9. bölüm / 9
Verdantia𝐈𝐗
Bölümler 9Şu an: 𝐈𝐗
- 1 𝐈1.263 kelime
- 2 𝐈𝐈825 kelime
- 3 𝐈𝐈𝐈1.102 kelime
- 4 𝐈𝐕1.547 kelime
- 5 𝐕1.877 kelime
- 6 𝐕𝐈972 kelime
- 7 𝐕𝐈𝐈1.294 kelime
- 8 𝐕𝐈𝐈𝐈1.303 kelime
- 9 𝐈𝐗711 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Risus post timorem.
İkili, ormandan çıkmaya çalışırken Nova hiç susmadan konuşmaya devam ediyordu. Ne zaman gerilse çenesi açılıyor, bir kez başladığında onu susturmak neredeyse imkânsız hâle geliyordu.
“Ben başından beri bunun iyi bir fikir olmadığını söylüyordum.”
Elara, önündeki ağaçların arasından geçerken başını çevirmedi.
“Sen de gelmek istedin.”
“Hayır. Ben sadece senin tek başına gelmeni istemedim.”
“Ve birlikte geldik.”
“Evet. Aka birlikte gelince başımıza bir de Kael isimli adam çıktı.”
Elara istemeden gülümsedi.
“Kael’in başımıza çıktığını söylemen biraz kaba olmadı mı?”
“Hayır. Gayet doğru bir tespit.”
Nova, hızla arkasından gelen dallardan birini eliyle itti. Dal, beklenmedik bir hızla geri savruldu ve neredeyse yüzüne çarpıyordu.
“Ah!”
Son anda eğildi.
Elara dönüp ona baktı.
“İyi misin?”
“Gayet iyiyim. Ama az önce o dal beni uçuracaktı.”
Elara gözlerini devirdi.
İki kız birkaç saniye boyunca sessizce yürüdü. Fakat bu sessizlik, Nova’nın dayanabileceğinden çok daha uzun sürmüş olmalıydı. Çok geçmeden yeniden konuşmaya başladı.
“O adamın yanında kılıç taşıması normal miydi sence?”
“Hayır.”
“Ben de öyle düşündüm.”
“Senin ne düşündüğünü sormadım.”
“Biliyorum ama yine de söylemek istedim.”
Elara başını iki yana salladı.
“Biraz sessiz kalabilir misin?”
Nova birkaç saniye düşündü.
“Ne kadar?”
“Sadece beş dakika.”
“İki?”
“Üç.”
“Anlaştık.”
Ve Nova gerçekten sustu.
Tam üç dakika boyunca.
Elara, bu sessizliğin şaşkınlığını daha üzerinden atamadan arkasından gelen sesi duydu.
“Bence Kael’in gözleri çok garipti.”
Elara bir anda kahkaha atmaya başladı.
“Nova!”
“Ne? Üç dakika sustum. Benim için uzun bir süreydi.”
Elara cevap vermeden yürümeye devam etti. Nova da hemen arkasından onu takip etti.
Ormanın içi hâlâ karanlıktı. Ancak ağaçların arasından süzülen solgun ışık, çıkışın artık çok uzakta olmadığını gösteriyordu. Geride bıraktıkları eski taş yol ise çoktan gözden kaybolmuştu.
Elara, yol boyunca birkaç kez arkasına dönüp baktı.
Kael’in söylediği sözler zihninde dönüp duruyordu.
Bazı şeyler yalnızca onları bulmanızı beklemez.
Elini boynundaki kolyeye götürdü. Metal, artık ısısını tamamen kaybetmişti.
“Biliyor musun?” dedi Nova. “Ben onun söylediklerini hiç sevmedim.”
“Elbette sevmedin.”
“Özellikle şu ‘geri dönün’ kısmını.”
“Sen zaten dönmek istemiyor muydun?”
“Ben dönmek istiyordum ama bunu onun söylemesini istemiyordum.”
Elara ona baktı.
“Aradaki fark ne?”
Nova bu kez gerçekten düşündü.
“Bilmiyorum.”
Bir süre sessiz kaldıktan sonra ciddi bir ifadeyle devam etti:
“Sanırım biri bize emir verince sinirleniyorum.”
Elara kaşını kaldırdı.
“Bunu yeni mi öğreniyorsun?”
“Hayır. Hep böyleydim.”
Tam o sırada Nova’nın ayağı yerdeki kalın bir köke takıldı.
“Ah!”
Bir eli havaya kalkarken diğeriyle Elara’ya tutunmaya çalıştı. Fakat artık çok geçti.
Nova, dengesini kaybedip kendini karların üzerinde buldu.
Bir süre hiç kıpırdamadan öylece yattı.
Elara, arkasından gelen sesle hızla döndü.
Nova yerde yatıyordu. Üzeri karlarla kaplanmış, yüzüne, saçlarına ve hatta ağzına kadar kar dolmuştu.
“Nova?”
Cevap gelmedi.
Elara birkaç adımda yanına ulaştı.
“Nova, iyi misin?”
Nova sonunda elini kaldırıp yüzündeki karları temizlemeye başladı.
“Evet.”
Elara şüpheyle ona baktı.
“Emin misin?”
“Hayır.”
Elara istemeden güldü ve elini ona uzattı.
Nova elini tuttu. Elara’nın yardımıyla ayağa kalktıktan sonra paltosunun önünü silkeledi, ardından saçlarının arasına dolan karları temizlemeye çalıştı.
“Bunu kimse bilmeyecek.”
“Tamam.”
“Özellikle Lyra.”
“Kesinlikle.”
“Çünkü bizim ormana gitmemize izin vermesini hata olarak düşünmesini istemiyorum.”
Elara gülerek başını salladı.
“Bundan sonra düşmemeye çalış.”
“Çalışacağım.”
Yollarına devam ettiler.
Nova bu kez daha dikkatli yürüyordu. Elara ise hâlâ ara sıra arkasına dönüp ormana bakıyordu.
“Bu orman bana kişisel şeyler hissediyor,” diye mızmızlandı Nova, Elara’nın birkaç adım gerisinden.
Elara ona dönmeden sordu:
“Ne oldu yine?”
“Kafama dal çarptı.”
Elara bu kez kahkahayı tutamadı. Geri dönüp Nova’nın kolundan tuttu ve onu kendi yanına çekti.
“Beraber yürüyelim. Arkada kalma.”
Ağaçların arasından sonunda açık gökyüzü göründü.
Uzakta, Elden’in ilk evlerinin çatıları seçiliyordu.
Nova derin bir nefes aldı.
“Sonunda.”
İkisi de aynı anda adımlarını hızlandırdı.
Ormanın sınırına yalnızca birkaç metre kalmıştı.
Ağaçların arasından çıktıkları anda soğuk hava yüzlerine çarptı.
Fakat bu kez soğuk bile güzel geliyordu.
Elden’in taş sokakları, bacalardan yükselen dumanlar ve uzaktan gelen insanların sesleri yeniden etraflarını doldurmaya başlamıştı.
Nova gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.
“Ev.”
Elara başını salladı.
“Evet. Ev.”
İkisi, Elden’in sokaklarına doğru ilerlemeye başladı.
Arkalarında bıraktıkları orman ise yeniden sessizliğe gömüldü.
Elara, birkaç adım sonra duraksadı.
İçinde açıklayamadığı bir his vardı.
Yavaşça arkasına döndü.
Ağaçların arasına baktı.
Uzaklarda bir şey hareket etmiş gibiydi.
Bir gölge.
Sadece bir anlığına.
Sonra kayboldu.
Elara gözlerini kıstı.
“Bir şey mi gördün?” diye sordu Nova.
Elara birkaç saniye daha ormana baktı.
Sonunda başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Ardından dönüp yoluna devam etti.
Fakat ormana bakarken hissettiği o tuhaf huzursuzluk, peşini bırakmadı.
