek bir şans istediğimi. Ne yani gerçek mi oldu?
Anneme sıkıca sarıldım. Ve hızla salonda haber izleyen babamın elini öptüm. Şaşırdı ama yine de bir şey söylemedi. Annemin çıkarttığı beyaz gömlek ve gri kumaş pantolonu giydim. Masamda duran deftere baktım. Onun olduğu lisenin adıydı. Defteri elime aldım. Cebime de kalem atıp hızla çıktım evden.
Bahçeden içeri girdiğimde herkes kendi hâlindeydi. Ve okulun en zorba veletleri yine birilerini sıkıştırıyordu. Bu sefer izin vermeyecektim.
Hızla gittim yanlarına, beş kişiydiler. Ortalarında duran piçin sırtına tekmeyi atmamla duvara yapışması bir oldu.
"Hayırdır lan sen?"
"Kes lan sesini."
Üzerime gelenleri zorlanmadan dövdüğümde herkes merakla toplanmıştı. Araya giren müdürle birlikte disiplin kuruluna gittik.
"Yeni geldiğin için kuralları bilmiyor olabilirsin ama bir daha kavgaya müsaade etmem."
"Tamam hocam. Özür dilerim."
"Benden değil arkadaşından dile."
Berk denen piçin elini sıkıp kulağına eğildim.
"Daha yeni başlıyor. Kork benden. Bu okulu sana zindan edeceğim."
"Görecez bakalım."
"Çıkın hadi."
Müdürün odasından çıktığımızda ayağına çelme taktım.
Elim cebimde giderken ıslık çalıyordum. Sonra sınıfını buldum. Ve onu görmemle ıslığı kestim. Duvar tarafında en arkada yalnız oturuyordu.
Gidip yanına oturdum.
"Sakıncası var mı?"
"Hayır oturabilirsin."
Sıraya oturup ayaklarımı uzattım. Onunla sohbet etmek istiyordum ama korkuyordum. Sonra sınıfa o beşli geldi. Cam kenarı en arkaya geçtiler.
Hemen ardından ders hocası girdi.
"Yeni gelen öğrenci kendini tanıt."
Ayağa kalktım ve gururla adımı söyledim.
"Kısaca Asaf."
Meraklı gözler önüne döndüğünde Berk denen piç ters ters bakıyordu. Oysa daha yeni başlıyordu.
Bana bakan tek kişinin Berk olmadığını fark etmem çok geç olmadı. Yanımda oturmasına rağmen göz ucuyla ara ara bana bakıyordu. Kolumu sıraya koyup başımı ona doğru çevirdim. O güzel yüzünü artık görebiliyordum.
"Bir şey mi oldu?"
"Hı?"
"Ders bitene kadar bana baktın. Bir şey mi oldu?"
Ne ara ders bitmişti? Oysa onu izlemeye doyamamıştım daha.
"Ha... yok ya öylesine dalmışım. Adın neydi?"
Tüm cesaretimi toplamıştım. Diğer yandan korkuyordum.
"İrem."
"İsmin de senin gibi çok güzel."
"Ne?"
"Bir şey yok, çıkışta ne yapıyorsun?"
"Eve gidiyorum genelde."
"İrem, beni takip et."
Berk denen piçti.
İrem korkuyla ayağa kalktı. Kolunu tuttum.
"Gitmek zorunda değilsin."
"Karışma sen," dedi korkarak ve hızla kalkıp gitti.
Diğerleri de gitti. Ben de arkalarından gittim. Çatıya çıktılar. İrem yere oturmuş ağlıyordu.
"Gömleğini çıkart... çıkart lan, daha önce çıkartmıştın şimdi yine çıkart."
Kapıya öyle bir tekme attım ki kaynak yerleri kırıldı.
Daha ne olduğunu anlayamadan Berk'in üzerine çullandım. Diğerleri kaçmıştı. Duyduğum tek ses onun sesiydi.
"Dur! Yalvarırım dur... yeter!"
Kendime geldiğimde Berk baygın yatıyordu, İrem ise korkmuş bir kenarda ağlıyordu.
"Özür dilerim. Sana zarar verecekti."
"Yaklaşma bana! Uzak dur benden."
Hızla yerden kalktı.
"Böyle yaparak ondan ne farkın kaldı?"
Koşarak gitmişti.
"Lanet olsun. Lanet olsunn! Ahhhhhhhh!"
Sinirden önüme geleni tekmeliyordum. Sınıfa girdim, defterimi alırken gözüm İrem'i aradı ama yoktu. Öfkeyle okuldan çıktım.
"Aptal kız, ondan farkımı sana nasıl anlatayım?"
Eve gitmedim, bir parka gidip sadece oturdum. Hayat bana bir şans vermişti ama İrem benden nefret ediyordu.
Derin bir nefes aldım.
"Hayatta olsun da varsın benden nefret etsin."
Yavaş adımlarla evin yolunu tuttum.
Anahtarımın olmasına rağmen zile bastım. Annem açtı. Üzerinde mutfak önlüğü, elinde ise bulaşık köpüğü vardı.
"Anahtarın yok mu?"
Sıkıca sarıldım.
"Üzerin kirlenecek."
"Kirlensin."
"Oğlum iyi misin? Neyin var?"
"İyiyim annem, iyiyim."
"Bu saate kadar nerede gezdin lan? Sana akşam ezanı okunmadan gel demedim mi?"
İçeriden seslenen babamın yanına gidip elini öptüm. Söylediği tüm sözler, hakaretler, hepsi aslında beni korumak içinmiş, değer verdiği içinmiş. Aklıma ona karşı gelip kapıyı çekip çıktığım günler geldi.
"Neyin var lan?"
Bu cümleyi söylerken bile aslında "Neyin var oğlum?" demek istediğini ama yapamadığını çok iyi anlıyorum.
"Bir şeyim yok baba. Yorgunum sadece."
"Yemeğini ye sonra da dinlen."
Annem mutfak masasına yemek bırakmıştı. Hiç sevmediğim bamyayı bile eli değdi diye yedim. Sonra babamın yanına gidip hem siyaset hem de ekonomiden konuştuk. Ne çok ortak noktamız varmış. Sırf babamla oynayayım diye çok saçma bulduğum damayı bile öğrendim.
Sabah uyandığımda hızla yataktan kalkıp anneme seslendim.
"Anne? Annee? Babaa? Babaaa?"
Rüya mıydı hepsi? Gözlerim doldu, yine mi kaybettim lan?
Annem kapıyı açıp salona girdi. Elinde poşetler vardı.
"Anne! Oh çok şükür. Nereye gittin?"
"Pazara gittim. Baban da beni bırakıp arkadaşının yanına gitti."
"Sabahın köründe mi?"
"Ne sabahı oğlum, öğlen oldu."
S*ktir, okula gitmedim. Hızla odama gidip kıyafetleri giydim ve koşarak okula gittim. Üçüncü dersin ortalarına doğru girdim sınıfa.
İrem yine aynı yerinde oturuyordu. Berk ise yüzü gözü morarmış bir şekilde nefretle bakıyordu.
"Hâlâ kızgın mısın bana?"
Cevap vermedi.
"İrem?"
Cevap vermedi. Teneffüs zili çalınca yerinden kalktı. Ben de arkasından gittim. Kızlar tuvaletine girdi. Kapıda bekledim. Ne olursa olsun onu koruyacaktım.
"Sen kimsin lan? Gelir gelmez benimle uğraşıyon?"
"Senin ecelin. Burası artık benim çöplüğüm, şimdi git başka yerde horozlan."
Yanındaki iki zübbe kollarımdan tuttu ve o da karnıma yumruk attı. Benim istediğim de tam olarak buydu. Boşuna boks yapmıyordum nasılsa.
İki darbede yere indiler. Sıra Berk'e geldi. Onun kafasını duvara vurdurdum, burnu kanamaya başladı. Bir şeyler söyleyerek erkekler tuvaletine gitti.
O sırada İrem çıktı.
Yerdekiler de hızla kalkıp Berk'in peşinden gittiler.
"Noluyor burada?"
"Hiç, birbirleriyle çarpıştılar."
"Neden peşimdesin?"
"Çünkü seni seviyorum."
"Ne?"
Derin bir nefes aldım.
"İlk görüşte aşka inanır mısın?"
"İnanmam, uzak dur benden."
"Neden peki? Görmüyor musun sana zorbalık yapıyorlar? Ben seni kurtarmak istiyorum."
"Peki beni senden kim kurtaracak?"
"Ne?"
"Sen de benim gözümde Berk'ten farksızsın. O da dövüyor, vuruyor, kırıyor. Tehdit ediyor, sen de öyle yapıyorsun."
"İyi ama ben senin iyiliğin..."
"Bak Asaf ya da kimsen artık. Bu benim hayatım ve sana karışmak düşmez. Eğer bir şey olsaydı öğretmenlere söylerdim değil mi? Şimdi müsaadenle spor salonuna gitmem gerekiyor."
O gitti. Bense duvara yaslanıp öylece kaldım. Haklıydı kız. Onu korumak isterken nefret ettiği kişi oldum.
Beden dersi için herkes spor salonuna gittiğinde ben de gittim. İrem artık bana doğru dönmüyordu bile. Kızlar voleybol oynuyor, erkeklerse maç yapıyordu. Salonun arka tarafına geçip bir sigara yaktım.
Onu kurtarmak isterken kendimden uzaklaştırıyordum. Neyse, varsın yaşasın da ben hayatında olmayayım.
"Asaf, hoca seni çağırıyor."
Sigarayı yere atıp ayağımla söndürdüm ve spor salonuna girdim.
"Neden maç yapmıyorsun?"
"Canım istemiyor."
"Ya maç yaparsın ya tenis oynarsın ya da basketbol. Eğer bir şey yapmayacaksan burada işin ne?"
Gözüm İrem'e kaydı. Doğru diyordu hoca.
"Okulda yeniyim, masa tenisi oynayacak arkadaşım yok. Futbolda iyi değilim, basketbol için ayağım ağrıyor."
"Gel benimle."
Off, bir o eksikti amk. Arkasından giderken İrem'in de arkamızdan geldiğini gördüm.
Salonun girişinde iki masa vardı.
"Birlikte oynarız."
"Olur hocam."
Biz oynamaya başladığımızda birkaç öğrenciyle birlikte İrem de geldi. Tüm çabam onu etkilemek içindi ama etkilenen beden hocası oldu.
"Bu işte bayağı iyisin. Turnuvalara katılmaya ne dersin?"
"Sağ olun hocam ama iyiyim ben böyle."
İrem çantasını koluna takıp salondan çıktı. Ben de hocadan izin isteyip arkasından çıktım.
Onu takip ediyordum. Yaptığım yanlış olsa da umurumda değildi. Evine sağ salim gitmesini istiyordum.
Adımlarını hızlandırdı ve sokağı döndü. Koşarak gittim ama sokakta yoktu. Sağa sola baktım. Nereye gider ki diye düşünürken birden karşıma çıktı.
"Neden beni takip ediyorsun?"
"Evine güvenle varman için."
"Ne? Pardon da kim olarak bunu düşünüyorsun? Ailem değilsin, sevgilim ya da sevdiğim hiç değilsin. Amacın ne?"
"Sadece güvende olduğunu bilmek."
Sinirle güldü.
"Uzak dur benden. Şu hâline bak, öğrenci misin serseri mi belli değil. Her yerin iğrenç sigara kokuyor. Berk bile o zıkkımı içmiyor."
Sonra koşarak gitti. Bense öylece gidişini izledim. İçimde bir şeyler kırılmıştı. Hiç böyle olacağını hayal bile etmemiştim.
Derin bir nefes aldım ve bir sigara yaktım. Ama içime çekemedim. Yanan sigarayı avucuma alıp kırıp attım.
Eve geldiğimde annemle babam bahçede oturuyorlardı. Gidip babamın elini öptüm. Sonra annemin dizine uzandım.
"Oğlum, neyin var?"
"Bugün yoruldum biraz, böyle uzanayım."
Doluyordu gözlerim. Eski ben olsa evdeki her şeyi tuzla buz ederdi ama kıyamadım. Annemle babamın meraklı bakan gözlerine.
"Akşam dışarıda yemek yiyelim mi?"
"Annen yemek yaptı, açsan git ye."
Babam her zamanki gibiydi. Mutfağa gittim. Kapının yanındaki takvime gözüm kaydı. 6 Nisan, yarındı. Ailemi kaybettiğim gün.
Olduğum yerde çivilendim sanki. Hızla odama gidip üzerimi değiştirdim.
Annemle babam çoktan salona geçmişlerdi. Annem sofrayı hazırlıyor, babam haber izliyordu.
"Anne, yarın dışarı çıkmayın."
"Neden, ne oldu?"
"Çıkmayın işte."
"Bankaya gideceğim ben."
"Sonra git."
"Yine neyin peşindesin?"
"Evde kebap yapalım diyecektim."
"Olur, bakarız."
Telefonu her elime aldığımda sürekli onları çekip seslerini kayda alıyordum. Babamla yan yana resmimiz yoktu ama zar zor çektirdi bir iki tane.
Sabaha kadar uyuyamadım. Annem okula git diye diretse de gitmedim. Ne sınavlar ne de başka bir şey umurumdaydı. Tek düşündüğüm anne babamdı.
Belki bugünü atlatırsak o kaza olmazdı.
Tüm gün ikisini de zorlukla evde tuttum. Akşam olduğunda telefon çaldı. Bir numaraydı, açtım.
"Seninki burada, gel de kurtar onu."
İrem'in resmini atmış, bir dolabın içindeydi.
"Lütfen evden çıkmayın, lütfen. Yalvarıyorum bu gece hiçbir yere gitmeyin."
"Neyin var oğlum?"
"Geldiğimde size her şeyi anlatacağım ama bu gece burada olun."
"Tamam."
Koşarak okula gittim. Her yer karanlıktı. Spor salonundaki dolapları açtım, orada yoktu. Okula girdim, tüm dolapları açtım, orada da yoktu.
"İrem, neredesin? İrem, ses ver! İreeem!"
Okulda ne kadar dolap, oda varsa hepsini tek tek aradım. Yoktu.
Müdürün odasını bulup kapıyı kırdım. Öğrencilerin dosyasını bulup İrem'in ev adresini öğrendim ve koşarak oraya gittim. O kadar hızlıydım ki ne çarptığım insanlar ne trafik ne de başka bir şey umurumdaydı.
Evlerinin kapısını hızla çaldım. Annesi açtı kapıyı.
"Kimsin?"
"İrem," dedim nefes nefese.
"İrem evde mi?"
"İrem, arkadaşın geldi, bak bir."
Birkaç saniye sonra İrem geldi.
"Asaf, bir şey mi oldu?"
"İyi misin? Berk resim attı. Sen..."
Hâlâ nefesim düzensizdi.
"Ne resmi attı bilmiyorum ama gördüğün gibi iyiyim. Artık benim peşimi bırak."
"Neden görmüyorsun? Seni sevdiğimi, değer verdiğimi..."
Açık olan kapıyı biraz daha kapattı.
"Bak Asaf, bu sendeki sevgi değil, takıntı. Lütfen bir psikoloğa görün. Çünkü benim için senle Berk arasında hiçbir fark yok. Sen de onun gibi işini şiddetle görüyorsun. Lütfen artık peşimi bırak."
Hiçbir şey söyleyemedim.
Eve doğru yürüyordum ki telefon çaldı. Babamdı, hızla açtım.
"İyi günler, bu telefonun sahibi trafik kazasında ağır yaralanmış. Aramalarda oğlum yazısı..."
Yine koşarak hastaneye gittim. Bacaklarımda güç kalmamıştı. Acilden girip bulmaya çalıştım. Doktoru bulup sordum, diğerine yönlendirdi. Onu da buldum.
"Bunu söylemek çok acı evlat ama başın sağ olsun."
"Annem?"
"Maalesef olay yerinde vefat etmiş."
Olduğum yere oturdum. Yine kurtaramamıştım. Bu sefer ne ailemi ne de sevdiğimi.
Sırtımı duvara yaslayıp yere çömeldim.
Neden istediğim gibi olmuyor? Neden? Neden kurtaramayacaksam bir şansım oldu, neden?
Sinirle duvarı yumruklarken birkaç kişi beni tutmaya çalışıyordu. En son hissettiğim soğuk metalin koluma girmesiydi...
Yüzüme gelen güneş ışığıyla gözlerimi açtım. Önce nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra acı gerçek aklıma geldi.
Doktoru buldum, o sırada amcamlar gelmişti.
"Yeğenim, başın sağ olsun."
Cevap vermedim. Aynı acıyı iki kere yaşamıştım.
Cenazeler yıkanıp kefenlendikten sonra cenaze arabasına konuldu. Biz de arkasından gittik. Mezarlık kalabalıktı. Birçoğunu tanımıyordum bile. Herkes acıyarak bakıyordu.
Defin işlemi bittikten sonra herkes tek tek gitti. Amcam ısrar etse de gidemedim. Yine yalnız, kimsesiz günlere geri dönmüştüm.
Şimdi tek bir dalım vardı. İrem. Her ne kadar beni istemese de bir acıyı daha kaldıramazdım.
Hava kararmaya başlarken evin yolunu tuttum. Eve gelene kadar bir paket sigara bitirmiştim.
Kapıyı açtım. Ev bomboştu. Ne bir ses var ne de yemek kokusu.
Birkaç dakika sonra kapı çaldı, bir komşu yemek getirmiş. Birkaç dakika sonra diğeri. Ondan sonra öbürü...
Üç günün ardından eve giden gelen azaldı. Artık ne yemek getiren vardı ne de arayıp soran.
Bitmişti işte, bu kadardı insanların verdiği değer.
Okul formasını giyip okula doğru yürüdüm. Sınıfa girdiğimde ders çoktan başlamıştı. Hoca bir şeyler söyledi, umursamadım. İrem de merakla bakıyordu.
Gitmedim yanına, pencere tarafında boş olan sıranın birine oturdum.
Ders neydi, konu neydi? Hiçbiri umurumda değildi. Sadece kafam dağılsın diye gelmiştim okula ama gitmiyordu kafamdaki sesler.
"Asaf, çık tahtaya, soruyu çöz."
Kafamı sıradan kaldırdım. Önce saate, sonra hocaya, sonra da derse baktım. Tüm gün uyuyup son derse gelmiştik.
Sıradan kalkıp tahtaya çıktım, bir kalem aldım. Soruyu çözüp yerime oturdum.
"Bir daha dersimde uyuma."
Zil çaldı, herkes dağılırken Berk'in yanına gittim.
"Ölümün benim elimden olacak, son gününün tadını çıkar."
"Ne saçmalıyon lan?"
"Senin yüzünden ailem öldü. Şimdi sıra senin ailende."
"Ben ailene dokunmadım. Ben bir şey yapmadım."
"Senin yüzünden öldüler, senin yüzünden."
Boğazına yapıştım. Bağırışları, sesleri duymuyordum. İrem kolumu çekmeye çalışıyordu. Farkında olmadan onu ittirdim. Başı sıraya değdi. Acı içinde inledi.
Hızla Berk'i bıraktım. İrem'in yanına oturdum.
"Özür dilerim, iyi misin?"
Berk koşarak kaçıp gitti.
"İyiyim ben, asıl sen nasılsın?"
"Daha iyi günlerim olmuştu."
Yerden kalkıp lavaboya gitti. Herkes çıkmıştı, ben de girdim kızlar tuvaletine. Başı biraz şişmişti ama kanamamıştı.
Kantine indik, buz yoktu ama soğuk su vardı. Şişeyi başına tuttu.
"Tekrardan özür dilerim. Gitsem iyi olacak."
Bir şey söylemedi. Ne kal dedi ne de git.
Ama sessizlik de zaten bir cevap değil miydi?
Onun gözünde zorbadan farksızdım. Bilmiyordu onu kurtarmak için ailemden vazgeçtiğimi, bilmiyordu.
Şimdi de onun için canımdan vazgeçecektim. Madem kader ölüm döngüsünü bir şekilde tamamlıyordu, bu zinciri kıracaktım. Onun yerine ben ölecektim.
Ama öldüğü günü hatırlayamıyordum.
Yine boş ve sessiz olan eve geldim. Dolap boştu, zaten yiyecek iştahım da yoktu.
Birkaç saat sonra kapı çaldı.
Kapıyı açtım. İrem'di.
"Başın sağ olsun."
"Sen nereden..."
"Girebilir miyim?"
"Tabii, gel."
"Sen gittikten sonra öğretmenler konuşurken duydum. Neden bana söylemedin? Ve neden Berk'i suçluyorsun?"
"Boş ver."
"Lütfen."
"Senin resmini attı bana, bir dolapta kilitliymişsin, öyle söyledi. Ben de okula gittim, yoktun. Sonra evinize geldim, sonra da kaza olmuş."
"Berk'in suçu ne burada?"
"Ben ailemin başına bir şey geleceğini biliyordum, hissediyordum. Tüm gün evden dışarı çıkmadılar. Berk aradıktan sonra evden çıktım, bizimkiler de çıkmış, sonra malum olay."
"Burada ben de suçluyum o zaman."
"Senin ne suçun var ki? Her şeyden habersiz evindeydin."
"Beni neden seviyorsun?"
"Benim sende gördüğümü kimse göremez. Tek istediğim senin de hayatta kalmandı. Ama gözünde zorba oldum."
"Berk serseri, aylak ya da birçok şey olabilir ama katil olamaz. Özellikle benim katilim olamaz."
"Neden?"
"Çünkü benden hoşlanıyormuş. Ben de kabul etmedim, o yüzden tüm öfkesi."
"Ne?"
Tüm hikâye değişmişti. O zaman kim öldürdü sevdiğimi?
"Öyle işte. Neyse, aç mısın? Yemek getirdim."
Yemeği tabaklara boşaltıp birlikte yedik. Ailesi şehir dışına gitmiş, o da bu gece bizde kaldı.
Tek başıma yaşadığım eve hâlâ biz diyorum. Hâlâ alışamadım. Alışılmıyordu zaten.
Sabaha kadar sohbet ettik. Ona her şeyi anlatmak istedim ama yapamadım.
Günler günleri kovaladı. Ağaçtaki çiçekler yerini meyveye bıraktı, havalar ısındı, okulun kapanmasına çok az kalmıştı.
İrem sürekli sınavlara hazırlanıyordu. Benim de gelecekten hiç bir beklentim yoktu. Sadece İrem'i istiyordum.
Çalan alarmla o lanet sabaha uyanacağımı bilmeden hazırlandım. Eskisi gibi değildim. Okul çantam vardı, kravat bile takıyordum. Saçım dağınık değil, düzenliydi.
Okula giderken İrem'i gördüm. Bana doğru koşarak geliyordu. Bir yandan da gözyaşlarını siliyordu. Ben de ona doğru koşmaya başladım.
Tam ona kavuşmuştum ki üzerimize doğru gelen arabayı görmemle İrem'i kaldırıma ittirdim.
Ve tarif bile edemediğim ağrılar...
Yerden başımı kaldırdığımda İrem telaşla bana koşuyordu. Siren sesleri uğultu gibi gelirken benim gördüğüm tek şey İrem'in ağlayan gözleri. Duyduğum tek şeyse onun "Yine kaybettim seni," demesiydi.
Kanlı elimle son kez tuttum elini. Sedyeye almışlardı artık. Kalp atışımın sesini kulaklarımda duyabiliyordum. Nefes alamıyordum ama mutluydum. En azından İrem'i kurtarmıştım.
---
İrem'in Gözünden
Onu ilk gördüğümde küçük bir kızla oynuyordu. Kız çok mutluydu. Benimse en kötü günümdü ama onları izlerken farkında olmadan tebessüm etmiştim.
Sonra kızla vedalaşıp yürümeye başladı. Farkında olmadan onu takip ediyordum. Şaşkınlıkla girdiği okula baktım, aynı okuldaydık. Sınıfa gidip sırama geçtim.
Birkaç dakika sonra hocayla birlikte sınıfa girdi.
"Bu yeni öğrenci Asaf."
Boş birkaç sıra varken yanıma oturmuştu. Kalbim heyecandan nasıl atıyordu anlatamam.
Ama Berk bunu fark etmişti. Saplantılıydı bana. Onu reddettiğim için tüm zorbalığı yapıyordu. Ama Asaf fark etmişti.
Günler onu izleyerek geçti. Sanırım onun da bana karşı hisleri vardı ama çok sürmedi.
Berk beni zorla kapalı spor salonuna götürdü. Asaf da görmüş ve oraya daldı. Herkesle dövüşürken Berk'in bıçağı sol göğsüne isabet etti.
Zaman durmuştu sanki. Çocuklar korkarak kaçtı, bense sandalyede bağlı bir şekilde tek yapabildiğim ağlamaktı.
Zorlukla yanıma gelip beni sevdiğini söylediğinde her şeyin bir kâbus olmasını istedim. Ve sen yere yığılıp kalmıştın. Çok kan akıyordu. Açık kalan gözlerinle gördüğün son yüz benimkiydi.
O sandalyeden kalkmak için çırpındım. Defalarca direndim ama olmadı. Çaresizce senin ölmeni izledim.
Sonra bir ışık oldu.
Gözümü açtığımda sınıftaydım ve sen sınıfa yeni gelmiştin.
Bu da neydi? Kâbus muydu yoksa?
Hayır ama gerçekti, çok gerçekti.
Yine yanıma oturdun. Seni kendimden uzaklaştırırsam belki hayatta kalırsın diye düşündüm.
Bu yüzdendi tüm terslemelerim. Bu yüzdendi hepsi.
Şimdi ölümle yaşam arasında ince bir çizgidesin. Ne olur dön bana, bir şans daha istiyorum, mutlu bir son istiyorum... Ama olmadı monitördeki ince ses tüm odada yankılandı. Doktorların tüm çabasına rağmen kaybetmiştim seni...
Son..
(Mutlu son isteyen aşağıyı okusun)
7
Gözlerim dolu dolu elini tutuyordum. Bir aydır aynı yatağın başında, aynı duayı ediyordum.
Hiç beklenmedik bir şey oldu.
Gözlerini açıp bana gülümsedin.
Artık seni kaybetmeyecektim.
'Ağlama bu sefer ayrılık yok..'
Bölüm etkileşimi
