4. bölüm · Yan oda
Elfida'nın geçmişi:kayıp zaman
Her şeyin başladığı o günü hatırlıyorum, ama aslında ne kadar çok şeyin kaybolduğunu, zamanın nasıl eridiğini anlamadım.
Bir sabah, hiçbir şeyin normal olmadığı bir sabah...
Gözlerimi açtım, tavanı izledim, ama bir şeyler eksikti. Her şeyin bulanıklaştığı o sabah, görmeye başlamadım, hissetmeye başladım.
O gün, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark ettim.
Saçımı örerken birden elimi titredi.
Kalbim, her zaman bildiğim kalp gibi değildi. Bunu anlamak için çok geç kalmadım. O an, bedenimin bana yavaşça karşı koyduğunu fark ettim.
İlk başta fark etmedim. Ama zamanla, basit şeyler bile beni zorluyordu.
Başım dönüyor, yürürken güçsüz hissediyorum.
Yorgunluk, sanki beni sürekli takip eden bir gölge gibiydi.
Bir sabah, okuldan önce aynada kendime baktım.
Bedenim bana yabancıydı.
Elimi yüzüme koyduğumda, her şeyin kaybolmuş olduğunu fark ettim.
Sonra doktora gittim. Her şeyin hızla değişmeye başladığı o andan sonra, her şey farklıydı.
Lösemi.
Bunu duyduğumda ne hissettiğimi, nasıl bir boşluğa düştüğümü anlatamam.
Bir şeyler sanki düşüp parçalanmıştı.
Her geçen gün, kendi bedenimi kaybediyorum gibiydim. Ama bir taraftan da yavaşça kaybolan o şeyleri biriktirmeye başladım.
İlk başta, belki yanlış bir tanıdır diye düşündüm. Ama her geçen gün daha da netleşti. Her şey kayboluyor, ama ben de bunu istemiyorum. Bir şeyleri kaybetmek istemiyorum.
Bir sabah, yine hastaneye gittim. Bedenim buna alışmıştı.
Ama bu sefer başka bir şey vardı.
Yan odadaki o ses.
Ege...
İlk başta, sadece bir ses gibi gelmişti.
Sonra bir gün, o sesin anlamını çözdüm.
Sadece ses değil, bir insanın varlığıydı.
Ve bir anda, o varlık bana kaybolmuş bir şeyi hatırlattı.
Belki de gerçekten yaşamayı istiyordum.
Ama bu kadar kaybolmuşken, hayatta kalmak gerçekten anlamlı mıydı?
O gece, o karanlık hastane koridorlarında kaybolmaya başladık.
Birlikte, bilinçsizce ama tutkulu bir şekilde, nehrin akışına kapılmış gibi kaydık.
Ege'nin yazdığı "saat üçte kaçalım" yazısı, gerçekten bir çıkış yoluymuş gibi hissettirdi.
Belki de, o an gerçekten yaşamak istedik.
Hastaneden kaçmak değil, aslında hayattan kaçmak istedik.
Sonraki günler, birer silüet gibi geçip gitti. Her şey belirsizdi, ama birlikteyken, her şey görülebilir hale geldi.
Belki de kaybolan hayatlarımızın tek kurtuluşu, birlikte olabilmekti.
Birbirimizin kaybolmuşluğunda birlikte kaybolmak...
Bazen insan, bir şeyler kaybederken, kaybolduğunun farkına bile varmaz.
