5. bölüm · Yağmur Damlası

"Bu masalın sonu, kötü bitiyordu."

Cer3nsii :D

Sonunda okulun çıkış zili çalmıştı. Sınıftan hızla uzaklaşarak yatılı kaldığım odayı aramaya başladım... henüz burada yeni olduğumdan odamı bulmam biraz zamanımı aldı. Nihayet bulduğumda sıkıntılı bir nefes alarak içeriye girdim. Kapıyı kilitleyip yatağıma uzandım. Kendimi kötü, çok kötü hissediyordum. Bu okula ait değildim. Benim burada olmamam gerekiyordu..

Oysa ben buradaydım. Tamda şu an, şu saniye buradaydım. Ve burada kalmaya devam edecektim.. kendi kendime düşündüm, eğer ablam olsaydı bana nasıl bir tavsiye verirdi diye. Ablam olsaydı kesin, "Güçlü kal, kendine fazla yüklenme. Olumsuzluklar üstüne üstüne geliyorsa.. sende onların üstüne git, ve onları ez." derdi.. Ah ablam, ne hayat dolu, ne enerjik bir kızdı. Henüz 14 yaşında bir çocuktu o. Göreceği çok şey, yaşayacağı çok deneyim vardı önünde.

Hep hatırlarım.. ben henüz küçüktüm. Ablam ile birlikte oynadığımız bir oyun vardı. Oyunun ismi "Kutu kutu hayaller"di. Küçük kutuların içine katlanmış kağıtlar koyardık. Kağıtları koymadan önce içine gelecekte yapmak istediğimiz şeyleri yazardık.. o hayali gerçekleştirdiğimiz gün, kağıdı kutudan çıkarıp yırtardık, ve bu bizim için bir zafer anlamına gelirdi. Ben kağıtlara hep basit şeyler yazardım; dondurma yemek, peluş oyuncak almak veya parka gitmek gibi. O yüzden kağıtlarım çok çabuk biterdi. Ama ablam öyle değildi, onun hayalleri başkaydı. Dünyayı gezmek, güzel bir üniversiteye gitmek, milyoner olmak gibi hususlar yazardı kağıtlara. Bir gün yine o oyunu oynuyorduk, kendi kutularımdan bir kağıdı çıkarmıştım. "Güzel bir resim yapmak" yazıyordu kağıtta.. Yüzümde gururlu bir gülümseme ile yırtıp atmıştım kağıdı. Tüm kağıtlarım bitmişti, hayallerimi gerçekleştirmiştim. Sonra ablama döndüm, ablamın kağıtları ilk günkü gibi yerlerinde duruyorlardı. Hafifçe kıkırdamıştım, "Abla! Senin hayallerin duruyor hala. Yoksa benim gibi azmetmiyor musun?" Ablam ise şöyle demişti bana, "Duruyorlar, evet... Çünkü bazen insan, hayallerini yırtacak kadar yaklaşamıyor onlara.” ben anlamamıştım ne demek istediğini, küçüktüm çünkü. Sonra düşünceli bir ses tonu ile mırıldanmıştı kafasını eğerek, "Ben acele etmiyorum ablacım. Her hayalin bir zamanı vardır sonuçta . Benimkilerin günü daha gelmedi sadece."

O gün hiç gelmedi.Oysa gelebilirdi, ablam da hayallerini gerçekleştirip o kağıtları birer birer yırtabilirdi. Fakat izin vermemişlerdi ablama... hayatı yaşama hakkını ellerinden almışlardı, çekip çalmışlardı canını. En acısı da neydi biliyor musunuz? Ablamın elinden hiçbirşey gelmemişti.. belki de son dakikalarında küçüklüğünden beri kurduğu, ama gerçekleştiremediği hayalleri gelmişti aklına. Belki de o an.. o hayallerin sonsuza dek bir anı olarak kalacağını anlamıştı. Ve elinden hiçbirşey gelmemişti.

Fakat benim gelecekti. Elimden ne geliyorsa gelecekti. Ablamın intikamını, olabilecek en acı şekilde alacaktım o katilden.

Göz yaşlarımı silerek yorganı üstüme çektim. Aklımda bir plan vardı.. ablamın öldürüldüğü mekanda, cinayet mahallisinde olduğuma göre.. Krizi fırsata çevirip olayın gerçekleştiği yeri bizzat inceleyebilirdim. Şimdi tek yapmam gereken yarını beklemekti..

~

Saat sabahın erken saatlerinde, 06:00 civarlarında alarmımın sesi ile sıçradım. Dün gece yatmadan önce telefonumun sesini ne olur ne olmaz diyerekten fullemiştim. Ağır haraketler ile yatağımdan doğrulup aynaya baktım, çok yorgun görünüyordum. Gözlerimin altı simsiyah olmuş, saçlarım dağılmıştı. Aynada kendimi izlerken acıma duygusunu hissettim. Kendime acıyordum..

Hızlı bir duş alıp saçımı taradım, ardından da hafif bir makyaj yapıp formamı üzerime geçirdim. Eteğimi de giydikten sonra çantamı alıp odamdan çıktım... Sınıfıma doğru yürürken planımı düşünmeye başladım...Okul çıkışının Spor salonuna girmek için en uygun zaman olduğuna karar verdim. Oraya girip ne yapacaktım, inanın bende bilmiyordum. Ama içimden bir ses, oraya gitmemi söylüyordu. Sanki orada beni bekleyen birşey vardı. Aslına bakılırsa, orada birşey bulup bulmamam pek de umrumda değildi. Tek isteğim, ablamın ölmeden önce gördüğü son mekanı kendi gözlerim ile görmekti.

Sınıfımın kapısına varınca duraksadım ve sessizce kapıyı aralayıp içeriye göz attım. Bilin bakalım kimi gördüm?... Ateş'i! hem de benim sıramda, geniş geniş oturur bir vaziyette. Öfkeyle içeri girdim ve Ateş’e dik dik baktım;

+ Kalk oradan Ateş, dün konuşmadık mı bunu? Orası benim sıram!!

Ateş rahatsız olmuşçasına iç çekti. Sonra her zamanki sinir bozucu gülümsemesini takındı.

- Ya sen daha yeni gelmedin mi? nereden senin sıran oluyor, he yağmur damlası?

"Yağmur damlası" cümlesini duyunca duraksadım. Aklıma ablam gelmişti. Uzun bir sürenin ardından ilk defa ablamın ismini duyar gibi olmuştum.

+ Benim ismim Su...

Ateş sağ elini yanağına koyup bana baktı, "Biliyoruz herhalde. Ama ne yapayım, insanlara lakap takmak hoşuma gidiyor!"

Tahammülsüzce başımı salladım, "Ben lakaplardan hoşlanmıyorum. Bana ismim ile hitap edeceksin."
Ateş gıcık bir yüz ifadesi takınarak söylendi, "Sen de amma kastın ha şakadan anlamıyorsun! İyi kalkıyorum, yemedik sıranı.. ha bir de, küçük bir hatırlatma. Dünkü sözüm hala geçerli." Sıramdan doğrulup bana göz kırptı ve dün oturduğu sıraya, kendi sırasına geçti. Sınıfta yanlızca ikimiz vardık, ve bu da ortamı geriyordu. Gerginliğimi bir nebze azaltmak amacı ile not defterimi çantamdan çıkarıp hep yaptığım gibi birşeyler karalamaya başladım.

~

Derse başlayalı yaklaşık yarım saat olmuştu ve tenefüs zilinin çalmasına yanlızca 10 dakika kalmıştı. Zil çalınca sıramda oturmaya ve dikkat çekmemeye çalışacaktım, çünkü Ateş tüm ders boyunca sıramı gözetleyip durmuştu ve kalkıp gitmem için pusuda bekliyormuş gibi duruyordu. Hızla geçen 10 dakikanın sonunda zil sesi duyuldu ve öğrenciler teker teker sınıftan çıkmaya başladı. Ben ise gariban bir vaziyette, sıramda oturmaya devam ediyordum. Göz ucuyla Ateş'e baktım, yanındaki arkadaşı ile birlikte sohbet ederek sınıf kapısına doğru yöneliyordu ki aniden kafasını bana çevirdi. İşte başlıyoruz...

Korku ile gözlerimi kaçırdım. Sanki onu fark etmemişim de kendi halimde takılıyormuşum gibi görünmek için kalemliğimden bir kalem çıkarıp elim ile döndürmeye başladım. O sırada Ateş'in sırama yaklaştığını hissedebiliyordum. Yutkundum, ve kafamı yukarı çevirdim.

"Ateş... Lütfen, git."

Yanındaki arkadaşı Ateş'in kolunu omzu ile hafifçe dürttü ve kıkırdadı, "Haklıymışsın! Kız gerçekten de bir ezik. Baksana yavru kedi gibi bakıyor."

Yavru.. kedi mi? Neyden bahsettikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ama anladığım kadarıyla, Ateş arkadaşına benden bahsetmişti. Acaba hakkımda ona ne anlatmıştı.. sohbet boyunca beni ezikleyip aşağılamış olmasına bahse girerdim! Ben düşünürken Ateş gözümün önünde elini salladı, "Ne oldu yağmur damlacığı, korktun mu benden? Şoka girmiş gibi duruyorsun da. Merak etme, yemem seni."

İşte yine aynı lakabı kullanmıştı, sinirle ona döndüm;

+Bana yağmur damlası demeyi kes, sinir bozucusun.

Ateş alaycı bir şekilde gülümseyerek cevap verdi, "Öyleyimdir. Alışsan iyi edersin..." Ardından arkadaşı ile birlikte sınıftan ayrıldı. Kollarımı kavuşturup iç çektim, acaba benimle uğraşmayı ne zaman bırakacaktı? Ben kendi kendime söylenirken yeni edindiğim arkadaşlarımın sırama doğru yöneldiklerini farkettim; Melis ve Elif.

Melis sıramın yanındaki boşluğa oturup sıcak bir gülümseme ile yüzüme baktı, "Selam Su!"

Ben de aynı sıcak tebessüm ile karşılık vermek istiyordum ama yüz hatlarım müsade etmiyordu. Mentalim öyle bir dağılmıştı ki, gülümsemek bile zor geliyordu artık. Zar-zor buruk bir gülümseme takındım ve cevap verdim, "Selam kızlar.. Bu gün pek bir enerjik gördüm sizi."

Elif neşeli bir ses tonu ile yanıtladı, "Evet, seni gezdireceğiz çünkü!"

Anlam veremeyip gözlerimi kırpıştırdım, "Gezdirecek misiniz? Nereyi?" Melis verdiğim cevaba kıkırdadı, "Nereyi olacak? Okulu! Hani gezin yarım kalmıştı ya, merak etme. Bu sefer Ateş sana çelme takamayacak." Melis bana göz kırparak kafası ile kapıyı işaret etti. Ben de sessizce gülerek sıramdan kalkıp peşlerine takıldım.. onlar gezdirdi, ben inceledim. Onlar konuştu, ben dinledim.. ama aklımın bir köşesinde hep çıkışta girmeyi planladığım spor salonu vardı. Ne yapıp ne edip, oraya girecektim. Eğer giremezsem bana da su değil ateş desinler! Ya da dur.. demesinler..