Bölümler 2Şu an: 1. Nilüferin Doğuşu
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uzun süredir aklımda dönen bir kurguydu. Yazıya dökmek şimdi nasip oldu. Keyifli okumalar dilerim...
༺⚜༻
''Bazı şeylerin sonu, her şeyin en başıdır.''
Hayatın benden çaldıklarını ya tırnaklarımla geri sökecek ya da bu uğurda ölecektim. Tek bir kayıp daha istemiyordum, bir tane bile. Sınandığım yol çok uzundu, her şeye rağmen dimdik durmak her zaman kolay değildi. Çoğu zaman düştüm zaten. Tutunmak istediğim her dal kırıldı. Her yol çıkmaz bir sokakta bitti. Sanırım bu benim gerçeğimdi. Ama Belgi bunları kabul edecek bir kadın olamazdı.
Gecelerce ağlıyor, her seferinde bir şekilde ayağa kalkmayı başarıyordum. Yada kalktığımı sanıyordum. Yanımda gibi görünenleri ve sahte gülüşlerini arkamda bırakmam gerektiğini çok iyi bilsemde yalnızlığa cesaretim yoktu. Oysa ki en kadim dostum yalnızlığımdı...
༺⚜༻
Hastaneden geleli yaklaşık 2 saat oluyordu, başım ağrımasına rağmen ilaç içmemek için direniyordum. Ailece genetik kalp rahatsızlığımız vardı ve ben belirtilerinin çok genç yaşta görünmesini elbette istemiyordum. Yatağımın üzerinde hastaların bilgilerini inceliyordum, bu hafta üç tane daha ameliyatım vardı ve bunlardan birisi bypass ameliyatıydı. Sıkıntıyla oflayarak şakaklarımı iki parmağımla ovaladım. Soğumuş kahve bardağına odaklandım bir kaç dakika, odağım bozulduğunda sırtımı dikleştirdim. kapım hafifçe tıklandığında başımı kaldırdım. Annem, içeriye üzerindeki unlu mutfak önlüğüyle girerek kocaman gülümsedi. Annem, tek ailem. Firuze Altun, hayatımdaki en büyük neşe kaynağım...
''Ne yapıyorsun bal kızım?'' yorgun bir şekilde gülümsedim.
''Hasta raporlarına, ameliyatlarıma, tedavi alternatiflerine falan bakıyordum anne. Bu hafta bir kaç tane tane bypass ameliyatım var. Ameliyatları seviyorum ama hastalar gerekli önemlere uymadıkları zaman, o ameliyatlar bütün hafta başımı ağrıtıyorlar.'' Annem yeni yıkadığı elini omuzundaki havluya sildikten sonra yaklaşarak yatağıma oturdu.
''Olsun kızım, sen alanında giderek daha da uzman olacaksın. Zaten adın her yerde dolaşıyor. Yaşına rağmen başarın öyle ün kazanmış ki ülkenin her yerinden sana geliyorlar. Daha neler başaracaksın sen, bir sürü hayata dokunacak benim güzel kızım.''
Bir elimin tersini alnıma koyarak yapay bir sevecenlikle konuştum. ''Ah Firuze hanım, siz de olmasanız beni kim şımartacak? İyi ki varsınız.'' hafifçe kıkırdadığımda güldü ve koluma yavaşça vurdu.
''Belgi, sende hemen göklere tırmandın bak.'' yine gülerek karşılık verdim ama bu an uzun sürmedi, gözlerim 70 yaşındaki hastamın dosyasına takıldı. Adam, yemiyor içmiyor ameliyat riskini azaltmak yerine arttırıyor, gittikçe sinirlerimi bozuyordu. Gülüşüm yavaşça soldu, ancak annemin burada olduğunu hatırlayarak hızlıca toparlandım.
''Sen bir şey için mi gelmiştin?'' cümlemin sonunda gerginliğimi anneme hissettirmemek adına hafifçe gülümsemiştim.
''Yemek hazır diyecektim'' cümlesinin arasında bir şeyi hatırlamış gibi duraksadı. ''birde kalp ilacımı bulamadım kızım, sen gördün mü hiç?'' kaşlarım hafifçe çatıldı.
''Ne kadar süredir kayıp?''
''Bir süredir, yani sabahtan beri.'' Aramızdaki diyalog uzadıkça, kaşlarım daha da çatılıyordu.
''Allah Allah, nereye koymuştun ki?''
''İlaç kutusundaydı kızım, saati yaklaşıyor iyice.''
''Almadan sakın yatma tamam mı? Bulamazsan ben yazarım bir tane, yarın getiririm.'' üstündeki önlüğü çıkartırken kafa salladı ve kapıya yöneldi.
''Hadi yemeğe gel, bamya yaptım.'' Yüzümü buruşturdum.
''Bamya mı? Anne ya ben bamya sevmiyorum.'' arkasını dönmeden bir elini havada öylesine salladı.
''Ben seviyorum Belgi.'' içtenlikle ofladım, küçüklükten beri ağzıma sürmediğim yemekti bamya.
Daha fazla odada duramayıp annemin arkasından mutfağa gittim. Sofraya oturdum ve annemin tabağımı doldurmasını izledim. Tabak önüme geldiğinde gülümsememe engel olamadım. Şımarık bir edayla ellerimi annemin çökük yanaklarına koyarak konuştum.
''Oyy sen bamya sevmiyorum diye sarma mı sardın?'' ellerime vurdu hafifçe.
''Sus, şımarma. Hem bamya sevmemek nereden çıktı? Nimet o nimet, sevmiyorum denir mi hiç?'' tekrardan gülerek yerime oturdum. Çatalı alarak ilk sarmayı ağzıma attım. Gözlerimi kapatarak sandalyeye iyice yayıldım, Annemin yaptığı sarmayı, diğer bütün yemeklerden daha çok seviyordum. Güzel olduğuna dair mırıltılar çıkarırken annem kendi tabağına bamya koyup dönmüştü. Sanki savaş varmış da, kalan son yemekmiş gibi sarma yiyordum. Annem minik bir kahkaha eşliğinde konuştu.
''Kızım yavaş ye boğulacaksın." Annemin pişirdiği kuru fasulyeyi bile başka hiç bir yemeye değişmezdim. Tabi bamya hariç.
Yemek bittiğinde annemi güç bela salona göndererek bulaşıkları topladım. Rutin hayatımın rutin parçaları, her zamanki seyrinde ilerliyordu. Mutfağa şöyle bir göz gezdirip çalışmaya burada devam edebileceğimi düşünerek bilgisayarımı ve gerekli dosyalarımı aldım. Soğumuş kahvemin yerine kendime tekrar bir kahve yaparak çalışmaya devam ettim. Bir süre sonra gözüm saate takıldı akrep gece yarısını çoktan geçmiş üçe doğru yavaş yavaş ilerliyordu. Eşyalarımı toparlayarak odama çıkarttım, ellerim dolu olduğundan ışığı kapatamamıştım. Tekrar mutfağa inerek ışıkları kapattım, odama yöneliyordum ki salonun ışığının açık olduğunu gördüm. Annemin şimdiye kadar çoktan uyumuş olması gerekirdi. Salonun kapısını usulca açtım, televizyon açıktı ve annem koltukta uyuyordu. Bu tatlı görüntüye gülümseyerek yanına yaklaştım, koltuğun kenarındaki battaniyeyi üzerine örttüm ve televizyonu kapattım.
Sabahtan akşama kadar hastanede bir tempo ve koşuşturma içindeydim ve çok yoruluyordum. Aynı şekilde annem de otelin mutfağında sürekli koşturuyordu. İzin günleri boldu ama oturmayı reddediyordu ancak kalbi yaş aldıkça hassaslaşıyordu. Bu yüzden artık işi bırakmasını istiyordum ama Firuze Altun inatçının tekiydi. İlle de çalışacağım diyordu ve ısrar ettiğimde daha yataklara düşmedim gencim diyordu. Düşünceler zihnimden geçerken gülümsedim, salonun ışığını söndürüp odama geçtim. Günün yorgunluğundan çoktan uykuya dalmıştım.
Gecenin sabaha doğru ilerlediği sakin saatlerde, uykumun en tatlı demlerindeyken kapının sertçe vurulması ve zilin üst üste çalmasıyla yerimden sıçradım. hızlıca sabahlığı üstüme geçirirken odamdan çıkıp dış kapıya yöneldim. Delikten baktığımda kapı önü oldukça kalabalık görünüyordu.
''Kim o?''
''Polis'' gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Gecenin bu saati? Polis?
Antrenin ışığını açtım ve kapıyı hızlıca araladım. Ekip oldukça kalabalık görünüyordu. Uykunun mahmurluğunu ve saatin şaşkınlığını üstümden atamamıştım. En öndeki adamın arkasından gökyüzüne baktım, hava aydınlanmaya başlamış sayılırdı. Şafak operasyonu falan mıydı? İki kadının kendi halinde yaşadığı yere bu saatte nede polis gelebilirdi? Belki komşularla alakalıydı. Bir an düşününce bu fikir oldukça saçma gelmişti, eve en yakın konut arabayla bile on beş dakika uzaktı. O en yakın konut bile yazlık evlerden biriydi. Yaz harici buraya uğrayan olmuyordu. Bu dondurucu soğukta kimsenin denize girmek istediğini de sanmıyordum. Kafamı hızla iki yana sallayarak düşüncelerden sıyrıldım.
''Buyurun lütfen?'' En öndeki uzun boylu açık kumral sivil adam, cüzdanındaki polis rozetini uzatarak konuştu.
''Emniyetten Akın Doğan, Taner Sağun için geldik. Adres bilgileri bu yerleşkeye kayıtlı. Adınızı öğrenebilir miyim?'' isim kulaklarıma ulaştığı anda kaşlarım çatıldı, demek mesele oldukça büyüktü. Daha ilk saniyelerden tedirgin olmaya başlamıştım.
''Hayır, tanımıyorum. Ev annemin üzerine ve annemle birlikte yaşıyorum.''
''Peki, ancak ifadenizi almam gerekiyor. Taner Sağun ile hükümetin bazı ciddi problemleri var. Adınızı öğrenebilir miyim? Mümkünse ev sahiplerinin hepsinin adını.'' elindeki not defterinin ortalarda bir sayfası açıktı ve kalemle bir şeyi yazmayı bekliyor gibiydi. Halen şaşkınlığımı atamıyordum, gözlerimi kırpıştırdım. Bir an sonra kendime gelerek aceleyle konuşmaya başladım.
''Tabi, annemin adı Firuze Altun.'' not defterine annemin adını yazdıktan sonra polisin bakışları yine bana döndü. ''Sizin adınız?''
''Belgi'' adımı duyan adam not defterine yazmaya başladığında saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Zor bir isme sahip olduğum için adamın beni anlaması adına tek tek söylüyordum. ''Ayşin'' ve sıra soy ismime geldiğinde bir anlığına duraksadım. Derin nefes alarak tek seferde söyledim ''Sağun.'' memurun kalemi tutan eli bir anlığına duraksadı ve göz ucuyla bana baktı.
''Tanımadığınızı söylediniz ama şimdi soy isimleriniz aynı?'' başını not defterinden kaldırarak defteri kapattı ve arkadaki memurlardan birisine uzattı. ''Belgi hanım sizce de bir gariplik yok mu?'' sertçe yutkundum. Tanımadığım yalanıma inanacaklarını beklemek zaten aptallıktı.
''Şimdi şöyle ki-'' konuşmaya henüz başlamıştım ki beni hızla süzerek cümlemi böldü.
''Taner Sağun nerede?'' ismi tekrar duyduğumda yavaş yavaş kendime geldiğimi hissettim, aynı zamanda giderek gerildiğimi.
''Ben... bilmiyorum. Burada olmamalı, Rusya'da olması gerekiyordu? Bağlantılarımızı koparalı çok oldu. Aniden neden onun için geldiğinizi anlamıyorum.'' Şüpheci bakışlarını üzerimde gezdirdi. Elindeki dosyaya bir göz attı.
''Bizimle geliyorsunuz.'' gözlerini kaldırarak bana odaklandı. Hızlıca kafa salladım.
''Bir saniye öyle kafanıza göre beni tutuklayamazsınız memur bey bakın lütfen.'' saniye geçmeden bileğime takılmak üzere olan kelepçenin gümüş rengi gözlerimde parladı. hızlı bir hareketle geri çekildim.
''Tamam izin verin, anneme haber vereceğim.'' içeri girmek üzereyken kolumu tuttu. Eline bakarak duraksadım.
''Gidemezsiniz.'' gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım.
"Madem bırakmıyorsunuz siz de gelin, sadece anneme haber vereceğim hepsi bu."
"Anneniz buradaysa onunla da görüşmemiz gerekecek." kaşlarım çatıldı.
''Tamam, ona da tamam.'' kolumu bırakarak gitmeme izin verdi, salona ilerlerken ardımdan yürümeye başladı. Salonun kapısını açarak seslendim.
''Anne, acil uyanman gerekiyor.''
Annemin gece uyuduğu yere baktığımda onu göremedim. İçim gittikçe daha çok daralıyordu, Arkamda durak polise aceleyle çarparak salondan ayrıldım, evin bütün odalarını sırayla kontrol ediyordum. Polis memuru da benim peşimde dolanıyordu. Banyonun önünden geçip yatak odasına ulaşacağım sırada hızımı alamayıp vazoya çarparak düşürdüm, cam kırıkları her yerdeydi. Kendi kendime söylenerek camların arasından hızlı hızlı geçmeye çalışıyordum
''Off, sakarlığın sırası mıydı Belgi?'' kendi kendime konuşarak hızlıca yatak odasına girdim. Yatak boştu oda derli toplu duruyordu. Hızlı bir bakış atmıştım ama tam odadan çıkıyorken bir şeyi fark ettim. Yatağın öbür ucunda birinin bedenini.
Boylu boyunca uzanıyordu . Bulunduğum yerden bedenin sadece bacağını görebiliyordum. Sertçe yutkundum. Yavaşça o tarafa yaklaştım, görüntü netleştikçe ve kim olduğunu anladıkça korkum artıyordu. En sonunda kabullendim, annemin bedeniydi. Nefes alamadığımı hissettim, iliklerime kadar. Sanki ruhum boğazıma tırmanıyor, çıkmaya çalışıyordu. Bacaklarımın titremeye başladığını hissettim, yere yığılmadan önce tiz bir çığlık koptu boğazımdan.
''Anne!''
Çok geçmedi, bir dakika belki daha az. Adının akın olduğunu bildiğim dakikalardır peşimde dolanan polis telsizle birilerine haber vermişti bile. Ben anneme öylece odaklanmış bakıyorken, aşağıdaki bütün polisler odayı doldurmuştu. Toparlanmalıydım, hemde acilen. Ambulans gelene kadar eğer halen ölmediyse ilk müdahaleyi ben yapabilirdim.
Annem...
Hayır Belgi, o sadece bir hasta.
Zorlanarak ayağa kalktım aniden sendelediğimde, Akın bana doğru hamle yaparak kolumu tuttu. ''Nereye?'' tekrar odadakilere döndü, kolunu iterek uzaklaştım. Bıkkınca sesimi yükselttim.
''Ya bir bırak, bir saniye izin ver, bir sal beni ya.'' Tek kaşı kalktı. Dakikalardır biriken sinirimi bırakmıştım artık. Demek saygı diye bir şey kalmayacaktı aramızda. ''Doktorum ben, tamam mı? Ambulans çağırdıysanız gelene kadar müdahale etmem gerek.''
"İzin vermiyorum." sabır çektim.
"İzin almıyorum." duraksadı. Ağzını açmasına izin vermedim. "Şu anda o hasta konumunda, bende doktor konumundayım. Birinin hayatı söz konusu, üstlerin saçma sapan bir soruşturma uğruna birinin öldüğünü öğrenirse ne yapar?" kaşları gittikçe çatıldı. "Muhtemelen kariyerin tehlikeye girer belki de sona erer." işaret parmağımı burnunun ucuna kadar kaldırdım. "Sen işini yapıyorsun bende işimi yapacağım. O yüzden ambulans gelene kadar bana karışmayacaksın."
Anneme doğru ilerledim. Derin nefes aldım ilk müdahale, bir vakanın en önemli parçası. Eğer tek bir hata yaparsam her şey biter. Bileğimdeki toka ile saçımı hızlıca topladım ve yere çömeldim. Kimse yanımda olmadığında sakinleşmek için iç sesimle konuşurdum. Gözlerimi kapatarak boğazımdaki yumruğu yuttum. Her şeye rağmen tedirgindim, sonuçta hasta bu sefer annemdi.
Hayır Belgi, sen çaylak değilsin. Bir çaylak gibi davranmayı kes ve şu işin hakkını ver.
Yapabilir miyim?
Yaparsın.
Ya yapamazsam?
Yapmak zorundasın.
Yapmak zorundayım. Derin bir nefes aldım, önce kalbini dinlemek için kafamı göğsüne yatırdım.
Umut... ufacık bir umut.
Nabzının zayıf atışını duyduğumda rahatladım. Geç değildi, halen bir şansım vardı. Bu sefer nefes alışlarını dinlemek için kafasına yaklaştım. Çok şükür nefes alıyordu ama yine zayıftı. yan yatışını düzelterek sırt üstü yatırdım. Kafasının arkasından elimi çektiğimde, hissettiğim ıslaklıkla gözlerimi kapattım. O an farkında olamamıştım ama kafasının yanından yatağın altına doğru bir kan gölü vardı. Gözlerimi açıp kan kırmızısı elime baktım.
Soğukkanlı kal.
Ne olursa olsun, kendini sakın bırakma..
Kanlı ellerimi tekrar annemin kafasının arkasına yerleştirerek kanayan noktayı buldum, büyük değildi ama hatırı sayılır bir genişliği vardı. Kanayan noktayı bulduğumda tüm gücümle bastırdım. en azından kan kaybından ölmesini engellemeliydim. Çevremde ki polisler burayla ilgilenmiyor, daha çok annemin neden yerde olduğuyla ilgileniyor gibiydi. Akın Doğana baktım, ellerimi izliyor sesini çıkarmıyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde irkildi.
''Gelen ambulansa söyle, Vita hastanesi. Kardiyoloji, kalp ve damar yolu hastalıkları. Bak annem benim için çok önemli-'' sözümü bölerek konuştu.
''Anladım, şimdi de annenle gitmek isteyeceksin.'' onaylayarak başımı salladım.
''Hastaneye kadar gitmene karışmayacağım." o kadar da kaba olmadığını düşünmeye başlamışken tekrar konuştu. "Tek şartla polis arabasıyla gideceksin. Anneni doktorlara teslim eder etmez sorgu için bekliyor olacağım." yine erken düşünmüştüm. Sinirle elimi saçımın arasından geçirdim.
"Ya sabır, Ya sabır." ambulansın sesi etrafı doldururken, tekrar konuştu.
"Bir şey mi dedin?" gelen paramediklere baktım.
"Demedim bir şey."
"Güzel, bende öyle düşünmüştüm." Göz devirerek elimi yaradan ayırmadan annemin getirilen sedyeye yatırılmasında yardımcı oldum.
Bildiğim bir kaç duayı mırıldandım. Elimi asla oradan çekmeyerek ambulansa kadar gittim, içeri girdiğimde polis Akınla göz göze geldik. Paramedik elini yaraya doğru uzattığında nereyi tutacağını gösterip bıraktım. Ambulanstan atlayarak indim, kapılar kapandı ve ambulans hareket etti. Akına hışımla döndüm, parmağımı tekrar ona doğru uzatıyordum.
"Beni oraya olabildiğince hızlı ulaştıracaksın."
"Emrin olur, başka arzun var mı?"
"Yok, sağ ol" önden ilerleyerek Akının yanından arabalara doğru ilerledim. İlerlemek yerine dikilen Akına döndüm sonra.
"Ne bekliyorsun"
"Sanki hangi araba olduğunu biliyorsun." polis araçlarının tam tersi yönüne ilerledi Akın, siyah bir BMW araca binerek arabayı çalıştırdı. Benim olduğum tarafa doğru sürdü ve tam yanımda durdu. Benim tarafımdaki pencereyi açarak seslendi.
"Bin artık"
"Daha az konuşur musun lütfen? Göz devirmekten yoruldum, gözlerim yuvalarından çıkacak." bu sefer göz deviren o oldu.
"Biniyor musun? yoksa diğerleriyle gitmeyi mi tercih edersin? Diye soracaktım ki başka şansın olmadığı aklıma geldi. Diğerleri burada kalacaklar ve olay yerini inceleyecekler, benim de olay yerinden ayrılmamam gerekiyor ama zarif ricanı göz ardı edemeyeceğim." tekrar ve tekrar göz devirdim. Kapıyı sertçe açarak bindim, hemen panikledi.
arabaya binerek kapıyı açma şeklimden daha sert bir şekilde kapattım. Gözlerini sanki kolu kopmuş gibi kapattı, babama olan tavrıma takılmak yerine diğer kelimeye takıldı.
"Biraz daha nazik olabilirsin. Babanın malı değil ya sonuçta."
"Tahminen ne zaman susarsın? Bir erkek için çok fazla konuşuyorsun da" sinirle nefes vererek gaza bastı, kemerimi nasıl taktığımı hiç hatırlamıyordum bile.
Çok geçmeden hastaneye varmıştık. Vita hastanesi yani çalıştığım hastane evime en yakın olandı. kırk dakikalık bir süreci vardı ama evimin konumu sayesinde bol bol yeşillik gördüğümden şikayetim yoktu. Acelem olmadığında bisikletle bile giderdim.
Araba durduğunda panik tekrar enseme yapıştı. Arabayı Akının söylemlerine kulak asmayarak onun tabiriyle kabaca terk ettim. Ambulanstan indirilirken Baran'ın annemin başında olduğunu görünce bir nebze rahatladım. Beyin cerrahıydı Baran, üniversiteyi birlikte okumuştuk ve ellerinin maharetinden şüphem yoktu. Bugün onun nöbetiydi, hızlıca yanına ilerledim.
''Baran hastanın bilgileri bende, Firuze Altun, yaş kırk dokuz. Hipertrofik kardiyomiyopatiler ve aritmi hastası Bir doz belki bir kaç doz ilaç almadı. İlk müdahalesinin ambulansta yapılmış olması gerek.'' bir yandan eldivenleri ellerime geçirmeye çalışıyordum.
'' Ameliyathane hazırlasınlar, basit bir yarılma olup olmadığını bilmiyorum bakacağım. Bir sorun olursa ameliyathaneye acil geçiş yaparız." basit hamlelerle eldivenlerini giydikten sonra annemin başındaki yaraya baktı. Ben halen cebelleşiyordum. "Annen kalp hastası mıydı?'' Baran perdeleri kapattırırken sormuştu bunu.
''Evet, genetik. Hızlı olmalıyız Baran, nabzı çok yavaş.'' eldivenle cebelleşmeye devam ederken baran eldivenleri elimden çekerek çöpe attı. Şaşkınlıkla çöp kovasına baktım. Açıklama bekleyerek Baran'a döndüm.
''Sen girmiyorsun.''
''Ne demek girmiyorsun? Gireceğim Baran.''
''Hayır, hasta benim hastam ve sende hasta yakınısın, dokunmayacaksın Belgi.''
''Bak, zaten uykumdan uyandım nelerle uğraşıyorum. Baran, bir de sen-''
''İtiraz kabul etmiyorum, annene ne kadar değer verdiğini biliyorum. Halledeceğim tamam mı? Bana bırak.'' sinirle nefes verdim. Baran beni baştan aşağıya süzdükten sonra terliklerime kısa bir bakış attı. Ne? Çıkarken ayağıma geçirebileceğim en iyi terlik, Sünger Bob'lu olanlardı. Ayrıca oldukça rahattı kimsenin yargılamasına izin vermezdim. Konuşmak için ağzımı açtığım sırada gözleri arkamda bir noktaya baktı.
''Git elini yüzünü yıka kendine gel, seni bekliyorlar.'' arkasını dönerek annemin olduğu tarafa koştu, hemşire Tuana perdeleri sonuna kadar kapattığında başladıklarını anlamıştım. Gözlerimi yumarak ellerimi suratıma kapattım. Daha dün hiç bir şey yoktu. Ellerimi indirip nefes aldım, etrafıma bakındım. Arkamı döndüğümde, Akın Doğan ile tekrar karşılaştım. Eninde sonunda sorguya çekilecektim, daha fazla itiraf sadece beni yıpratırdı. Hem nereye kadar kaçabilirdim ki?
''Kantin?''
''Olur.''
༺⚜༻
Kantinde iki çay eşliğinde oturuyorduk, benim omuzlarımda battaniye vardı. Akın Doğan ise deri ceketini hiç çıkarmıyordu.
''Bazı sorularım var ve eminim senin de bol bol sorun olacak.'' Durgunca başımı salladım.
''Evet, kesinlikle.'' Çayımdan bir yudum aldığımda, önündeki dosyayı açtı.
''Öncelikle annenden başlıyoruz. Akşamı anlatabilirsin." kapıya geldiği ilk bir kaç dakika dışında sizli bizli konuşmamıştık, samimiyetten değildi. Ayrıca bu keçiyle samimi olmak kendi fikrimce imkansızdı.
''2:30 civarı, annem salonda uyuyakalmıştı. Üstünü örtüp çıktım. Uyandırmaya gittiğimde sende oradaydın zaten. Yatak odasına gittiğimde bende beklemiyordum.''
''Evinde kamera var mı? Kocaman ev sonuçta. Yerleşim yerlerinden o kadar uzak olmasını da göz önünde bulundurursak?'' onaylayarak kafa salladım.
''Koridorlarda, salon mutfak gibi ortak alanlarda var ama yatak odalarında yok, biz içerdeyken kapı açıktı bir nebze bir şeylerin görülmüş olması lazım. Eve giden güzergahta var mı bilmiyorum. Uzun aralıklarla sokak lambaları var, kamera olup olmadığından emin değilim. Hiç dikkat etmedim.''
''Bu işimize yarar, umarım basit bir baş dönmesidir. Biraz daha detay istiyorum sen anlatmazsan bende bulabilirim.''
"Babamla annem ben 5 yaşındayken boşandılar. Kızı olmam dolayısıyla bana karşı oldukça sevecendi ama hariçten birisine bu tavrını hiç görmedim. Annem Beşiktaş'ta bir otelde şefti, bir süredir öğrencilerle ilgilenmeye başladı. Gayet normal, dümdüz bir hayatımız vardı. Bir kaç pürüzü saymazsak. İlacını kaybettiğini ve bulamadığını söylemişti, kalp ilacı. Bende yarın yazarım dedim. Çok önemli bir dert değildi bir doz atlamak hiç bir sorun göstermezdi." Akın derin düşüncelerin içinde gibiydi, sağ bacağını stresle sallıyordu. Bacağı birden bire durdu, gözleri bir şey hatırlamış gibi gözlerimi buldu. Meraklanmıştım, masaya eğildiğinde bende onun gibi yaklaştım. Sır söyler gibi fısıltıyla konuştu.
"Peki, anneniz ya birden fazla doz atladıysa?" birden bire zihnim durdu. Olabilirdi, henüz bütün açılardan değerlendirmemiştim.
"Bunu hiç düşünmemiştim. Hastane yorucu olduğu için, annem bana gün içinde yaptıklarını anlatmaz yorgunsun derdi. Bende anlatmamasına alışkın olduğundan sorgulamadım"
"Belki de ilaç uzun süredir kayıp ve atladığı ilk doz bu değildir?" telefonunu çıkararak biriyle kısa bir görüşme yaptıktan sonra tekrar bana döndü. En sakin konuşma buydu sanırım. Diğer konu beni iyice meraklandırmıştı.
''Ekip kamera kayıtlarını inceleyecek. Yine de gözetim altında olacaksın bir süre.'' dosyayı kapatıp kenara koydu. Hemen altındaki dosyayı açtığında göz ucuyla baktım.
"Tutuklu mu yargılanacağım?"
"Kayıtlar incelensin, ondan sonra karar verilir. Dua et hafta sonu değil nöbetçi mahkemeye kalmıyorsun ve yine dua et ben insaflıyım."
"Sen mi insaflısın?"
"Her memur emniyet dışında sorguya çekmez, aykırı hanım." arkasına yaslanarak diğer dosyayı açtı.
"Asıl meselemize dönersek." Gözleriyle tüm dosyayı taradı. Sadece gözleri onu anımsatan bir fotoğraf vardı önünde, başka hiç bir ayrıntısı bana onun tanıdığım kişi olduğunu söylemiyordu sanki.
Sertçe yutkundum, Taner Sağun. Hayatımın mahvolmasında büyük rol oynayanlardan birisi. Nefret ettiklerimin listesinin en başındaki kişi. Yıllar önce babamla annem boşandığında, babamdan bile bu kadar nefret etmemiştim ama o... Bizim için yapabileceği ne kadar kötü şey varsa yapmıştı.
''Taner Sağun, öz abim.''
Ellerimi istemsizce yumruk yapmıştım. Basit görünebilirdi ama uzun süredir adını ağzıma almadığım birinin adını bu şekilde söylemek, kesinlikle basit değildi.
''Görüşmediğinizi söyledin, ne kadar süredir?''
Bir kaç saniye düşündüm, çayımın tüten dumanına odaklandım. ''on yedi veya on sekiz senedir.''
''Gerçekten uzun süre olmuş.'' Not defterine bir şeyler karalamaya devam ediyordu.
''Elinizde resmi var, güncel mi yoksa en son bıraktığı mı?''
Tek kaşını kaldırarak baktı. Neredeyse şaşırmış bir ifade belirdi suratında.
''Tanımadın mı?''
''Yüzünü pek hatırladığım söylenemez.'' başımla dosyadaki resmi işaret ettim. ''Anımsatıyor, abim olduğunu bilmesem tanımam sanırım.''
''Neden görüşmüyorsunuz?'' sırasının gelmesini asla istemediğim o sorudaydı sıra. parmaklarımı masada belirli bir ritimle hareket ettirdim, cevap vermek yerine bir süre bekledim, oturup kimseye anlatmamıştım bu meseleleri. Bu saatten sonra duyan 'abin mi vardı?' diyebilirdi. Pek sevmezdim geçmişi gündeme getirmeyi, soran da olmamıştı zaten.
''Ben 5 yaşındayken.'' Parmak uçlarımla oynuyordum. Tek odağım, yavaş yavaş soğuyan çayımın dumanıydı. ''Annem ve babam boşandılar.'' Bu yeni bilginin ardından Akın Doğan defterine tekrar bir şeyler yazdı. Sürekli yazması sinirlerimi bozuyordu. Sanki psikolog randevusundaydık!
''Babamı pek hatırlamıyorum, ona dair anılarım yok gibi. Daha çok annem var. Boşandıktan sonra babam Rusya'ya taşınmış. Kimyagermiş ve işine çok odaklanır eve neredeyse hiç girmezmiş. Çeşitli nedenlerden boşanmışlar. Ancak abimi babasızlık kötü yönde etkilemiş. Sanırım evi terk ettiğinde on beş yaşlarındaydı, babamdan sonra epey hırçınlaşmış. Bir gün annemle kavga ettiler.'' adım gibi hatırlıyordum o geceyi. Unutmak için her şeyimi vereceğim o hatıraları şimdi hatırlamalıydım. Uzun süredir aklımın en ücra köşesinde sakladığım, o tozlu, kir pas içindeki sayfayı, tekrar ortaya sermem gerekiyordu.
''Boşanmanın üzerinden 5 sene geçtikten sonra, abim de tıpkı babam gibi eve çok geç gelir yada hiç gelmez olmuştu. Ancak bir farkla, babam çalışıyordu. Abim ise kim bilir nerede...'' Derin bir nefes aldım. Akın Doğan'ın suratına baktım öylece.
''Bir gece saat çok geçken eve geldi, annemle birbirlerine bağırmaya başladılar. Taner annemin üzerine yürüdü, önce bir çığlık koptu salondan. Sonra derin bir sessizlik. Öyle olmuş yani, ben görmedim." Dolan gözlerimi gizlemek için başımı aşağıya eğdim. "Abim kapıyı çekip çıktı, bir daha da dönmedi. Annem ulaşmayı çok denedi, ama uzun müddet ulaşamadık. Daha sonra babamdan bir telefonla Rusya'ya onun yanına gittiğini öğrendik. Tek bildiğim elini kirli işlere bulaştırdığı, gerisi on sekiz yıldır yok bende.'' Kafa sallayarak defterine son cümlelerini yazdı ve kapağını kapattı.
''Vakit ayırdığın için teşekkür ederim, Belgi. Ekipler burada bekleyecek sadece anneni beklemek istediğin için. Ben emniyete uğrayıp geleceğim. Sorgun henüz bitmedi.'' Odağımı tamamen soğumuş çaydan çekerek Akın Doğan'a baktım.
"Alper, bak buraya." Dışarıdaki polis kalabalığından Alper dediği yirmili yaşlarındaki çocuk çıktı. Plastik bir poşette telefonum vardı. "İnceledik ama bomboş çıktı, hasta kayıtların dışında hiç bir şey yok."
"Onu ne ara aldın? cebimdeydi. Hem özel hayata, mahremiyete saygı nerede?"
"Polisim ben unuttun mu? Ayrıca çok değerli hastalarının bilgilerini sadece ben görmedim bütün ekip gördü. Devletin bakmasının bir mazuru yoktur herhalde." İki dakika insan gibi konuştuk diye bir şey oldu sanmıştım. Gözlerimi sonuna kadar devirdim.
"Gıcık herif! Bana bak-" Sürekli seslenip durduğu çocuğa yeniden seslendi.
" Alper, ablanla ilgilen. Ayrılmayın başından sağı solu belli olmaz." Arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaştı beni de orada, sinirden deliye dönmüş halde öylece bıraktı. Alper ise yanıma gelerek telefon numaram, adresim gibi gerekli bilgileri aldı. Olay yeri olduğu için, evi bir kaç hafta kullanamayacağımı söyledikten sonra diğer polislerin arasına geri karıştı.
༺⚜༻
Yine zihnimle baş başa kalmıştım şimdi, düşünceler zihnimi tarumar ediyordu. kendi kendime üç saat boyunca oturup düşündüm. Hava çoktan aydınlanmıştı. Saat muhtemelen sabah yediye geliyordu. Tam on sekiz yıldır sadece annem, ben, Baran ve Nisa başka kimseyi almamıştım hayatıma cesaret edememiştim çünkü.
Nisa Yeşilsoy, annemin yakın arkadaşı Şebnem hanımın kızı. Aynı zamanda Baranın ikiz kız kardeşi. O hayallerinin peşinde Almanya'ya taşınalı çok olmuştu. Her zaman görüntülü konuşur tam olmasa bile eski samimiyetimizi devam ettirirdik. Vakalar dışında Baran cidden çekilir çile değildi. Öyle bir çenesi vardı ki, onunla olabilecek kıza sabır diliyordum.
Annem... gözlerim nemlendi. Gece boyu hiç ağlamamış hep kendimi tutmuştum, şimdi ise gözyaşlarım artık gizleyemeyeceğim bir boyuta dönüşerek akmaya başladılar. Sessizdim, bundan önceki bütün geceler gibi. Dizlerimi kendime çekerek sandalyede iyice küçüldüm. Bir el önüme peçete koyduğunda kafamı kaldırarak, elin sahibine baktım.
Bir kaç saat önce polis Akın Doğan'ın oturduğu sandalyeyi kendisine çekti ve oturdu. Annemin vakası da ona aitti, şimdi burada olduğuna göre, durum bildirmesi yapacaktı. Yerimde doğruldum ve oturmaktan ağrıyan sırtımı dikleştirdim.
''Nasılsın?''
''İyiyim.'' Kızaran gözlerime baktı, kafasını iki yana sallayarak onaylamadığını belirten sesler çıkardı.
''Gerçekten bayağı iyisin Belgi.''
''Ne bekliyorsun? Davul çalıp oynamamı mı? Elimden bu kadar geliyor Baran kusura bakma.'' ani çıkışımla duraksadı.
''Tamam, tamam. Annenin durumu hakkında geldim.'' gergin görünüyordu, durumun ağır olmamasını umuyordum. Elindeki kağıtları önüme bıraktığında midemin boğazıma doğru yükseldiğini hissettim. Sabahtan beri belge ve kağıt görmekten midem bulanıyordu.
''Durum şimdilik iyi gibi.'' kaşlarım çatıldı.
''Gibi derken?'' derin nefes aldı ve söyleyeceği şeye kendisini hazırladı.
''Bir iyi, bir de kötü haber var Belgi.'' biraz duraksadı. "İyi haber yaşıyor." sağ elini boynuna götürerek ensesini kaşıdı. "Kötü haber ise komaya girdi."
Söylediğini bir kaç saniye sindirmeye çalıştım. Hani halledecekti? Gözlerim tekrar dolmaya başladığında ağlamamak için sesli konuştum. Tabi konuşmak denirse, sadece bir kelime dökülebilmişti dudaklarımdan.
''Ne?'' stresle başını eğdi.
''Bak, elimden geleni yaptım, yaşıyor ama komada ne zaman uyanır inan bilmiyorum. Sürekli gözetim altında tutulması gerekiyor ve süreç uzayabilir. Lütfen Belgi, zorluk çıkarma. Anlıyorum zor, hastamı yarı yarıya kurtaramamış olmak benim için de zor. Sana güzel haberlerle gelmeyi bende çok isterdim ama en azından yaşadığına seviniyorum.''
Dudaklarımı birbirine bastırdım, tekrardan ağlamaya başlamıştım. Gözlerimden sessiz bir kaç damla hızlı hızlı süzülüyordu. Baranın getirdiği peçeteyi burnuma götürerek kafamı dizlerime gömdüm. Omuzlarım sarsılmaya başladı. Yine ağlıyordum, ağlamamam gerekiyordu ve ben yine güçsüzdüm. Yine, yine ve yine... bir nebze kendime gelebildiğimde, kafamı tekrar kaldırdım. Nefes almak adına kafamı kaldırarak yutkundum.
''Görebilir miyim?'' kafa salladı ve sandalyesinden kalktı, onunla birlikte bende kalkarak peşinden yürüdüm. Alper uzaklaştığımı görür görmez peşime takılmıştı.
"Abla nereye gidiyorsun? Burada kalman lazım." omuzlarım gerilmişti.
"İzin verirse o çok bilmiş memur bey annemi odaya almışlar gidiyorum." Alper mahcup bir şekilde baktı belki de sert çıkışmıştım ona.
"Bende geleyim o zaman." hafifçe kafa salladım ve Alper peşimize takıldı.
Hastanenin geniş koridorlarında yürüyorduk, diğer yerlere nispeten ışığı daha, yarı az karanlık bölümlerden geçtik. Nöroloji bölümünün önünden geçtik ama Baran tam tersi yöne Koroner Yoğun Bakım Ünitesine doğru ilerlemeye başladı. Nöroloji bölümüne gitmemiz gerektiğini düşündüğüm için tedirginliğim arttı. Kafasını vurmuştu, kalp ritim bozukluğuna bağlı komalar bölümünde işimiz neydi?
Cam pencerelerin önünden geçerek bir tanesinde durduk. 503 numara, pencereden görünen solgun yüzlü annem. Monitör çalışıyor düzenli ritmi odayı dolduruyordu.
''Şimdi söylemek niyetinde değildim ama-'' lafını böldüm.
''Neden Koroner?'' soruyu bekliyormuş gibi bir ifade vardı suratında, söylemekle söylememek arasında kıvranıyor gibiydi. En sonunda bir çırpıda söyleyiverdi.
''Ameliyat sırasında kalbiyle sorun yaşadık.'' kaşlarım havalandı.
''Önlemleri almış mıydınız?''
''Elbette aldık Belgi, bu konuda hassasiyetimi biliyorsun.''
''Ee? O zaman? Sorun neydi?''
''Nergis hocayı çağırdık apar topar, ölümün ucundan döndürdük. Birkaç tahlil istedim.'' kantinde önüme koyduğu kağıtları uzattı. Kağıtları alıp değerlerini incelerken kaşlarım tekrar çatıldı. Baran, beni daha fazla sabırsızlandırmadan asıl problemi dile getirdi.
''Kanında, yabancı bir maddeye rastladık.''
༺⚜༻
Kafam uğulduyordu resmen, anlam veremiyordum. Baran annemle beni baş başa bırakmıştı. İçerideydim, annemin yanında. Dakikalardır elimle bir tomar tahlil kağıdıyla öylece duruyordum. Değerleri baştan sona sürekli inceliyor isim verilmeyen maddenin yoğunluğundan ne yapacağımı şaşırıyordum. Değer oranı o kadar yüksekti ki bu maddenin. Şayet tehlikeliyse elim ayağım dolanmış vaziyetteydim. Sıkıntıyla annemin elini sıktım. Kağıtları bir kenara bırakarak tekrar tekrar dolan gözlerimi sildim. Elinin üzerini hafifçe öperek, duymasa bile onunla konuştum.
''Firuze hanım, niye böyle oldunuz? Bamyayı yemedim diye mi yoksa?''
Gülümsedim hafifçe. ''Ama ben bamya sevmem ki zaten, en iyi sen biliyorsun annem.'' saçlarını düzelttim bir elimle.
''Hadi güzel annem, bir an önce aç gözlerini bu defa söz yiyeceğim bamyayı. Söz en sevdiğim yemek o olacak.''
Cevap gelmeyeceğini bile bile konuşuyordum, umut var ya umut...
Odanın kapısı tıklandığında, derin bir nefes alarak toparlanmaya çalıştım. Ağlamaktan cılız çıkan sesimle, kapıdakine içeri gelmesini söyledim. Polis Akın buradaydı yine, bir anneme bir bana baktı. Elimin tersiyle gözümü silerek, kötü görüntümü bir nebze olsun azaltmaya çalıştım.
''Geçmiş olsun.'' burnumu çektim, biraz olsun toparlandığıma inanarak konuşmaya çalıştım ama sesim pürüzlü çıkmıştı.
''Teşekkürler.''
''Kamera kayıtlarını inceledik.'' ilgilenerek kafamı salladım.
''Evet?''
''Kayıtları geçen hafta içerisinde durdurmuş olabilir misin?'' kaşlarım çatıldı, zaten başım ağrıyordu. Üzerine bir tane daha kaos daha istemiyordum.
''Kayıtlara nerden ulaşabileceğimi bilmiyorum. Herhangi bir şeye dokunmadım.''
''Dışarı gel''
Odadan çıktığında arkasından söylendim. "Dışarı gel Belgi, kapıyı yavaş kapat Belgi, sorguya çekileceksin Belgi, hesap ver Belgi. Ne bu samimiyet anlamadım ki ya?" Akın kapının arkasından seslendi.
Uyuz olsun diye oyalana oyalana odadan çıktım, kapıyı yavaşça çektim. Yine sivil kıyafetleri üzerindeydi.
''Kayıtlar geçen hafta 3 defa ve dün sabah bir defa durdurulmuş, öğleden öncenin kayıtlarına ulaşamadık. Baran bey sana söyledi mi bilmiyorum, kanında farklı bir şey tespit ettiklerini ve bayılmış olabileceğini söyledi. Sen olmadığına dair kanıtlar daha çok olduğu için tutuksuz yargılanacaksın. Yüksek ihtimalle ilacı değiştirilmiş ve son gün alınmış.'' sakin sakin konuşuyordu Akın. Beni delirtecek bir sakinlikte. Kafamı duvarlara vurmak istiyor bugünün sadece kabus olmasını diliyordum. Ancak hayır, istemediğim kadar gerçekti bugün. Ellerimi şakaklarıma bastırdım.
''Suikast mı şimdi? Anneme kim, niye ve neden böyle bir şey yapmak istemiş olabilir?''
''Abin?'' duraksadım, bu kadar nankör olabilir miydi gerçekten? Bu kadar acımasız bir cani olabilir miydi? Onu o kadar uzun süredir görmüyordum ki artık tanımadığıma bile emindim. Sıkıntılı bir nefes verdim.
''Ne gibi bir kastı olabilir? Zaten çekip gideli 18 sene oldu. Daha ne istiyor?''
''Yeraltı işleriyle meşgul olduğu kanısındayız, henüz çözebilmiş değiliz. Gerçekten Rusya'da olabilir, buradaki kimliği ile buradaki işlerini yürütüyor olabilir.''
''O kadar zeki olduğunu sanmıyorum.''
''Kötü adamlar aptal dahi olsalar dikkatli çalışırlar. Ekip olarak dikkatli çalışıyoruz. İstihbarat harekete geçti çoktan.'' kafa salladım.
''Eğer onu bulursan, lütfen benim görmeme izin ver.''
"Lütfen diyebiliyormuşsun. Hem madem abinle uzun süredir görüşmüyorsun özlediysen görüştürürüz" aceleyle yanıtladım. "Hayır!" ani tepkime tuhaf bir bakış attı. Abimi bildiğim her şeyiyle anlattıktan sonra, özlemişim gibi algılamış olmalıydı. O sormadan ben cevapladım.
''Hayır özlenecek bir taraf bırakmadı bana, ama bazı hesapları kapatmam gerek.'' Bir kere o suratına tükürmem gerek, yaşattıklarını onca seneyi suratına vurmam gerek, sonunu görmem gerek. İntikam, insanın elinde kaybedecek hiç bir şeyi kalmadıktan sonra en tehlikeli duygu. Öfke, intikam, nefret... Hayatın benden aldıklarını hayata ödetemem, ama illaki bedel ödeyecek birileri olmalı. Taner Sağun, bedel ödeyecekti.
༺⚜༻
Baran'ın zorlamalarıyla Pınar teyzenin yanına gidecektim. Dinlenmemi biraz olsun kendime gelmemi söylemişti. Önce Akın Doğanla eve gidecek bir kaç parça eşya alacaktım. Baran'ın annesi Pınar teyze, Baranla hoş sohbettik ama annesi daha bülbül bir kadındı. Durmadan konuşma huyunu, annesinden aldığına emindim.
Akın Doğan'ın arabasına yeniden binmiştim, eve doğru gidiyorduk. Her zaman sıcak bir kavram olan, ama şimdi benim için buz gibi bir gerçek olan eve. Kapının önünde durduğumuzda emniyet kemerini çözerek indim. Dünden bugüne, sadece bir gecede hayatım altüst olmuştu. Derin bir nefes alarak stresle eve yürüdüm, Akın Doğan yine arkamdaydı. Olay yeri olduğu için, üstlerinden izin alması pek kolay olmamıştı. Sadece 5 dakika girip çıkmam gerekiyordu. Anahtarı çevirip kapıyı açtım. Antreden bir kaç saniye durup eve öylece baktım. Bir adım attım, sonra bir tane daha, ve bir tane daha...
İşte o koridor, hala cam parçalarının yerde olduğu o koridor. Ayaklarımın batan parçalar geldi aklıma, sahi hiç bir şey yapmamıştım ve sızısını da hissetmiyordum. Muhtemelen içeride cam kalmamıştı, sadece sıyırmıştı.
Yatak odama girip küçük spor çantasına bir kaç eşya doldurdum, banyodan almam gerekenleri aldım. Mümkün olduğunca az şeye dokunmaya özen gösteriyordum. Odadan çıktığımda Akın ile göz göze geldim.
''Bitti mi?'' Göz ucuyla mutfağa baktım.
''Bir saniye.'' çantayı Akın Doğan'ın yanına bırakıp mutfağa girdim, buzdolabını açtım. İşte oradaydı, ben sevmediğim için annemin az yaptığı bamyanın tencerenin dibinde kalan son tabağı. Yutkundum, gözlerim tekrar doluyordu. Tencereyi aldım, saklama kabına koyabilirdim ama bir şeylere dokunmamam gerekiyordu. Tencereyi almama izin var mı onu bile bilmiyordum. Mutfaktan çıktığımda elimde tencere ile beni gören Akın tekrar tuhaf bakışlarını bana yöneltti.
''O niye?''
''Annemin dün yaptığı yemek, alabilir miyim? Lütfen?'' Hafifçe omuz silkti.
"İyi al."
Elimde tencere, Akın Doğan'ın elinde ise çantam, evden çıktık. Arabaya bindiğimizde anahtarımı Akın'a verdim. Bir süre onda duracaktı, olay yeri inceleme detaylı soruşturma için gelecek her şeyi ve herkesi sorgulayacaktı. Araç hareket ederken pencereden son kez evime baktım, Eskiden güzel, şimdi ise bir çok kötü hatırayı barındıran eve...
Eve varınca aceleyle indim, Akın emniyetten mahkemeden izin kağıtları diye tonlarca kağıt yığarak imzalatmıştı. Hiç birisini de okumamıştım, bu saatten sonra ne olacaksa olsundu. Kapıyı çalarak bir müddet bekledim, bir yandan telefonumu açtım. Şebnem teyze kapıyı açtığında yüzünde koca bir gülümseme vardı.
''Hoş geldin Belgi.'' gülümsemeye çalıştım.
''Hoş buldum Pınar teyze.''
''Teyze denir mi hiç? gencecik kadınım ben.'' beni neşelendirmeye çalışarak bir kaç espri yaptı. Tencereyi de elimden alarak mutfağa girdi.
''Bamya mı getirdin? Firuze pek severdi bamyayı.'' ah annem... Yüzümün aniden düşüşünü gördüğünde duraksadı pot kırdığını anlayarak bana döndü. Mahcup bir şekilde bakınca geçiştirdim.
''Sorun değil.''
Olabildiğince mutlu karşılamıştı beni, bana gülse bile içten içe acıdığını tahmin etmek zor değildi.
"Nisa'nın odasına çık canım sen bi duş al dinlen, sonra yemek yeriz." Onaylayarak çocukluğumdan beri ezbere bildiğim merdivenleri tırmandım. Nisa uzun süredir yoktu ve nasıl bıraktıysa aynıydı odası. İçerisi temizlik ürünü kokuyordu. Anlaşılan benim geleceğimi öğrenince Şebnem teyze odayı temizlemişti. Hızlı bir duş aldım, birkaç saat içinde Baran gelmişti. Yemek için çağırmaya geldiğinde istemediğimi söyledim, ısrarlarına kulak tıkayarak yatağa yattım. Uyuyamayacağımı düşünüyordum ama kafam yastığa değdiği anda yorgunluğum üstüm geldi. Biraz uyumuştum ki kapım tıklandı. Başımın ağrısı sonunda dinmişti, yatağımda doğrularak telefonuma uzandım. açma tuşuna uzunca basarak açılmasını sağladım. Marka logosunu gördüğümde komodinin üzerine geri bıraktım. Kapı tekrar tıklandığında oflayarak doğruldum.
''Gir'' Baran önce kafasını sonra bedenini içeriye soktu.
''Daha iyisindir umarım?'' kafa salladım.
''Evet, teşekkür ederim. Boşuna zahmet oluyorum.'' kaşları hafifçe çatıldı.
''Bir daha duymayayım sakın. Lafı mı olur?'' hafifçe gülümsedim. Ellerindeki dosyaları fark edince bıkkınca baktım.
''Onlar ne?''
''Dosyalar, annenin kanından bu şeyi çıkarmamız gerek sanırım. Tek başıma çok kafa patlattım, biraz da senin başın şişsin. Yapacak bir şey yok, çok işimiz var. Şimdi başlasak Allah bilir ne zaman biter.'' ve... Baran'ın çenesi açılmıştı. Uzun soluklu cümleler kuruyor ve ona alışkın olmayan birisinin dikkatle dinlemezse anlayamayacağı bir hızla konuşuyordu. Gülerek bana döndü. "Biraz daha yıkık duracak mısın?"
''Yok, yıkılma sürem çok uzun gibi geliyor şimdiden.''
''Bence de, Firuze Abla görse bu hallerini bir ton laf ederdi sana. Hem bu şey hastalık mı? Değil mi? Onu bile tespit edemiyoruz.'' Elleri sürekli dosyaları, kalemleri düzeltiyor, belgeleri karıştırıyor, kalemle bir şeyler yazıp bırakıyor, bir yandan da konuşuyordu. Onun yaptığını ben yapsam, elim seksen kere birbirine dolaşır en sonunda da çığlık atardım sanırım. Sadece izlerken bile beynimden yanık kokusu almaya başlamıştım.
''Sanırım çözmemiz gerekecek bu şeyi. Maddeyi kandan ayrıştırmakla başlasak?''
''Aynen öyle. Bizim Ezgi'yi arayayım, o biyokimyacıydı hatırlıyor musun?'' şaşkınca gözlerim açıldı.
"Sen onunla hala konuşuyor musun?"
"Benim hayatımda olupta hala iletişimde olmadığım bir insan var mı Belgiciğim?"
Güldüm, ayaklanarak banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp geri döndüm. Kollarımı sıvayarak odanın köşesindeki oturma grubuna oturdum.
''Nereden başlıyoruz?'' Baran gülerek ilk dosyayı açtı.
༺⚜༻
Bir çok molekül ve kan hücresi üzerinde, saatlerdir kafa patlatıyorduk. Artık ağrımıyor diye sevindiğim başım çoktan tekrar ağrımaya başlamıştı.
''Son bileşen de bu.'' kalemi küçük sehpanın üzerine bıraktım, sıkılmış bir edayla arkama yaslanarak dağılmış masaya baktım. Bıkkın bir nefes verdim.
''Hala bulamadık.''
''Ne bulması ya yanından bile geçemedik.'' Baran da gece gece güzel moral oluyordu gerçekten, şakaklarıma iki parmağımı koydum yeniden, gün içinde rutinim haline gelmişti artık. Saat başı parmaklarım başımdaydı.
''Tamam çok çalıştık, gece yarısını geçtik bile. Bir kahveyi hak ediyoruz, açsan buzdolabındaki zulayı da patlatırız." gözlerim kapalıydı, yorgun olduğum için sadece kafamı salladım. Baran bu halime gülerek odadan çıktı, o çıktığında kafamı kaldırmadan odaya şöyle bir göz attım. Bir bildirim sesi odayı doldurduğunda irkildim. Telefonum yatağımın üzerinde duruyordu. Almaya çok üşeniyordum, açtığım dakika bildirimler yağmıştı zaten. Hepsine girmekle uğraşmak istemediğimden ertelemiştim, şimdi işe boştum. Tanıdıklarım çok vardı ama gün içinde konuşurduk. Bakın gün içinde, gecenin üçünde değil. Telefonun uzakta oluşuna söylenerek yatağıma ilerledim, ulaştığım anda da kendimi yatağa sırt üstü bıraktım.
''Belgi telefonu organın olarak kullanıyorsun, ama asıl lazım olunca bir yerlere fırlatıyorsun. Hoş Akın Telefonuma boş dedi ama neyse.'' kendi kendime söylenmeye devam ederken mesaja tıkladım. Bir link vardı, bu tarz linklere tıklamazdım. Teknolojinin fazla geliştiği bu dönemde en tehlikeli şey linklerdi. sayfadan çıkmak için geri butonuna tıkladım. Ancak çıkmadı.
''Off şimdi kasmanın sırası mı?'' bir kaç kere denedim ancak olmuyordu. Telefonun kapatıp açma tuşuna bastığımda da kapanmayınca doğruldum.
''Senin sorunun ne?'' telefona bir kaç kere vurarak tekrar denedim, ekrandaki her yere tıkladım ama çıkamıyordum. Farklı bir yere dokunayım derken yanlışlıkla linke tıkladım. Sayfa yenilendiğinde kaşlarım hızla çatıldı.
''Bu ne be?''
Bomboş siyah bir sayfaydı sadece.
''Bir virüsün eksikti, o da oldu tam oldu.'' telefonu kenara koydum, sıkıntıyla odaya bakınırken ekranda yeşil yazılar belirmeye başladı.
''MS. Sağun'' yazı bu şekilde başlıyordu, soyadımı nereden biliyordu bu? Akın Doğan telefonumu alınca ne yaptıysa artık. Yazılar birden hılzı hızlı neredeyse bütün sayfayı doldurduğunda şaşkın şaşkın baktım.
''Abinin neyin peşinde olduğunu biliyoruz, aynı şeyin peşindeyiz."
Kafamı kaldırarak duvarla bakıştım.
Abim mi?
Bir şeyin peşinde mi?
Neyin peşinde?
Yine ne yapıyor bu sıkıntılı?
Telefon titrediğinde tekrar telefona dönerek yeni yüklenen yazıları okumaya devam ettim. "Bize anında güvenmeni beklemiyoruz ancak başka seçeneğin yok. Anneni kurtarmak istiyorsan tabi. Eğer panzehri öğrenmek istiyorsan tek çaren bu. Sakın polisle iletişime geçme, sadece bizden haber bekle. Çok geç olmayacak.'' yazılar bir anda silindi ve telefon mesaj sekmesine geri döndü. Mesaj kutucuğu ise hiç var olmamış gibi yok olmuştu. Midem yeniden bulanıyordu artık, başım dönmeye başladı.
Taner Sağun. O gece, o izbe sokakta nasıl bir işe bulaştın sen?
༺⚜༻
Diğer bölümler daha uzun olacak :) Okuduğunuz için teşekkürler.
Bölüm etkileşimi
