1. bölüm / 2
YARALAR SARDIKÇA KANARGiriş
Bölümler 2Şu an: Giriş
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YARALAR SARDIKÇA KANAR
°
~Kabuk tutan yarayı kopar
Tekrar kanat
Yarabandını çıkar
- At
Yaralar sardıkça kanar ~
*
ALMANYA /BERGISCH GLADBASCH
(İlahi bakış açısıyla)
Güven her şeyin temelini oluştururdu.
Bir evin çatısı, duvarlarıydı güven. O sağlam olmazsa orada her an korku içinde yaşanırdı. Temeli sağlam olmayan bir bina elbet yıkılırdı.
Binanın temeli güvendi.
Belkide bu yüzden elli dörtlerinin sonunda henüz elli beşine girmemiş ama şimdiden kırlaşan saçları, sırtındaki büyük, siyah kabanıyla arabadan inen Albert; oğlundan kuşkulandığı için kendinden utanırken bu kezde güvendiği için utanıyordu.
Yapmıştı, oğlu tüm o binanın temelini parçalamış aslında ne kadar kırık parçalarla dolu olduğunu kanıtlamıştı.
Bu kehanet dolu gerçek onu her gördüğünde göğsüne bir hançer gibi saplanıyordu.
Yıllardır sağlam temelli bir evin yıkılmasına şahit olmak gibiydi bu: acı, yara ve acı... Sadece acıydı. Çünkü biliyordu : o binanın kırık parçaları altında ezilen canlar vardı.
Aklı hâlâ alamıyordu bu olanları, ihanetin soğuk bıçağını sırtında hissetmeyi hatta hiç fark dahi etmeden sırtında delikler açmasını o da beklemiyordu.
Oğlu sağlam bir binanın nasıl kırıklarla kaplı bir cehennem olacağını göstermişti, aslında en güvenilenin çürük bir beton olduğunu öğretmişti. Minik bir kaçamak dediği hatası onun ve ailesinin sonuydu.
Ivanovlar'ın hazin sonunu kendi elleriyle yazmıştı. Altına imzasını ve adını büyük harflerle kazımıştı. Lanet olsun ki kader ağları onun boynunda bir urgandı.
Geçen beş yıl belki eski gücünü yerine geri vermişti lakin hâlâ devam eden dedikodular vardı. Ne kadar güçlü olursa olsun insanın ağzı bir konuşmaya başladı mı güçlü güçsüz fark etmez, konuşulurdu.
Bunun en büyük örneği buradaydı.
Ivanovlar'ın büyük malikanesi...
Evet, oğlu büyük bir hata yapmıştı. Lakin günahkâr o değildi.
Minik kız oğlunun işlediği günahın bedeliydi. Çocuklar ebeveynlerin günahlarının bedelini öderdi.
Ne derler bilirsiniz çocuk ailesinin kaderini yaşar, ona biçilen yol onun değiştiremediği kaderidir. Günah yapana değil sonuca bağlanır. Her oyunun bir günah keçisi vardır bu oyunun günah keçisi minik kızdı.
Günah keçisi yasak aşkın meyvesiydi.
Kapının önüne geldiğinde tüm günahlar ortaya serilmişti sanki. Kalacağı bir ayda her şeyini kaybetmesine, ailesinin sağlam duvarlarının yıkılmasına sebep olan oğluna katlanırken günah keçisi bir kız çocuğuna katlanamayacağını biliyordu.
Oğlunun bir yerlerinin durmaması bir kız çocuğunun hayatını mahvetmişti.
İnanılır gibi değildi lakin o, tüm ailenin düzenini bozan kızının ismini sormak bile aklına gelmemişti. Asıl o zaman fark etmişti Albert : Amelya...
Beş yıldır annesinin bile isim vermek aklına gelmemişti. Yanında yaşayan kızına bir isim bile vermemişti. Kızın ortaya çıkmaması için bir ismi bile yoktu.
Kıza Amelya ismini verecekti, aklının bir köşesinde Amelya'ydı o.
Onun dilinde ilk vazgeçilendi Amelya.
İlk vazgeçişti,ilk boyun eğiş, ilk yara, ilk acı...
Bir insanın kaderi bu kadar mı benzerdi? Benziyordu.
Bir insanın huyu bu kadar mı benzerdi? Benziyordu...
O yüzden Amelya'ydı adı.
Amelya, ilk vazgeçtiği,
Amelya ilk duygusu,
Amelya, en sevdiği ama hiç söyleyemediği...
Amelya, Ich bin unmöglich.
İmkansızım...
Arkasında valizlerini getiren şoförü geride bırakarak eve girdi.
"Wo ist er?" o nerede?
Yıllarca bu evde çalışan dadının buruş buruş olmuş ölü derisi ama hiçbir zaman kaybetmediği o duygusuz ve sert mizacı...
Hiç değişmemişti, zaman bedene hücum ederdi; akıl zamanın dahi yönetemeyeceği tek şeydi.
İnsanoğlu her şeyi değiştirirdi zamanla lakin onlara bâş edilen bu zeka zamanın da yöneticisiydi.
Dadı ilk günkü gibiydi. Zekası ve bilgileriyle bu işi becerecek gücü henüz kaybetmiş değildi.
Tüm bilgisini Amelya için kullanacaktı. Ona bilmediği her şeyi öğretecek, ayaklarının üstünde duran güçlü bir kız yapacaktı onu.
"Oben, wartet auf dich" yukarıda, sizi bekliyor.
Cevaba karşı hızlıca kabanını çıkardı, bunu dadıyla uzun uzun konuşacaktı ama önce beş senedir her ne kadar takipte olsada görmediği torunun yanına gitmeliydi.
Ailesini yıkmış bir aşkın meyvesiydi belki lakin o Albert Ivanov'un torunuydu.
O da her haklara sahip olacaktı ama hiç bilmeyecekti.
Büyük malikanenin tanıdık merdivenlerini büyük bir sakinlikle çıkarken ayağındaki sivri uçlu pahalı ayakkabısı tak tuk sesler çıkarıyor, yukarıda onu bekleyen torununu korkutuyordu.
Küçük kız odadaki koltuğun arkasına saklanmış bu tanımadığı adamların evinde tanımadık birinin yanına gelmesini izliyordu aralanık kapıdan.
Sadece birkaç saat önce annesiyle kaldığı evlerine filmlerde gördüğü gibi olan kötü adamlar gelmiş ve onu almışlardı. Sadece biraz oyun oynamak istiyordu ama bu adamlar izin vermemişti . Zaten hiç sevmemişti bu adamları annesini korkutmuşlardı. Birkaç saat önce eve nasıl geldiklerini hatırlıyordu.
Kırılacak gibi çalan kapının onu nasıl korkuttuğunu nasıl unuturdu ki?
Annesi kapının küçük deliğinden bakmış tir tir titremeye başlamıştı.
"Oh mein Gott, das kann doch nicht sein"
Aman tanrım,bu olmaz
Telaşla birbirine karışan kelimelerden tek anladığı buydu kızın. Ne olamazdı ki?
Normal bir zamanda annesinin kızacağını bilsede yanına gitmiş ve yere çöken annesinin ellerini tutmuştu.
"Was ist los, Mama? Warum weinst du?, der Ort ist kalt, dir ist kalt, bitte steh auf" ne oldu anne, neden ağlıyorsun? Yer soğuk üşürsün kalk...
Annesi onu dinlememiş ama ellerini de çekmemişti.
Her zaman bakımlı olan annesinin yüzü ağladığından rimele bulanmıştı. Neydi annesini bu kadar ağlatan?
"Es klopft an der Tür, willst du sie nicht öffnen?" Kapı çalıyor açmayacak mısın?
Annesi yine cevap vermemişti. Belkide kapıyı o açmalıydı.
"Soll ich die Tür öffnen?" kapıyı benim mi açmamı istiyorsun yoksa?
Tam kapının koluna uzanmışken eline geçirilen tırnaklar yüzünden bağırdı minik kız "Mama, es tut weh."anne acıyor
Bu sefer ağzına eller kapanmıştı. Acıyla hem ağlıyor hem bağırıyordu.
Sadece anne acıyor diyordu. Çünkü canı çok yanmıştı.
Minik kız bağırırken çoktan banyonun soğuk mermerine atılmıştı. Annesi onu sürükleyerek buraya kadar getirmişti.
Saç dipleri çok acıyor, annesinin tırnağını geçirdiği eli hunharca kanıyordu.
Ama kadın onu bırakmadı elini daha da sıktı.
"Mama, bitte, es tut so weh. Lass mich gehen, bitte." Anne lütfen çok acıyor ,bırak lütfen
Çaresiz acıyor haykırışları işe yaramıyordu. Annesinin gözü dönmüştü. Ama alışıktı o, ilk defa delirimiyordu annesi. İlk defa dövmüyordu ama bir süre önce bırakmıştı bunu. Neden şimdi böyle yapıyordu, neden yine canını yakıyordu ?
Sadece kapıyı açmak istemişti, istemezse açmazdı zaten. Ona niye zarar veriyordu ki? Çığlıklarla annesinin sakinleşmesini diliyordu.
Saçlarından tutup onu yere çarpan kadının ağzından sürekli aynı sözler tekrar tekrar dökülüyor, minik kızın canı yanıyordu
"Es ist alles wegen dir, es ist alles wegen dir, du hast mir diesen Ärger bereitet"
Hepsi senin yüzünden, diyordu. Sen açtın başıma bu belayı
Ne demekti ki bu. Minik kız hiçbir şey yapmamıştı.
"Bitte hör auf, Mama! " lütfen dur artık anne
Çığlık çığlığa annesine seslendi. Annesi artık durmalıydı. Canı çok yanıyordu.
Ne yapacağını bilemediği ağzı burnu kan içinde kalan kızın kesik kesikti bu anıları. Akan kandan bulanan midesi, dönen başıyla o arada bayılmıştı çünkü.
Hatırladığı tek şey kapıyı çalan o korkunç adamların eve girdiğiydi. Annesini üzerinden almışlardı, sonrası biraz boşluktu.
Belki biraz ona bağıran annesi vardı belki de gözünü en fazla iki saniye açık sürede gördüğü adamlar.
"Du hast es, es ist alles wegen dir. Ich schwöre, ich bringe dich um." Senin yüzünden hepsi senin yüzünden seni öldüreceğim!
Kulağındaki son sesler buydu kızın. Annesinin seni geberteceğim sözleri.
Hepsi senin yüzünden sözleri.
Nefes dahi almadan ağlayışı.
Sonra ise büyük bir karanlık.
Minik kız darbe almış kafasını çalıştırmak istedi. Başka ne yaşamıştı ki. Bilmiyordu, sadece ne kadar geçtiğini bilmediği bir süre sonra saçlarında hissettiği ellerle uyanışıydı.
Nasıl kalktığını bile tam anlamıyla hatırlamıyordu. Ama unutamadığı tek bir şey vardı ;o eller annesine aitti. Bir süre önce ona zarar veren eller şimdi saçlarındaydı. Endişeyle kalkmıştı. Annesi onun saçlarına dokunmazdı, zarar vermediği sürece. Şimdi neden elleri sakince saçlarındaydı ki?
"Mama " anne diye seslendi. Konuşurken boğazı düğümleniyor, kelimeler anlatamadığı bir şekilde küçüklerek çıkıyordu.
Belkide son olanlardan sonra korkuyordu artık, kafası hâlâ yerinden çıkacakmış gibi ağrırken . Birkez daha ona bir şey yapar diye korkuyordu, en baştada böyle sakinken ona zarar vermişti işte.
Ya yine ona zarar verirseydi, küçük canı acırsaydı?
"Meine Tochter, ich bin mein Engel" kızım ,meleğim benim
Annesi ona kızım mı demişti? Kesinlikle bir rüyadaydı.
Annesi ellerini kızının taranmamaktan kör düğüm olmuş saçlarında gezdirirken, meleğim diye fısıldamıştı.
Minik kız korksada ilk defa ona karşı böyle olan annesine dayanamadı. Minik elleriyle boynunu sardı sarmaladı.
Gözyaşlarıyla ilk defa annesine sarılmanın hıncını çıkarıyordu bir şekilde. Daha önce ne kadar denesede birkez olsun izin vermeyen annesi ona sarılmasına izin vermişti nihayetinde. Sarılacaktı tabî. Doya doya öpecekti annesini. Çünkü biliyordu;ne yaparsa yapsın annesine ihtiyacı vardı onun.
Başka kimsesi yoktu ki, başka ne yapacaktı?
Annesi kızar diye kollarını tam saramasada onun boynuna sarılmıştı işte kolları, annesi kızar diye istediği gibi ağlayıp zırlayamasada sessizce dökülüyordu işte gözyaşları.
Ama isterdi minik kız. Bir kez olsun bir şeyleri doyasıya yapmayı isterdi.
Artık rahatsız olan annesi kızının kollarını canını yakmadan ayırdı boynundan. Ona zarar veremezdi, içerideki adamlar ona tembih etmişti. Nasıl yapacaksa yapacak canını yakmadan bu kızı onlarla yollayacaktı.
Başka bir şey istemediğine şükretmişti kadın, zaten bu kızı istediği yoktu. Alıp istediği yerlere götürebilirlerdi. Yeterince onun ayağına bağ olmuştu kız. Alsın kendi torununa baksın istediği gibi diye düşündü . Sadece korkuyordu o adamdan yoksa şimdiye bu kız zaten çöpteydi, şükürler olsun ki artık gidecekti. Hemde kadına para gönderilemeye devam edecekti. İşte bu hayattaki en güzel anlaşmaydı.
Minik kızı istemeyerek de olsa kucağına oturttu, önüne gelen saçlarını çekip gülümsedi. Her zamanki güzel maskesi yalan bir duygu varmış gibi göstermiyordu. Oldukça gerçekçiydi.
"Mein schönes Mädchen" benim güzel kızım
Dudakları yukarı kıvrıldı. Güzel bir gülümseme onu kandıracaktı. Çünkü bir gülüşe bile muhtaçtı. Bunu görebiliyordu.
Bu onun kendi eseriydi. İçerideki adamları daha fazla bekletip kızdırmamak için konuya girebileceği en iyi şekilde konuştu.
"Möchtest du etwas Sightseeing machen?" biraz gezmeye gitmek ister misin?
Kızının gezmeye zaafı vardı çünkü onu her gezmeye gittiklerinde kız ne kadar yalvarsada yanında gezdirmemişti. Minik kız hızla kafa salladı. Doğru yoldaydı.
"Diejenigen, die nach Hause kommen, werden dich mitnehmen, geh mit ihnen, mein schönes Mädchen. Ich erlaube es."içerideki adamlar seni gezdirmeye gelmiş onlarla git, ben izin veriyorum güzel kızım
Minik kız hayır anlamında kafa salladı, gitmek istemiyordu. Onlardan korkmuştu.
"Ich will nicht gehen, Mama, bitte lass mich bei dir bleiben" gitmek istemiyorum anne, lütfen senle kalayım. Kadın artık sıkılmıştı, belli etmedi.
"Du musst gehen, mit ihnen gehen und ein gut erzogener Junge senin" gitmen gerek, onlarla git ve uslu bir kız ol.
Kadın kucağındaki kızı yatağa bırakıp çıkmak isterken kız korkuyla ona sarıldı. Şimdi gidemezdi. Onu kaybedemezdi. Geri geleceğini kanıtlamak istercesine annesine baktı.
"Werden wir zusammen schlafen, wenn ich ankomme? "geldiğimde beraber uyuyacak mıyız peki?
Annesi kafa salladı, bir daha gelmeyeceğine göre uyumayacaklardı. Bir kez daha yalan söyledi kızına "Natürlich" elbette
Geri gelsede uyumazlardı zaten oysa ona bunu söylemedi. Yanında getirdiği kıyafeti bırakarak odadan çıktı.Minik kız başbaşa kaldığı kıyafetleriyle düşündü, belkide asla gelmeyecekti. Bunu bilsede üstünü giyindi, üzerindeki kanlar temizlenmişti ama hâlâ morlukları duruyordu. Uzun süre geçmeyecek gibiydi.
Kız odadan çıktığında onu karşılayan adamlar hiçbir şey söylemeden kızı kucaklamışlar ve kapıya çıkmışlardı.
Kızı kucağına alan adam cebinden çıkardığı büyük beyaz zarfı annesine vermişti. Annesi gülümseyerek aldığı kartın ardından kapıdan içeri girmek istedi ama minik kız ona bağırdı.
"Versprochen, Mama" söz mü anne?
Kadın kafasını salladı. Söz demekti bu. Onunla uyuyacaktı.
Bunun tam bir yalan olmasına rağmen minik kızı umutlandırdı.
Büyük bir yara açtı kızının göğsüne yalanıyla ,yıllar sonra bile hatırlayacağı ince ince hep sızlatacağı ama hiç geçmeyecek bir yara...
Sonrası yine karanlıktı bu odayı ve korkunç dadıyı hatırlıyordu kız. Biri gelecekti onu görmeye, biliyordu. Kimdi ki o? Haberi yoktu.
Bugün olanları tekrar düşündü.
Bugün ilk defa annesi saçlarını okşamış ona kızım demişti. Belki gitmeye ikna etmesi içindi ama kızım demişti işte. Ayrıca onunla uyuma sözü vermişti.
Minik kız salak değildi, bunu yalan olduğunu biliyordu ama bir ihtimal inanmak her zaman iyiydi. Kafasını bu konudan uzaklaştırmak için bir kez daha düşündü buraya gelirken ne olduğunu.
Ona isminin sorulduğu an geldi akılma. Buraya ilk geldiğinde o kötü cadı tipli dadı sormuştu bunu. O zaman düşündü minik kız onun bir ismi yoktu, hiç kimse ona ismiyle seslenmezdi.
O da böyle yorumlamıştı, onun ismi yoktu. Ne demeliydi bu kadına, peki ya şimdi gelen adama?
Belkide annesinin her zaman dediği gibi yasak aşkın meyvesiydi adı.
Ona ismini sorduklarında hep susuyordu çünkü ismini bilmiyordu lakin ailesi ve bazıları ona böyle hitap ediyordu.
Yasak aşkın meyvesi...
Belkide adı buydu. Hem zaten isme ihtiyacı yoktu ki. O görünmezdi. Ne üvey kardeşleri, ne annesi ne de üvey babası onu görürdü. Eve geri dönecekti ne de olsa. Evde kim ona adını sorar ihtiyaç duyardı ki?
Evde kimsenin onun varlığından haberi olduğunu bile düşünmüyordu. O yemek bile yemezdi bazen çünkü hiçbir zaman onun için sofrada yer yoktu.
Belki üvey kardeşleri alay etmek için artıklarını verirse karnı doyardı ama vermezse hatırlamazdı bile. Böyle öğretmişlerdi.
Hiçbir yerde yeri yoktu en basitinden. Okula gitmiyordu mesala. İstese kreşe gidecek yaştaydı ama kimse onunla ilgilenmiyordu.
Hem onla oyunda oynamazlardı. Parktaki çocuklar onu hep itiyor veya istemiyordu.
Zaten onu parkada götürmezlerdi.
Annesinin işleri vardı. Hayır, kocası ve diğer kardeşleri de iş sayılıyordu. Onunla ilgilenmemezlik değildi bu.
Annesi yoğundu sadece.
Üvey babası sevmezdi.
Üvey kardeşleri de.
Peki ya öz babası?
Onu bilmiyordu, hiç görmemişti. Tanımıyordu bile.
Sormaya vakti olmamıştı zaten. Annesinin yanına geldiği birkaç dakikayı bilmediği bir adamı sorarak geçiremezdi. Zaten annesi sorulara cevap vermezdi. Ona kızardı, yine kızardı ve yine...
Belki babası da onu istemiyordu ya da o babasız doğmuştu. Evet, evet babası olsa onu sever ve kurtarırdı. Babası yoktu galiba.
Babası olsa saçlarını tarardı.
Annesi hiç taramıyordu çünkü...
Ama bugün saçını okşamıştı işte bu çok iyi bir şeydi. Belki birgün onun saçlarını taradığı gibi tarardı annesi.
Hem sözde vermişti onunla uyuyacaktı.
Bugün saçlarını da okşamıştı işte
Zaten sevmese okşamazdı değil mi?Bugün ne kadar çok zaten demişti aklında...
Hep aklında konuşurdu o , onun dili yoktu belki. Ama sesi vardı. Çünkü biliyordu, o konuşabiliyordu.
O korkunç adam çoktan odaya gelmişti. Belli ki onu bekliyordu. Minik kız onu görmeyeceğini düşünerek biraz kenara kaydı, yanındaki boy aynasından baktı.
Kocaman bir dili vardı işte niye konuşmuyorlardı ki onunla?
Konuşamıyor zannediyorlarsa dili vardı işte.
Artık emindi onunla konuşmak istemiyorlardı...
Adam o ses çıkaran korkunç ayakkabılarıyla küçük kızın yanına geldi. Bir dizini kıvırarak küçük kızın boy hizasına gelmeye çalıştı ama küçük kız o kadar çelimsizdi ki yine ondan büyük olmuştu Albert Ivanov.
Önce kızın yüzündeki morlukları inceledi, kızarık ve parçalanmış yerlerde vardı. Yavaşça gözleri kollarına gitti. Önceden oluştuğu belli olan morluklar vardı burada da. Birazda yeni çizik izleri.
Bugün eve gönderdiği adamlardan biliyordu. Annesi kıza zarar vermişti, bazı yaralar bu yüzden bazıları ise daha öncesindendi. Tekrar kızın yaralarla dolu yüzüne baktı. Onun bile canı acımıştı biraz.
"Wie heißen Sie?" senin adın ne?
Küçük kız bu korkunç adama baktı. Belki de ona bir cevap vermeliydi. Hayır cevap vermemesi Almanca bilmediğinden değildi.
Lehçeler farklı olsada Almanca biliyordu onu anlamamış da değildi ama o da bilmiyordu ki adını.
Yine sustu her zaman adı sorulduğunda yaptığı gibi.
"Du weißt auch nicht, wie du reden sollst.? " konuşmayı da mı bilmiyorsun sen?
Kız konuşmayı biliyordu, bunun sorulmasından artık bıkmıştı.
Sinirle bağırdı," Ich weiß, wie man spricht. Ich weiß nicht, wie ich heiße "konuşmayı biliyorum,sadece adımı bilmiyorum!
Konuşmayı bildiyordu artık bu muameleyi görmekten bıkmıştı, sadece adını bilmiyordu. Bunu duyan adamın üst dudağı kıvrıldı. Beklediğinden daha iyi Almanca biliyordu.
Bununla ilgili pek sorunu olmayacaktı ama Türkçe'yi de öğrenmeliydi. Sonsuza kadar onu burada tutamayacağını biliyordu.
Öte yandan tahmini doğruydu. Annesi ona kimlik çıkartmayı bırak isim bile vermemişti.
Kendi torunun ismini kendi verecekti, hatta kimliğini çıkartacak Ivanov soy adını taşıtacaktı.
En çok Amelya isminin yanında nasıl olacağını merak etmişti, bunu görecekti...
Bıyık altından gülümsedi tekrar.
'Amellia ' önce Almanca söyledi kıza ismini sonra Türkçe bir şekilde döküldü ağzından
'Amelya'
Küçük kız ne olduğunu anlamıştı. Bu güzel isim kimindi? Düşündü de böyle bir isme sahip olmak için neler vermezdi.
'Ihr Name ist Amelya, Amelya Ivanov' senin adın Amelya, Amelya Ivanov.
Ne demişti o ihtiyar adam, adı Amelya mıydı? İlk defa biri ona isim veriyordu, ilk defa ona ismiyle sesleniyordu. Çok heyecanlanmıştı minik kız, onun bir adı vardı artık. Peki ya bu adam kimdi ve eve ne zaman dönecekti? Onun adı vardı artık, annesine, üvey kardeşlerine herkese söylemeliydi. Onunla artık arkadaş olabilirlerdi.
Belki üvey kardeşleri bile onu severdi.
Belki annesi ona verecek güzel isim bulamamıştı ama artık güzel bir ismi vardı.
Belki onu severdi ha? Karşısında ki kır saçlı adama baktı. Teşekkür etmek istiyordu ama nasıl yapacağını bilemiyordu.
Zaten teşekkür etmesine gerek kalmadan adam ayağa kalkmış ve kızı kucağına almıştı.
Ne yapacağını bilemedi bir an küçük kız.
Kimse onu kucağında taşımamıştı böyle güzel ve narin bir şekilde .
Adam kızı odadaki büyük yatağa bıraktı, ardından yatağın ucuna oturdu. 'Gefällt Ihnen dieser Ort?'burayı sevdin mi?
Sevsede sevmesede fark etmezdi, burada kalacaktı ama ilk gün üzerine gitmek istemiyordu. Hem de bu kadar tatlıyken. Kız cevap vermedi. Bu sefer alt dudağını kıvırdı.
"Wann werde ich zu meiner Mutter gehen? "annemin yanına ne zaman gideceğim?
Bunu merak ediyordu minik kız. Eve gidince annesi onunla uyuyacaktı. Adam ona cevap vermedi. Duymazlıktan geldi.
" Weißt du, wer ich bin?" ben kimim biliyor musun? Konuyu annesinden uzaklaştırıp kendine yöneltti adam. Artık burada yaşayacaktı onun hakkında konuşmamalıydı
Küçük kız hayır manasında başını salladı.
" Kennst du deinen Vater Natürlich nicht, oder? Dein Großvater bin ich, und du bist mein Enkel "babanı tanıyor musun?tanımıyorsun değil mi?ben senin dedenim sende benim torunumsun
Nasıl yani bu adam dedesi miydi?
Tahmin ettiği gibi değildi, onun bir babası vardı. "Du bleibst bei mir. Du wirst meinen Regeln folgen, wenn ich iss sage, wenn ich nicht iss sage, wirst du keinen einzigen Bissen nehmen. Du sollst dich mir nicht widersetzen"benimle kalacaksın , benim kurallarıma uyacaksın . Ye dersem yiyecek istemezsen tek bir lokma atmayacaksın ağzına. Bana itaat edeceksin.
Artık burada onunla yaşayacaktı. Bu adamın kurallarına uyacak, isteklerini gerçekleştirecekti. Şimdiden korkmuştu bu adamdan.Başını salladı korkuyla, onu dinlemekten başka şansı yok gibiydi. Zaten yemek yemese de yaşıyordu. Üvey kardeşleri yüzünden alışmıştı. Zaten sessiz bir çocuktu. Fark dahi edilmezdi. Ama şu vardı bir daha annesini göremeyecek miydi? Hayır, bunu sormaya cesareti yoktu. Adam yataktan kalktı, aşağıya seslendi. "Mademoiselle, kommen Sie her"Matmazel, buraya gel!
O yaşlı korkunç dadıyı niye çağırmıştı şimdi. Minik kız ondan korkuyordu bile. Yüzü cadıya benzeyen, buruşuk ve asık sıratıyla dadı odaya geldiğinde kız çocuğu korkarak adamın parçasına yapıştı. Bu kadın onun saçına dokunmuştu. Saçlarını kesmek gerek demişti. Annesi sevmişti onu başka kimse dokunamazdı.
Oysa minik kız çocuğuda ona isim veren bu adam tarafından tarafından verilen emirle saçlarının kesileceğini düşünmemişti. Ama yapmışlardı işte bakımsız saçlarını bir bir kesmişlerdi.
Adam sigarasını yakmış ve sadece izlemişti.
Amelya saatlerce ağlamış, her kesildiğinde daha da krize girmişti ama Albert Ivanov acımasızdı.
Bunu sadece uzaktan acı çektiğini bile bile izlemişti...
Bir adam ona isim vermişti,
Bir adam saçlarını kesmişti
Bir adam onu evine almıştı
Bir adam sigara yakmıştı
Bir adam ona soy adını vermişti
Bir adam sigarasının küllerinde bir kızı yakmıştı.
Silinmişti bütün izler, gitmişti saçlarıyla...
Kesmişlerdi... Annesinin sadece bir kez okşadığı saçlarına kıymışlardı
Bir kül saçları yaktı.
Külden saçlar minik kızın kalbini...
Bir intikam ateşi yandı, sardı göğsünü ve biliyordu minik kız artık yeni adıyla Amelya Ivanov olacak bunun hakkını verecekti.
Külden saçın her bir tutam için intikamını alacak, onu yalan herkese kim olduğunu gösterecekti.
♠️
Sigaranın dumanını üfle,
Ona bir ağıt yak,
Tüm kartları dağıt,
Çünkü artık küllerinden saçlar...
*
Canını yakanlara bir bir hesap sor,
Kendine güvenen inkarcının göğsü kirlidir
En büyük yalanlar, en doğru kişilerinkidir.
*
Saate bak gecenin kaçı
Saçların kül olmuş...
*
Amelya'nın günlüğünden
07.04.2010
Biliyorum kelimeler kifayetsiz kalıyor artık, yanıyordu değil mi seninde canın?
Söylesene sevgili günlük külden saçlar olur mu?
Çünkü benim saçlarım artık küllerinden...
Ben onlara küllerinden saçlar diyorum.
Kestiler benim saçımı ama bak artık acımıyor.
Sildiler bütün izleri ama bak artık kir akmıyor.
Saçlarım küllerinden, çünkü bana bunu yaşatan bir şeytan
Beni kendi cehenneminde yaktı
Artık canım acımıyor
Bende şeytanım artık
Çünkü yakanlardan alacağım öcümü.
Saçlarım küllerinden...
♠️
Bölüm etkileşimi
