Yanılsama: Lehte kitap kapağı

1. bölüm / 2

Yanılsama: Lehte

BÖLÜM 1: KURDA KUZU OLMAK

Vaveyla Yazarı: Lsysri Lsyy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 1: KURDA KUZU OLMAK

BÖLÜM BİR;KURDA KUZU OLMAK

Bazen av, avcısına kendi ayaklarıyla gider.

🔥🐾🪶

Nefes aldım… ve geri verdim.

Bu, yeni hayatımın ilk nefesi de olabilirdi, son nefesi de. Bir karar vermek zorundaydım.

Ölümün kıyısında dolanmaya devam mı edecektim, yoksa bencil davranıp kendi hayatımı mı seçecektim? Henüz bilmiyordum. Bildiğim tek şey, hiçbir şeyin eskisi kadar güzel olamayacağıydı.

Derin bir nefes daha aldım. Oturduğum tekli koltuktan kalkıp LED ışıklarla çevrili solist aynasının karşısına geçtim. Bir süre kendime baktım. Ardından allığımı elime alıp makyajımın üzerinden hafifçe geçtim.

Gerek var mıydı?

Aslında hiç yoktu. Yine de yapmalıydım. Koskoca Rosabella Bar’da şarkı söyleyecektim. Daha ötesi var mıydı?

Yoktu.

Zaten olmamalıydı da.

Elimdeki pembe Note allığını gümüş renkli çantama koydum. Bütün bunları yaparken gözlerim, zihnimden bağımsız bir dalgınlığın içinde kaybolmuştu.

Rosabella’da bir kez solist oldun mu, ya ölün çıkardı buradan ya da ölün.

Başka bir seçenek yoktu.

Zira mesele yalnızca sahneye çıkıp şarkı söylemek değildi. Asıl mesele, aracılık işini hakkıyla yapabilmekti.

Ben sahneye çıkıp şarkı söyleyecektim. Tanımadığım adamlar beni yanlarına çağıracak, benimle sohbet ediyormuş gibi yapacaklardı. Sonra ya göğsüme ya da kıyafetimin herhangi bir yerine, taşımam gereken maddeyi veya küçük bir eşyayı gizlice bırakacaklardı.

Ben de onu alıp büyük patrona götürecektim.

Plan bu kadar basitti.

En azından öyle görünüyordu.

Ben bir aracıydım. Bu işin ucunda ölüm de vardı, kalım da. Ölürsem yerime bir başkası bulunurdu. Kimse arkamdan dönüp bakmazdı. Bir süre sonra adım bile hatırlanmazdı.

Görünmezdim.

Ama bir ama vardı.

Başarılı olursam…

İşte o zaman benden iyisi olmayacaktı. Güvenliğim sağlanacak, değerim artacak ve en önemlisi, aracılık yaptığım yer bir gün benim olacaktı.

İşte o zaman yalnızca hayatta kalmış olmayacaktım.

Var olacaktım.

Ve belki de en güzel yanı buydu: Yıllardır içinde kaybolduğum o görünmezlikten sıyrılıp kendi varlığıma doğru koşacaktım.

Kendimi bu düşüncelerden sıyırıp odadan hızla çıktım. Tam beş dakika sonra, saat 01.00’de sahneye çıkacaktım.

Ardıma bakmadan ilerledim. Birkaç saniye içinde sahnenin arkasındaki merdivenlere ulaştığımda ellerim titriyor, nefesim daralıyordu. Tek bir isteğim vardı: Başarmak. Çünkü başka seçeneğim yoktu.

Derin bir nefes alarak üzerimdeki mini elbisenin eteklerini düzelttim. Ardından elim, istemsizce saçlarımın uçlarına gitti. Kumral saçlarımın kelebek kanatlarını andıran kıvrımlarına dokundum.

Saçlarıma her dokunduğumda içimdeki gerginliğin, heyecanın ve beni huzursuz eden ne varsa yavaş yavaş azaldığını hissederim. Canım saçlarım… Ne zaman kendimi çaresiz hissetsem sığındığım küçük bir liman gibiydiler.

Ortaokuldayken müzik öğretmenim aylarca peşimden koşmuştu. Tek derdi saçlarımı kestirip kendisine postiş yapmaktı. Kadını severdim, bu yüzden yüzüne bir şey söyleyememiştim. Ama içimden geçirdiğim cümle hep aynıydı:

Rüyanda görürsün.

Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Şimdi bile o günleri hatırlamak, üzerimdeki gerginliği biraz olsun hafifletiyordu.

Derken DJ Volkov’un sesi mekânın dört bir yanına yayıldı.

“BAYLAR VE ROSABELLA’NIN GÜZEL BAYANLARI!” diye haykırdı. Sesi, müziğin ve kalabalığın uğultusunu bastıracak kadar güçlüydü. “BU GECELİK BİZDEN BU KADAR! AMA GECENİZ HENÜZ BİTMEDİ. ŞİMDİ KARŞINIZDA… ROSALES VANORA!”

İsmim söylendi.

Rosales Vanora.

Ros.

Bir anlığına ciğerlerime dolan havayı bile unuttum. Artık geri dönüş yoktu.

Mini elbisemin eteklerini iki elimle hafifçe tutarak merdivenleri ikişer üçer çıktım. Topuklarım basamaklara vurdukça kalbim göğüs kafesime biraz daha sert çarpıyordu. Son basamağı da aşıp sahneye adım attığımda karşımdaki manzara nefesimi kesti.

Barın tam ortasında yükselen sahne, hayal ettiğimden çok daha büyüktü. Loş ışıklar, başımın üzerinden geçen renkli huzmeler ve birbirine karışan insan sesleri… Her şey bir anlığına üzerime yıkılacakmış gibi hissettirdi.

Ama ben tam da olmam gereken yerdeydim.

Burada.

Bu sahnede.

Volkov mikrofonu bana uzattı. Parmaklarım mikrofonun soğuk yüzeyine dokunduğunda içimdeki heyecan bir kez daha yükseldi. O, sahneden çekilirken arkamdaki DJ masasının başında Efra kaldı. Gerçi ona ne kadar DJ denebilirdi, orası tartışılırdı.

Mikrofonu dudaklarıma yaklaştırdım ama tek kelime etmedim.

Ne kendimi tanıttım ne de kalabalığı selamladım.

Bunun için burada değildim.

Efra’ya kısacık bir bakış attım. O da hazır olduğumu anlayınca parçanın girişini başlattı.

İlk notalar mekâna yayıldığı anda yüzüme yerleşen ifadeyi kontrol altına aldım. İçimde kopan fırtınayı kimsenin görmesine izin veremezdim.

Şarkıya girmeden önce gözlerimi kalabalığın üzerinde gezdirdim. Masaları, loş köşeleri, locadaki siluetleri… Her şeyi fark etmeden inceliyordum.

Birini arıyor değildim.

En azından dışarıdan öyle görünmeliydi.

Çünkü bu gece yalnızca şarkı söylemeye çıkmamıştım.

Benim için asıl mesele, şarkı bittiğinde kimin gözlerinin üzerimde kalacağıydı.

İlk notalar mekâna yayıldığında başımı hafifçe yana eğdim. Ritmin içime işlemesine izin verirken parmaklarımı mikrofonun etrafında sıkıca kenetledim.

You can be the boss…

Şarkının ilk sözleri dudaklarımdan dökülürken sesimin titrememesine şaşırdım. Birkaç saniye önce merdivenlerin başında nefes almakta zorlanan kız gitmiş, yerine sahnenin ışıkları altında kendinden emin görünmeyi öğrenmiş biri gelmişti.

En azından öyle görünüyordum.

Gözlerimi yarı kapatarak müziğe eşlik ettim. Kalçalarımı ritme uygun biçimde hafifçe hareket ettirirken boşta kalan elimle saçlarımın bir tutamını omzumun gerisine attım. Hareketlerim önceden çalışılmış değildi. İçimden nasıl geliyorsa öyle davranıyordum.

Sahnenin önündeki birkaç masadan sesler yükseldi. Birileri alkış tutmaya başladı. Başka bir masada oturan adam, yanındaki arkadaşına bir şeyler söyleyip başıyla beni işaret etti.

Gülümsedim.

İlk kez gerçekten.

Çünkü insanların bana bakmasını istiyordum. Beni fark etmelerini, sesimi duymalarını, gözlerini üzerimden çekememelerini…

Ve belki de bütün bunların arasında tek bir çift gözün beni diğerlerinden farklı izlemesini.

Bakışlarımı kalabalığın üzerinde gezdirdim. Kırmızı ışıklar yüzleri birbirine karıştırıyor, dumanın arasından seçebildiğim siluetler birkaç saniye sonra yeniden kayboluyordu. Şarkının ritmi yükselirken ben de sesimi ona göre güçlendirdim.

Sonra locayı fark ettim.

Barın geri kalanından biraz daha yüksekte, loşluğun içine gömülmüş özel bir bölüm…

Orada oturan adamı ilk bakışta seçemedim. Önündeki masada bir bardak vardı. Yanındaki iki adam bir şeyler konuşuyordu ama o, başını hafifçe kaldırmış sahneye bakıyordu.

Bir an göz göze geldik mi, emin olamadım.

Işık yüzüne tam ulaşmıyordu.

Ama bakışlarımı hemen kaçırmadım.

Şarkının bir sonraki bölümüne geçerken dudaklarımın kenarını hafifçe yukarı kaldırdım. Gözlerimi ondan ayırmadan birkaç kelime daha söyledim. Sanki bütün bunlar kendiliğinden oluyormuş, kalabalığın içindeki herhangi bir adama bakıyormuşum gibi…

Sonra başımı çevirip ön sıradaki kadınlara gülümsedim.

Beni izleyen tek kişi o değildi.

Bunu unutmamalıydım.

Efra, arkamdaki DJ masasından ritmi kusursuz biçimde sürdürüyordu. Başlangıçta ona DJ demek konusunda yaptığım haksızlık için içimden özür diledim. Şarkının havasını yakalamıştı. Müziği ne fazla yükseltiyor ne de sesimi bastırıyordu.

Kendimi ilk defa bu kadar özgür hissettiğimi fark ettim.

Belki de insan bazen korktuğu şeyin tam ortasına düştüğünde korkmayı bırakıyordu.

Şarkının sonlarına yaklaşırken mikrofonu biraz daha sıkı tuttum. Son notalar mekânın içinde kaybolurken başımı hafifçe öne eğdim. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedim.

Ardından alkışlar yükseldi.

Önce birkaç masadan, sonra barın farklı köşelerinden…

Gülümsedim ve başımı kaldırdım.

İşte buydu.

İlk adımı atmıştım.

Efra yeni parçaya geçmek için bana baktığında mikrofonu indirmeden önce locaya son bir kez göz gezdirdim.

Adam hâlâ oradaydı.

Bardağını eline almıştı ama içmiyordu.

Bana bakıyordu.

Bu kez bundan emindim.

Gülümsemem yüzümde kaldı. Ardından Efra’ya başımla işaret verip sıradaki parçaya hazırlandım.

Henüz hiçbir şey kazanmış değildim.

Ama en azından artık beni fark etmemesi mümkün değildi.

Şarkının son notaları mekânın gürültüsüne karışırken yüzümdeki gülümsemeyi korudum. Alkışlar hoşuma gitmişti, bunu inkâr edemezdim. Birkaç dakika önce sahneye çıkarken merdivenleri ikişer üçer atlamama neden olan korku, yerini tuhaf bir özgüvene bırakmıştı.

İnsanların bakışlarını üzerimde hissetmek güzeldi.

Fakat ben buraya alkış toplamak için gelmemiştim.

Mikrofonu dudaklarıma yaklaştırıp başımı hafifçe yana eğdim.

— Gracias, mis amores. Esta noche acaba de empezar.

(Teşekkür ederim, sevgililerim. Bu gece daha yeni başladı.)

Kalabalıktan birkaç ıslık ve alkış yükseldi. Gülümseyerek mikrofonu indirdim. Efra, arkamdaki DJ masasından bana başparmağını kaldırdı. Ben de ona belli belirsiz gülümsedikten sonra sahnenin kenarına doğru ilerledim.

Bir sonraki şarkı için kısa bir ara verecektim. Boğazım kurumuştu ve sahnenin arkasında bir şişe su vardı.

Tam merdivenlere yönelmiştim ki locaya doğru istemsizce baktım.

Adam hâlâ oradaydı.

Diğerlerinden farklı olarak alkışlamamış, ıslık çalmamış, yanındaki insanlarla benim hakkımda konuşma zahmetine bile girmemişti. Beni ilk fark ettiğim andan beri aynı sakinlikle izliyordu. Sanki sahnede ne yaptığımın onun için hiçbir önemi yokmuş da yalnızca işinin bitmesini bekliyormuş gibi.

Bu, nedense hoşuma gitmemişti.

İnsanların ilgisini çekmek için uğraşıp karşılığında böyle bir kayıtsızlık görmek sinir bozucuydu.

Bakışlarımı ondan çekip merdivenlere yöneldim.

Tam ilk basamağa ayağımı atmıştım ki arkamdan bir ses yükseldi.

— Rosales Vanora?

Durdum.

Sesin sahibini görebilmek için başımı çevirdim. Siyah gömlekli, iri yapılı bir adam sahnenin kenarında bekliyordu. Kulaklığının bir ucunu kulağından çıkarmış, beni dikkatle süzüyordu.

— Sí, soy yo. ¿Qué pasa?

(Evet, benim. Ne oldu?)

Adamın yüzünde en ufak bir gülümseme belirmedi.

— El señor quiere verte.

(Beyefendi seninle görüşmek istiyor.)

Kaşlarımı çattım.

— ¿Qué señor?

(Hangi beyefendi?)

Adam, locayı işaret etmek yerine başını hafifçe o tarafa çevirdi.

Sormama gerek kalmamıştı.

Beni izleyen adam ayağa kalkmıştı.

Yakından bakıldığında daha da dikkat çekiciydi. Uzun boylu, geniş omuzlu, koyu renk saçlıydı. Siyah gömleğinin kollarını bileklerine kadar kıvırmıştı. Yüzünde, insanın ne düşündüğünü anlamasını zorlaştıran bir ifade vardı. Ne öfkeli görünüyordu ne de özellikle sert davranmaya çalışıyordu.

Daha kötüsü, buna ihtiyacı yokmuş gibiydi.

Bakışları bir anlığına yüzümde durdu, ardından elindeki bardağı yanındaki masaya bıraktı.

— Ahora.

(Şimdi.)

Tek kelime.

Ne rica etmişti ne de açıklama yapmıştı.

Bana bir emir vermişti.

İçimde bir şey huzursuzca kıpırdandı.

— Estoy trabajando. Si quiere algo, puede esperar.

(Çalışıyorum. Bir şey istiyorsa bekleyebilir.)

Sözlerimi duyan iri yapılı adamın kaşları hafifçe kalktı. Sanki birinin kendisine böyle karşılık vermesine alışık değildi.

Locadaki adam ise yalnızca başını hafifçe yana eğdi.

Sonra İspanyolca konuştu.

— Dile que no tengo la costumbre de esperar a nadie.

(Ona kimseyi bekleme alışkanlığım olmadığını söyle.)

Söylediklerini bana iletmesi gereken adamın yüzündeki ifade değişmedi. Çünkü adamın doğrudan bana konuştuğunu ikimiz de anlamıştık.

İspanyolca biliyordu.

Üstelik söylediklerimi de anlamıştı.

Harika.

Dudaklarımı birbirine bastırıp sahnenin arkasına baktım. Volkov, DJ masasının yakınında başka biriyle konuşuyordu. Efra ise kulaklıklarını düzeltmekle meşguldü. Beni bu durumdan kurtaracak kimse yoktu.

Aslında kurtarılmaya ihtiyacım olup olmadığından da emin değildim.

— ¿Y si no quiero ir?

(Peki ya gitmek istemiyorsam?)

Adam bu kez hafifçe gülümsedi.

Bu, yüzünü güzelleştiren bir gülümseme değildi. Daha çok, beklediği bir cevabı sonunda almış gibi görünüyordu.

— Entonces tendré que preguntarme por qué Kamer Yılgın contrata a una cantante que no sabe distinguir una invitación de una mala decisión.

(O zaman Kamer Yılgın’ın bir davetle kötü bir karar arasındaki farkı anlayamayan bir şarkıcıyı neden işe aldığını kendime sormam gerekecek.)

Gülümsemem silindi.

Kamer’in adını nereden biliyordu?

Daha doğrusu, Kamer’i tanıyordu.

Ve benim onun mekânında çalıştığımı biliyordu.

İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Yine de bunu yüzüme yansıtmadım. Elbisemin eteklerini düzelttim, çenemi kaldırdım ve merdivenlerden geri dönmek yerine locaya doğru yürümeye başladım.

Bana yol gösteren adam birkaç adım önümde ilerliyordu.

Kalabalığın arasından geçerken bakışların üzerime çevrildiğini hissediyordum. Sahneye çıkmadan önce herkesin beni fark etmesini istemiştim. Şimdi ise tek istediğim, kimsenin ne yaptığımı merak etmemesiydi.

Ne yazık ki tam tersi oluyordu.

Locaya çıkan kısa merdivenleri tırmandım. Kapının önünde duran iki adam bizi görünce kenara çekildi. İçeri adım attığım anda müziğin sesi azaldı. Cam bölmelerin ardında kalan bar hâlâ hareketliydi ama burada başka bir dünyanın içine girmiş gibiydim.

Daha sessiz.

Daha soğuk.

Ve çok daha rahatsız edici.

Adam, locanın arka tarafındaki bilardo masasının yanında duruyordu. Yanında iki erkek daha vardı. Biri telefonuna bakıyor, diğeri elindeki bardağı yavaşça çeviriyordu. Hiçbiri benimle ilgilenmiyormuş gibi görünüyordu ama içeri girdiğim anda konuşmalarının kesildiğini fark etmiştim.

Beni çağıran adam elini bilardo masasının üzerine koydu.

— Rosales, ¿verdad?

(Rosales, değil mi?)

— Depende de quién pregunte.

(Kimin sorduğuna bağlı.)

Bu kez gerçekten gülümsedi.

— Yavuz Algın.

(Yavuz Algın.)

Adını zihnimde tekrarladım.

Yavuz Algın. yabancı isim, İspanyol değildi belli ki.

Kamer’in daha önce birkaç kez bahsettiği adamlardan biri miydi? Hayır. Emin değildim. Ama yüzündeki rahatlık, çevresindeki insanların sessizliği ve bulunduğu yerde kimsenin ona soru sormaması, sıradan biri olmadığını anlatmaya yetiyordu.

Yavuz elini uzatmadı. Ben de uzatmasını beklemedim.

— ¿Qué quiere de mí, señor Algın?

(Benden ne istiyorsunuz, Bay Algın?)

— Primero, que dejes de llamarme señor. Me hace sentir viejo.

(Öncelikle bana beyefendi demeyi bırak. Kendimi yaşlı hissettiriyor.)

Sözleri o kadar doğal söylemişti ki bir an ne cevap vereceğimi bilemedim.

Sonra omuz silktim.

— Entonces deje de dar órdenes como un hombre de ochenta años.

(O zaman seksen yaşında bir adam gibi emir vermeyi bırakın.)

Yanındaki adamlardan biri başını eğdi. Gülmesini saklamaya çalıştığını fark ettim.

Yavuz ise gözlerini benden ayırmadı.

— Tienes carácter.

(Karakterin var.)

— Y usted tiene demasiado tiempo libre.

(Sizin de boş vaktiniz fazla.)

Bu kez yanındaki adamın dudakları gerçekten kıvrıldı. Yavuz ona bakmadı bile.

— Vamos a ver cuánto te dura.

(Bakalım bu ne kadar sürecek.)

Cümlesinin sonunda bilardo masasını işaret etti.

— Túmbate.

(Uzan.)

Bir an yanlış duyduğumu düşündüm.

— ¿Perdón?

(Affedersiniz?)

— En la mesa. Túmbate boca arriba.

(Masanın üzerine. Sırtüstü uzan.)

Bana bakarken yüzündeki ifade değişmemişti.

Gözlerimi masaya çevirdim, sonra yeniden ona baktım.

— ¿Está loco?

(Deli misiniz?)

— A veces.

(Bazen.)

Bunu söylerken öyle sakin görünüyordu ki bir an gerçekten şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştım.

Şaka yapmıyordu.

— No voy a hacer eso.

(Bunu yapmayacağım.)

Yavuz bir süre beni izledi. Ardından elindeki bilardo tebeşirini masaya bıraktı.

— No te he preguntado si quieres hacerlo.

(Bunu yapmak isteyip istemediğini sormadım.)

İçimdeki bütün sinirler gerildi.

Ona arkamı dönüp gitmek istiyordum. Fakat bunun ne kadar akıllıca olacağını bilmiyordum. Burası benim mekânım değildi. Buradaki insanların hiçbirini tanımıyordum. Üstelik Yavuz’un Kamer’i tanıdığı açıktı.

Kamer’in adını kullanarak beni buraya getirmişti.

Bunun nedenini öğrenmeden gitmeyecektim.

— Si esto es una broma, no tiene gracia.

(Eğer bu bir şakaysa hiç komik değil.)

Yavuz, masanın üzerindeki topları inceledi.

— ¿Te parece que estoy bromeando?

(Şaka yaptığımı mı düşünüyorsun?)

Cevap vermedim.

Çünkü düşünmüyordum.

Yalnızca bu adamın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum.

Yavuz sonunda başını kaldırdı.

— No voy a tocarte. Pero necesito que hagas exactamente lo que te digo.

(Sana dokunmayacağım. Ama sana söylediğim şeyi aynen yapmanı istiyorum.)

Sözleri güven vermekten çok daha fazla şüphe uyandırmıştı.

Yine de gözlerinde, en azından şimdilik, söylediklerinden farklı bir şey yapacağını gösteren bir ifade yoktu.

Masaya baktım.

Sonra ona.

— Si me pasa algo, Kamer se enterará.

(Bana bir şey olursa Kamer’in haberi olur.)

Yavuz’un yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

— Precisamente por eso estás aquí.

(Zaten tam da bu yüzden buradasın.)

Cümle havada asılı kaldı.

Ne demek istediğini sormama fırsat vermeden masanın kenarındaki bilardo ıstakasını aldı. Birkaç adım geri çekilip açıya baktı. Ardından yanındaki adamlardan birine işaret etti.

— Cierra la puerta.

(Kapıyı kapat.)

Kapı kapandığında dışarıdaki müziğin sesi daha da boğuklaştı.

Yavuz bana döndü.

— Última oportunidad para irte.

(Gitmen için son fırsat.)

Bu bir davet değildi.

Bir uyarıydı.

Dudaklarımı sıktım. Sonra, kendime bile itiraf edemediğim bir inatla masaya yaklaştım.

— Si hago esto, me dirá qué quiere de Kamer.

(Bunu yaparsam Kamer’den ne istediğinizi söyleyeceksiniz.)

Yavuz başını bir kez salladı.

— Trato hecho.

(Anlaştık.)

Masaya oturdum. Sert yüzey avuçlarımın altındaydı. Elbisemin eteğini dikkatlice düzelttim, ardından sırtüstü uzandım. Başımı çevirdiğimde Yavuz’un birkaç adım ötede durduğunu gördüm.

Yukarıdan bakarken yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.

— Quédate quieta.

(Kıpırdama.)

— No pensaba bailar.

(Dans etmeyi düşünmüyordum.)

Yavuz’un ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

— Eso espero.

(Öyle olmasını umuyorum.)

Bilardo toplarını üçgen biçiminde dizdi. Beyaz topu masanın diğer ucuna yerleştirdi. Ardından ıstakayı eline alıp eğildi ve vuruş açısını dikkatle hesaplamaya başladı.

O an bunun bir gösteri olduğunu anladım.

Ama kime yapılıyordu?

Bana mı?

Yanındaki adamlara mı?

Yoksa Kamer’e mi?

— ¿Qué está haciendo?

(Ne yapıyorsunuz?)

Yavuz gözlerini toplardan ayırmadı.

— Dándote una razón para que Kamer me escuche.

(Kamer’in beni dinlemesi için sana bir sebep veriyorum.)

Kaşlarım çatıldı.

— ¿Por qué no habla con él usted mismo?

(Neden onunla kendiniz konuşmuyorsunuz?)

Istakayı hafifçe ileri geri hareket ettirdi.

— Porque no quiero hablar con él.

(Çünkü onunla konuşmak istemiyorum.)

— Entonces, ¿qué quiere?

(O zaman ne istiyorsunuz?)

Bu kez gözlerini kaldırıp doğrudan bana baktı.

— Que tú le digas lo que yo no pienso repetir.

(Benim tekrar etmeyeceğim şeyi ona senin söylemeni istiyorum.)

Cevap vermeme fırsat kalmadan ıstaka beyaz topa çarptı.

Top, masanın üzerinde hızla ilerledi ve dizili toplara çarptı.

Çarpışmanın sesi locada yankılandı.

Toplar farklı yönlere dağıldı. Biri başımın yanından geçerek masanın cebine düştü. Bir diğeri omzumun birkaç santimetre uzağında durdu. Sonuncusu ise masanın kenarına çarpıp geri döndü.

İrkilmemek için kendimi zor tuttum.

Yavuz doğruldu, vuruşunu değerlendirdi ve hiçbir şey olmamış gibi ikinci topu hazırlamaya başladı.

— ¿Está intentando asustarme?

(Beni korkutmaya mı çalışıyorsunuz?)

— ¿Está funcionando?

(İşe yarıyor mu?)

Ona öyle bir baktım ki normal şartlarda birinin bu bakış karşısında geri adım atmasını beklerdim.

Yavuz’un umurunda bile değildi.

İkinci vuruşunu yaptı.

Bu kez toplardan biri başımın öteki tarafından geçip cebe düştü. Sesin ardından birkaç saniyeliğine nefesimi tuttum. Yavuz ise sanki bir masada tek başına bilardo oynuyormuş gibi sakindi.

Bir süre sonra ıstakayı masaya bıraktı.

— Kamer Yılgın no es el hombre que tú crees.

(Kamer Yılgın, sandığın adam değil.)

Başımı hafifçe kaldırmaya çalıştım ama hemen konuştu.

— No te muevas.

(Kıpırdama.)

Yeniden sırtımı masaya bıraktım. Öfkem artık korkumun önüne geçmeye başlamıştı.

— No conoce a Kamer como yo.

(Kamer’i benim tanıdığım gibi tanımıyorsunuz.)

Yavuz kısa, soğuk bir kahkaha attı.

— Eso es exactamente lo que quiero que averigües.

(Tam da bunu öğrenmeni istiyorum.)

Sonra masanın çevresinden dolaşıp görüş alanıma girdi.

— Dile que sé lo que está haciendo con sus cuentas. Dile que sé quién paga por sus locales y de dónde viene el dinero. Y dile que, si vuelve a mencionar mi nombre donde no debe, la próxima vez no mandaré a una cantante para hablar con él.

(Hesaplarında neler yaptığını bildiğimi söyle. Mekânlarının parasını kimin ödediğini ve paranın nereden geldiğini bildiğimi söyle. Bir de adımı bir daha yanlış yerde ağzına alırsa bir dahaki sefere onunla konuşması için bir şarkıcı göndermeyeceğimi söyle.)

Yutkundum.

Bu, sıradan bir patron kavgası değildi.

Yavuz, Kamer’e ulaşmanın başka bir yolunu seçmişti. Doğrudan karşısına çıkmak yerine onun mekânında çalışan, gözden çıkarılabileceğini düşündüğü birini kullanıyordu.

Beni.

— ¿Por qué yo?

(Neden ben?)

Yavuz birkaç saniye sustu.

— Porque trabajas para él. Porque esta noche te ha puesto delante de todos. Y porque todavía no sabes cuándo deberías salir corriendo.

(Çünkü onun için çalışıyorsun. Çünkü bu gece seni herkesin önüne çıkardı. Ve çünkü henüz ne zaman kaçman gerektiğini bilmiyorsun.)

İçimde bir şey buz kesti.

Kamer’in beni işe alması, bu sahneye çıkmam, bütün gece boyunca hazırladığım plan… Bir anda kendimi başka insanların hesaplaşmasının ortasında bulmuştum.

Yine de ona istediğini hemen vermeyecektim.

— No soy su mensajera.

(Onun habercisi değilim.)

Yavuz eğilerek masanın kenarına bir elini koydu. Yüzüme yaklaşmadı ama bakışlarını üzerimde sabitledi.

— Esta noche sí.

(Bu gece öylesin.)

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra ben yavaşça doğruldum. Saçlarım omuzlarıma dağıldı. Elbisemin eteğini düzelterek masadan indim ve ayaklarım yere basar basmaz ona döndüm.

— Si le digo eso, Kamer sabrá que estuve aquí.

(Bunları söylersem Kamer burada olduğumu anlayacak.)

— Por supuesto.

(Elbette.)

— Y sabrá que usted me envió.

(Ve beni sizin gönderdiğinizi anlayacak.)

— Eso espero.

(Zaten umduğum şey bu.)

Dişlerimi sıktım.

— Me está utilizando.

(Beni kullanıyorsunuz.)

Yavuz, bilardo ıstakasını eline alıp duvara yasladı.

— Ahora empiezas a entender.

(Şimdi anlamaya başlıyorsun.)

İşte o an ondan nefret etmeye başladım.

Yalnızca beni tehdit ettiği için değil. Bana dokunmadan, sesini yükseltmeden, hatta neredeyse hiç öfkelenmeden bütün kontrolü eline almayı başardığı için.

Karşısında dururken kendimi küçülmüş hissetmekten nefret ediyordum.

— ¿Y si me niego?

(Peki ya reddedersem?)

Yavuz’un yüzündeki ifade değişmedi.

— Entonces volverás a tu escenario, cantarás otras dos canciones y fingirás que esta noche no ha pasado nada. Pero cuando Kamer descubra que has estado aquí, tendrás que explicarle por qué.

(O zaman sahnene geri döner, iki şarkı daha söyler ve bu gece hiçbir şey yaşanmamış gibi davranırsın. Ama Kamer buraya geldiğini öğrendiğinde ona nedenini açıklamak zorunda kalırsın.)

Bir an sustum.

Bu adam yalnızca beni kullanmakla kalmıyor, hangi seçeneği seçersem seçeyim kendimi savunmak zorunda kalacağım bir durum yaratıyordu.

Yavuz cebinden telefonunu çıkardı. Ekranına bakıp bir mesajı okudu, ardından cihazı yeniden cebine koydu.

— Tienes cinco minutos antes de volver al escenario.

(Sahneye dönmeden önce beş dakikan var.)

Kapıyı işaret etti.

— Memoriza lo que te he dicho. No añadas nada y no cambies ni una palabra.

(Söylediklerimi aklında tut. Hiçbir şey ekleme ve tek kelimesini bile değiştirme.)

Kapıya doğru yürüdüm ama çıkmadan önce durdum.

Arkamı döndüğümde onu yeniden bilardo masasının başında buldum. Beyaz topu yerine yerleştiriyor, sanki az önce beni masaya yatırıp etrafımda atış yapmamış gibi oyununa devam ediyordu.

— ¿Cómo sé que no me está mintiendo?

(Bana yalan söylemediğinizi nereden bilebilirim?)

Yavuz başını kaldırdı.

— No lo sabes.

(Bilemezsin.)

Cevabı beni hazırlıksız yakaladı.

Ne kendini savundu ne de söylediklerinin doğru olduğuna dair yemin etti.

Sadece gerçeği söylemişti.

Onun yalan söylemediğini bilmiyordum.

Ama Kamer’in de bana her şeyi anlattığından emin değildim.

Yavuz son kez konuştu.

— Ahora vete, Rosales.

(Şimdi git, Rosales.)

Kapıyı açtım.

Müziğin sesi yeniden üzerime yıkıldı. Bar hâlâ aynı bardı. İnsanlar içkilerini içiyor, gülüyor, konuşuyor ve sahnede biraz önce şarkı söyleyen kızın birkaç metre ötede nasıl bir tehdidin içine sürüklendiğini bilmiyorlardı.

Elimi saçlarıma götürdüm.

Normalde beni sakinleştiren o küçük hareket bu kez işe yaramadı.

İşte tam da şimdi, iki ateş arasında kalmıştım.

Ben buraya bir malın aracılığını yapmak için gelmiştim. Oysa daha ilk gecemden patronuma bir mal değil, tehdit götürüyordum. Üstelik bu tehdidin bedelinin ne olacağını bilmiyordum. Belki yalnızca ölecektim, belkide ölecektim.

Korku, bedenimi çoktan esir almıştı.

Artık yaptığım şeyin adı belliydi: Tehdit aracılığı yapıyordum.

Hadi bakalım, Rosales Vanora… Yüreğin yetiyorsa korkma.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

62okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18