8. bölüm · Yaralı Rüzgâr
8 Bölüm
Hii
__________
Leyla'dan
Alp'i emzirip uyutmuştum ve ben de yatakta uyuyakalmıştım.
Rüyamda gördüğüm kabusla sıçrayarak uyanmıştım nefesim hafif daralmıştı.
Kendime geldiğimde ise alp'i olduğu beşiğe baktığımda ise Alp yoktu panikle hızlıca ayağa kalkıp odadan çıkmıştım yalın ayak merdivenlerden hızlı adımlarla inerken ayağımı burktum Bir de hızlıca inmiştim.
Hızlı adımlarla salona adımlarımı yöneltmiştim salona girdiğimde kimse yoktu sonra bir daha çıkmıştım ki Sevim hanımı gördüm "sevim hanım alp'i gördünüz mü yada kim aldı onu yanımdan " demiştim o da "alp uluhangilerle yemek odasında " demişti ve yemek odasını göstermişti.
Sevim Hanım'ın gösterdiği yöne doğru hızlı adımlarla ilerledim.
Kalbim... yerinden çıkacak gibiydi.
Ayağım hâlâ acıyordu ama umursamıyordum.
Kapıya geldiğimde içeriden sesler geliyordu.
Konuşmalar...
Ama benim gözlerim sadece tek bir şeyi arıyordu.
Alp'i.
Kapıyı hiç düşünmeden açtım.
İçeri girdiğim anda herkes bana döndü.
Ama ben kimseye bakmadım.
Direkt...
Onu aradım.
Ve gördüm.
Uluhan'ın kucağındaydı.
Alp.
Ağlamıyordu aksine gülüyordu.
Sadece etrafına bakıyordu.
Bir an içimden bir şey çözüldü.
Nefesim geri geldi sanki.
"Alp..." dedim kısık bir sesle.
Uluhan bana baktı. Bu sefer sesi daha sakindi.
"Odada ağlıyordu," dedi. "Seni uyandırmamak için aldım."
Adımlarım yavaşladı.
Ama durmadım.
Yanlarına gidip Alp'i kucağıma aldım.
Bu sefer daha dikkatli... ama yine de sıkı.
Başımı onun saçlarına gömdüm.
"Ben buradayım..." diye fısıldadım. "Buradayım..."
Alp hafifçe kıpırdandı ama sonra yine sakinleşti.
O an anladım...
Gerçekten ağlamıştı.
Ve ben duymamıştım.
Bu düşünce içimi sıktı.
Başımı kaldırdım. Bu sefer etrafa baktım.
Masada herkes vardı.
Ve...
Baş köşede oturan adam.
Gözleri yine üzerimdeydi.
Aynı bakış.
Aynı o... tarif edemediğim şey.
Yavaşça konuştu:
"Uykusu ağırmış demek."
Sesi sakindi.
Ama içinde bir anlam vardı.
Gözlerimi kaçırdım. "Yorgundum," dedim kısa bir şekilde.
Uluhan hafifçe araya girdi: "Üç yıldır düzgün uyumamış biri için normal."
Masada kısa bir sessizlik oldu.
Adam başını hafifçe salladı.
Gözleri bu sefer Alp'e kaydı.
Sonra tekrar bana.
"Anne uykusu..." dedi. "Kolay kazanılmaz."
Bu cümle...
İçime garip bir şekilde dokundu.
Ama yine de mesafe koydum.
"Ben alışığım," dedim.
Bir anlık sessizlik.
Sonra Oğuzhan sandalyesinde hafifçe öne eğildi: "Leyla istersen otur... bir şeyler ye."
Başımı iki yana salladım.
"İstemiyorum."
Sesim sert çıkmıştı.
Ama umrumda değildi.
Tek düşündüğüm şey...
Alp'ti.
Onu biraz daha kendime çektim.
Adam hâlâ bana bakıyordu.
Ama bu sefer bakışında farklı bir şey vardı.
Zorlamıyordu.
Sadece...
Bekliyordu.
"İstersen," dedi yavaşça, "yemeğini odana gönderebiliriz."
Bu beklemediğim bir şeydi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
İlk defa...
Biraz daha uzun.
"Gerek yok," dedim.
Ama sesim eskisi kadar sert değildi.
Bir an duraksadım.
Sonra ekledim:
"Sonra yerim."
Başını hafifçe salladı.
"Nasıl istersen."
"Afiyet olsun "dedim ve yemek odasından çıktım kaldığım kata dönmek için hatırladığım kadarıyla asansörün diğerine gitmiştim.
Asansörün önüne gelmiştim ve gelmesi için bastım düğmeye.
Bakışlarımı alp'e çevirdiğimde gülümsüyordu "oy annem sen bana mı gülümsüyorsun oy oy " derken öptüm her iki yanağından daha da gülmüştü.
Asansörün gelmesini beklerken Alp'le konuşmaya devam ettim.
"Sen var ya..." dedim kısık bir sesle, alnını alnıma değdirerek.
"Beni böyle korkutma bir daha... tamam mı?"
Alp yine anlamsız bir şekilde gülümsedi.
Hiçbir şeyden haberi yoktu.
Ve belki de en çok bu... içimi burkuyordu.
"ding..."
Asansör gelmişti.
Kapılar yavaşça açıldı.
İçeri girdim.
Bir elimle Alp'i tutarken diğer elimle düğmeye bastım.
Kapılar kapanırken içimde tuhaf bir his vardı.
Sanki...
bir şey olacakmış gibi.
Asansör hareket etti.
Yukarı çıkarken aynaya takıldı gözüm.
Bir an kendime baktım.
Saçlarım dağılmıştı.
Gözlerim yorgundu.
Ama en çok...
bakışlarım değişmişti.
Eskisi gibi değildim artık.
Asansör durdu.
Kapı açıldı.
Derin bir nefes aldım ve çıktım.
Koridor sessizdi.
Fazla sessiz.
Adımlarım yankı yapıyordu neredeyse.
Odaya doğru yürüdüm.
Odanın önüne gelmiştim kapıyı açıp içeri girdim Kapıyı arkamdan kapattım.
yatağa oturdum bedenimdeki yorgunluk yeniden çöktü üzerime.
Ama Alp'in huzursuz kıpırdanışı bunu düşünmeme bile izin vermiyordu.
üstümde ki dün gece giydiğim
Pijamamın düğmelerini acele etmeden açtım. Alp'i kollarımda biraz daha yukarı kaydırdım.
"Acıkmış mı benim oğlum..." diye fısıldadım.
Onu göğsüme yaklaştırdığım an... hemen sakinleşti.
Küçük elleri pijamamı kavradı. Gözleri yavaşça kapanırken emmeye başladı.
O an... her şey sustu.
Ne aşağıdaki insanlar... ne bu ev... ne de kafamın içindeki karmaşa...
Sadece biz vardık.
Başımı yatağın başlığına yasladım. Parmaklarım istemsizce saçlarının arasında dolaşmaya başladı.
"Ben seni bırakmam..." dedim kısık bir sesle. "Kim olursa olsun... ne olursa olsun..."
Sesim çok hafifti ama içimdeki kararlılık ağırdı.
Alp, sanki anlamış gibi daha da sokuldu bana.
Bir süre öyle kaldım. Onu izledim.
Her nefes alışını... her küçük hareketini...
Sonra istemsizce düşüncelerim geri geldi.
Bu ev. O adam. Bakışları...
Ve Alparslan'ın söyledikleri.
Gözlerim hafifçe kısıldı.
"Senin baban değil..."
Bu cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Derin bir nefes aldım. Başımı yana çevirdim.
Oda fazla düzenliydi. Fazla hazırdı.
Sanki... ben geleceğim önceden biliniyormuş gibi.
Beşik. Dolap. Kıyafetler.
Hepsi yerli yerindeydi.
Bu düşünce içimde huzursuzluk yarattı.
Alp emmesini yavaşlatmıştı. Uykuya dalıyordu.
Onu yavaşça kendimden ayırdım. Küçük bir homurdanma çıkardı ama uyanmadı.
Gülümsedim hafifçe.
"Tamam... tamam... buradayım..."
Yavaşça ayağa kalktım. Beşiğe doğru yürüdüm.
Onu dikkatlice yatırdım. Üzerini örttüm.
Bir süre başında durdum.
Sadece baktım.
Bir süre Alp'in başında durdum.
Onun minik nefesini izlerken aklıma gelenlerle derin nefes aldım DNA testi isteyecektim onlardan.
Önce üstümde ki kıyafeti değiştirmem gerekiyordu
kahvaltı etmedim ve kahvaltı etmeliydim.
Alp'in uyuduğundan iyice emin olup dolabın kapağını açıp kendime bir takım çıkardım ve giydim aynanın karşısına gidip saçımı düzgünce taradım.
çıktım odadan ve aşağı inerken merdivenlerden inmeyi tercih etmiştim.
Merdivenleri inmiştim etrafa önce bakındım mutfak hangi tarafta diye.
En sonunda sağ koridora bakmaya karar verdim direkt adımlarımı o tarafa çevirdim zaten iki kapı vardı önce birincisine ilerledim bunda kapı vardı ve kapalıydı ve ikinci ye baktığımda ise kapısı yoktu ve mutfaktı.
Mutfaktan içeriye girdiğimde içeride dört tane çalışan vardı ve tam girdiğimde biri başını kaldırıp bakmıştı.
"Buyurun ne istemiştiniz?" demişti yüzüne sahte bir gülümseme kondurarak.
Bir an duraksadım.
istemsizce etrafı süzdüm.
Her şey düzenliydi... fazla düzenli.
"Bir şeyler hazırlayacağım kendime," dedim kısa bir şekilde.
Kadın hemen başını salladı.
"Biz hazırlayalım hanımım, siz oturun isterseniz."
Kaşlarım hafif çatıldı.
"Gerek yok," dedim. "Kendim hallederim. Sadece eşyaların nerede olduğunu göstersen yeter"
Sesim netti.
İtiraz etmedi.
Sadece geri çekildi.
Mutfakta kısa bir sessizlik oldu.
Kadın başıyla tezgâhın olduğu yeri işaret etti.
"Her şey orada hanımım," dedi.
Başımı hafifçe salladım.
Dolaba doğru yürüdüm.
Kapıyı açtım.
İçerisi doluydu.
Her şey yerli yerindeydi.
Bir an duraksadım.
Bu düşünce yine içime oturdu.
Sütü aldım.
Tezgâha koydum.
Bir bardak çıkardım.
Arkamda çalışanların sessizliği hissediliyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sanki benim her hareketimi izliyorlardı.
Sütü bardağa döktüm ardından sütün kapağını kapattım ve dolap'a geri koydum ve geri dönüp süt döktüğüm bardağı elime aldım.
Bir yudum aldım.
Boğazımdan zor geçti.
Gözlerim istemsizce mutfağın kapısına kaydı.
Boştu.
Ama içimde o tuhaf his yine vardı.
"Ekmek var mı?" dedim kısa bir şekilde.
Kadın hemen cevap verdi:
"Var hanımım."
Hızlıca tezgâha koydu.
Bir parça kopardım.
Ama iştahım yoktu.
Sadece... bir şeyler yemem gerekiyordu.
Elim yine havada kaldı.
Düşüncelerim geri geldi.
Zor da olsa elimdekileri bitirdim ve mutfaktan çıktım neyse ki çıkarken sormuştum nerede olduklarını.
Asansörün önüne gelmiştim gelmesi için bastım ve tık ederek gelmişti asansör bindim ve üçüncü kata bastım .
3 kata gelmiştim asansörden inip soldan ikinci odanın önüne geldim çalmadan önce tereddüt ettim ama kapıyı iki defa çaldım.
"Gel "diye seslendi içeriden kapıyı açarak içeri girdim ve kapıyı arkamdan kapattım.
Kapıyı kapatmamla birlikte Tahir bey başını kaldırmıştı kim geldi diye.
Beni görünce şaşırmıştı "buyur Leyla kızım ayakta kalma otur "demişti geçip karşısındaki koltuğa oturdum.
Önce derin bir nefes aldım "öncelikle Tahir bey biliyorsunuz ki Alparslan buraya gelmeden önce bana anlatmıştı ve haliyle şaşırdım ve ne yapacağımı bilemedim o yüzden sizinle konuşmak doğru olacağını düşündüm ve gelelim saadete emin olmak için DNA testi yapalım çünkü emin olmak istiyorum ...onca yılımın bir yalandan ibaret olup olmadığını bilmek istiyorum," dedim.
Sesim sandığımdan daha sakindi.
Ama içim...
Hiç öyle değildi.
O ise bir süre hiçbir şey demedi.
Sadece bana baktı.
Gözlerini üzerimden çekmeden.
O sessizlik...
İnsanı konuşturacak cinstendi.
Ama ben sustum.
Bu sefer konuşma sırası ondaydı.
Derin bir nefes aldı.
Arkasına yaslandı.
"İstiyorsan yapalım," dedi sonunda.
Bu kadar kolay söylemesi...
Beni hazırlıksız yakaladı.
Kaşlarım hafif çatıldı.
"İstiyorum," dedim net bir şekilde.
Gözleri bir an yumuşadı.
Ama hemen toparladı.
"Yarın hallederim," dedi. "Gerekli yerlerle konuşurum."
Başımı hafifçe salladım.
"Tamam."
Sessizlik tekrar çöktü odaya.
Ama bu sefer...
Daha ağırdı.
Bakışlarını üzerimde hissetmeye devam ediyordum.
Sanki bir şey söylemek istiyordu.
Ama tutuyordu kendini.
Ben de bakışlarımı kaçırdım.
Odanın içini süzdüm.
Her şey düzenliydi.
Aynı evin diğer yerleri gibi...
Fazla düzenli.
"Başka bir şey var mı?" diye sordu.
Ses tonu yine sakindi.
Ama bu sefer altında bir şey vardı.
Beklenti gibi.
Gözlerimi tekrar ona çevirdim.
Bir an düşündüm.
"Bir de şey bir tane telefon rica edebilir miyim yamanla konuşmak için "dedim içimde ki heyecanla
Yüzünde hafif bir gülümse olmuştu eğer dikkatli bakmasaydım fark etmezdim çünkü hızlıca kaybolmuştu gülümsemesi.
