1. bölüm / 1
VİCTORİA 'NIN RENK OYUNURenkleri Hissetmek
Bölümler 1Şu an: Renkleri Hissetmek
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Victoria Pay.
Bir dünyanın ismi..
Turuncu bir dünyanın...
Onun için renkler insanlardan oluşurdu. Her dünya farklı bir insandı, farklı bir renkti.. Nasıl mı? Victoria ‘nın renk oyununa hoş geldiniz.
___
Her insan bir rengi aynı görmeyebilir. Bazen bazı renkler ise herkese aynı görünür. Mesela, kırmızı; yoğun, tutkulu, vahşi ve sert bir renktir. Çoğu kişiye göre aşkın rengidir. Siyah; yalnızlığın, karanlığın, uzağın, tükenmişliğin, yok olmanın rengidir. Bir duygu olsaydı siyah, gülerken ağlayan veya ağlarken gülen insanların rengi olurdu. Acının rengi. Unutulmanın, boşluğun, hiçliğin rengi.
Victoria turuncu rengini insanlara şöyle açıklıyordu; parlak bir kelebeğin kırlarda dolaşması gibi. Rahat, huzurlu, naif. Hoşnutluk, boş vermişlik hissi gibi. Ağlayan bir çocuğun elinde rüzgarda sallanan bir balon, camı açık bir arabadan sarkıtılan kollar, yerde yürüyen bir karıncanın insanlara tırmanması, kumla oynayan bir köpek, yeni dişleri çıkan bir bebeğin oyuncaklarıyla damaklarını kaşıtması... Bunlar hep turuncuydu. Onun turuncusu böyleydi.
Nasıl bir meyvenin tadını birbirimize anlatmakta zorluk çekiyorsak, renkler içinde aynı şey geçerliydi. Kimisine göre bir rengi anlatmak imkansızdır. Kimisine göre ise imkansız diye bir şey yoktur. Victoria ‘nın hangi sınıfa girdiğini anlayabilirdiniz. O imkansıza inanmayan, başarmayı sevenlerdendi.
Bir eylemi görünce onu bir renkle bağdaştırırdı. Hayatını renklere göre uydurmayı seviyordu. Ama kendi benliğini, ruhunu turuncu olarak nitelendirmesi hayatında başka renklerin olamayacağı anlamına gelmiyordu. Turuncuya bazen yeşil eklenir, kahverengi olurdu. Bazen bir başka renk gelirdi ve turuncunun tonlarını ortaya çıkarırdı.
Victoria ‘nın olaylarla renkleri karşılaştırma takıntısı birkaç sene önce başlamıştı. Onlar hakkında hiçbir şey bilmezken bir anda hayatı bilinmezliklerle dolmuştu. Bu onun için hayatının en büyük mucizesiydi ve artık yaşama sebebiydi. Hayatına anlam katma sebebiydi. Onun dünyasında yeni bir heyecan, yeni bir arayıştı. İçinde keşfedilmeyi bekleyen farklı bir varlık gibiydi bu duygu.
Victoria iki sene önce dünyanın sadece siyah ve beyazdan ibaret olduğunu düşünürdü. Hayatında bu iki renk hariç başka bir renk görmemişti. O renk körüydü. Onun için tüm renkler siyah ve beyazdan yada onların tonlarından ibaretti. Herkesin dünyayı kendisi gibi gördüğünü düşünürdü. Renk ne demekti? Neye benziyordu? Bilmiyordu.
Başkaları için oldukça gülünç olacak bu soruları kimseye soramazdı. Günleri renklerin isimlerini düşünmekle ve onları hayal edebilmekle geçerdi. Ne var ki dünyasında sadece iki renk olan bir insan için o kadar canlı renkler tamamen bir bilinmezlikti. Bütün renkleri oluşturan, her rengin içinde olan bu iki zıt renkten sayısız rengi oluşturabilmek onun için çok zordu.
Bir gün bir arkadaş edindi. Günleri onunla geçtikçe, birbirlerini daha iyi tanıdıkça Victoria kafasını kurcalayan soruları başkasına anlatabileceğine, içindeki sıkıntının, merakın geçebileceğine inandı. Arkadaşına tüm hislerini anlattı.
“Benim hayalim renkleri görebilmek.”
Bunu söylediği an içindeki şüphe ve kötü düşünceler art arda zihnine akın etti. Kalbini kimseye açmamıştı. Bu kendini korumak için seçtiği bir yoldu. Ama şimdi duyacağı sözlerden kırılmamak ve bu değerli arkadaşını kaybetmemek için güçlü olması gerektiğini söylüyordu kendine. Bir yandan da arkadaşının onu aşağılamasını istemiyordu. ‘Renk körü olduğun halde nasıl böyle bir hayal kurabiliyorsun’ , ‘imkânsız şeyleri istemek sadece hayatını zorlaştırır’ gibi çevresindeki insanların söylediği o sözcükleri söylemedi. Kafasında kurduğu aşağılayıcı, alaycı kahkahaların hiçbirini yapmadı.
Birkaç saniye geçmişti ki arkadaşının elini sıktığını ve ona sıcacık gülümsemeyle baktığını gördü. Gözleri doldu.
“Sana onları göstereceğim Victoria.”
Artık emindi. O zaman kalbinde hiç hissetmediği yeni bir duyguyu keşfetti. Renkleri bulmak bir yana, onu kaybetmemek hayatında verdiği en güzel kararlardan biriydi.
Onunla birlikte her duyguya, her kokuya, her temasa, harekete, mimiğe, isime, simgelere, eşyalara bir renk oluşturmaya başladılar. Tatlı yemek, yeni kıyafetler almak, birine sarılmak pembe renkti. Ormanda mantar toplamak, yemek yemek, saçları örmek, temizlik yapmak yeşil renkti. Kahkaha atmak, kitap okumak, salıncakta sallanmak, papatya toplamak turuncu renkti. Her eşya farklı bir renkti. Her mevsim, her duygu..
Çok nadirde olsa bu renklerin değiştiği zamanlarda olurdu. Birine yolculuğu uğramak için sarılırsan bu sarı ya da pembeydi. Ama onunla görüşmemek üzere sarılırsan bu siyahtı. Hiç sevmediğin ve nefret ettiğin birini zorla kucaklarsan bu kırmızıydı. Evet aşkın rengi olabilirdi kırmızı. Aynı zamanda nefretin de rengiydi. O yüzden Victoria için en tuhaf, en yoğun renk buydu.
Kıyafetlerin, çiçeklerin, hayvanların, meyvelerin herkesçe bilinen renklerin rengini, kendi koydukları kurallara göre renklendirdiler. Bazen arkadaşıyla bu konuda uzun sohbetler ederlerdi. Kendi buldukları bu oyun onlar için güzel ama tuhaf bir oyundu. Bazen tartışmaları gün boyu sürerdi.
Arkadaşı uzun bir süre yanına gelmedi. Hayatındaki en gri günler o zamanlardı. Tuhaf, beklenti dolu, onu özlediği günlerin hepsi gri renkti. Victoria en yakın arkadaşının kanser hastası olduğunu öğrendiğinde her şeyi siyah görür olmuştu. Arkadaşı ölümünün yakın olduğu bir tarihte Victoria ‘yı yanına çağırdı. Ona bir söz vermesini istedi. Bu oyuna her zaman devam edecek ve sonunda renkleri görebildiğini herkese kanıtlayacaktı. Victoria hiç düşünmeden bunu kabul etti. Arkadaşı yanında olmadığında bile bu oyunu oynardı. İnsanları izler ve dünyayı renklerle kaplardı. Arkadaşı bu dünyayı terk ettiğinde bile oyunu oynamayı sürdürdü. Üzüleceğini bilse bile onun yanına gider bugün hangi renkleri görebildiğini anlatırdı. Bunu gören herkes çok duygulanır ve onu teselli etmeye çalışırdı. Victoria ‘nın onlara dediği şey ise; ona renkleri anlamasında yardım etmek isteyip istemediklerini sormaktı. Başta sadece ailesiyle oynuyordu. Sonra arkadaşları, öğretmenleri ve komşuları da bu oyunu oynamaya başladı. Victoria onların gördüğü renkleri farklı bir renkte söylese bile buna aldırmadılar ve onun koyduğu kurallara uydular. Bu oyun o kadar ilerledi ki insanlar günlük konuşmalarında bile kendilerini ister istemez bu oyunu oynarken buldular.
Komşusu kocasıyla kavga edip dışarı çıktığında diğer arkadaşı onu görür ve şöyle derdi.
“Bugün çok kırmızısın. Yine mi kavga ettiniz.”
(Kırmızı rengi: nefret, kavga, uyumsuzluk, tartışma)
“Aslında güzel bir maviyle uyanmıştım ama birileri sabahımı mahvetti!”
Veya bir çocuk yolda tanıdığı bir arkadaşını görse şöyle derdi.
“Turuncu günler dilerim.”
(Turuncu rengi: mutluluk, rahatlık, neşe, iyi şans)
Veya havaya bakarak birbirlerine
“Lacivert yakın gözüküyor. Bugün kalın giyinelim.” derlerdi.
(Lacivert rengi: kötü hava, yağmur, soğuk)
Yavaş yavaş insanlar renklerle bir bütün oldular. Onları sadece eşyalar üzerinde kullanmayı unutup, her renge her duyguya her eyleme renk verdiler. Bu eskiden onlar için tuhaf ve anlaşılmaz bir oyundu. Ama hayatlarında küçük bir kızın ricası üzerine kurulan bu oyunu benimseyip, kullanışlı hale getirdiler.
Bu oyun dilden dile yayıldı. Merak eden herkes oynadı. Duyanlar duymayanlara anlattı. Uzak kasabalarda hikayesi anlatıldı. Kış aylarında yorgan altındaki çocuklara anlatılan masallara, eğlence olsun diye kalabalık ortamlarda oynanan tatlı bir oyuna dönüştü. İnsanlar renkleri bu oyuna göre renklendirirlerdi. Gördükleri gibi söylemez, Victoria ‘nın gördüğü gibi söylerlerdi. Oyunun kurallarına uydular ve onun dünyasına daldılar. İnsanlar onu, o da insanları anladı. Victoria ‘nın renk oyunu insanlarda yeni hayallerin yerini süslerken, göremeyenlerde, farklı görenlerde bir eğlence kaynağı oldu. Bu oyunu herkes oynayabilirdi. Renkleri hiç göremeyenler, hiç bilmeyenler. Çünkü oyunun tek kuralı onları görmek değil, hissetmekti. O yüzden umudun, sevincin, hayal dünyasının oyunu oldu. Victoria ‘nın renk oyunu insanların birbirlerini anlamasını, birbirlerinin renklerini anlamasını sağladı..
Bazen görebilmek için görmek gerekmez. Hislerimiz yeter. Victoria renkleri hissetti. Hissederek gördü. Onları kendi buldu. İmkansızı başardı. Hayal dünyasındaki renklerle bunu imkanlı kıldı. Belki herkesin gördüğü rengi çok başka bir renk yaptı ya da renkleri anlıyormuş gibi yaptı. Ama bunu başardı. En sonunda renkleri görebildi. Sözünü tuttu.
-
'İnsanlar kendi ürettikleri hayalleri kendileri kısıtlarlar. Oysa yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Sınırları sonsuzlaştırmaları kendi ellerindedir. Farkına varamazlar. Kendi kısıtladıkları dünyada yaşarlar.'
-
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Yorum yaparsanız çok sevinirim.
Bölüm etkileşimi
