Zihin kapanı

Vaveyla Yazarı: seynora00 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Zihin kapanı
  1. 1 Zihin kapanı1.941 kelime · Okuduğun bölüm

Eğer bir gün bana kardeşim için yüz yıl önceki en kanlı hükümdarın mührünü kaldıracağımı söyleselerdi, "Asla öyle bir canavarı bu dünyaya tekrar musallat etmem," derdim. Ama gel gör ki kader bana bunu da yaptırıyordu.
Kardeşim gözlerimin önünde ölüyordu ve onu kurtarmanın tek yolu o hükümdardan geçiyordu. Yüz yıl önce yaşamış, korku hikayelerine bile konu olamayacak şeyler yapmış bir adamdan bahsediyorduk; yine de kardeşimin tek kurtuluş yolu oydu.
Kardeşim zar zor nefes alırken, sanki o titrek nefeslerinde bile "Daha ne bekliyorsun, ölmemi mi?" der gibi ses çıkarıyordu. Ben bu görüntü kaybolsun diye her şeyi yapardım. Gerekirse tüm dünyayı ateşe atar ve o hükümdarı tekrar bu dünyaya getirirdim.
O, benim bu hayattaki tek varlığım, tutunacak tek dalımdı. Ondan başka kimsem yoktu; ölmesine izin veremezdim.
"Hâlâ bir değişiklik yok mu?"
Maeve’di bu. Geldiğini fark etmemiştim.
"Hayır," dedim ona dönmeden.
Yanıma yaklaştı ve tam yanımda durdu. Ona döndüm. Elinde ölmüş bir krasue vardı. Bu krasue küçük ama çok tehlikeli bir yaratıktı ve bugün bize gerekliydi. Boşta olan kolunu destek amaçlı omzuma attı ama kardeşimden başka kimsenin desteğini istemiyordum. Sadece kardeşimin uyanmasını istiyordum.
"Ne yapacağız? Gerçekten çağıracak mısın onu? Bu işin sonunda kardeşini kurtaramadan ölme ihtimalin de var," dedi hafif tedirgin bir sesle.
"Ama kurtulma ihtimali de var," dedim. Küçücük bir ihtimal bile olsa o ihtimalin peşinden ölüme giderdim.
"Gerçekten yüz yıllık uykusundan onu uyandırıp tüm diyarın başına bela mı edeceksin?" dedi kısıkça. Kimsenin onu duymasını istemiyordu çünkü bu yaptığımız ciddi bir olaydı. Yaşadığı dönem tüm diyarı kan gölüne çevirmiş, ne insanlara ne de kendi ırkına acımış biriydi o. Onu çağırarak başımıza çok ciddi bir bela alıyor olabilirdik ama kardeşim için değerdi.
"Sence de diyar artık böyle bir belayı hak etmedi mi? Kardeşim o siktiğim ırk yüzünden ölüyor. Bunu onların yanına bırakır mıyım? Madem bizim gücümüz yetmiyor, gücü yeten birini getirmemizin nesi yanlış? Bir taşla iki kuş işte," dedim. Ne güzel; hem kardeşimin kurtulma ihtimali vardı hem de ona bunu yapanların başı ciddi bir belaya girecekti.
Maeve’in elindeki ölmüş krasue’yi aldım. Görüntüsü tavşana benzeyen bu yaratık çok keskin dişlere sahipti. Aynı zamanda dişlerinin arasında çok güçlü bir zehir taşıyordu. O zehirle küçücük bir temas bile bir insanı öldürmeye yeterdi. Zehri, piyasadaki en değerli ve pahalı şeydi; insanları öldürmekle beraber doğru kullanıldığında birçok hastalığa da şifa oluyordu. Ama gel gör ki bu yaratığın da nesli tükenmekteydi ve ona ulaşmak bir o kadar zor ve meşakkatliydi. Onu bulana kadar ölümden döndük desem yeridir.
Maeve’i arkamda bırakarak sehpaya doğru ilerledim. Daha önce sehpaya bırakmış olduğum, sayfası açık kitabı diğer elime aldım. Arkamı dönmeden, hâlâ yerinde duran Maeve’e, "Sen dışarı çık, ben bu işi halledeceğim," dedim.
Tedirgindi, bunu nefes alışverişinden bile anlayabiliyordum. Zaten tedirgin de olması gerekiyordu çünkü yaptığımız hem insanlığa karşı bir haksızlık hem de Kule’ye karşı bir ihanet sayılıyordu. Ama yapmak zorundaydım. Kardeşim çok güçlü bir büyünün altındaydı. Bu büyüyü kaldırabilecek kişi ya büyüyü yapan ya da o büyüyü var edendi. Var edene ulaşabilmemizin yolu bu kitaptan geçiyordu ve ben ona ne pahasına olursa olsun ulaşacaktım.
"Son kararın mı cidden? Bu işin sonunda başımız çok ciddi belaya girebilir!" dedi Maeve. Korkuyordu ama galiba gelecek olan lanetliden çok, Kule bunu öğrenince vereceği tepkiden korkuyordu.
"Korkuyorsan bu işte olmak zorunda değilsin, gidebilirsin. Benim için sorun değil," dedim. Onun başının belaya girmesini istemiyordum ama onun da beni tek bırakmayacağını biliyordum. Yine de gitmek istiyorsa ona darılmayacağımı bilmeliydi; benimle bu işe sürüklenmek zorunda değildi.
"Saçmalama, seni tek bırakacak değilim. Bu işi yap ve eğer sana zarar verecek bir şey olursa vazgeç, tamam mı? Hiç kimsenin, özellikle de Cynthia’nın bir kahramana ihtiyacı yok," dedi. Beni odada, yatağında ölü gibi yatan kardeşimle tek bırakıp kapının dışına çıktı.
Cynthia benim kardeşimdi; yatakta yatan ve ölümle savaşan kardeşimdi. Çok az bir süresi kalmıştı, bunu nefes alışverişinden bile anlayabiliyordum. Her saniye onun için ölüm demekti. Bu işi hemen halletmem gerekiyordu.
Elimde kitap ve krasue ile önceden hazırladığımız orta alana geçtim. Yerde mumlar vardı ve mumların ortasında boş bir alan bulunuyordu. O alanın ortasına krasue’yi bıraktım. Kitabı da tam önüme koydum. Sonra daha önce kenara koymuş olduğum hançeri alıp elimi kestim.
Elimdeki kan yere damlarken öylece hazırladığım ritüel alanının içine baktım. Ritüel için mumlar, ölü bir krasue ve ritüeli yapacak kişinin kanı gerekliydi. Amacım onunla iletişime geçmekti. Eğer kardeşimi kurtarabiliyorsa —ki bence biliyordu— onu kurtarmasını istemekti. Tabii onun da benden bir isteği olacaktı ve kardeşimin kurtulması karşılığında onun her istediğini yapmaya hazırdım. Bencilce gelebilir ama kardeşim dışında dünyaya ne olduğuyla çok da ilgilenmiyordum.
Kesmiş olduğum elimdeki kanları mumlara tek tek damlatmaya başladım. Damlama sonucu mumlardaki ateşler söndü. Art arda mumlar söndükten hemen sonra aynı kanı krasue’nin üstüne damlattım ve ardından daha önce yüz kere okuduğum için ezberlediğim kitaptaki o satırları okudum:
Kanımla mühürlenmiş bu geceye tanıklık et,
Uyuyan gölgelerin efendisi, zincirlerini kır.
Ölülerin sustuğu, tanrıların unuttuğu yerden dön,
Adımı duy ve huzursuz uykundan uyan.
Bu sözleri söylerken aniden mumlar tekrar yandı ve dışarıda çok büyük bir şimşek çaktı. Gök yırtılırcasına kükredi. İçeride birden bir hava akışı meydana geldi, oysa içeride havanın girebileceği hiçbir yer yoktu. Hemen ardından mumların ateşi artmaya başladı ve aniden söndü. Sonra içeriye mutlak bir sessizlik hakim oldu.
Bekledim.
Niye bir şey olmuyordu?
Bekledim.
Olması lazımdı, olması lazımdı!
Bekledim.
Tek şansımdı bu, neden olmadı?
Yaklaşık beş dakikaya yakın orada, ritüelimin etrafında sabırla bir işaret, bir hareketlilik bekledim ama hiçbir şey olmadı. Hem de hiçbir şey. Başarısız olmuştum. Elimdeki tek çıkış yoluydu ve ben onu başaramamıştım. Şimdi ne olacaktı, her şey bitmiş miydi?
Ben düşüncelerimin arasında kaybolmuşken mumlar aniden tekrar yanmaya başladı ve dışarıdan bir öncekinden çok daha büyük bir gök gürlemesi sesi geldi. Oda bir anda buz tutmuş gibi soğumaya başladı. Odanın havası o kadar ağırlaştı ki içeride nefes almak bile zorlaştı. Ve tam o anda arkamdan bir gülme sesi geldi.
Hemen harekete geçip yanımdaki hançeri elime aldım ve direkt arkamı döndüm ama orada kimse yoktu. Gülme sesi tekrar geldi. Etrafımda dönmeye ve her tarafa bakmaya başladım. Tek tek her yere birkaç kere baktım ama odada ben ve Cynthia dışında kimse yoktu. Cynthia’nın çıkardığı tek ses ise zar zor aldığı titrek nefesinin sesiydi.
Etrafıma bakmaya devam ederken yakalanmış olmanın verdiği korkuyla boşluğa doğru, "Kimsin sen? Ortaya çık!" dedim.
İlk otuz saniye kimse ses vermedi. Hemen ardından kalın bir ses konuştu:
"Kim olduğumu bilmiyor musun? Halbuki bunu çok iyi biliyor olman lazımdı."
Ne saçmalıyor bu?
"Ne saçmalıyorsun sen? Hemen ortaya çık!" dedim boşluğa doğru. Sesin nereden geldiğini kestiremiyordum; sanki her yerden ama hiçbir yerden geliyor gibiydi.
"Halbuki beni sen çağırmıştın. Çağırdığın misafirine bu yaptığın ne büyük terbiyesizlik..." dedi alaycı bir ifadeyle. Sonra da dilini damağına vurarak cık cık etti.
NE?
Bu o muydu cidden? Bu oysa ben onu neden göremiyordum ve bu lanet olasıca varlık nereden konuşuyordu?
"Neredesin? Seni neden göremiyorum?" dedim boşluğa doğru hafif sorgulayıcı bir sesle. Deli gibi korkuyordum çünkü karşımdaki normal biri değildi; insanların, hatta lanetlilerin adını anarken bile korktukları biri vardı.
"Ben senin kafanın içindeyim, küçük fare," dedi alaycı bir sesle ve hemen ekledi: "Beni çağırma cüretini sana kim verdi?"
Karanlık ve korkutucu bir ses tonuydu bu. Bu adamın sesinde bile insanları korkutup köşeye sıkıştıran bir şey vardı.
"Bir anlaşma için çağırdım! Seni hapis olduğun mühürden kurtaracağım, sen de karşılığında kardeşimi büyünün tesirinden kurtaracaksın. Senden başka kimse kardeşimi kurtaramaz," dedim. Sonlara doğru sesim kısılmıştı.
"Sıradan bir fani mi beni buradan çıkaracak? Yani bunu yapabileceğini düşündüren nedir?" dedi alaycı bir sesle. Bu adam bildiğin benimle dalga geçiyordu.
"Emin ol bu sıradan fani seni oradan çıkarmaktan çok daha fazlasını yapar. Seni nasıl çıkaracağımı söyle, ben seni çıkarayım, sen de kardeşimi kurtar. Karlı bir anlaşma," dedim. Kendimi kasmaktan karnıma kramplar giriyordu; bu adamın korkutucu sesi bile beni fazlasıyla tedirgin ediyordu.
"Ya kabul etmezsem? O zaman ne yapacaksın?" dedi aynı lanet olası karanlık ses tonuyla.
"Kabul edene kadar seni çağırmaya devam ederim."
"Ya hiç kabul etmezsem?" dedi. Bildiğin benimle alay ediyordu.
"Bak, kardeşim ölmek üzere ve ona yapılan büyü senin yüz yıl önce var ettiğin Ruh Çıkmazı büyüsü! Onu ya var eden ya da o büyüyü yapan yok edebilir ve tek şansım sensin. Kardeşimi kurtarman lazım, karşılığında ne istersen yaparım," dedim. Yalvarmamı istiyorsa ona yalvarırdım, yeter ki kardeşimi kurtarsındı.
Bir süre ses gelmedi. Galiba teklifimi düşünmeye başlamıştı. Bekledim. Ondan gelecek cevabı tedirginlik içinde bekledim. Ya reddederse o zaman ne yapacaktım? Ya çıkmak istemezse o zaman ne yapardım, bilmiyordum.
Beş dakikalık bir düşünme süresinden sonra, "Adın ne?" dedi hiç düşünmeden.
"Vesperia," dedim. Bir yandan elimde hançer duruyordu, diğer yandan tedirginlikten yerimde duramayıp bir ayağımı sürekli yere vuruyordum. Bu anlaşmayı kabul etmeliydi çünkü kardeşimin zamanı azalıyordu; her saniye onun için hayati önem taşıyordu.
"Kardeşinin üzerindeki büyüyü kaldırabilirim Vesperia," dedi. Ama bunu derken hafif tehditkar ve uyarıcı ses tonunu koruyordu. "Ama karşılığında senin zihninde yaşamama, senin gözünden dünyayı izlememe izin vereceksin."
Ne? Ciddi mi bu adam?
"Ciddi misin sen? Daha makul bir şey istesene! Dünyaya dönüş yolunu söyle bana, böyle bir şey olamaz," dedim. Kim böyle bir şey isterdi ki? Tamamen saçmalıktı!
"Ama zihninin beni kaldıramama ihtimali var. Bu ihtimal gerçek olursa ölebilirsin," dedi bana. Sanki dediğim hiçbir şeyi duymamış gibi öylece konuşmaya devam etmişti.
"Sana diyorum, daha makul bir şey iste! Böyle bir şey olamaz," dedim ona gayet kararlı bir sesle.
Kısıkça bir gülme sesinden sonra, "Kardeşinin yaşamasını istemiyor musun Vesperia?" dedi. O da farkındaydı ondan başka bir çıkış yolumun olmadığını ve bunu kendi çıkarına kullanıyordu. Bu lanet olasıca lanetlilerden nefret ediyordum!
"Neden bunu istiyorsun? Çıkman senin için daha karlı değil mi?" dedim ona. Madem zihnime girmek istiyordu, en azından nedenini bilmem gerekiyordu, değil mi?
"Bu beni ilgilendirir," dedi pişkin pişkin. Zihnimde yaşamaktan bahsediyor, oraya girmekten ve bunun onu ilgilendirdiğini söylüyordu. Bu kaçıncı seviye pişkinlikti acaba?
"Söz konusu benim zihnim olduğu için beni de ilgilendirir! Artılarını ve eksilerini bilmem gerekiyor," dedim ona gayet haklı bir şekilde. Ama karşımda kendi dediğinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen yüz yıllık bir hükümdar vardı; insanlar adı bile geçince hâlâ ondan korkmaya devam ediyordu.
"Kardeşinin kurtulmasını istemiyorsun galiba Vesperia," dedi bana. "Vesperia" derken alay eder gibi, bana her şeyi yaptırabileceğini bilir gibi söylemişti ve bu fazla rahatsız ediciydi. Karşımdaki adam kontrolcülüğün kitabını yazmış, zamanında imparatorluk yönetmiş biriydi ve iş nasıl isterse öyle gitsin istiyordu. Ama bilmediği bir şey vardı: Bugün buna izin versem bile bunun yarını da vardı.
"Tamam ama ben ölsem bile kardeşimin üzerindeki büyüyü kaldıracak mısın?" dedim. Madem öyle, bana bunun teminatını vermeliydi. Her ne olursa olsun kardeşimin kurtulacağını bilmeliydim, o zaman zaten her şeyi yapardım.
"Evet, ne pahasına olursa olsun kardeşin kurtulacak," dedi bana. Ses tonundan bile anlaşılıyordu sözüne sadık kalacağı.
"Tamam, kabul ediyorum anlaşmayı," dedim hiç duraksamadan.
"Anlaşmayı kabul ediyorum," dedi o da hemen ardından.
Ve tam o anda kafamda şiddetli bir baskı hissetmeye başladım. Çok ağır bir acıydı bu. Kafamın içinde kıyamet kopuyordu. Kafamın içinde sanki bir dünya yıkılıyor ve tekrar bir dünya inşa etmeye çalışıyorlarmış gibiydi. Canım yanıyordu, hem de çok fazla! Kafamı ellerimin arasına almış, acının geçmesini bekliyordum ama acı geçmiyor, katlanarak artıyordu. Canım yanıyordu; beynim kafamın içinde durmak istemiyormuş gibi zonklamaya başladı. Beynim kafatasımın duvarlarını zorluyordu çıkmak için.
Aynı anda dışarıda sağanak yağmur yağmaya başladı ve ardı ardına gök yırtılmaya başladı. Etraf zifiri karanlıktı. Olduğum odada deprem oluyor, sanki yerinden oynuyordu ve ben acı içinde yere yığılmış, dizlerimin üstüne çökmüştüm. Kafamdaki ağrı gitgide kendini daha çok göstermeye başladı. Her saniye bir öncekinden daha acı dolu olmaya başlamıştı. Kafam ellerimin arasında bu acının geçmesini bekliyordum, bu acıya katlanmaya çalışıyordum. Acı çok fazlaydı ve artık şimşek sesinin yanında benim haykırışlarım da yer almaya başladı. Acının etkisiyle bedenim yere yığıldı ve yerde bu acının geçmesini beklemeye başladım.
Haykırıyordum; sanki ne kadar çok haykırırsam acı o kadar azalacak ve çabuk geçecek gibiydi. Bilincim kapanmak üzereydi ve ben gücümün son damlasını haykırarak harcıyordum.
Benim haykırış seslerimden sonra odaya, kapının dışında olan Maeve girdi. Yerde yatan beni görünce şok içinde olanlara kilitlendi. Tam o anda yatakta bir hareketlilik oldu. Oraya döndüm ve bilincim kapanmadan önce son gördüğüm şey, kardeşimin gözlerini açması oldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18