4. bölüm · VII PROTOKOLÜ
4. BÖLÜM●BENİ ARAMAZLAR
Selam!
4. Bölüm ile karşınızda olduğum için çok mutluyum. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum.🦋🫶🏻
Bu arada VII PROTOKOLÜ'nde en sevdiğiniz karakter kim?
4. BÖLÜM●BENİ ARAMAZLAR
(Bilge Sönmezoğlu)
Sabaha kadar uyumamıştım. Kardelen' in söylediği iki cümle, beni tek başına rahatsız etmeyi başarabilmişti.
"Baban ihanet ettiği için suikasta uğradı. Yani suçu yüzünden öldü."
O bunları söylerken muazzam bir rahatlık sergilemişti. Ama o kelimelerin, üzerimde nasıl bir etki bıraktığından haberi bile yoktu belkide... Donup kalmıştım. Bana söylenenler doğru değil miydi? Babam ihanet mi etmişti? Tamam. Dedikleri doğru olsa bile, babam kime ihanet etmişti?
Sabahın o serinliğini odamda hissetmek için odamın penceresini açtım. Hava tam aydınlanmamıştı. O sert soğuk ciğerlerime doluyordu. Üşüyüp de pencereyi örtmeye karar verdiğimde sadece pencereyi örtmeye karar vermemiştim, babamın suçunu da öğrenecektim ve bunu nasıl yapacağıma çoktan karar vermiştim. Bay Sancak, babamı tanıyordu. Akademinin arşiv odasında bir şeyler bulabileceğimi düşündüm. Saçma bir umut kırıntısıydı belkide bu düşünce... Ama o an için tek ihtiyacım olan buna inanmaktı. Ya da ben öyle sanıyordum.
Valizimi açıp içinden siyah bir eşofman ve açık mavi şirin bir tişört çıkardım. İkisini de bir dakika içinde hızla giydikten sonra darmadağın olmuş saçlarımı hızlı hızlı tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Kimsenin beni görmemesini umuyordum.
Odamdan çıkarken akademinin kasvetli koridorlarında göz gezdirdim. Bir canlılık belirtisi göremeyince vakit kaybetmeden binanın bodrum katına doğru yola çıktım. Attığım adımların duyulmaması için dualar etsem bile böylesine derin bir sessizlikte bunun olması imkansızdı.
"Bilge."
Birinin beni çağırdığını duyduğum an olduğum yerde durdum. Ayaz' ın geldiğini tahmin edebiliyordum. Derin bir nefes alıp sesin geldiği yöne döndüm. "Ne yapıyorsun burada?" diye sorduğunda kafamda söylenebilecek en iyi yalanı aramaya başlamıştım. Bir dakika ya... Benim ne yaptığım onu ne kadar ilgilendirirdi ki?
"Neden? Ne oldu, sorun mu var?" Batırdın, Bilge. Anlayacak. Salaksın, kızım sen.
"Hayır. Sorun yok ama..." Gözlerini kısmıştı Ayaz, "Kötü birşey yapma." Bu şahıs zeki falan mıydı? Yapacağım şey bana göre kötü değildi. Ama dıştan bakan bir göz için 'kötü birşey' olarak nitelendirilebilirdi.
"Tamam Ayaz abi." dedim gözlerimi devirirken, "Uslu uslu yürüyüş yaparım." Ayaz'ın benden iki yaş büyük olduğunu öğrenmiştim. Nasıl öğrendiğim hakkında ufacık bir fikrim dahi yoktu.
"Yalan söyleme becerilerin geliştirilmeli, Bilge." dedi gülerek.
"Yalan söylemek mi?" diye sordum alayla, "Yalan söylemeye ihtiyacım yok." Kesin anladı, Bilge. Aptal,aptal,aptal!
"Bilge," Sesi ilk kez ciddileşti, "Bu akademide merak, kurşundan daha tehlikelidir bu yüzden-"
"Kurşunun önüne atlarım ama merak etmem. Tamam. Öğüt dinlemek istemiyorum. Sana iyi günler."
●●●
Elime aldığım her dosyayı küçük el fenerimle dikkat içinde incelerken, işime yarayacak tek bir bilgi kırıntısı bile bulamamıştım. Arşiv odası beklediğim gibi dağınık ve toz içinde değildi. Her bir dosya, alfabetik sıraya göre özenle yerleştirilmişti. Ancak yoktu işte! Bu boş yazıların hiç biri işine yaramazdı!
Son dosyayı da inceleyip gitmeye karar verdiğimde tok bir ses işittim. Arkamı dönüp sese baktığımda kimsecikler yoktu.
"İyice paranoyak oldun, Bilge. Aferin!" diye mırıldandım kendi kendime.
Dosyanın son sayfalarında göz gezdirirken aynı ses tekrar yankılandı arşiv odasında. "Biri mi var orada?" Sesimin titremesine engel olmaya çalıştım.
"Kendini ne kadar tanıyorsun?"
Odanın hoparlörlerinden gelen boğuk ses ile birlikte irkilerek elimdeki feneri yere düşürdüğümde loş ışık, yerini çoktan boğucu bir karanlığa bırakmıştı. Küfürler savuran savura fenerimi bulmaya çalıştığımda bir kilit sesi duydum.
Siktir...
Evet. Biri beni içeri kilitlemişti. Fenerimi kaybetmiştim. İşe yarar birşey bulamamıştım. Kimse benim burada olduğumu bilmiyordu. Çıldırmak üzereydim.
"Kimse yok mu?" diye sordum yüksek bir ses tonuyla, "Lanet olsun!"
El yordamıyla o boğucu karanlıkta ilerleyip kapıya çarptığımda elimle acıyan alnımı ovuşturdum. Harika. Birde alnımı çarpmıştım.
"Protokol Oyunları, ilk bölümüne hoşgeldiniz. Protokol Oyunları, size başarılar diler."
Duyduğum rahatsız edici sesin gönderilen mesajla bir ilgisi olduğunu anladım. Korkunçtu. Ama korkmuyordum. Korkmazdım.
"Birisi mi var orada?" dedim düz bir sesle. Korkmadığımı hissettirmek istiyordum.
"Bilge Sönmezoğlu! Kendini ne kadar tanıyorsun?"
"Siz kimsiniz?" Siz, ifadesini kullanmama gerek yoktu. Ama mesafe seviyordum.
"Karanlıktan hoşlanmıyorsun, değil mi?" Ufak ve boğuk bir kahkaha duyuldu, "Bu arada sorun yanlış... Doğrusu: Ben kimim, olmalıydı."
Kapıyı sert bir yumruk çaktım. "Aç şu kapıyı!"
"Hayır, Bilge. Seni onlar bulmalı." Kapıya yaslanıp yere çöktüm. "Kim?"
"Arkadaşların." Arkadaş... Benim arkadaşım yoktu. Herkesin beni düşman olarak gördüğünün farkındaydım. Bazıları hariç... "Beni kimse aramaz ki!"
(Tunga Batı Arslan)
Akademide benim için hazırlanmış olan odada otururken zihnimi tamamen boşaltmaya çalışsam bile biri aklımdan çıkmıyordu. Bilge...
Dün sabah peşinden gittiğimde onu bir mezarlığa girerken görmüş, anlam verememiştim. İçeri kadar girdiğimde kendi kendine söylediği cümleler ve her kelimesinde kırılan sesi, canımı yakmıştı. Bilmiyordum. Ailesinden kayıplar verdiğini bilmiyordum.
Kardelen'in söylediği cümlelerin onun üzerindeki etkisini tahmin edebiliyordum. Gözlerini boşluğa kenetlemişti. Bir süre konuşmadığını hatırlıyorum. O günün geri kalanını onu izlemeye ayırdığımdan yıkıldığını fark edebiliyordum.
Her ne kadar kendime engel olmaya çalışsam bile elim telefonuma gitti. İyi olup olmadığını öğrenmek istiyordum. 'Bilge' yazısının üzerine tıklayıp ona bir mesaj gönderdim: "İyi misin?"
Bekledim. Cevap yazmasını bekledim. Sabah saat 06.25' de birine mesaj yazmak ne kadar mantıklıydı, bilmiyorum. Ama Bilge'nin erken kalktığını biliyordum. Yani mesajımı görüp cevap yazabilirdi. Yazmadı. Daha doğrusu görmedi. Tamam. Uyuyor olabilir. Belki bugün geç kalkmak istemiştir.
Yaklaşık on dakika kadar sabırla mesajımı görmesini bekledikten sonra diğerlerine yazmaya karar verdim.
Tunga Batı Arslan
Bilge'yi bugün gören oldu mu?
Uyanmış olmalıydılar.
Ayaz Ulu
Gördüm. Bir şeyler çeviriyor gibiydi...
Kardelen Yazgı
Sabahın bu vaktinde, bildirim sesi ile uyanmak harika cidden... Biraz daha düşünceli olun.
Gözlerimi kısarak telefon ekranına baktım. Kardelen' e, Bilge'nin ailesi hakkında söylediği saçma şeyler yetmemişti sanırım.
Tunga Batı Arslan
Ayaz, Bilge'yi nerede gördün?
Ayaz Ulu
Okulun güneye bakan koridorunda... Yarım saat oldu galiba.
Hayır. Bilge'nin ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordum. Çocukluğumdan beri onu her gördüğümde ne düşündüğünü öğrenmeye çalışıyordum. Ama başarılı olduğum söylenemezdi.
Asena Demirkan
Ben nerede olduğunu tahmin edebiliyorum. Dün bana arşiv odasının yerini sordu.
Asena'nın mesajını okuduğum an zihnimde şimşekler çaktı. Kardelen'in söylediklerine takılıp babası hakkında birşey öğrenebileceğini düşünmüştü, Bilge.
(Bilge Sönmezoğlu)
Hoparlörlerden gelen sesler kesilmişti. Bay Protokol adındaki canavara da söylemiştim: Beni kimse aramazdı.
Kapıyı birkaç kez zorladıktan sonra pes etmiştim. Pes etmek... Bana yasaklanan şeylerden biri...
"Açın,lütfen." diye fısıldadım kapıya yaslanmış vaziyetimi hiç bozmadan, "Size söyledim. Beni aramazlar."
Ses yok...
Kaç dakika olmuştu? Ne kadar daha burada kalacaktım? Bilmiyordum. Telefonum hiçbir şekilde çekmiyordu. Gözlerimi kapattım.
"Bilge! İçeri de misin?"
O tanıdık sesle beraber aniden ayaklandım. "Tunga," diye seslendim, "Kapı kilitli..."
"Tamam." dedi düşünceli bir ses tonuyla, "Bay Sancak!" Sesi uzaklaştı. Bana seslenmediği açıktı. Bir şey söyleyecekken başka bir ses duydum.
"Bilge içeride mi?" Ilgaz Sancak... Sonunda ya... Normalde ölsem yardım istemeyeceğim psikopatın elindeki anahtarı şuan muhtaçdım.
Dışarıdan gelen sesleri tam seçemesem de Asena'nın da orada olduğunu anlayabilmiştim. Kapı kilidinin sesi duyduğumda kapıyı sertçe ittirdim. Yaşasın, aydınlık!
"Bilge! İyi misin?" Asena birşey dememe izin vermeden bana sıkıca sarıldığında aynı şekilde bende ona sarıldım. Tamam. Sanırım ona güvenebilirdim. "İyiyim." dedim geri çekilirken.
"Bir dahaki sefere bu odaya girmeden önce izin iste, Bilge." Bay Sancak'a attığım nefret bakışları eşliğinde ona doğru bir adım attım. "Kapıyı kilitleyen kişi siz miydiniz?"
"Saçmalama, Bilge." Gözleri masum gibi baksa da bu adamın masum olma ihtimali, dünyanın düz olma ihtimalinden düşüktü. "Bir öğrencime bunu neden yapayım? Bana Asena haber verdi. Geldim. Şimdi bu katı boşaltın."
Merdivenlere yöneldiğimde peşimden gelen Tunga'nın delici bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Bir üst kata çıkıp odaların olduğu kısma doğru ilerlemek üzerine verdiğim kararı uygulayamadan olduğum yerde durmak zorunda kaldım. "Tunga, bırak kolumu." Beni bulmaya gelmiş olması ona bana engel olma hakkı tanımıyordu. Etrafımda göz gezdirdim. Asena, yoktu. Gitmişti. Harika. Cidden harika. Şimdi bu engerek yılanı ile uğraşmak bana kalmıştı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" Ses tonu oldukça sertti, "Asena orada olduğunu tahmin etmeseydi günlerce o arşiv odasında, karanlığın içinde otururdun."
"Ama birşey olmadı, Tunga." Kolumu çekiştirdim. Bırakmadı. Aksine daha sıkı tuttu. "Kolumu bırakır mısın?"
"Neden her seferinde beni ve başkalarını korkutmayı başarıyorsun?" Tunga'nın sorduğu soru duraksamama neden oldu. Korkmuş muydu?
"Neden korktun, Tunga?" diye sordum alçak bir ses tonuyla.
Yüzündeki ifadeden gerçekten endişeli ve öfke dolu olduğunu anlayabiliyordum. "Soru sorması gereken kişi bence benim." Başımı iki yana salladım. Cevap vermezdim. "Neden oraya gittin, Bilge?" Bu kez sesinde yalnızca merak öne çıkıyordu. Sustum.
"Bilge," Sabır çekercesine adımı söyledi, Tunga, "Cevap verir misin?" Kolumu hâlâ bırakmamıştı.
"Belki..." dedim yutkunarak, "Belki Kardelen'in dediklerinin doğru olup olmadığını öğrenirim, sandım." Sesimin titremesine engel olamıyordum. "Biliyorum. Boş bir düşünceydi. Ama... Ne yaptığımın farkında bile değilim. Tamam mı? Yani amacım kimsenin beni merak etmesini sağlamak falan değildi."
Tunga'nın parmakları gevşedi. Yüzündeki ifade yumuşadı. "Ve teşekkür ederim. Bunu Asena'ya da söylemem lazım sanırım." Teşekkür etmiştim. Tunga'ya teşekkür etmiştim.
Yanından uzaklaşmadan önce Tunga, beni tekrar durdurdu. "Mavi yakışmış."
4. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
DEVAMI GELECEK...
