4. bölüm · Yanlış Yerin Doğru Günahı

4. Bölüm

Villan Deku

Ortamda ışıklar loştu, sarı ışıklar, aslan heykelleri, altın işlemeli masalar, sandalyeler, bardaki altın işlemeli mermer… hepsi beni nasıl oluyorsa huzura kavuşturuyordu. Her bardakta kafam güzelleşiyordu. Güzelleştikçe içiyordum. Ablamla abimi kaybettiğimden beri kendimi kazanmamı sağlayan 4 şey vardı: Mikey, içki, motorum ve müzikler. Ne var ki ikisi ablamın sadık, diğer ikisi abimin sadık arkadaşlarıydılar. Mikey normalde az içmemi isterdi ama bugün bir şey dememişti. Nadir günlerden biriydi ve sonuna kadar değerlendirecektim. İçkilerimi Mikey önüme koyuyordu. Anlık olarak birine bakıp incelemiş, bana geri dönmüştü. Saniyelik bir inceleme olsa da o bakışı biliyordum; önce gözlerini kısar, eğer memnun kalırsa gözleri parlardı ki parlamıştı. İlgisini çeken bir şey görmüştü… pardon, birini. Kime baktığına bakmıştım. Hmm… Buğday tenli, sarı saçlı çekici bir kadındı ki Mikey farklı görünen insanlara bayılırdı. Bir gecesinin insanı bir diğerinin yanında karşılaştırılamazdı bile. Farklılık onun ideal tipiydi. Gözlerimi Mikey’e dikip kıkırdamış, elimle kendimi yelpazelemiştim.

"Havada tutku kokusu mu var yoksa~"

Dediğimde Mikey kahkaha atmış, burnumu sıkmıştı.

"Hayır hayır, bugün seninle ilgilenmeliyim."

Demiş, saçlarımı karıştırmıştı.

"Ah hadi ama, velet miyim ben? Keyfine bak ve onunla konuşmalısın!"

Demiştim. Mikey saçlarımı düzeltirken konuşmuştu:

"Aslancık benden sıkıldı mı?"

Gülmüştüm ve başımı iki yana sallamıştım.

"Of alınganlık taslama be, hadi iyiyim ben. Git yanına, buradayım işte. Kaçacak hâlim yok. Yatmazsın, yanıma gelirsin, olur biter."

Mikey şöyle kadına tekrar bir bakmış, sırıtıp bana göz kırpmış, kadına doğru yönelmişti. Kadının yanına varınca başka bir barmen benimle ilgilenmeye başlamıştı. Yakışıklı, akyüz bir çocuktu; belli ki flört etmek istiyordu. Bu şubedeki herkes kim olduğumu biliyordu. Ben de flört etmek, hatta iyi bir gece geçirip her şeyi unutmak isterdim ama kendimi iyi hissedemiyordum. Mikey’e yalan söylemiştim. İyi değildim, hiç iyi değildim. O okula gitmek yerine kendimi öldürmek istiyordum. Barmenin beni inceleyişini görmezden gelerek Mikey’le kadını izliyordum. Mikey sırıtarak kadına eğilmiş, dudaklarına doğru bir şeyler fısıldıyordu. Kadın da flörtöz bakışlarla kıkırdıyordu. Barda çalan şarkılar çok yüksek olmasa da onları duyamıyordum. Çocuğun hâlâ beni izlediğinin farkındaydım. O tarafa bakmadan elimi bardağıma uzatmış, zehirli meyve suyundan bir yudum almıştım. Bu zehir beni hayata döndüren türdendi.

...

Ben kahve likörü olan votka istememiştim ki?

Elimdeki bardağa bakınca benim bardağım olmadığını fark etmiştim.

"Ah, bardaklar karışmış olmalı-"

Ben daha sözümü bitiremeden yanımdaki adam tezgahta duran bardağımı kaptığı gibi kafamda kırmak için fırlatmıştı. Kendimi yere atmayı başarmıştım ama bardak omzuma isabet etmişti. Şok bedenimi ele geçirirken anlık bir duraksama yaşamış, ani bir hızla ayağa fırlayarak bana saldıran çocuğun yakasına yapışmıştım. Adrenalinden olsa gerek omzumun acısını hissetmiyordum.

"Delirdin mi amına koyim?! Alt tarafı içki bu!"

Uzun saçlı çocuk da benim yakamı tutmuş, üstüme yürümeye başlamıştı. Bir hareketle çocuğu bar tezgahına itmiş, üstüne çullanmıştım. Zavallı barmen tezgahın altından kaçmaya çalışıyordu. Böyle çok fazla kavgaya karışmış, alışmıştım. Garibime asıl giden şey çocuğun adamlarının hiçbir şey yapmaması, hatta ayırmaya çalışmaya yeltenenleri durdurmalarıydı. Evet, çocuğun korumaları vardı, hem de 4-5 kişilerdi.

Bir şeyler garipti.

Adamlar neden sadece izliyor?

Ben bunu düşünürken uzun saçlı çocuk belime kollarını sarıp ikimizi beraber tezgahta yuvarlayıp konumlarımızı değiştirmiş, yüzüme kafa atmıştı. O acıyla birlikte omzumdaki acı da aniden tenime kazınmıştı. Herhalde anlık adrenalin bedenimi terk ediyordu. Yumruğumu kaldırdığım gibi yanağına geçirivermiştim.

Çocuk kollarımı belimden ayırmış, bileklerimi yakalayıp tezgaha bastırmıştı. Yanağı attığım yumruktan kıpkırmızı olmuştu.

Bu herif manyak.

Bileklerimi kurtarmaya çalışsam da çocuk her saniye daha da sert sıkıyordu. Bir anlık başımı çevirmiş, Mikey’i görmüştüm. Korumalar Mikey’i de tutuyordu.

Gerçekten tuhaf bir şeyler vardı.

Ah lanet olsun! Bu herif bana orospu çocuğu gibi sırıtıyor!

"Bırak lan beni! Alt tarafı içkiydi, ne abarttın!"

Çocuk yüzüme eğilmişti.

" Benim olan bir içkiydi."

O sırada çocuğun penisine diz atmaya yeltenmiştim. Refleksen sağ elimi bırakmış, bacağımı tutmuştu.

Aptal herif.

Elime geçen ilk içki şişesini herifin başına geçirdiğimde misafirlerden çığlıklar kopmuş, adamın korumaları ilk kez gerilmiş ve öne atılmaya yeltenmişlerdi.

Asıl tuhaf olan herifin bir el hareketiyle onları durdurmasıydı.

Cam parçalarından biri yanağımın kenarını sıyırarak tezgaha düşmüştü. Acıyı hissedemeden herifin üstüne atlamış, onu yere yatırarak yumruklarımı yüzüne geçirmiştim.

Mikey’in tedirgin bağırışlarını duysam da algılayamamış, ona bakmıştım.

Mikey’i 2 adam tutuyordu.

Anlık refleks ve telaşla adamın üstünden kalkmış, Mikey’i tutan adamlara koşmuştum.

"Bırakın lan onu!"

Dediğimde bir koruma silah çıkarıp bana doğrultmuştu ki anlamıştım ki az önceki çığlık çığlık değilmiş. Ellerimi havaya kaldırıp arkadaki herife baktım. Nasıl becerdiyse yerden kalkmış, dimdik ayakta duruyordu. Kafasından akan kana aldırmıyor gibi, bir de sırıtıyordu. Yeni bir el hareketi yaptığında Mikey’i bana doğru itmişlerdi. Mikey’i yakaladığımda anında bana sarılmış ve kolumdan tutup çekiştirerek barın çıkışına yürütmüştü. Korumalar adamın emri üzerine yolumuza çıkmamışlardı.

Mikey beni yürütürken zar zor kendimizi dışarı atmıştık. Bizi yerinde bekleyen jipin kapısını şoför yerinden kalkamadan açmış ve beni içeri iterek yanıma oturmuş, kapıyı kapatmıştı.

"Hızlı sür."

Dediğinde arabadaki ilk yardım setini bulmuş, içinden gerekli malzemeleri çıkartarak yanağımdaki çizgiyi temizlemeye başlamıştı. Konuşacak hâlim olmadığından sadece duruyor ve acıya dişlerimi sıkarak tepki veriyordum.

Mikey’in gerginliği sinirimi bozuyordu.

"Ama çocuk yakışıklıydı ha."

Dediğimde Mikey boş boş yüzüme bakmıştı.

"Oğlum manyak mısın sen?!"

Diye bağırdığında hafifçe gülmüştüm. Belki de sarhoşluğumun etkisiydi ama ortam komik geliyordu. Arabanın motor sesi, şoförün panik dolu yüz ifadesi ve Mikey’in delirmiş, gergin tavrı komikti bence.

Başımı geriye yaslamış, Mikey’e bakıyordum.
Omzumun da kanadığını, ceketimi çıkarttırıp oraya da ilaç sürmeye başladığında fark etmiştim.
Aniden aklıma dank edince diğer elimi yüzüme vurup gözlerimi ovuşturmuştum.

"Ah lanet olsun, annemle babamın kulağına kesinlikle gidecek..."

Mikey bir şey demeden başıyla onaylamıştı. Yutkunmuştum. Mikey cidden stresliydi… her şey o piç sırıtışlı herifin yüzündendi.

Derin nefes vererek iki kolumu birden Mikey’e dolamaya çalışmıştım ki kesik omzumu kaldıracak gücü kendimde bulamamış, sadece tek kolumla sarılmıştım. Mikey de aynı şekilde sarılmıştı ki kollarının titrediğini hissediyordum… Kolumu daha sıkı dolayıp omzunu ovalayarak sakinleştirmeye çalıştım.

Dişlerimi ve yumruğumu sıktım.

Onu bu kadar korkuttuğum için kendimden nefret ediyordum.

Mikey en sonunda benden ayrıldığında omzumdaki yarayı sarmış, yanağıma yara bandı yapıştırmıştı. İkimiz de tek kelime etmezken eve giden yolu izliyordum.

"Merak etme, ben konuşurum ailenle."

Dediğinde derin nefes vermiştim.

"Biliyorum ama anlamayacaklar."

Mikey saçlarımı karıştırmıştı.

"Sorun çıkmayacak, söz veriyorum."

Başımla onaylamış, tebessüm etmiştim. Yolu izlerken gözlerimi kapatarak başımı Mikey’in omzuna yaslamıştım.

O piç sırıtışlı aklımı bir sis gibi işgal etmişti.

O iğrenç sırıtışını sikmek istiyorum.

Siyah uzun saçlarını dağınık bir topuz yapmıştı...
Ah, siktir etsene.

İnci gibi beyaz tenliydi...

Siktir et.

Keskin mavi gözleri aşırı boğucu bir koyuluktaydı... Aynı sisli bir gece gibi...

Lan siktir etsene!

Dişlerimi sıktım.

Ah lanet olsun, her şey onun suçuydu

Avcuma tırnaklarımı geçirdim.

Ama neden aklımdan atamıyorum?!