1. bölüm / 2
Yara izinin adı yok1. bölüm
Bölümler 2Şu an: 1. bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İhaneti fark etmenin sancısını, görmezden gelinen gerçekleri ve “belki değişir” diye harcanan yılları anlatıyor. Bu bir aşk hikâyesi değil.Bu, adı konmamış bir ilişkinin içinde yavaş yavaş kaybolan bir kadının hikâyesi.
2 Kasım 2023
Depremden sonra başlayan tedavi sürecim beni Malatya’dan İstanbul’a sürükledi. Doktorlarım yönlendirmişti; geçici bir süreliğine orada olmam gerekiyordu. İstanbul’da kaldığım süre birkaç ayı buldu. Ablamın yanındaydım ama kalabalık şehrin içinde, garip bir yalnızlık vardı. Çevrem yoktu, kimsem yoktu.
O yalnızlıkta, bir akşam telefonumda bir arkadaşlık platformuna denk geldim. Orada Yusuf’la tanıştım. Önce kısa mesajlar, sonra Instagram… Günler ilerledikçe konuşmalarımız da ilerledi. Bir noktada görüşmeye karar verdik.
Yusuf İzmit’te yaşıyor, orada okuyordu. Bir akşam Pendik’e geldi. Ortalık sakindi, neredeyse kimse yoktu. İlk buluşmaya yalnız gitmedim; kuzenim Filiz de yanımdaydı. Kendimi daha güvende hissetmek istedim.
Normalde sarışın erkeklere zaafım vardır ama Yusuf beklentilerimi karşılıyordu.Duruşu, konuşması, ilgisi hoşuma gitmişti. O an için her şey yolundaydı.
Aylarca konuştuk ama bir şeyler yavaş yavaş yerinden oynamaya başladı. Mesajlara geç cevap veriyordu. Canı sıkıldığında yazıyor, canı sıkıldığında ortadan kayboluyordu. Varlığı da yokluğu da düzensizdi. Ben beklerken, o sadece uğruyordu.
Ve ben, bunun adını koymakta zorlanıyordum.
Birkaç ay daha böyle devam etti.
İyiye gidiyor gibiydik. Aramız düzelmişti.
Flört müydük, sevgili mi; belli değildi. Ama biri sana güzel davranıyorsa, seninle bir bağ kuruyorsa, bunun bir adı olmalıydı. İsim koymasak bile, yaşanan şeyin bir adı vardı aslında.
Her neyse.
Bir gün içime bir şüphe düştü. Denemek istedim. Instagram’da sahte bir kız hesabı açtım. Yusuf’a yazdım. Tanışmak istediğimi söyledim. Konuştuğun biri var mı diye sordum.
“Hayır” dedi.
Görüşmek istediğimi söyledim. Ona, yaşadığı yere yakın bir ev adresi attım. Biraz uzaktı; Biraz yürüsün istemiştim. Ama sonra kıyamadım. O soğukta nasıl gidecekti oraya?
Aynı gün, kendi adımla da ona mesaj attım. Bana gelmesini söyledim.
Ve Yusuf, beni değil, o kızı seçti.
Hiçbir şey belli etmedim. Geçiştirdim. O kızla olan görüşmeyi iptal ettirdim. Sonra bana geleceğini söyledi.
İşte ilk aldatılmam tam olarak orada başladı.
O andan sonra hiçbir şey bir daha gerçekten iyiye gitmeyecekti.
Yanıma geldiğinde içimdeki her şey aynı anda patladı. Sesim titriyordu, ellerim titriyordu. Konuşmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Gözlerimden yaş değil, öfke akıyordu. Cebimden bıçağı alıp ona doğrulttuğumu bile hatırlamıyorum. Sanki ben değildim; bedenim hareket ediyor, aklım arkadan yetişmeye çalışıyordu.
Gözlerindeki korkuyu ilk kez o an gördüm. Ben ağlıyordum, o susuyordu. O an kimse masum değildi; ne ben, ne o, ne de yaşadıklarımız. Depremin bıraktığı yıkım, yalnızlığım ve ihaneti aynı bedende taşımak çok ağır gelmişti.
Deprem, tedavi, yalnızlık… Onca şeyin üstüne bir de bunu yaşamak, insanın aklını yerinden oynatıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. O sustu. Sessiz kaldı. “Öyle bir şey olmayacak” dedi.
Instagram’ındaki bütün kızları silmesini istedim. Tek tek yaptı. Yanımdayken çok korkmuş olmalıydı.
Ve ben…
Aynı gün onu affettim.
Gülünç değil mi?
Bunca şeyden sonra, hayatta ilk tutunduğum insana bu kadar bağlanmam normal miydi? Değildi belki. Ama bazı insanlar yalnızken mantığıyla değil, yarasıyla sever.
Orada yaşananlar, orada kaldı. Konuştuk. Daha doğrusu ben konuştum, o dinledi.Söz verdi. İnsan bazen bir söze tutunur; çünkü başka tutacak dalı yoktur.
Ben işe gidecektim. Hayat, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek zorundaydı. O gitti, bende işe doğru yürürken telefonuma baktım.
Ve işte o an…
Her yerden engellenmiştim.
Sözler, mesafeye dayanamadı.
Cesaret, kapıdan çıkar çıkmaz bitti.
İnsan yüzüme bakarak söz verip, arkamdan yok olabiliyormuş; onu öğrendim.
O an anladım ki bazı vedalar sessiz olur. Ne bağırır, ne ağlar. Sadece bir tuşla siler seni.
Ve en ağır ihanet, açıklama bile yapılmayandır. İnsan kalabalıkların içinde de tek başına kalabiliyormuş. O gün anladım:
Gitmek kolaydı, kalmak cesaret isterdi.
O, kolay olanı seçti.
Ben de öyleydim.
Sonra hayat devam etti.
“Yara izinin adı yok;
bazı insanlar acıya eşlik eder ama hafızaya sığmaz.”
Bölüm etkileşimi
