Yarım Elma kitap kapağı

1. bölüm / 1

Yarım Elma

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Yarım Elma
  1. 1 Yarım Elma2.724 kelime · Okuduğun bölüm

1.Bölüm~Sembol
İnsanlar yetişkin olunca ne yapardı?
Araba mı alırlardı, kutlamaya mı giderlerdi? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey, varlıkların 18 yaşına geldiğinde hangi türden olduklarını öğrendikleriydi. Türün belirlenir, yolun çizilirdi. Okulun, eğitimin, hatta geleceğin bile.
Peki ya ben?
Ben odamda yatağımın ucuna ilişmiş, ara sıra pencereden dışarı bakarak,kitap okuyordum. Kitaplar benim için hayattı. İstediğin her şey bir anda olurdu ama yine de bedelsiz değildi. Çabalardın, beklerdin, yanardın. Ve ben buna aşıktım.
18 yaşıma girmeme tam bir saat kalmıştı.
Heyecanlı mıydım?
Hayır.
Türler sadece eğitim hayatını belirlerdi. En fazla ne olabilirdi ki?
Kapı bir anda açıldı. Annem içeri girdi. Kaşlarını çatmış, ellerini beline koymuştu.
“Elisa, bırak artık şu kitapları.”
Kaşlarımı ben de çattım. Çünkü kitaplar benim hayatımdı. Gerçek dostluğu, sevgiyi, aşkı onlardan öğrenmiştim. Gerçek hayatı… kitaplardan öğrenmiştim.
Benden bunu bırakmamı mı istiyordu?
Gerçek hayatımı?
Başımı hayır anlamında salladım. Bana doğru yürüdü. Ne yapacağını anlamıştım. Derin bir nefes verdim. Kitabın arasına ayracımı yerleştirdim, kapağını kapattım ve kitaplığa yerleştirdim. Sanki ona bir şey olursa, canım yanacakmış gibi.
Anneme döndüm. Tek kaşımı kaldırdım.
“Şimdi ne istiyorsunuz Peri Hanım?” dedim alayla.
Sinirlendiğimde ismiyle hitap ederdim. Şu an olduğu gibi.
“Aşağıya lütfen Prenses Elisa.”
Gülerek yanına gittim, ona sarıldım. Sarılı hâlde merdivenlerden inmeye başladık. Saçımı okşadı.
“Sen benim prensimsin.”
Hemen geri çekildim.
“Ben erkek değilim.”
Gülmeye başladı. Ben de.
Koşarak merdivenlere daldım.
“Elisa, düşeceksin!” diye bağırdı.
Duymadım. Duymak istemedim.
Bugün sembolümü almıştım. Sol kulağımın altında, hangi türden olduğumu gösteren renk vardı. Ama aynaya bakmamıştım. Bilmek istememiştim.
Beyaz uzun kollu, bol mavi pantolon, beyaz spor ayakkabılar… Her zamanki hâlim. Saçlarımı elimle doladım, açık bıraktım. Omzuma dalga dalga dökülürken aynada kendimle göz göze geldim.
Ve işte…
O an.
Elimi kulağımın altına götürdüm. Saçlarımı arkaya attım. Nefesimi tuttum.
Gördüğüm şeyle donup kaldım.
Hayır.
Bu… olamazdı.
Sistem hata vermezdi. Asla.
Demek ki sorun bendim.
Koltuğa çöktüm. Annemi, babamı, Ayben’i, Ayca’yı… kimseyi bırakamazdım. Gidemem. Gönderilemem.
Sonra bir fikir geldi.
Kırmızı kalem.
Sembolün üstünü dikkatlice boyadım. Ayna karşısında durup baktım.
Güzel duruyordu.
Madem melek olamıyordum…
Şeytan olurdum.
Volpina’da üç tür vardı:
Şeytan kırmızıydı.
Melek maviydi.
İnsan ise… silinirdi.
Ben insandım.
Ama hayır.
Elisa, sen şeytansın.
Önce kendini inandırmalısın.
En fazla ne olabilir ki?

2.Bölüm~ Yalan
Mutfağa indiğimde herkes bana bakıyordu.
“Elis, hangi türdensin?” dedi annem heyecanla.
Kalbim göğsümü yumrukluyordu. Elim titreyerek saçlarımı kulağımın arkasına attım. Hepsi boynuma baktı.
Gülümse.
“Bu evin kralının kızıyım,” dedim.
“Yani… şeytanım.”
Anneme bakarak yüzümü buruşturdum. "Bu evin kraliçesine göre ben bir prens olduğum için kayıplarda beni bulamıyorlar" dediğimde annem gülümsedi.
Babam sarıldı.
“İşte babasının kızı.”
Annemin gözleri doldu. Bana sarıldı, saçımı okşadı.
“Seninle gurur duyuyorum.”
İçimde bir şeyler kırıldı.
Ama dışımdan kimse görmedi.
Masallar bile sonsuz sürmezdi.
Benimki hiç sürmeyecekti

Efil'le birlikte evden çıkarak, okulun yolunu tuttuk.
Yolda Ayca ve Ayben'le karşılaştık. Boş muhabbetler ederek okulun yolunu tuttuk. Kreşin önüne geldiğimizde Efil ile birlikte içeriye girdik. Öğretmenine çantasını verdikten sonra efile doğru eğilerek onu öptüm, kokladım, en sonunda da sarılarak kreşten ayrıldım.

Kreşten ayrıldıktan sonra okul yoluna doğru yürümeye başladık. Sabahın körüydü ama nedense hepimiz fazla enerjiktik. Belki de bu, son “normal” sabahımızdı.
Ayben bir anda durdu, yüzünde yaramaz bir ifadeyle bize döndü.
“Bir sorulu espri soracağım,” dedi.
Ayca hemen kollarını bağladı.
“Gel bakalım, şaşırt bizi.”
Ayben boğazını temizledi.
“Eli olmayan babaya ne denir?”
Ayca hiç düşünmeden atladı.
“Bunu biliyorum! Noel Baba.”
Bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra üçümüz aynı anda kahkahaya boğulduk. Ben gülmekten yürüyemez hâle geldim.
Ayca bana döndü, parmağıyla beni işaret etti.
“Sıra sende Elis, hadi bakalım.”
Bir an düşündüm. Sonra sırıttım.
“İnsanların seni ezmesine izin verme,” dedim ciddi bir ses tonuyla.
Ayca kaşlarını çattı.
“Ee… bu bildiğin hayat dersi, espri değil.”
Gülümsemem genişledi.
“Dur, devamı var,” dedim.
“İnsanların seni ezmesine izin verme; ehliyet al, sen onları ez.”
Bir anlık şoktan sonra kahkaha koptu. Ayben gülmekten belini tuttu. Ayca başını iki yana sallıyordu.
“Sen var ya… sen çok tehlikelisin.”
“Sıradaki sensin,” dedim Ayca’ya.
Sanki bu anı bekliyormuş gibi hiç düşünmeden konuştu.
“Bir kadın gülmüş…”
Ayben’le göz göze geldik. Aynı anda öne atıldım.
“Diğeri ağlamış. Çünkü o yağmurmuş, değil mi?”
Ayca kafasını iki yana salladı. Sonra Ayben’e baktı.
Ayben iki elini havaya kaldırdı.
“Pes.”
Ayca kıkırdadı.
“Bir kadın gülmüş, diğeri ise papatya.”
Bir anlık sessizlikten sonra Ayca öyle bir gülmeye başladı ki kendini zor tuttu. Biz de dayanamadık. Üçümüz birden, sabahın ortasında, okul yolunda kahkahalarla gülüyorduk.
O an her şey normaldi.
Sanki ben yalan söylemiyordum.
Sanki sembolüm kırmızıydı.
Sanki yakında hayatım paramparça olmayacaktı.
Ama ben biliyordum.
Bu kahkaha…
fırtına öncesi sessizlikti.

Okulun önüne geldiğimizde içimde tuhaf bir sıkışma vardı. Sanki bir şey olacaktı ve ben bunu engelleyemeyecektim. Derin bir nefes alıp içeri girdim. Koridorda uzun bir kuyruk vardı; herkes sembolüne göre yönlendiriliyordu. Kimin nereye ait olduğu, tek bir bakışta belirleniyordu.
On beş dakikaya yakın bekledik.sıra bize geldiğinde en önde Ayca önde ince uzun sarı düz saçlarını savurarak etrafa mavi gözleriyle sevimli kız bakışları atıyordu üstünde beyaz gömlek üstüne mavi kazak altınada mavi üstünde papatya desenleri olan bol bir pantolon ve beyaz spor ayakkabılarını giymişti olmassa olmazı kombinine uygun mavi kelebekli takılarını takarak gözlerine uygun hafif mavi bir göz makyajı yapmıştı.arkasında Ayben vardı. uzun hafif dalgalı kahverengi saçlarını topuz yapmış altına bol koyu kahverengi bir eşofman üstüne süt kahve renginde bir tişört giymiş bir ceket almıştı beyaz spor ayakkabı gayet güzel rahat bir kombindi. Gözleri saçları gibi kahverengiydi .Hafif bir maskara kahverengi bir eyeliner çekmişti gayet çekici gözüküyordu. Aysema'nın arkasında ben vardım Saçlarım ve göz rengimden kaynaklı çoğu zaman açık renkli giyiniyordum Altıma bol bir mavi pantolon üstüme bol beyaz bir uzun kollu ve benimde beyaz spor ayakkabım vardı ayaklarımda. Sarı saçlarımı açık bırakmıştım. Makyaj yapmayı sevmiyordum ama mavi gözlerimi belirginleştirmek için rimel sürmüştüm .

Onları izlerken içimde keskin bir yalnızlık hissi oluştu. Aynı yerdeydik ama aynı tarafta değildik.
Ayca görevliyle konuşup kenara geçti. Ayben de onun yanına gitti. İkisi bana dönüp el salladıktan sonra sağ tarafa yöneldiler. Birkaç saniye içinde gözden kayboldular.
Yalnızdım.
Bir adım attım, durdum. Boğazımı temizledim. Şimdi tam zamanıydı.
Sakin ol Elisa. Profesyonel oyna.
Görevli bana baktı. Uzun uzun.
“Evladım, sembolü açsana. Seni bekliyorum.”
Elim saçlarıma gitti. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Ya anlarsa? Ya insan olduğum ortaya çıkarsa?
Bir cesaretle saçlarımı tamamen arkaya attım.
Görevli baktı. Dikkatle. Nefesimi tuttum.
Sonra eliyle sol tarafı işaret etti.
O an tuttuğum nefesi fark etmeden bıraktım. Yürüdüm. Sol tarafa. Adımlarım beni nereye götürürse oraya. Önüme çıkan rastgele bir sınıfa girip en arka sıraya oturdum.
Yaşadığımı ilk kez hissettim.
Defterimi çıkarıp anlamsız çizgiler çizmeye başladım. Göz ucuyla sınıfa baktım. Hiçbirini tanımıyordum. Umurumda da değildi.
Ta ki…
Yanımda bir hareket hissedene kadar.
Başımı ağır ağır sağa çevirdim.
Siyah uzun saçlar. Yeşil gözler. Soğuk ama keskin bir bakış. Kırmızı dolgun dudaklar. Sanki bir kitaptan çıkıp gelmiş gibiydi. Üzerindeki siyah takım bedenine kusursuz oturuyordu. Demir detaylı spor topuklu ayakkabıları, yüzükleri, kolyeleri… Hepsi bir bütün gibiydi.
Boğazını temizledi.
Bakışları benimkilerle buluştu.
Kaybettim.
Gözlerimi kaçırdım ama sesini dinlemekten kaçamadım.
“Ben Benan. Sınıfa girdiğimden beri sana bakıyorum. En arkada yalnız oturuyorsun. Buna izin vermek istemedim.”
Boynuma doğru eğildi.
Panikledim.
Elim istemsizce boynuma gitti. Sembolümün üstünü kapattım ama artık çok geçti.
Benan’ın gözleri büyüdü. Yüzündeki ifade dondu.
“Sen…” dedi fısıltıyla.
“İnsansın.”
Kalbim durdu.
“Şeytan değilsin.”
Masal bitmişti.
Gözlerim doldu. Ağlamamak için sımsıkı yumdum.
“Lütfen,” diye fısıldadım. “Kimseye söyleme. Bu… bu aramızda kalsın.”
Bir damla yaş aktı.
Ayağa kalktım ve onun önünde dizlerimin üzerine çöktüm. Gururum falan kalmamıştı.
“Yalvarırım… ben güçlü değilim. Yapamam. Ne istersen yaparım ama kimseye söyleme.”
Gözlerine baktım.
O da ağlıyordu.
Neden benim için ağlıyordu?
“Sana acıyorum,” dedi sonunda.
“Ama iyiliğin için… beni unut.”
Arkasını döndü. Koşarak sınıftan çıktı.
İşte o an anladım.
Bu hikâye mutlu bitmeyecekti.
Eşyalarımı topladım. Bekledim.
Ve beklediğim felaket geldi.
Benan önde, arkasında öğretmen ve iki görevliyle sınıfa geri döndü. Son gözyaşımı sildim. Dik durdum.
Sonra…
Rüzgâr koptu.
Sınıf sallandı. Ağaçlar köklerinden sökülür gibi oldu. Fırtına yükseldi. Ayakta durmak bile zorlaştı.
“Tutun!” dedi öğretmen.
Ama ben tutunamadım.
Ayaklarım yerden kesildi.
Fırtına beni sürüklüyordu.
Uçurumun kenarına doğru.
Ve ben ilk kez şunu düşündüm:
Keşke gerçekten şeytan olsaydım.

3.Bölüm Yeni bir gökyüzü.

Görevliler beni kollarımdan tutarak hareket etmemi engellediler. Kaçacak yerim yoktu. Hoca ise sakin ama sert bir ifadeyle cebinden ıslak mendil çıkarıp sembolümü silmeye başladı. Müdahale edecek durumda değildim. Boyun eğmekten başka çarem yoktu.
Sembolüm tamamen silindiğinde gerçek ortaya çıktı.
İnsandım.
Şeytan değildim.
“Hadi, hızlıca müdürün yanına gidiyoruz.” dedi bana bakarak.
“Yalancıların bu evrende yeri yok.”
Gözlerimi devirdim. O konuşmaya devam ederken ben çoktan başka bir yerdeydim. Zihnimde. Kaçış planı kuruyordum.
Beni tutan iki adam, önümde dört kişi, kapıda üç, dış kapıda on iki…
Toplam yirmi bir kişi.
Ben ise tektim.
Bir anda bedenimi gevşettim, inleyerek kendimi bıraktım. Kollarımı sıkan parmaklar refleksle geri çekildi. Çevremde bağırışlar başladı ama sesler boğuk geliyordu. Bir süre sonra biri beni belimden kavrayıp kucağına aldı. Gözlerimi kapattım.
Ölü taklidi yapıyordum.
Sedyeye yatırıldığımda sesler yavaş yavaş azaldı. Hafifçe gözlerimi araladım.
Tahmin ettiğim gibi… revirdeydim.
Yanımda sadece genç, tecrübesiz bir hemşire vardı. İçimde tuttuğum nefesi bıraktım. Sedyede doğruldum. Elim yanımdaki masaya gitti. Neşteri aldığımda elim titremedi bile.
Hemşire beni fark ettiğinde yüzü bembeyaz oldu. Gözleri korkuyla açıldı.
Bir anlık bir tereddüt…
Sonra karar.
Her şey saniyeler içinde oldu.
Odanın sessizliği geri geldiğinde yalnızdım. Kimse yoktu. Zaman kaybedemezdim. Onu sedyeye yatırıp üzerini dikkatlice örttüm. Uzaktan bakıldığında sanki hâlâ ben yatıyormuşum gibiydi.
Cebimdeki bıçağı çıkarıp pencereye yöneldim. Kilitliydi. Zorladım. Zamanla yarışıyordum.
Bir dakika otuz iki saniye sonra kilit pes etti.
Pencere çok yüksek değildi. Pervaza tutunup kendimi aşağı bıraktım.
Ama ayaklarım yere değmeden iki el bedenimi kavradı.
İşte o an anladım.
Benim gücüm plan ve taktikteydi.
Dövüşte değil.
Kurtulamadım.
Kolumu acıtırcasına sıktıklarında inleyerek çırpınmaya başladım ama boşunaydı. Beni zorla müdürün odasına götürürlerken artık her şeyin bittiğini kabullendim. Dünyaya gönderilecektim. Kaçış yoktu.
Çırpınmayı bıraktım. Sakin görünmeye çalıştım ama bedenim beni ele veriyordu.
Müdürün odasına girdiğimizde onu her zamanki hâliyle gördüm. Sinirli yüzü, sıkı topuz yapılmış saçları ve o kırmızı gözlükler…
Bana öfkeyle baktı.
“Katil!” diye bağırdı.
“Böyle bir yaratığın evrenimizde yeri yok. Sahtekâr!”
Yüzüme fırlattığı öfke dolu bakışları umursamadan ona bakmaya devam ettim.
Çünkü artık kaybedecek hiçbir şeyim yoktu.

Tedirgin bir şekilde" Ailemle görüşmek istiyorum.
Onların yaşanan hiçbirşeyden haberleri yok."

Müdür bana doğru bakarak küçümser bir tebessüm etti. " Merak etme ! Kızlarının nasıl bir yalancı olduğunu anlatacağız."

Müdürün bakışları üzerimde gezinirken odanın içindeki hava ağırlaştı. Sanki nefes almak bile yasaktı. Kırmızı gözlüklerinin ardından bana bakarken dudakları ince bir çizgi hâline geldi.
“Karar verildi.” dedi soğuk bir sesle.
“Bu evren senin gibi birini taşıyamaz.”
Görevliler beni yeniden kavradı. Bu sefer direnmiyordum. Zaten ne faydası olacaktı ki? Ayaklarım istemsizce sürüklendi. Uzun, dar bir koridordan geçtik. Duvarlarda parlayan semboller vardı. Her biri başka bir dünyaya açılan kapının işaretiydi.
Kalbim hızlandı.
Koridorun sonunda siyah bir kapı duruyordu. Diğerlerinden farklıydı. Daha sessiz. Daha… boş. Kapının önünde durduk. Müdür arkamdan konuştu.
“Dünya.” dedi tek kelimeyle.
“Kuralları bilmezler. Gerçeği görmezler. Senin için en uygun yer.”
Kapı yavaşça açıldı. İçeriden soğuk bir rüzgâr yüzüme çarptı. Bir anlığına tereddüt ettim. Bilmediğim bir yere gönderiliyordum. Gücüm yoktu. Yetkim yoktu. Sadece ben vardım.
Beni ittiler.
Düşüyormuş gibi hissettim. Zaman büküldü. Kulaklarım uğuldadı. Görüntüler birbirine karıştı. Sonra sert bir şekilde yere çarptım.
Gözlerimi açtığımda etraf sessizdi.
Geceydi. Sokak lambaları titrek bir ışık yayıyordu. Üzerimde yabancı kıyafetler vardı. Ellerim titredi. Yavaşça ayağa kalktım. Kimse bana bakmıyordu. Kimse sembolümü kontrol etmiyordu. Kimse ne olduğumu umursamıyordu.
İşte burasıydı.
Dünya.
Derin bir nefes aldım. Göğsüm yandı ama gülümsedim.
Beni sürgün etmişlerdi.
Ama yok etmemişlerdi.
Ve bu… onların yaptığı en büyük hataydı.
Çünkü burada kimse beni tanımıyordu.
Kimse geçmişimi bilmiyordu.
Ve kimse, neye dönüşebileceğimi de…

4.Bölüm Artık biz.

Soğuk.
Dünya’ya attığım ilk adımda hissettiğim tek şey buydu.
Volpina’nın havası yakıcıydı; burasıysa insanın iliklerine işleyen, ürperten bir soğukla doluydu. Ayaklarım sert zemine bastığında dengemi kaybedip sendeledim. Gökyüzü karanlıktı, yıldızlar yabancıydı, hiçbir şey tanıdık gelmiyordu.
Yalnızdım.
Dar bir sokağın ortasında duruyordum. Etrafımda yüksek binalar, kapalı pencereler ve loş sokak lambaları vardı. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Sembolüm yoktu artık, kimliğim yoktu, adım bile yoktu.
Yürümeye başladım.
Adımlarım yankılanırken arkamdan gelen sesleri fark ettim. Önce önemsemedim ama sesler yaklaştıkça içime bir huzursuzluk çöktü. İki gölge… aralarında fısıldaşarak konuşuyorlardı. Kalbim hızlandı.
Adımlarımı hızlandırdım.
Onlar da.
Sokağın köşesinden döndüm, sonra bir başkasına girdim. Nefesim düzensizleşmişti. Volpina’da kaçmak zorunda kalmamıştım hiç. Burada her şey daha ağırdı, daha yavaştı.
Bir çıkmaz sokağa girdiğimi fark ettiğimde artık çok geçti.
Bağırıp, yardım istemeye başladım.
Arkamdaki seslerden biri alaycı bir tonla konuştu.

"İster bağır ister çığlık at burada kimse seni duymaz güzellik aynı diğerlerini duymadıkları gibi..."

"Ne istiyorsunuz benden ?"

"Şştt sakin ol sana zarar vermiycez seninle sadece eğlenmek istiyoruz bizimle gel birlikte eğlenelim."

Dediğinde ne dediğini tam anlamadım ama niyetleri belliydi. İçimdeki panik büyüdü. Geriye yaslandım, gözlerim çıkış aradı.
Bir anlık boşluk yakaladım.
Tüm gücümle yanlarından sıyrılıp koşmaya başladım. Sokaktan sokağa, nefes nefese…
Ve bir anda ara sokaktan çıktığımda -
Fren sesi.
Keskin bir acı.
Her şey karardı.
Gözlerimi açtığımda beyaz bir ışık vardı. Keskin kokular, yabancı sesler… Yatıyordum. Yanımda biri vardı.
Kahverengi saçlı ,yeşil gözlü ,iri yarı bir adam.
Tahminen yaşı yirmilerdeydi. Boyu bir seksen altı civarlarındaydı.
Koltukta oturmuş, başını bana doğru çevirmişti. Yorgun ama dikkatli bakıyordu. Bakışları çok garip bir his uyandırdı. Sanki onu tanıyordum.
Göz göze geldiğimizde hafifçe doğruldu.
“İyi misin?” dedi.
Boğazım kurumuştu. Konuşmak istedim ama kelimeler çıkmadı. Sadece başımı hafifçe sallayabildim.
“Merak etme,” dedi yumuşak bir sesle. “Güvendesin. Hastanedesin.”
Sonra adımı sordu.
Cevap veremedim.
Zihnim boştu. Elisa… Volpina… semboller… Hepsi uzak bir rüya gibiydi. Adam bunu bir şok hâli sandı. Üstelemedi.
Sabaha kadar yanımdan ayrılmadı.
Güneş ışığı odaya dolduğunda artık ayakta durabilecek kadar iyiydim. Teşekkür ettim. Gülümsedi. İsmini söylemedi, ben de sormadım. Yollarımız sessizce ayrıldı.
Ama bilmiyordum…
O, şehrin valisinin oğluydu.
Ve kaderimiz daha yeni kesişmişti.
Hastaneden çıktıktan sonra sokaklar artık aydınlıktı. İnsanlar vardı. Gürültü vardı. Ama ben hâlâ bu dünyaya ait hissetmiyordum.
Yürürken biri bana çarptı.
“Özür diler—” dedi kız, sonra birden sustu.
Bana dikkatlice baktı. Başımı kaldırdığımda gözlerinde tanıdık bir ifade gördüm. Şaşkınlık değil… tanıma.
“Sen…” dedi yavaşça.
“Volpina’dan mısın?”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Bunu nereden biliyorsun?” diye fısıldadım.
Kız hafifçe gülümsedi.
“Çünkü ben de oradanım.”
Adı Hazaldı, dünyada ki adı.
O da benim gibi insandı. Sembolü silinmişti. Yıllar önce Dünya’ya gönderilmişti ve artık burada yaşamayı öğrenmişti.
Hazal'ın evine doğru yürümeye başladık, etrafta olan biteni izlerken neler olacağını düşündüm. Herşey çok zordu.
Hazal'ın evine geldiğimizde tebessüm ettim.
Küçük ama sıcak bir evdi. Raflarında kitaplar vardı. Kitapları görünce içimde bir şey kıpırdadı. Elime birini aldım ama… okuyamıyordum.
“Alfabe farklı,” dedi Hazal. “Merak etme, öğreteceğim.”
Bana Dünya’daki harfleri anlattı. Kelimeleri. Sesleri.
Sonra durup yüzüme baktı.
Ben ise anlamamış bir şekilde" Alfabeler farklı ama ben nasıl bu dili konuşabiliyorum ?"diye sorduğumda Hazal hafifçe tebessüm etti.
" Bilmiyorum bunu bende çözemiyorum Volpina'dan çıkınca otomatik olan birşey herhalde." Yüzüme garip bir şekilde bakmaya başlamıştı.
" Ne niye öyle bakıyorsun ?"
“Burada bir isme ihtiyacın var,” dedi.
Bir süre düşündük.
“Eva,” dedi sonra.
“Ve soyadın… Dinç olsun.”
Eva Dinç.
O an, Elisa Volpina’da kaldı.
Ben artık Dünya’da doğuyordum.
Ve bu…
Sadece başlangıçtı.

5. Bölüm Gerçekler ve karşılaşma

"Çok garip değil mi Hazal ?" Düşüncelere boğulmuş halde ne dediğim belirsizdi.

"Garip olan ne ?"diye sorduğunda yüzüne gözlerinin içine baktım. Hafifçe tebessüm ederek konuşmaya başladım.
" Ben kendimi bildim bileli Elisa oldum şimdi yabancı, bilmediğim ve tanımadığım bir gezegene geldiğimde Eva oldum sence çok tuhaf değil mi ?" diye sorduğumda Hazal birden şaşkınlık içerisinde " Senin adın Elisa mı ?" diye sorduğunda garipsedim.
Başımı onaylarcasına aşağı yukarı hafifçe sallayınca tekrardan panik içerisinde konuşmaya başladı.
"Annen melek baban şeytan mı ?" diye sorduğunda aynı şekilde onayladım.

Şaşkın bir şekilde yüzüme bakarken sustu, ben konuşmasını bekledikçe sustu.

" Sen Elisa benim bunca zamandır aradığım kızsın." dediğinde ne demek istediğini anlamadım. Yüzüme bakarak gülümsemeye başladı. " Anlamadığının farkındayım bütün hikayeyi sana baştan anlatayım."

"Annem Volpina düzen konsolosluğunda çalışıyor ve bir gün iki meslektaşıyla önemli konuşmalara kulak misafiri oluyorlar.
Müdür ve müdür yardımcısının bahsettiği bir kız Volpinanın hükümdarı, melek ve şeytanın yöneticisiymiş ama onlar bu durumdan hoşlanmadıkları için o kızı Dünya'ya göndermek istiyorlar. Kız daha 17 yaşlarında bu yüzden şuanlık plan yapıyorlar. Annemler tam gidecekken fark ediliyorlar annem yakalanmadan kaçıyor ama iki meslektaşı dünya'ya gönderiliyor ve o kız sensin Elisa.
Sen Volpina'nın hükümdarı, şeytan ve meleğin yöneticisisin."
Şaşkınlıkla yüzüne bakarken sadece düşündüm.
Ne yapmam gerektiğini.
"Ama ben onlara karşı çok güçsüzüm" dediğimde Hazal hafifçe gülümsedi.
"Hem meleğin hem şeytanın güçlerine sahipsin Elisa onlar senin güçlerinle yarışamaz." dediğinde gülümsedim.

"Biraz kafa dağıtmaya ihtiyacın var benimle gelmeye ne dersin ?"

"Nereye gideceksin ki"

"Erkek arkadaşımla buluşmaya gideceğim yanında bir arkadaşını getirecek sende benle gel olur mu ?" diye sorduğunda gerçekten buna ihtiyacım olduğunu fark ettim ve kabul ettim.

Akşam'a doğru hazırlanmaya başladık.
Hazal geçen tüm bu sürede erkek arkadaşını anlattı. Öyle bir anlatıyordu ki anlatırken gözlerinin içi parlıyor dudağının kenarlarında ki gamzeler belli oluyordu. Onu böyle gördüğüme mutlu olduğumu fark ettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…