15. bölüm · Victoria'nın Günlüğü
{15.BÖLÜM} ~ BİRDENBİRE CANAVARA DÖNÜŞMEK
Selam günlük, dün olanları biliyorsun. 14 gün öncesine kadar tahmin bile edemeyeceğim şeyler...
Bu 14 gün içinde o kadar çok şey değişti ki. Gerçekler ortaya çıktı. Ben güzel bir rüyadan uyandım ve hayatın gerçekleriyle tanıştım.
Şimdi bu yaşıma kadar beni koruyan kişiden kendimi korumaya çalışıyorum. Ondan uzaklaşmaya çalışıyorum. Bu gerçekten çok garip, çok acı...
Gözlerimi açtığımda William yoktu. Bende bir halat ile bağlanmış kollarımın acısını hissediyordum. William beni burda bırakmış ve sanırım araba için tamirci arıyordu. Ya da korkup kaçtı yakalanmaktan. Bilmiyorum ama yoktu. Aradan tahminen iki saat geçti. Ben öylece durmuş, kımıldayamıyordum bile.
Bir tüfek sesi duydum, çok korktum. Burası orman, bu yüzden avcı olabilir diye düşündüm. Yarım saat kadar sonra tüfek sesi çok daha yakından gelmeye başladı. Sonra ben bağırmaya çalıştım ama ağzım kapalı olduğu için ses çıkaramadım. William'ın bu kadar acımasız olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Burda hayvanların ve avcıların insafına bırakmıştı beni.
Bir süre sonra tüfek sesi kesildi. Ayak sesleri yaklaşıyordu. Bir ses yükseldi ;
" At arabasının yanındaki eleman, ses ver. İn misin, cin misin bilmem. Tüfeğim var. Vururum ha ona göre. " dedi.
Ben bağırmaya çalıştım. Ama çıkardığım ses bir kedi miyavlamasından farksızdı. Adam arkamı görüyordu yalnızca. Tam olarak görünmüyordum hatta. Yavaşça geldi ve tetiği çekti. Ateş etmeden önce bana baktı.
" Ne arıyorsun sen burda küçük kız. " dedi. Sonrada ağzımdaki bantı açtı. Ben öksürmeye başladım. O da bana elindeki suyu verdi ve ;
" Teşekkür ederim. Siz olmasaydınız burda daha ne kadar kalırdım bilmiyorum." dedim.
O da ;
" Teşekküre gerek yok ama anlatai bakalım neden buradasın. Yanlış anlama ha. Kimsecikler gelmez buraya. Ayısı kurdu çok olur. Ondan soruyorum. Birde böyle ellerin ağzın bantlı olunca. " dedi.
Ben olanları anlattım. Adam her söylediğim cümleyi şaşkınlık ile dinledi. Sonra beni saraya getirdi. Annem ve babam teşekkür etmek için ona bir kese altın verdiler. Adam sevinçten çığlık atmaya başladı. Sonra annem, bana" İçeride bir sürpriz var "dedi.
Ben içeri girdim. Thomas ve dolley koltukta oturmuş, beni bekliyorlardı. Thomas beni görünce koşarak yanıma geldi ve sımsıkı sarıldı. Ben" Şimdiye kadar ölmedim. Şimdi boğularak öleyim istiyorsun heralde " dedim.
O da ;
" Ah çok özür dilerim. Sevinçten ne yapacağımı şaşırdım. Seni ararken Dolley çıktı karşıma biliyor musun? " dedi.
Ben de" Sen harikasın Thomas." dedim ve yanağından öptüm. Thomas utandı ve başka taraflara baktı. Ben de dolley' e sarıldım." Nerdesin sen? Yaramaz dolley. Bir daha beni bırakıp gitme. Olur mu? " dedim.
Sonra Thomas 'a ;
" Kırılmış olmalısın. Sen beni bekledin. Ama ben gelmedim, gelemedim." dedim.
Thomas şaşırdı ;
" Nasıl böyle düşünürsün. Onca yaşadığın şeyden sonra birde. Hiç kırılmadım. Hem hazırladığım herşey öylece duruyor, seni bekliyor." dedi.
Ben de ;
" Yaa o zaman gidelim. Lütfen Thomas, lütfen. Şuan en çok istediğim şey bu." dedim.
Thomas ellerimi tuttu ve ;
" O zaman gidiyoruz prensesim. Daha fazla geciktirmeyelim sürprizi. " dedi.
Ben" Bana yalnızca 5 dakika ver " dedim ve yukarı çıktım. Üzerime en beğendiğim elbisemi giydim. Saçımı da açık bıraktım. Sonra aşağı indim. Thomas gözlerini benden ayırmadan yakasından çıkardığı gülü uzattı. Gülünce kısılan masmavi gözleri çok sevimli görünüyordu.
Ben de gülü alıp kokladım. Sonra Thomas elini uzattı, bende onun elinin üzerine koydum ve elimi öptü. Sonra annem orda olduğu halde elimi tuttu. Asıl cesaret Thomasın ki. Bunu daha yeni farkediyorum. O benim için herşeyi yaptı. Herkesi karşısına aldı. Kimseyi umursamadı. Benim gözlerimin içine baktı ve hislerimi okudu hep. Ama William kendi annesine beni sevdiğini söyleyip, sözünün arkasında durmayı bile beceremedi. Asıl cesaret Thomasın ki... Zaten ben çok bir şey beklemedim. Yalnızca sevgisinin arkasında dursun istedim...
Thomasla yolda giderken konuştuk biraz;
" Bana söylemeyecek misin? Nereye gittiğimizi. Bari bir ip ucu falan versen." dedim.
Thomas ;
" Aa ama gelmek üzereyiz. Şimdi söylemek olmaz bence. Ya bana öyle bakma lütfen. Yalnızca o an gözlerindeki mutluluğu görmek istiyorum. O yüzden söylemem" dedi.
Ben başımı sallayarak " Peki madem öyle olsun." dedim. Sonunda gelebilmiştik. Thomas bir mendil ile gözlerimi bağladı. " Şimdi de ben seni birazcık bekleteceğim. Hazırlamam gereken ufak tefek şeyler var" dedi.
Sonra yanıma geldi. Benim elimden tuttu. Biraz yürüdük ve gözlerimi açtı. " İyi ki doğdun hayatım." dedi. Etraf yemyeşildi. Masanın üzerinde birkaç tane gül, içecekler ve kocaman bir pasta vardı üzerinde adımın baş harfi "v" yazıyordu. Bir de küçük bir kutu vardı. İçini açtım kalpli bir kolye vardı. İçerisinde Thomas' ın fotoğrafı vardı.
Thomas ;
" Nasıl ama beğendin mi? Bir tepki vermedin. Beğenmediysen söyle lütfen. Ben alışkın değilim pek. O yüzden bilemedim. İçimden geçenleri hazırladım. Annenden öğrendim geçen gün. Doğum gününü bu yıl kutlayamamışsın. Ben doğum günlerini çok severim. ( ben sözünü kestim) "
" Ya bu kadar düşünceli olmak zor değil mi? (mutluluktan ağlıyordum) biliyor musun benim için çok özel bir doğum günü. Aynı gün olmasada bir tek sen kutladın. Seni hakedecek ne yaptım ben. " dedim.
O da ;
" Ben sadece seni seviyorum. Yaptığım tek şey bu. Gerisi kendiliğinden geliyor. Sevmenin getirdiği güzellikler. Senden sadece bir şey istiyorum. Yalnızca mutluluktan ağla. Onun dışında hep gül istiyorum. Sana gülmek çok yakışıyor. " dedi.
Sonra radyodan bir müzik açtı ve yanıma geldi ;
" Acaba bu güzel hanımefendi benimle dans eder mi? " dedi.
Ben de" Elbette, seve seve. "dedim. Bir süre dans ettik. Thomas bana sarılmıştı. Ama sonra...
Sonra Thomas üzerime yığıldı. Yere düştü. Önümde ise bana kocaman gözlerle bakan William vardı. Kan içindeki bıçağı ile bana bağırarak" Yürü Victoria gidiyoruz. Hadi acele et. Bak kurtardım seni bu beladan. " dedi.
Ben Thomas' ın kılıcını aldım ve William 'a doğrulttum." Şimdi burdan defolup git ve sakın karşımıza çıkma. Defol! " dedim.
O da geriye doğru adımlar attı.
" Mecbur kaldım bunca yıllık emeği benden çalmaya çalıştı. ( sanırım benden bahsediyordu.)"
Sonra koşarak uzaklaştı. Ben Thomas' ın yarasını üzerine omzumdaki şalı koydum, bastırdım. Onun gözleri kapalıydı. Öyle uzanıyordu. Daha sonra apar topar şöförün yanına gittim.
" Thomas, Thomas bıçaklandı. Yardım edin, arabaya taşıyalım" dedim.
Thomas 'ı hastaneye götürdük. En yakındaki hastaneye. Ben onun elini hiç bırakmadım. Hastanede bir ara gözünü açtı ve o zaman bile bana " merak etme" dedi.
Sonra şoför annesiyle babasına haber vermek üzere gitti. Ben kan içindeki elbisem ile hastanede bekledim. Tüm gece bekledim. Thomas' ı odaya çıkardılar ama gözünü hala açmamıştı. Hepsi benim yüzümden diye düşündüm. Ben başına bulaştırdım bu belayı...
