4. bölüm · Yalancı Yoldaş
2.Bölüm
Bey Baba bir saat boyunca bilmemiz gereken herşeyi bana bir bir anlatmıştı.
Benim için en garibi başka bir tabirle gerçek dünyaya çıkmak olacaktı.
Adam her bir ayrıntıyı başka bir heyecan ve hırsla anlatıyordu. Bu da beni heyecanlandırıyordu.
Bir diğer gariplik ise bu Bersu denen kızın herşeyi benle yapacak olmasına rağmen kibirli bir edayla dışarıyı izlemesiydi.
Saatlerdir dışarıyı izliyor ve asla tepki vermiyordu.
Nihayet konuşma bittiğinde bizi geçiriyordu. Kız hemen önündeydi.
"Bu akşamdan itibaren misafir odasını paylaşacaksınız. İşbirliği için buna alışmalısınız..."
Bu buz dağına ne olduda birden dile gelmişti?
"Eklemek istediğiniz bir şey var mı?" diye sordu sarı kız. Hoş bir sesi vardı...Fakat bunu sıkıntıyla söylemişti.
"Bilmeniz gerekenler bu kadar, kızım." kızım mı?
Bana döndü:
"Birlikte misafir odasına geçin. Pazar gününe kadar istirahattesiniz."
"Tamamdır..."
Önüme baktım. Kızın arkamdan geldiğini bilerek yürüdüm. Yine o koridordan geçiyorduk...
Raflar ve kitaplar üstüme üstüme geliyordu. Nefesin daraldı. Adımlarımı hızlandırdım.
Koridorun sonuna döndüğümde ferah bir nefes aldım. Terlemiştim.
Aklıma anlık arkamdaki kız geldi. O tarafa baktım.
Kız kısa topuklukarıyla yere sağlam basıyordu. Bir eliyle ceketinin yakasını tutmuş diğer eliniyse salmıştı. Bu ona ciddi bir eda veriyordu. Hafif bir makyajı vardı. Yok denecek kadar az...
Saçları sarıydı. Üzerinde hafif bir renk dalgası vardı ve bu ona çok yakışıyordu.
Ben salınan saçlarını izlerken bana bir bakış attı. İfadesiz bir yüzü vardı.
Yanımdan geçip sola dönerken "Bu taraf ?" diye mırıldandı. Cevap vermedim.
Odanın girişine gelmiştik. Önden ona odanın kapısını açtığında odayı hafifçe süzdü.
"Beğenmedin sanırım."
Gülümsedi. Bana kaçamak bir bakış atıp cevap verdi:
"Daha iyisini yapardım."
Bersu'da ilk gördüğüm biraz kibirli birazda soğuk bir kızdı. Ama daha 2 dakika olmadan sıcak davranmasını bekleyemezdim. Değil mi?
Odada iki yatak vardı. Kapıya yakın olanı seçmiş olacak ki onun yanına yürüdü. Üstüne oturdu.
Yanındaki yatağa onun tam karşısına oturdum. Ditseklerimi dizlerime dayayıp ona baktım.
Komidini izliyordu. Telefonlar orada duruyordu. Kaşlarıyla orayı gösterdi.
"Telefonlar." dedi. Birini eline alıp incelemeye başladı.
Umursamadım. Ayağa kalkıp pencereye yürüdüm. Camı araladım.
"Pisi pisi pisi."
"Ne yapıyorsun sen?" cevap vermedim.
Sadece bekledim.Arkadaş cama geldiğinde onu kucaklayıp yatağıma geçtim.
"Kedi seviyorsun ha..?" kendini kasmıştı.Bı durumu bana yakıştıramamasınını normal karşılardım ama bu gerginlik biraz anormaldi.
Az önce yatak başlığına rahatça yaslanırken şimdi neredeyse duvara girecekti.
"Beğenemedin mi ?"
"Ne bileyim...Ayderle'in oğlusun sunuçta..."hiç rahat davranmıyordu. Korkuyor muydu ?
" Senin kedi fobin mi var? "
Cevap vermedi. Kediye mahçup bir bakış atıp yutkundu. Yazdım bir kenara...
" Tabiki kediden korkmuyorum!O pis şeyin neyinden korkmalıyım ki!? "
" Tek sorun pis olması mı?"
"Evet."
Ona sırtımı dönüp masaya döndüm. Sandalyeye oturup Arkadaş'ın başını okşadım.
Ona inanmıştım. Ama şu durumda konuştuğumuz şey kedi olmamalıydı. O ise kendini tatmin etmek istiyordu:
"Gerçekten bi kediden korkmuyorum, korkak değilim."
"Anladım. Gerizekalı değilim." bu bir terleme değildi. Gayet düz bir sesle söylemiştim.
Bir yandan Arkadaş 'ın başını oklamaya devam ediyordum.
Aniden kapı açıldı.Arkadaş sakince masanın altına gizlendi. İşi kapmıştı.
Yiğit ise yüzündeki samimi ve bir o kadar resmi ifadesinden ödün vermeden bize baktı. Ve tahminimce bu adam der ki:
"Kemal bey sizi çağırıyor... İkinizi."
Bersu bana baktı. Bu sorgulayıcı bir bakıştı.
"Hay hay" demekle yetindim.
Koridora çıktık.
"Kendisi dışarıda." dedi adam...
Büyük ihtimalle sahaya çıkmıştı. Bizi de orada çağırıyor olmalıydı.
Tahminim doğruydu.
Arka verendadan dışarı çıktık. Birkaç metrekarelik üzüm bağının yanından geçtik.
Biraz daha yürüyüp sahanın ortasında;geriye kalan, dönümlerce olan üzüm bağlarına karşı, durduk.
Bey Baba bizi orada bekliyordu.
Elleri arkasında bize bir bakış attı. Cidden, bu adama ne oluda üstündeki ölü toprağını atmıştı?
"Bizi çağırmışsın." diye söze girdi Bersu.
"Konumuzu uzatmayacağım." sesi bu defa sertti.
"Bu görevinizin benim için önemini tahmin bile edemezsiniz...Sizi son defa bir teste sokacağız. Bu konuyu daha önce halletmeye niyetiydim. Fakat Yiğit ve diğerleri ancak müsait olabildi. Onlar geldiğindeyse, işe başlayacağız..."
Daha konuyu sorgulayamadan Yiğit ve diğerleri geldi.
En başta tereddütteydim. Keza işin aslı çok geçmeden kendini gösterdi.
Apaçık bizi yarıştıracaklardı.
Buna niye luzum gördüklerini anlayamıyordum.
Ben gözlerimi açtığımdan beridir bu çatı aldında "test edilebilecek" her şeyin eğitimine tabi tutulmulşum.
Bersu'daysa durumun farklı olduğunu düşünmüyordum.
O, herhangi bir işbirlikçinin kızı olabilirdi. İyi yetiştirilmişti. Özgüvenli olduğu kadar sertti. Bazı çocuklar kendini korumak zorundalardı. Bu yüzden onu bununla yargılayamazdım.
Bir o kadar, ailesi benim babam kadar sert değildi. Eğer öyle olsaydı, biraz daha ılımlı olur,daha bi sukünet bilirdi.
O, sanki bana göre daha bi özgürdü.
"İkinizinde tam olarak ne durumda olduğundan haberdarım...Kısa kesmek gerekirse size son defa hedef vurduracağız."
Bahsi geçen hedefler yerlerine yerleştirilmiş olmalıydı.
Üzüm bağlarının ortasındaki geniş bir motor yolunda, köy dilinde traktör patikası diye tabir edilir, öylece duruyorduk.
Bu motor yolunun baş tarafına bakınca yerini almış hedefleri görebiliyorduk.
Bey baba adamlarından aldığı bir tabureyi hizamıza yerleştirmişti.
Üstüne bi tabanca takımı bırakmış, adeta sahneyi bize salmıştı.
Babamın benden beklentisi beni her zaman zor durumlara sokmuştur.
Şimdiyse her vaktin aksine, bu kızdan olsa gerek, kendimi adeta özgüvenli hissediyordum.
Kişinin bir duyguyu hissetmesiyle o duyguyu hissettiğini göstermesi farklı şeylerdi.
Belki de o dik başlı,güçlü kuvvetli görünen adam, size olmayanı gösteriyor, içinde biryerlerdeyse yıkılıyor olabilirdi...
Taburedeki tabancalardan birini aldım. Özellikle modeline dikkat ettim. Benim bildiğim o adam bundan da bi mana çıkarır, sonrasında önüme sunmasını da bilirdi.
Ensemde, o boğucu baskıyı hissetmeden yerimi aldım. Bu garipti. Uzaktan beni izliyordu. Bunu biliyordum. Susuyordu. Emir vermiyordu.
Oysaki ben her adımda onun sesini kafamın içinde tekrar tekrat işitiyordum. Kafayı mı yemiştim ne?
"Yere sağlam bas!" diyordu derinlerden...
Kollarını gergin tut! Bakışkarını da sabit!"
memnun olmadıkça sesini yükseltiyor," SABİT" , diye yineliyor...
"Şarjorü boşalt... "diyor.
Nihayet nefesimi verbilmiştim.
Atış başarılıydı. İyi iş çıkartmıştım.
Bey babanın yüzündeki memnuniyeti, onun yüzüne bakmadan da anlayabiliyordum.
Aniden gelen bir kibir, içime doğan bi ego, bana, içimdeki tufana rağmen,kazandığımı söylüyor, beni buna inandırıyordu.
Bersu büyük ihtimalle hedefi beş atıştan üçünü tutturacak, fakat iki atışıda boşa çıkaracaktı.
Buna şüphem yoktu. Tavırları çok barizdi.
Hedefe doğru durdu. Kendiliğinden dik bir duruşu vardı. Sanırım tabancasını mesafeye göre seçecekti.
Belinde tam göremediğim bir şeyi kavrar gibi yaptı.
Omzuna düşen bir saç salkımını ufak bir savunmayla arkasına saldı.
Aman yarabbim! Belinde tabanca taşıyordu.
Benden bir adım öndeydi.
Kolunu profestonel bir hızla hedefe doğrulttu.
Çok bariz:o da şarjörü boşaltmıştı.
Hedefler vurulmuştu...
O tabanca çıktığı yere tekrar girmiş, birşeyler gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı.
