8. bölüm · Vazgeçilmeyen Görev, Vazgeçilen Çocuk

8. BÖLÜM:SON KURŞUNUN TANIĞI

Lindaa Larisssa

Mutlak karanlığın içinde yankılanan silah sesi herkesin nefesini kesmişti. Lara'nın çığlığı bodrumun taş duvarlarında yankılanırken kimse birkaç saniye boyunca kıpırdayamadı. Sadece yere düşen bir bedenin sesi duyulmuştu. O birkaç saniye, sanki dakikalara dönüşmüştü. Ardından acil durum lambaları titreyerek yeniden yanmaya başladı. Loş kırmızı ışık bodrumu aydınlatırken herkes aynı noktaya döndü. Yerde yatan kişi Talya'ydı. Sol omzundan vurulmuştu. Üniforması kana bulanmıştı ama bilinci açıktı. Dişlerini sıkarak acısını bastırmaya çalışıyordu. Lara hemen yanına koştu. "Talya! Bana bak, sakın gözlerini kapatma!" Eymen ilk yardım çantasını açıp kanamayı durdurmaya çalışırken Komutan, koridorun sonunda hızla uzaklaşan ayak seslerini duydu. Hiç düşünmeden silahını çekti ve karanlığın içine doğru koştu. Dar koridor nem kokuyordu. Tavandan damlayan sular taş zemine düşüyor, ayak sesleri yankılanıyordu. Tam köşeyi döndüğünde siyah kapüşonlu bir adamı gördü. "Dur!" diye bağırdı. Adam bir anlığına arkasını çevirdi ama yüzü maskeyle kapalıydı. Ardından eski demir kapıyı açıp dışarı fırladı. Komutan peşinden çıktı. Fabrikanın avlusu yağmur altındaydı. Adam tel örgülere doğru koşarken bir anda ayağıyla yerdeki demir boruyu Komutan'a doğru itti. Komutan sendeledi. Bu birkaç saniyelik gecikme saldırganın kaçmasına yetti. Tam tel örgünün üzerinden atlarken maskesinin bir kısmı yırtıldı. Komutan adamın yüzünün sadece sağ tarafını görebildi. Sağ yanağından çenesine kadar uzanan derin bir yara izi vardı. Bu yüzü tanımıyordu ama o yara izini daha önce bir dosyada görmüştü. Kod adı Kuzgun olan profesyonel tetikçi... Komutan silahını doğrulttu. "Kuzgun!" Adam durdu. Başını hafifçe çevirdi. Yağmur yüzünden süzülüyordu. Derin ve soğuk sesi karanlığın içinde yankılandı. "Mert İzmir'i ben öldürmedim." Komutan'ın gözleri büyüdü. Adam devam etti. "Tetiği ben çektim... ama onu öldüren kurşun değildi." Komutan öfkeyle bağırdı. "Ne demek istiyorsun? Emri kim verdi?" Kuzgun birkaç saniye sustu. Sonra cebinden küçük metal bir madalyon çıkardı ve Komutan'ın ayaklarının önüne attı. "Gerçeği istiyorsan... bunu tanı." O sırada uzaktan siyah bir motosiklet hızla yaklaştı. Kuzgun motosiklete atladı ve birkaç saniye içinde gözden kayboldu. Komutan eğilip yere düşen madalyonu aldı. Üzerindeki çamuru eliyle sildi. Ön yüzünde eski bir askerî birlik amblemi vardı. Arka yüzünü çevirdiğinde nefesi kesildi. Metalin üzerine tek bir isim kazınmıştı:
Üsteğmen Mert İzmir
Komutan'ın eli titredi. Bu madalyon, Mert'in yıllar önce operasyona çıkarken boynunda taşıdığı ve şehit olduğu gün kaybolduğu söylenen madalyondu. Ama en büyük soru şuydu:
Bu madalyon yıllardır Kuzgun'un eline nasıl geçmişti?
Komutan madalyonu avucunun içinde sıktı. İlk kez hissettiği şey öfke değildi. Çünkü artık emindi. Mert İzmir'in şehit olduğu gece, anlatılan hikâyenin tamamı yalandı. Gerçek ise yıllardır karanlığın içinde saklanıyordu.