1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yalnızlık Efendisi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm
  1. 1 1. Bölüm2.565 kelime · Okuduğun bölüm

Giriş
Dünyada milyarlarca insan var ve tıpkı onlar gibi, ışığı solmuş milyonlarca yıldız da. Yalnızlıktan ışığını kaybetmiş yıldızlar... Tıpkı senin, benim ve diğerlerinin ışığı solup yeniden aydınlanmaya çalışanlar gibi, "Yalnızlık Efendisi" var. En karanlık gecenin en parlak yıldızı, en aydınlık gecenin ise en soğuk olanı... İşte bu kitap, ışığını kaybeden ve Yalnızlık Efendisi'ne sığınanlar için. Eğer bir gün ışığınız size bile yetmezse, sadece Yalnızlık Efendisi'ne seslenin; o sizi bulur. En karanlık gecede bile dünyadan kurtulup kendini kitaba adayanlara… Yalnızlık Efendisi'ne adanmıştır.

Yaz tatili bitmiş, okul açılıyordu. On ikinci sınıfın ilk günüydü. Güneş, ufuktan yavaş ama kendinden emin bir şekilde doğuyor, odamı aydınlatmaya başlıyordu. Odamın içindeki karanlıkla mücadele ediyor ve kazanıyordu. Bense yarı uyur yarı uyanık, ayılmaya çalışıyordum. Odamın penceresi kapalı olmasına rağmen güneş pes etmiyordu. Hayatımda hep güneşi örnek almışımdır. Tıpkı bir yıldız gibi, bütün karanlığı def eder ve bunu yapmaktan asla bıkmaz. Tekrar ve tekrar, durmadan ışığıyla insanlara iyi gelir. Ben de güneş gibi olmak istiyordum; düşüncelerimle herkese iyi gelen, onları yalnızlıktan kurtaran kişi...
"Uyan! Uyan! Uyan! Sabah oldu, okul var, hazır ol!" Alarmım çalmıştı. Demek ki artık uyanmak zorundaydım ve öyle de yaptım. Yatağımdan hafifçe doğrulup terliklerimi giydim. Terliklerimi giydiğim gibi masamın üzerinde şarjda duran telefonumu aldım. Alarmımı kapatıp saate baktım. Hâlâ uykulu olduğum için saat altı yazısını saat dokuz zannetmiştim ve gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. "Geç kaldım!" korkusuyla... Ama gözlerim açılınca fark ettim ki daha sabah altıydı.
Hemen odamdan gecelikler ve terlik kombinimle çıkıp banyonun yolunu tuttum. Yüzümü yıkamak için evin ikinci katında bulunan banyoyu tercih ettim. O banyo şahsıma ait gibiydi, genellikle benden başka kimse o banyoyu kullanmazdı. Önümdeki ilk beyaz kapıyı açtım; burası banyo değildi! Banyo diye kitap odama gelmiştim. Bu odayı da düzenlemem gerekiyordu, kütüphane gibi olmuştu iyice; her yer her yerdeydi. Kendime not düştüm: "Kitap odanı temizle."
Yanlış odaya girdiğimi anladığım gibi kapıyı kapattım ve diğer beyaz kapılı odaya gittim. Kapıyı açtım, ışığı yaktım; bu sefer doğru odaydı. Önümde siyah plastikli, camları beyaz bir duşakabin vardı, demek ki burasıydı. Odada sağıma döndüm ve önümde yuvarlak ayna vardı. Aynanın ışığını da yaktım, kendimi daha iyi görmemi sağladı. Sonra siyah musluğu açıp hafifçe eğildim. Su çok soğuk olmasına rağmen yüzümü suya götürdüm. Su yüzüme temas ettiği anda içime bir irkilme ve bir soğukluk geldi. O gelen irkilme ve soğuklukla biraz daha ayıldım ve uyandım.
Gözaltlarımın çok şiş olduğunu fark ettim. Beyaz tenime kararıklık hiç yakışmıyordu ve çok aşırı derecede "Ben buradayım!" diyordu. Yeni bir eğitim yılına böyle gidemezdim. Hemen lavabonun altındaki dolabımı açtım. İçinden gözaltı bantlarımdan birini aldım ve gözaltlarıma uyguladım. Yaklaşık otuz dakika durmak zorundaydı, yoksa etkisini göstermiyordu. En iyi şekilde etkisini göstermesini istediğim ve zamanım kısıtlı olduğu için banyodan çıktım. Merdivenleri buldum. Merdivenler kahverengi tahtalardan oluşuyordu ve yaklaşık on beş ya da yirmi basamaktı. Merdivenleri indim ve mutfak vardı. Sonradan aklıma banyonun ışığını kapamayı unuttuğum geldi ve hemen banyonun ışığını kapatmak için koşarak merdivenleri çıkıp banyoyu buldum. Işığı ve aynayı kapattıktan sonra aşağıya, mutfağa indim.Mutfağımız kocaman ve çok eğlenceliydi, burada yemek yapmak. Hemen dolabı açtım, dolaptan iki yumurta çıkardım. Yumurtaları tezgaha bırakıp üstteki siyah dolaptan tavalardan birini aldım. Sonra tekrar buzdolabına dönüp tereyağını aldım ve tavaya tereyağı koyup tekrar buzdolabını kapattım. Aşağıdaki çekmeceden kaşık alıp yağı erittim. Yağı erittikten sonra içine iki yumurta kırdım ve bir tutam tuz atıp yumurtamı hazırladım. Mutfağın tam sonunda durup bahçeyi seyreden masama oturdum ve yemeğimi yemeye koyuldum. Sonra aklıma köpeğim Sarı'yı beslemediğim geldi.
Hemen yemeğimi yedim. Kolumdaki akıllı saatin ekranına dokundum. Ekran açıldı ve saate baktım; saat altı kırk beşti. Çok geç olmuştu! Gözaltımdakileri çıkarmam gerekiyordu ama onu umursamayıp Sarı'nın mamalarından aldım. Yaklaşık bir bardak yiyordu sabah, veteriner öyle demişti. Ben de o ne derse onun dediği gibi yapıp o kadar vermek için cam bahçe kapısını açtım ve Sarı'nın çitli alanına doğru gittim. Çitli olmasının sebebi havuza düşme olasılığının yüksek olmasıydı. Onu korumak her zaman benim bir önceliğimdi. O benim tek dostumdu, gerçek dostum. Ona mamasını verdim. Mamasını büyük bir iştahla yedi ve biraz onun sevimli hallerini izleyip onunla oynadım. Sarı da benim gibi sarışın bir köpekti, o yüzden de ismi Sarı'ydı. Üç boyutlu bir cisim gibiydi, aşırı uslu ve eğilimliydi. En iyi yanı söz dinliyor olmasıydı.
Gözaltlarım artık yanmaya başlamıştı. Bu da demekti ki artık çıkarma vakti gelmişti. Ben de bunu anladığım gibi tekrar eve döndüm. Mutfaktan çıkıp içeriye baktım. Oturma odasında kimse yoktu, demek ki annem ve babam daha uyanmamışlardı. Hemen tekrar yukarıdaki banyoya çıktım. Işığı yaktım ve gözümdeki bantları çıkarttım. Bantları çöpe attım ve masaj aletiyle hafifçe, ardından bıraktığı sıvıları tekrar masaj aletiyle güzel ve yavaşça yedirdim gözaltlarıma. Tekrar aynadan baktığımda olabildiğince siyahlık kararmıştı ve hafif bir parlama vardı.
"Dı dı dıt dıdıdıt..." Bu ses bu sefer telefonumdan değil, saatimden geliyordu. Saat yedi olmuştu ve ben hazırlanmak zorundaydım. Hemen uzun salondan yürüyüp odama gittim. Masamın üzerinden dün ütülediğim kıyafetlerimi aldım ve giyindim. Üzerimde siyah, kısa kollu okul formam, altımda ise siyah bir pantolon vardı. Çok garip bir okul formasıydı ama diğer okullarınkinden iyiydi. Okul formamı da giyince masadan telefonumu aldım ve tekrar banyoya gittim. Alt dolaptan bana ait olan elektrikli diş fırçamı aldım ve dişlerimi güzelce fırçaladım. Dişlerim inci gibi olmuştu ve bu beni çok mutlu etmişti.
Şimdi sıra en zor kısım olan ağız gargaramdaydı. Kullandığım ağız gargarası aşırı yakan bir şeydi ve buna katlanması çok zordu. Neyse ki bu sefer yanması kısa sürmüştü. Hemen merdivenlerden indim. Aşağıda girişe vardım. Terliklerimi girişte çıkarıp yerine bıraktım ve ayakkabılarımı giymeye koyuldum. Tam ayakkabımı giydiğim esnada otobüsün sesini duydum ve hemen evden çıktım ama parfüm sıkmayı unutmamıştım. Her zaman deniz kokusu kullanırdım, deniz beni rahatlatırdı ve bunu çok severdim. Otobüs tekrar korna çalınca kapıyı açtım, çıktım ve otobüse bindim. Cam kenarında üçüncü koltukta oturdum. Çantamdan kablosuz kulaklığımı çıkardım ve kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Kulaklığımda "Kalben den Yara" çalıyordu. Şu aralar favorim bu şarkıydı. Sebebini bilmesem de bu şarkı beni içine çekiyordu; yalnızlığımı hatırlatıyordu bana ve içimdeki yarayı, dost kazıklarını ve kendimi güçlendirmemi sağlıyordu.
Yol yaklaşık yarım saat sürüyordu ve ben kulaklıkla müzik dinliyordum. Yaklaşık yarım saat sonra okula varmıştım. Herkes inmeye başlamıştı. Ben de sıramı bekleyip okulun önünde indim. Okul hapishane gibiydi, bir dağın üstündeydi resmen. Kocaman ve aşırı korkunçtu, insanın içini soğutuyordu. Kapıda kartlı giriş sistemiyle giriliyordu ve ben de kendi kartımı turnikeye basıp geçmiştim. Okulun kocaman bahçesinde, belki de yüzlerce öğrenci içerisinde tektim. Hemen hızlı adımlarla sınıfımı aradım. Sınıfımı buldum, kocaman On İki A yazıyordu, artık son senemdi her şey için.
İçeriye girdim. Sınıfta beş kişi ya vardı ya yoktu. Ben Mustafa'nın yanına oturdum. Şu zamana kadarki sıra arkadaşımdı, neredeyse sekiz yıldır aynı sınıftaydık. Kendisi ortaokulda en nefret ettiğim arkadaşım olabilirdi ama şu an en iyi okul arkadaşımdı. Ama hâlâ aramız soğuk gibiydi. "Günaydın," dedim. Bana bakıp hafif bir tebessümle, "Sana da günaydın," dedi. O suratındaki hafif tebessüm içimin ısınmasına yetmişti ama sadece içim ısınmıştı, ruhum hâlâ ısınmıyordu. Çok yapmacıktı aramızdaki ilişki ama yapacak bir şey yoktu.
"Yaz tatilin nasıl geçti?" diye sordu. Çok şaşırmıştım, genelde benimle konuşmazdı. "Yaz tatilim iyi geçti, Paris'teydim. Senin nasıl geçti? Sevgiline nasıl gidiyor?" "Benim de tatilim iyi geçti, sorduğun için teşekkür ederim. Sevgilimle de aramız çok iyi, ciddi düşünüyoruz şu an ama bilemiyorum." Onun adına çok mutluydum çünkü sevgilisiyle araları aşırı iyiydi ve bu beni çok fazla mutlu ediyordu. Neden bilmiyorum ama insanların mutluluklarına kendi mutluluğumdan daha fazla seviniyordum ve bu az da olsa iyi hissettiriyordu. Bedenim kendini içten içe yiyip bitiriyordu ve en zoru da buydu.
Mehmet bir anda yanımdan kalktı. Tam nereye gidecek diye bakarken, beni bırakıp kapının önünde onu bekleyen Erva'nın yanına gitmişti. Erva onun sevgilisiydi ve aşırı mutlulardı. Tabii ki onların adına ben de... Tam telefonumu cebimden çıkaracaktım ki içeri bütün enerjisiyle Nisan girdi. Nisan, uzun kumral saçlı bir kızdı ve en yakın kız arkadaşımdı. Çok iyi bir insandı. Onunla konuşmak bile içimin ısınmasına yetiyordu, çok iyi hissettiriyordu. "Günaydın Ege!" yüzünde içten bir gülümseme vardı ve benim için de... "Sana da günaydın Nisan. Nasılsın? Tatilin nasıldı?" İçimden geldiğince gülümsemeye ve gülümsememe içtenlik katmaya çalıştım. Bunu anlamış olacak ki suratında tekrar bir mutlu tebessüm belirdi ve gamzesini ortaya çıkardı. "Tatilim çok güzel geçti ya, senin tatilin nasıldı?" "Benim de tatilim iyi geçti." "Sıranız boş mu, oturabilir miyim?" "Tabii ki oturabilirsin." İlk kez bugün yalnız olmadığımı hisseder gibiydim. Nisan bana hafifçe gülümsemişti ve bu bile içimin ısınmasına sebep olmuştu. Karşı sıramda o vardı, şu anlık yanı boştu. Biz de en iyi yerde oturuyorduk; Mehmet'le beraber sıramız pencereden ikinci sıranın en arkasıydı. Önümüzde Nisan'lar, yanımızda Ahmet'ler ve Esra'lar vardı. Ahmet'ler ve Esra'ları pek sevmesem de Nisan'ın önümde oturması çok iyiydi. Her ne kadar okul harici konuşmasak da okuldaki tek gerçek arkadaşım olabilirdi.
Kapı açıldı, sınıfa bir anda Nur girdi. Nur, kısa boylu, esmer tenli, siyah uzun saçları olan bir kızdı. O da Nisan gibi çok içten ve iyi bir kızdı, yani ben öyle varsayıyordum. Nur kapıdan içeriye girdi, bizim sıraya doğru yürümeye başladı ve Nisan'la selamlaştı. Sanki önceden haberleşmişler gibi beraber oturdular, bir şeyler konuşmaya başladılar. Ben de sıkıldığım için telefonumu açtım. Saat sekiz otuzdu, on beş dakika sonra ders başlayacaktı ve ilk ders matematikti. Matematik en sevdiğim ders olsa da öğretmeninden nefret ediyordum. Yaklaşık kırklarında, uzun, göbekli, esmer tenli, kel ama değil bir adamdı. Kafasının ortası keldi ama önlerinde saç vardı ve saçlar az da olsa keli gizliyordu. Lakin ben uzun bir çocuk olduğum için onun kelini çok net görebiliyordum. Mehmet de bunu dediğimde inanmamıştı ama öğretmen masasında otururken o da Hüseyin Hoca'nın kelini görmüştü ve bir ders boyunca adamın keline gülüp disiplinlik olmuştuk. O gün iğrenç bir gündü. O günden beri Hüseyin Hocam hep sözlülerime düşük verirdi. Ben de sınavlarında yüksek alamazdım tabii. O dokuzdaydı, dokuz sonrası matematikte doksan beş aşağı notum yoktu. Bir ara beni sırf bu yüzden bile disipline vermişti ama başarılı olamadı.
"Günaydın Ege, bugün çok dargınsın, beni gördüğüne sevinmemiş gibisin. İstersen hemen gidebilirim." Bu sözleri bana konuşuyordu. Bu sözler beni güldürmüştü. Nur çok daha cana yakın bir insandı, anlayışlı ve konuşkan. "Sana da günaydın başımın belası," dedim. Bu sefer o gülümsedi. Nur'la aram Nisan'la olduğu kadar olmasa da çok iyi sayılırdı. Aşırı eğlenceli, konuşkan ve enerjik bir tipti. Bütün ders onunla uğraşıyordum geçen sene. O da benimle uğraşıyordu ama her zaman kazanan ben oluyordum.
"Sevgili öğrenciler, ders başladı, lütfen sınıflara!" Ne ara saat sekiz kırk beş olmuştu? Ben derse girmek istemiyordum. Adam bana takıktı ve beni hiç sevmiyordu. Tabii ki ben de onu sevmiyordum, duygularımız karşılıklıydı. Mehmet içeri girdi, bana baktı, hafif gülümsedi ve yanıma geldi. Nur'u görünce ise bir anda şok yaşadı. "Sen gene mi buradasın?" "De evet, sorun mu var?" Onlar ciddi ciddi neredeyse kavga ediyorlardı, bizse Nisan'la onlara gülüp eğleniyorduk. O kadar güldük ki Hüseyin Hoca'nın içeri girdiğini anlayamamıştık. Aslında benim gözüme bir ışık gelmişti ama Hüseyin Hoca'nın kelinin parladığını bilmezdim. Sonra bunu Mehmet de görmüş olacak ki bir anda Nur'la arasındaki buzları eritip o da gülmeye başladı. Nur "Ne oluyor?" der gibi Mehmet'e bakıyordu. Mehmet Hüseyin Hoca'yı çaktırmadan işaret edince Nur da ayağa kalktı ve o da gülmeye başladı. Adamın keli parlıyordu. İyice arkaları kel olmuş olmalıydı ve keli güneş gibi bize parlıyordu. Herkes "Ne yapıyor bu deliler?" dercesine bize bakıyorlardı ama kimse azarlarımızın komikliğini göremiyordu.
"Oturun çocuklar! Siz hariç, arka dört!" dedi. Bir anda işler ciddileşti. Ben hemen sustum, gülmeyi kesmeye çalıştım ama yanımdakiler durmadan gülüyordu. Adam zaten bana ve diğerlerine takıktı ve ilk günden yapacağımızı yapmıştık. "Nedir bu kadar komik olan Mehmet Bey?" dediğinde Hüseyin Hoca. Mehmet buz kesti resmen. Büyük resmi o da görmüş olmalıydı. Ben arkadan Nur ve Nisan'ı sussunlar diye dürüyordum ama onlar gülüyordu. "Sussun artık! Nedir bu kadar komik olan?" Artık ayaktaydı, oturduğu yerden kalkmıştı ve aşırı ciddileşmişti. Üzerinde mavi tişörtü ve altında gri pantolonu vardı, klasik kombiniydi bu onun. Nasıl olsa başka kıyafeti yoktu herhalde, o yüzden kimse ona bir şey diyemiyordu. Artık Nisan ve Nur da büyük resmi görmüştü ve sustular. "Nedir komik olan bu kadar?" Buna diğerleri cevap veremezdi büyük ihtimalle ama ben "Hocam bir video vardı da ona güldük," dedim. "Öyle olsun ama gözüm üzerinde Ege Bey, dikkatli olsan iyi olur. Siz de aynı şekilde Nur, Nisan ve Mehmet. Şimdi telefonlar hemen yoksa olacakları biliyorsunuz!" Bu adam üç ay içinde nasıl bu kadar çekilmez bir insan olmayı başarmıştı? Bu adama inat tıp kazanmak ve bu adama kapak yapmak istiyordum ve başaracaktım da. "Ee, ver şu telefonunu, ben kutuya koyayım," bunu diyen Mehmet'ti. Diğerlerinin telefonunu almıştı ve benimkinde ısrarcıydı. Telefonumu ona verdim, götürdü ve kutuya koydu. Başkanımız da kutuyu kilitleyip müdüre gönderdi. "Açın çocuklar kitabı, ders işleyeceğiz." Tabii biz sana ders işletirsek daha ilk günden ne dersi hocam? Bunu diyen Ebru'ydu ve ağzının payını da almıştı. Hoca onu kapı dışarı etmişti ve dersin kaynamayacağını belli etmeyi başarmıştı. Biz öleceğimize yaklaşık dokuz saat sonra...
"Sevgili öğrenciler, ders bitmiştir." Şükür! "Mehmet aga, benim telefonu getirseniz?" Ne ara biz Mehmet'le bu kadar yakınlaşmıştık ki? Neden aga dedim ben şimdi? Ona aşırı yakınız sanacak. "Tamamdır Ege." Çantamı toplamaya koyulmuştum ki, "Ege, bugün grup kuracağız. Mehmet, Nur, ben, sen de gelmek ister misin?" "Olur, neden olmasın?" Teşekkür ederim. İlk kez sosyalleşmiştim ve anksiyetemi yenmiştim ama yenememiştim. "Olur," dedikten hemen sonra çantamı toplayıp kulaklığımı kulağıma taktım ve Mehmet'ten telefonumu alıp müzik açıp okuldan çıktım. Servisime bindim. Tekrar otuz dakikalık bir yol vardı önümde. Bir mesaj: Bilinmeyen numara. "Neden öyle alelacele çıktın ki, bir şey mi oldu?" Bu Nisan'dı büyük ihtimalle. Telefonuma onu Nisan diye kaydedip "Bir şey olmadı, çıkmam gerekiyordu," yazdım ve gönderdim. O da mesajıma tamam anlamında bir ifade bıraktı. "Bomba grubuna girdiniz. Sizi grubun yardımcı yöneticisi yapıldı." Bu da Mehmet olmalıydı. Grup kurmuştu. İlk kez geçen senenin sonunda yakınlaşmıştım onlarla. Onlar önceden beri konuşuyorlardı ama ben on birin sonu gibi konuşmaya başlamıştım ve ilk kez beni de gruplarına almışlardı. Çok mutlu olmuştum. "Hoş geldin Ege," bu mesaj Nur'dan olmalıydı ve onu da telefonuma kaydettim. "Hoş buldum, gruba aldığınız için teşekkür ederim de grup ismi neden bomba?" "Biri mesajları yakalarsa diye." Bu mesaj Mehmet'tendi. Şimdi anlamıştım, biri buradaki mesajları duyarsa patlatacakları için mi bombaydı? Çok mantıklıydı. Böyle uzunca mesajlaştık ben ve varınca telefonu kapattım ve mesajlaşmayı bıraktım.
Ev ve Gece
"Hoş geldin oğlum, yemek hazır. Odandan çık, üstünü değiştir hemen mutfağa." Girişte merdivenlere yöneldim ve yukarıya odama çıktım. Çantamı masamın üzerine bıraktım. Dolaptan gündelik eşofmanımı ve siyah beyaz örmeye benzeyen tişörtümü giydim ve hemen aşağı mutfağa yemeğe indim. Annem bana makarna yapmıştı. Her ne kadar zengin de olsak arada makarna benzeri şeyler yiyorduk. Makarnanın tadı çok güzeldi. Makarnamı bitirip hemen Sarı'yla oynamak için mutfak kapısından bahçeye çıktım. Sarı'nın çitlerini açtım ve tasmasını takıp bahçenin arka kapısında yürüyüş yoluna çıktık ve onu gezdirdim. Yaklaşık üç saat gezdirmiştim, hava kararmıştı ama Sarı'nın durmaya niyeti yoktu. Hâlâ daha yürüyebilir gibiydi ama ben bitmiştim. O yüzden onu durdurdum ve eve tekrar arkadan girip onu çitlerin ardına kapattım. Bahçede LED'lerin yandığını anladım, demek ki mangal yapılmıştı ve yemek havuz kenarında yenilecekti. Hemen ellerimi bahçedeki çeşmede yıkayıp yemeğe yöneldim. Cidden yemekte mangal vardı ve nefis kokuyordu.
"Okul nasıldı oğlum?" "Okulum iyiydi baba. Senin işlerin nasıldı?" "İyiydi oğlum ama sana bir şey diyeceğim, biz annenle bir hafta evde olamayacağız haberin olsun. Korumalar seninle kalacak ve yeni bir hizmetçi bir haftalık senin için gelecek, haberin olsun." "Teşekkür ederim baba ama hizmetçiye gerek yoktu." "Biz öyle uygun gördük oğlum," bunu diyen annemdi ve çok ciddiydi. "Tamam o zaman siz ne derseniz o, sıkıntı yok. Tek kalırım ya da hizmetliyle." Yemek sofrası bu sohbet sonrası enerjisini kaybetmişti. Bense gruptan gelen mesajları merak ediyordum. Hemen yemeğimi yiyip mutfaktan içeriye girdim ve ellerimi güzelce yıkatıp yukarıya odama çıktım. Telefonumu koyduğum yerden aldım ve mesajlara baktım. "Grubunuza yeni üye olarak Dilara eklenmiş." Ne? Dilara mı? En alaka? O başka okuldaydı. Bu nasıl olurdu? Ama olmuştu galiba. Yine yalnız kalacak gibiydim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18