4. bölüm / 5
VATAN TİM3. BÖLÜM
Bölümler 5Şu an: 3. BÖLÜM
- 1 KARAKTERLER379 kelime
- 2 1. BÖLÜM2.453 kelime
- 3 2. BÖLÜM4.277 kelime
- 4 3. BÖLÜM4.056 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. BÖLÜM4.979 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
***AYBÜKE***
Askeriye binasına geldik. Hızlıca arabayı park ettim ve arabadan hızlıca indik. Askeriye binasına girdik. Hızlıca yürüyüp toplantı odasına girdik. En son ben içeriye girdim ve kapıyı kapattım. Albay ve timim çoktan gelmiş yerlerini almışlardı. Zaman kaybı olmasın diye boş bulduğumuz yerlere oturduk. Berkay Yankı'nın yanına, Açelya Türkan'ın yanına, Koray da Atlas'ın yanına, bende Serdar'ın yanına oturdum.
Albay hazır olduğumuzu anladığı anda konuşmaya başladı. "Az önce bir ihbar geldi. Cudi Dağı etrafında teröristler görülmüş. Koyunören Köyü'ne yakın bir bölgede. Hızlı olmalısınız. Helikopter hazır ve sizi bekliyor." Dedi. Bende "Emredersiniz komutanım." Dedim. Toplantı odasından hızlıca çıkıp hazırlanmaya gittik. Gecenin bu saatinde teröristlerle uğraşacaktık ama olsun önemli olan vatanımızdı. Hemen hazırlandık ve bizi hazır bekleyen helikoptere bindik. Vatanımızı korumalıydık. Vatanımız için her şeyimizi veda etmeliydik.
***ATLAS***
Cudi Dağı'na geldiğimizde helikopter iniş yaptı. Ardından hızlıca indik. Dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladık. Bir süre dikkatli bir şekilde ilerledik. Ardından Aybüke komutan "Bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. O yüzden herkes dikkatli olsun." Dedi. Dağın ortasına geldiğimizde Asena "Sağ tarafta dağın tepesinde hareket var." Dedi. Aybüke komutan "Serdar hemen dürbünle bak." Dedi. Serdar ise Asena'nın dediği yere baktı. Dağın dört tarafına bakıyordu. Ama bakarken küfür ediyordu. Baktıktan sonra "Komutanım, dört taraftan da teröristler geliyor. Çok kalabalıklar." Dedi.
Ardından hemen Aybüke komutan "Herkes şuraya geçsin, Siper alıp bunları halledelim." Dedi. Hızlıca Aybüke komutanın dediği yere geçip siper aldık. Aybüke komutan "Atlas, Alper, Çığlık, Asena ve Berkay siz arkamızı kollayın. Diğerleri de ön tarafı" Dedi. Çok geçmeden hemen teröristleri indirmeye başladık. Aybüke komutan "Serdar dürbünü ver." Dedi. Ardından Serdar'ın dürbünü Aybüke komutana verdiğini gördüm. Aybüke komutan dürbünle etrafa baktı. Ve şaşkına dönmüş bir şekilde tekrar çatışmaya devam etti. Bir süre böyle devam ediyorduk. Ama bitmek bilmiyordu ki, it sürüleri.
Aybüke komutan eni sonunda destek istedi. Tekrardan çatışmaya devam etti. Biz böyle yarım saat kadar devam ettikten sonra destek geldi ve onlar da hızlıca siper alıp bize dahil oldular. Saatlerdir böyle devam ediyorduk ama bitmek bilmiyordu. Hepimiz yorulmuştuk ama önemli olan vatanımızı ve milletimizi korumaktı. Hiçbirimizin Cudi Dağı'nı bu it sürülerine kaptırmaya niyeti yoktu. Neredeyse sabah olacaktı. Bir türlü it sürüleri bitmemişti. Kesinlikle bu işte bir iş vardı.
Birkaç dakika sonra tüfeğimin şarjörünü bitirdim. Şarjörü çıkarttım fakat şarjörüm bitmişti. Daha sonra elimi Asena'ya uzatıp "Asena, şarjör." Dediğimde elime şarjörü koydu. Elimdeki şarjörü tüfeğe takacağım anda önümü birkaç dakika da olsa boş bıraktığımı fark ettim. Önüme baktığımdaysa dört yüz metre öteden bir teröristin elinde roket ve bize roket atmak üzereyken gördüm. Refleksle ağzımdan "Lan oğlum." Kelimesi çıktıktan sonra Aybüke komutan bir terslik olduğunu anlayıp bana baktı. Ama şuan önümde iki seçenek vardı ya bu iti bir şekilde öldürecektim ya da hep beraber patlayıp burada ölecektik. Ve tabii ki de bu it ölecekti.
Aybüke komutan adamı vuracakken ondan önce ben davrandım. Cebimdeki bıçağı çıkartıp dört yüz metre uzağımda duran bu ite fırlattım. Fırlattığım bıçak adama isabet etti ve böylelikle bu iti etkisiz hale getirmiş oldum. Asla ama asla bu Cudi Dağı'nı kimseye kaptırmam. Bize destek için gelenler bana hayranlıkla bakarken umursamadan çatışmaya devam ettim. Önemli olan başarı ya da yetenek değil, bize emanet edilen bu vatanı korumaktı. Aybüke komutan "Ulunay, Atlas'ın yanına geç." Dedi. Ardından Ulunay "Emredersiniz komutanım." Deyip yanıma gelip bana gülümsedi ve bende ona tebessüm ettim. Çatışmaya kaldığımız yerden devam ettik. Saatler süren çatışma sona erdiğinde bizde derin bir nefes aldık. Saatlerdir bu it sürüleriyle uğraşıyorduk. Ama yarısından çoğu kaçıp gitmişti. Onları da sonra hallederdik. Hepimiz toplanıp şuanki duruma bakıyorduk.
***YANKI ÇIĞLIK***
Çoktan sabah olacaktı. Hepimiz yorgunluktan mahvolmuştuk ama bu şerefsizleri de etkisiz hale getirmiştik. Arazi araçları gelmişti ve durum değerlendirmesi yapılıyordu. Göktuğ abi "Bunlar nereden çıktı bu kadar." Dedi. Gerçekten de öyleydi zaten, kesin bu işte bir iş vardı. Gece boyu yaşadıklarımızdan bir iş olduğu anlaşılıyordu. Aybüke komutan "Bilmiyorum Göktuğ." Dedi. Sonra bende "Komutanım, bu işte bir iş var ama hayde hayırlısı." Dedim. Ardından Aybüke komutan "Bu işte bir şeyler var ama şuan bilmiyorum ne olduğunu." Dedi. Zaten şuan hiç kimse neler olduğunu bilmiyordu. Sonra Serdar "Komutanım ilk kez bu oluyor." Dedi. Evet, doğru ilk kez böyle bir şey başımıza geliyordu.
Aybüke komutan ise "İlk kez başımıza gelen ne Serdar?" Dedi. Ardından Serdar "Komutanım, ilk kez etrafımız çok kötü bir şekilde sarıldı. Hayatımda ilk kez öleceğiz diye korktum." Deyip Atlas'a baktı. Aybüke komutan da "Yalan yok Serdar, bende bu kez korktum." Dedi. Ardından Türkan abla "Komutanım zaten yarısı kaçtı gitti." Dedi. Gece ise "Yarısı değil, yarısından fazlası kaçtı." Dedi. Sonra Aybüke komutan "Askeriye binasına bir gidelim de bunları konuşuruz." Dedi. Serdar yanıma geldi ve biraz yürümeye karar verdik. Yürümeye başladığımızdan itibaren Serdar'ın büyük bir endişesi olduğunu anlamıştım.
Benimde endişelerim vardı ve daha fazla dayanamayıp "Serdar ne oldu?" Dedim. Ardından Serdar sıkıntılı ve endişeli bir şekilde bana baktı. "Çığlık benim içim karardı." Dedi. Ardından bende "Benimde." Dedim. Sonra Serdar bana bakıp "Bu gece yaşadıklarımız hayra alamet değil." Dedi. Serdar'a bakıp "Haklısın zaten hayra alamet değil." Dedim. Ardından Serdar yürümeyi bırakıp bana baktı. Serdar yürümeyi bırakınca bende yürümeyi bıraktım ve Serdar'a baktım. Sonra Serdar "Atlas olmasa bugün öbür dünyaya gidiyorduk." Dedi. Bende "Evet aynen öyle oluyordu." Dedim. Arkamı dönüp Atlas'a baktığımda derin düşüncelere dalmıştı yine. Bazen böyle oluyordu Atlas sonra Serdar'a baktım ve o da devam etti. "O dürbünle etrafa baktığımda gece ki durumu neye benzettim biliyor musun?" Dedi. Ardından bende "Neye benzettin?" Dedim.
Serdar ise "Çanakkale Savaşı ve 1. Dünya Savaşı'na benzettim. Çünkü çok kalabalıklardı. Ama öyle böyle bir kalabalıklık değildi." Dedi. Sonra bende "Doğrusun. Çok kalabalıklardı, dev bir ordu gibiydiler." Dedim. Ardından Serdar "Sence şuan Cudi Dağı ne halde?" Dedi. Ardından bende "Bilmiyorum ama iyi halde olduğunu hiç düşünmüyorum. Peki sence Kato Dağı ve Gabar Dağı?" Dedim. Serdar ise "Oralarda iyi halde değiller kesin. Kato Dağı o şerefsiz vatan hainlerinin eski yeri zaten." Dedi. Evet, öyleydi. Birçok kez operasyon düzenlenen bir dağdı Kato Dağı.
Ardından bende "Öyle de Gabar Dağı'ndaki Hazara Köyü'nde bir sürü mağara var. Bir ara da Gabar Dağı'nda operasyon düzenlenir." Dedim. Çünkü olacaklar bunlardan ibaretti. Bir süre ikimiz de konuşmadık ama arkamızdaki iki genç askerin konuşmasını duymaya başladık. Serdar'la birbirimize bakıp sırıtmaya başladık. Siyah saçlı olan "Ulan oğlum bu tim çok güzel." Dedi. Ardından kahverengi saçlı olan "Harbi öyle lan. Ama tim komutanı çok iyi." Dedi. Siyah saçlı olan bu seferde "Evet, gerçekten çok iyi bir komutan. Sence şuradakinin rütbesi ne?" Dedi. Aybüke komutan çok iyi ve çok güzel bir komutandı fakat bazen aşırı sinirli oluyordu. Hele sinirini görün çünkü çok sinirli bir insandı. Yan tarafa baktığımda Atlas'ı gördüm, yani onun rütbesini soruyordu. Kahverengi saçlı olanın sesini duyduk. "O kesin Üsteğmen." Dedi.
Serdar'la tekrardan birbirimize baktık. Ama bizde ilk zamanlar böyleydik. Sence şunun bunun rütbesi ne diye birbirimize sorardık. Kahverengi saçlı "Sence sağdakinin rütbesi ne?" Diye sordu. Yani sağdaki ben oluyordum. Çok sürmeden siyah saçlının sesini duyduk. "O mu? O kesin Astsubay falandır." Dediğini duydum. Sonra Serdar bana bakıp daha çok sırıttı. Tekrardan siyah saçlı olanın sesini duyduk. "Peki sol taraftaki?" Dediğini duydum. Ardından kahverengi saçlının "Bence o Teğmen ya da Üsteğmen. Onun öyle bir tipi var çünkü." Dedi. Ardından bu seferde Serdar'a ben bakıp sırıttım. İki gençte keyfimizi az da olsa yerine getirmişti.
Çok yakınlarında olmasakta konuşmalarını duyabiliyorduk. Siyah saçlı olanın sesini tekrardan duyduk. "Bu hayatta şuandan itibaren bir değil iki hayalim oldu." Dedi. Ardından kahverengi saçlı olan "Peki kardeşim o iki hayalin ne?" Dedi. Siyah saçlı olan ise "Kardeşim birincisi bu time destek olarak katılmak ikincisi ise en kısa zamanda Çavuş olmam." Dedi. Kahverengi saçlı olan "Birinci hayalinle benimde birinci hayalim aynı." Dedi. Eee o zaman hayalleri gerçekleştirme yoluna bakalım. Ardından Serdar'a baktığımda aynı fikirde olduğumuzu anladım. Daha sonra Aybüke komutanın "Hadi Askeriye binasına geçiyoruz." Diyen sesini duyduktan sonra hepimiz toplanıp karargaha gitmek üzere yola koyulduk.
Karargaha geldiğimizde Serdar'la beraber koridorda yürürken iki saat önce kendimizi gülmemek için zor tuttuğumuz iki genci gördük. Çok geçmeden ikisi de bizi gördüler. Omzumdaki iki yıldızı görmüş olmalılar ki endişeli bir şekilde ikisi de bana baktı. Artık destek ekibinin yeni üyeleriyle tanışma vakti gelmişti. Serdar'a bakıp "Serdar gel ikisiyle de tanışalım." Dedim. Ardından Serdar "Tamam gidip tanışalım." Dedi. İki gence doğru yürümeye başladığımızda ikisinin de endişesi artmaya başladı. Yanlarına vardığımızda "Gençler tanışalım bakalım." Dedim ciddi bir ifadeyle.
Ardından da "Tekmil asker!" Dediğimde siyah saçlı olan genç "Onbaşı İzzet Karaca emredersiniz komutanım!" Dedi. Sonra da kahverengi saçlı olan genç "Çavuş Karan Şimşek emredin komutanım!" Dedi. Ardından bende "Rahat asker." Dedim ve bende onlara kendimi tanıttım. "Kıdemli Üsteğmen Yankı Çığlık Arslan. Aynı zamanda Vatan Timi'nin ikinci komutanıyım." Dedim. İkiside Üsteğmen olduğumu az önce öğrenmişlerdi ama Kıdemli Üsteğmen olduğumu ve timin ikinci komutanı olmamı düşünmüyorlardı. Sonra da Serdar kendini tanıttı. "Gençler bende Üsteğmen Serdar Bulut." Dedi.
Sonra İzzet "Komutanım size bir şey diyebilir miyim?" Dedi. Bende "Söyle bakalım." Dedim. Ardından "Komutanım Karan'la konuştuklarımızı duymuş olabilir misiniz?" Dedi. Sonra bende "Duydum." Dedim. İkisi de "Özür dilerim komutanım." Dedi. Sonra bende "Gençler sorun değil, bizde ilk asker olduğumuzda böyleydik. Söyleyin bakalım kaç yaşındasınız ve ne kadardır askersiniz." Dedim. Birazda bizde merak olsun değil mi? Karan "Komutanım, ben yirmi üç yaşındayım ve bir yıl dört aydır askerim." Dedi. Ardından İzzet'e dönüp "Sen?" Dedikten sonra İzzet de "Komutanım, ben yirmi iki yaşındayım. Sekiz aydır askerim." Dedi. Bende "Gençler bakın daha zamanınız var. Size kolay gelsin gençler." Dedim ardından ikiside "Sağolun komutanım." Dediler.
Serdar'la yanlarından ayrılıp timin yanına gitmek üzere yürümeye başladığımızda Serdar "Ulan Çığlık, senin bu iki gence kızacağını düşünüyordum. Niye kızmadın?" Dedi. Bende Serdar'a bakıp "Niye kızayım ki, daha ikiside çok genç ve ikisininde asker olalı çok olmamış. Sanki biz senle böyle değildik." Dedim. Ardından Serdar bana bakıp kaşlarını çatarak "Ulan Çığlık, o zamanları boş ver." Dedi. Boş vereceğimi sanıyorsa yanılıyordu. Tabii ki de boş vermeyecektim. "Salak Serdar niye boş vereyim?" Dedim. O da bana "Sanki sen hiç konuşurken başkalarına yakalanmadın ya." Dedi. Sonra bende ona kaşlarımı çatıp "Ben en azından senin gibi yakalanmadım geri zekalı." Dedim. Tamam birbirimizle uğraşıyorduk ama bu kadar da olamazdı.
Serdar gülerek "Tamam lan, boş verdim." Dedi. Sonra bende ona sırıtarak "Acaba ben boş vermesem mi?" Dediğim anda Serdar bana sinirlendi ve "Sen boş vermiyorsan ben niye veriyorum o zaman geri zekalı!" Dediği anda kahkaha atmaya başladım. "Ulan Serdar, sinirlenme, boş verdim. Tamam lan." dedim. Serdar ise bana bakıp sırıttı. "Ulan oğlum, sana bir şey soracağım ama doğru cevap ver." Dedi. Ardından bende kafa sallayarak "Tamam." Dedim. Biz az önce birbirimize sinirlendik. Ama ne ara iki medeni insan gibi olduk anlamıyordum.
Serdar bana sırıtıp "Senin bu iki gencin destek ekibine alınmasında bir parmağın var mı?" Dedi. Elbette vardı. Ben sadece o iki gencin hayallerinden biri gerçekleşsin diye biraz yardım etmiştim. "Evet, var." Dedim. Serdar da bana tebessüm ederek "Ulan Çığlık, senin ne biçim güzel kalbin var lan." Dedi. Bende "İkisinin de hayalleri arasında bizim time katılmak vardı. Bende destek ekibine katılmaları için ufak tefek bir şeyler yaptım. Şimdide sıra ikinci hayallerinde." Dedim. Sonra Serdar bana bakıp "İyi yapmışsın canım kardeşim." Dedi.
Serdar'a bakıp sırıtırak "Çavuş olanı Uzman Çavuş ve keskin nişancı yapacağım. Onbaşı olanıda Çavuş yapacağım. Karan'da keskin nişancı olacak göz var." Dedim. Serdar da "Karan daha çok gözüne girmiş gibi." Dedi. Evet, Karan bir şekilde gözüme girmiş ve bana yakın gelmişti. Ama anlamsız bir şekilde yakın gelmişti. Serdar'a bakıp "Evet, biraz öyle. Sadece ikisi de emek versin. Olmayacak şey yok." Dedim. Karşıya baktığımda timin yanına çoktan geldiğimizi fark ettim. Aybüke komutanla göz göze gelmiştik. Galiba bizi bekliyorlardı. Çünkü şuan Serdar'la bana bakıyordu.
***AYBÜKE***
Karşıya baktığımda Serdar ve Çığlık'ı gördüm. Bana bir işleri olduklarını söyleyip gitmişlerdi ve daha yeni geliyorlardı. Çok sürmeden yanımıza gelip saldalyelere oturdular. Bende ikisine bakıp "Neredesiniz siz? Bayağı geç kaldınız." Dedim. Çığlık bana mahcup bir şekilde bakıp "Özür dilerim komutanım." Dedi. Ardından Serdar da "Bende özür dilerim komutanım." Dedi. Ardından bende "İşinizi hallettiniz mi bare?" Dedim. Serdar ve Çığlık birbirlerine bakıp sırıtmaya başladılar. Sonra Çığlık "Evet komutanım." Dedi. İşleri her neyse çok hoşlarına gitmiş gibi görünüyordu.
Birkaç dakika sessizliğe gömülmüştük ki Asena'nın bana seslenmesiyle ona baktım. "Ne oldu Asena?" Dedim. Asena da sıkıntılı bir sesle "Komutanım, biz gece boyu ne yaşadık öyle?" Dedi ardından da Alper "Harbi ha." Dedi. Bende "Bilmiyorum ama yakında tam olarak öğreniriz." Dedim. Gerçekten de şuan gece yaşadıklarımız neydi öyle bilmiyordum. Daha doğrusu hiçbirimiz bilmiyorduk. Ardından Serdar "Komutanım, dürbünle kalabalığı görünce aklım çıktı." Dedi. Evet, bende dürbünle bakınca benimde beynim anlığına durmuştu.
Ardından Ömür "Komutanım, o kadar mı kötüydü?" Dedi ardından bende cevap verdim. "Evet Ömür, bayağı kötüydü." Dedim ama gerçekten de çok kötüydü Serdar ve beni şoka sokacak kadar kötüydü. Türkan "Komutanım, Kato Dağı bitti. Bu seferde Cudi Dağı'na mı geçtiler?" Dedi. "Evet, öyle oldu galiba." Dedim. Ben sözümü bitirir bitirmez Göktuğ "Bence hiçbir zaman Kato Dağı'nı bırakmadılar. Sadece Cudi Dağı'na geçtiler." Dedi. Sonra Gece "Gabar Dağı'na da geçtiler mi?" Dedi. Bende "Öyle bir şeyin olması mümkün." Dedim.
Koray ikna edercesine "Bence artık şunu kabullenmemiz lazım: Kato'ya da, Gabar'a da, Cudi'ye de geçtiler." Dedi. Bence de öyle bir şey olmuştu. Ulunay "Şehir merkezine geçmesünlerde ne yapıyorlarsa yapsunlar ula." Dedi. Berkay da Ulunay'a bakarak "Ulunay, tamam öyle de bir zahmet o vatan hainleri, şehrimizin güzel dağlarına da dokunmasınlar." Dedi. Sonra Ulunay "Dediğin doğru ama şehir merkezlerine inerlerse daha kötü olur demek istedüm." Dedi. Bende "Hepiniz haklısınız ama daha bir şey bilmiyoruz." Dedim. Ardından Açelya "Peki komutanım, ne zaman öğreniriz?" Dedi. Açelya'ya gülümseyerek "Bir kaç gün içinde öğreniriz." Dedim.
Alper "Ulan Çığlık, benim canım çıktı." Dedi. Çığlık'ta Alper'e sırıtarak "Benimde canım çıktı ama ben sana rütbeden çık dedim mi asker." Dedi. Sonra Alper "Hay aksi komutanım, unuttum. Özür dilerim komutanım." Dedi. Onlar konuşurken bizde onlara gülüyorduk. Ama sağıma baktığımda Atlas'ın gülmediğini fark ettim. "Atlas, ne oldu sana?" Dedim. Atlas'ta "Bir şey olmadı komutanım." Dedi. Ardından Çığlık "Yine bizi kurtaran sensin ama ne bu suratın oğlum. Bugün sen olmasan geberiyorduk." Dedi. Atlas yüz ifadesini değiştirmeden "Gebermedin işte." Dedi.
Aklıma Egemen Albayın dediği geldi. "Bu arada Albay dinlenmemizi söyledi." Dediğimde Ulunay ve Alper hariç herkes sevindi. Bende ikisine bakarak "Siz neden sevinmediniz?" Dedim. Ardından Ulunay üzgün bir sesle "Çünkü komutanım bizim Alper'le işimüz vardu." Dedi. Ardından Berkay ayaklanıp dalga geçer gibi "Ah be çok üzüldüm." Dedi. Ulunay da "Ula Berkay!" Deyince Berkay "Tamam Ulunay bir şey demedim. Size kolay gelsin." Dedi. Ulunay da trip atarak "Sağol." Dedi. Ardından Çığlık Atlas'ın yanına gidip "Hadi kalk eski oda arkadaşım." Dedi.
Atlas'ta kalktı. Göktuğ, Serdar, Çığlık ve Atlas eve gittiler. Zaten onlar aynı evde kalıyorlardı. Alper de onlarla beraber kalıyordu. Ardından da Ulunay ve Alper işlerini halletmek üzere gittiler. Çok sürmeden bizde evlerimize gitmek üzere kalktık. Berkay, Koray, ben ve Açelya benim arabama binip eve doğru sürdüm arabayı.
Yarım saat süren yolculuktan sonra nihayet eve geldik. Evin kapısını anahtarla açtım ve eve girdik. Yorucu bir günü geride bırakmıştık; şükürler olsun ki. Oturma odasına geçtiğimizde annemi gördüm. Hepimiz mutfağa geçip masaya oturduk. Sonra annem işte o mühim olan sorularına geçti. "Hayırdır inşallah ne oldu da eve erken geldiniz?" Dedi. Ardından Bende "Egemen Albay eve gidip dinlenmemizi istedi." Dedim. Ardından annem yapmak üzere olduğu işi bırakıp bize şüpheci bakışlar atıp "Bu arada sizi neden gecenin bir buçuğunda çağırmışlar." Deyip işini yapmaya devam etti.
Berkay önce bize bakıp sonra anneme baktı. "Anne!" Diye seslendi. Ardından annem Berkay'a bakıp "Efendim oğlum." Dedi. Berkay tekrardan bize baktı sonra da annemin yüzüne bakıp "Anne, gece boyu çok kötü bir çatışmadaydık." Dedi ve bizde normal olarak ters ters bakmaya başladık. Ardından annem "Başka neler oldu?" Dedi. Berkay da anında anneme dün geceyle ilgili herşeyi söylemeye başladı. "Anne, az kalsın gece öbür dünyaya gidiyorduk." Deyince daha çok ters ters bakmaya başladık.
Berkay bize bakınca bizim kötü bakışlarımızı görünce "Ne bakıyorsunuz ya, anneciğime söz verdim. Dürüst olacağım diye." Dedi. Ardından annem Berkay'a bakıp "Allah korusun oğlum. Bir daha öbür dünyaya falan gidiyorduk demeyin sakın." Dedi. Koray'a baktığımda yüzünde vatan gülüşü vardı. Ardından bende "Koray senin o yüzündeki vatan gülüşünün sebebi nedir?" Dediğimde Koray "Berkay annemden azar işitti." Dedi Berkay ise "Benim canım şapşal abim azar değil, uyarı yedim." Dedi. Sonra da masadan kalkıp "Ben gidiyorum." Dedi ardından bende "Nereye?" Dedim. Berkay da "Yorgunum gidip yatacağım." Dedi. Bende " Tamam sana iyi uykular." Dedim sonrada "Sağol abla." Dedi. Kısa bir süre içinde odasına gitti.
Annemin aklına bir şey gelmiş gibi arkasını döndü. "Sormayı unuttum. Siz bir şeyler yediniz mi?" Dedi bende "Evet, anne yedik bir şeyler." Dediğimde bana bakıp "Yedik bir şeyler şüpheli." Dedi ardından da "Açsınız değil mi?" Diye sordu. Bizde kafamızı olumlu anlamda sallayınca büyük bir tabağa börek koyup masaya koydu ve çay doldurdu. Sonra da çaylarla beraber masaya oturdu. "Berkay gitmeseydi o da yerdi bir şeyler." Dedi.
Berkay şuan yorgunluktan uyumuştur bile. Biz yerken annem bize sevgiyle bakıyordu. Kısa bir süre içinde yemek yedikten sonra masadan kalkıp odalarımızın olduğu kata çıktık. Koray Açelya'ya bakıp "Açelya gel seninle abi kardeş eğlenelim. İstersen film falan da izleriz." Dedi. Ardından Açelya gülümseyerek "Tamam olur abi." Dedi. Ardından bende Koray'a "Ben neden yokum?" Deyince Koray "Abla sende gel." Dedi. Tabii ki bunu sorarken amacım Koray'ı denemekti. Sonra bende "Yok. Şimdi duş alıp yatacağım." Dedim. Koray da bana bakıp "İyi uykular o zaman." Dedi. Açelya da bana gülümseyip "İyi uykular ablacığım." Dedi ve bende onlara teşekkür edip odama girdim. Şimdi yorgunluğu üstümüzden atma vakti.
***ALPER***
Çoktan akşam olmuştu hatta saat yedi olmuştu. Şükürler olsun ki işim bitmişti. Elimdeki işi bırakıp Ulunay'a baktığımda hâlâ işi bitmemişti. Çok zaman geçmeden elindeki işi bırakınca "Bitti mi?" Dedim. Sonra bana yorgun bir şekilde bakıp "Şükürler olsun ki bittü ama bende bittüm da. Yoruldum ula." Dediği anda gülmeye başladım. Öyle bir deyişi vardı ki gülmemek imkansızdı. Ben gülmeye devam ederken Albay geldi ve gülmeyi bırakıp ayağa kalktım. Ulunay da kalktı. Ardından Egemen Albay "Siz daha gitmediniz mi?" Dedi ardından bende "Komutanım Ulunay'la benim işlerim vardı. O yüzden hâlâ buradayız." Dedim.
Egemen Albay ise ciddi bir ifadeyle "Peki işiniz bitti mi?" Dedi Ulunay da "Bittü komutanım." Dedi. Sonra Egemen Albay duruşunu ve tavrını değiştirmeden "Bittiğine göre evlerinize gidip dinlenin. İyi akşamlar." Dedi. Ulunay da "Peki komutanım size de iyi akşamlar." Dedi ardından da ben dedim ve Ulunay'la dışarı arabaların yanına kadar yürüdük. Arabaların yanına geldiğimizde "İyi akşamlar Alpercük." Dedi. O neydi be öyle. "Sanada iyi akşamlar Ulunaycuk." Dedim ve anında kaşlarını çattı. Bende "Ula Ulunay senin yüzünden aksanımız bozuldu da." Dedim. Gerçekten de aksan sıkıntısı çekiyorduk. Zaten Atlas'ın şivesi bozulmuştu. Ulunay da "Benim ne suçum var ula." Dedi sonrada "Alper beni akşam akşam sinirlendürme." Dedi. Bende anında "Tamam. Görüşürüz Ulunay." Deyip arabama bindim. Sonra da Ulunay kendi arabasına bindi.
***ULUNAY***
Resmen benden korkuyorlar da. Ama hâlâ benimle uğraşıyorlardı. Sonra da arabayı çalıştırıp eve doğru sürdüm. Bir süre gittikten sonra anahtarımın olmadığı aklıma geldi ve annem Alanur'u aradım. İkinci çalışta açtı. Annem "Ne oldu kızım neden aradın?" Dedi ama galiba babamla beraber karargahtalardı. Bende "Bir şey olmadı anne. Ben şimdi eve geçiyorum da anahtarım yok." Dedim. Annem ise "Ulaş evde." Dedi. Sonra bende "Anne sen nerdesin?" Dedim. Annem ise "Babanla beraber karargahtayız. Toplantı var birazdan." Dedi. Bende annemi daha fazla meşgul etmemek için "O zaman görüşürüz anne." Dedim annem de bana görüşürüz dedi ve telefonu kapattı.
Çok sürmeden eve geldim ve arabadan indim. Kapıyı çaldığımda Ulaş kapıyı açtı ve içeri girdim. İçeriye girdiğimde burnuma yemek kokuları geldi. Sonra Ulaş'a bakıp sırıttım. "Yemek mi yaptun sen?" Dedim ardından "Evet." Dedi. Bende "Ne yaptun?" Dedim ve bana sırıtarak bakıp "Sence?" Dedi. Allah'ım tabii ki de hamsi tava yapmıştı. Sonra bende "Hamsi tava mı yaptun?" Dedim sonra kafasını salladı. Bende sızlanmaya başladım. "Ben çok acuktum da." Dedim. Ulaş'ta bana bakıp "Elini yüzünü yıka ve üstünü de değiştirüp gel." Dedi. Hızlıca odama gidip üstümü değiştirdim sonrada banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve masaya oturdum. Ulaş masada oturmuş beni bekliyordu. "Şimdiden eline sağluk." Dedim o da "Afiyet olsun." Dedi ve yemeğe başladık.
***EGEMEN***
Toplantı başlamak üzereydi. Alanur, Ayhan, Demir, ben ve Toprak Timi'nin Albayı vardı. Kendisi benim en yakın arkadaşlarımdan birisiydi. Çok zaman geçmeden kapı açıldı ve içeriye Zafer Tuğgeneral girdi. Hepimiz hazır ola geçip selam verdik. Çok sürmeden bize oturun işareti yaptıktan sonra oturduk. Zafer Tuğgeneral gelip masanın baş köşesine oturdu ve konuşmaya başladı. "Neden burada toplanıp toplantı yaptığımızı gayet iyi biliyorsunuz." Dedi ve devam etti. "Gece boyu beş saat kesintisiz süren çatışma yüzünden. Asıl sebebi ise yirmi asker teröristlerin hepsini etkisiz hale getirememiş olması." Dedi. Zafer Tuğgeneral her şeyin mükemmel olmasını isteyen biriydi.
Sonra ayağa kalkıp şehir haritasının yanına doğru yürüdü ve şehir haritasının yanına geldiğinde durup "Gabar, Cudi ve Kato Dağlarına giriş çıkışlar yasaklanacak. Çünkü şuan o üç dağda teröristlerin elinde." Dedi. Ardından bende "Haklısınız komutanım zaten öyle olması gerekir. Vatan Timi hayatlarında geceki çatışma gibi çatışmaya girmediklerini söylüyor." Dedim. Evet, ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyorlardı. Daha sonra Zafer Tuğgeneral bana bakıp "Bazı şeyler çok zordur Albayım." Dedi. Bende "Haklısınız komutanım." Demek zorunda kaldım. Ardından Demir "Bu gece az kalsın yirmi asker şehit oluyordu. Atlas olmasa ne bu tim kalırdı ne de desteğe gelen askerler sağ kalırdı." Dedi.
Zafer Tuğgeneral önce Demir'e baktı sonrada şüpheci bir bakışla "Atlas bu kadar başarılı becerikli bir asker mi?" Dedi. Sorusuna hiç kimse cevap vermeyince ben verdim. "Atlas Vatan Timi'nin iyi askerlerinden birisidir." Dedim. Atlas ve Çığlık gibi her şeyde mükemmelliyetçi biri göremedim. Ama başlarındaki komutan çok iyiydi Aybüke. İnatçı, sinirli, korumacı, fedakar ve merhametliğiyle dikkat çeken bir komutandı. Kısaca benim başımda durduğum Vatan Timi dört dörtlüktü. Zafer Tuğgeneral önce boş bir ifadeyle yüzüme bakıp sonrada o bakışları meraka döndü. "Göreceğiz yakında." Dedi.
Bir süre sessizliğe gömüldü oda, ardından da Ayhan "Geceki çatışma bayağı zor oldu. Teröristler üç dağı da ele geçirmiş durumda." Dedi. Zafer Tuğgeneral ise yine o sert bakışıyla "Doğru zordu. Ama bazı şeyler çok zor olmak zorundadır." Dedi. Mesleğimiz gibi zordu bazı şeyler ama önemli olan vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı korumaktı. Ardından Demir "Doğru komutanım bazı şeyler öyle bir zordur ki geri alınmak istenilecek ama geriye alınılamayacak kadar zordur." Dedi. Zafer Tuğgeneralin bu laf hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. Ama o şüphe içinde ne duyguyla baktığı belli olmayan o bakıştan anlaşılmıyordu.
Ardından hepimize teker teker baktı. Ardından da "Gece ihbarı eden bir çobandı." Dedi. Sonra da sıkıntılı bir sesle "Ama çoban teröristler tarafından öldürüldü." Dedi. Ayhan da "Hemde birkaç saat önce bu da şu demek oluyor bütün teröristler gece aktif halde." Dedi. Zaten kesin öyle oluyordu. Geceki çatışma bütün teröristlerin gece daha çok aktif halde olduğunu gösteriyordu. Zafer Tuğgeneral önce bize baktı, sonra da "Vatan Timi eski kalabalıklığına dönmeli ama bu sefer yirmi üç kişi değil daha fazlası." Dedi. Bir zamanlar yirmi üç kişilik bu tim azalmıştı, acı kayıplar yüzünden. Daha sonra bana dönüp "Egemen Albayım." Dedi.
Bende Zafer Tuğgenerale bakıp "Buyurun komutanım." Dedim. Tekrar bana bakıp "Çığlık hâlâ Aybüke'nin timinde yani Vatan Timi'nde değil mi?" Dedi. Bende "Evet." Dedim. Şehir haritasına bakıp "Güzel." Sesi bayağı keyifli ve memnun çıkmıştı. Toprak Timi'nin Albayına baktığımda düşündüğü bir şeyin olduğunu fark ettim. Ardından "Komutanım benim aklımda bir şeyler var." Dedi ardından Zafer Tuğgeneral Toprak Timi'nin Albayına bakıp "Ne var?" Dedi. Toprak Timi'nin Albayı "Benim tayinim Ağrı'ya çıktı. Aslında Toprak Timi ve Vatan Timi'ni birleştirebiliriz." Dedi. Zafer Tuğgeneralin bu hoşuna gitmiş gibiydi.
Toprak Timi'ni az da olsa biliyordum. Gayet iyi bir timdi ama Vatan Timi ile birleştiğinde olacakları az çok tahmin edebiliyordum kavga, mücadele ve rekabet. Ardından Zafer Tuğgeneral "Mantıklı. Bunu yapabiliriz." Dedi. Toprak Timi'nin Albayı bana bakıp "Egemen Toprak Timi artık senin timin." Dedi. Bu kadar hızlı beklemiyordum. Zafer Tuğgeneral de bana bakıp "Aynen öyle Egemen. Toprak Timi ve Vatan Timi'nin birleştirilmesine karar verilmiştir. Artık Toprak Timi de senin." Dedi. Ardından Alanur "Ama komutanım iki timi de birleştirmek çok zor olacak." Dedi.
Zafer Tuğgeneral kararlı bir şekilde bakıp "Zorundalar." Dedi ardından da devam etti. "Birbirlerine alışmak ve birleşmek zorundalar." Dedi umursamazca. Ardından Demir "Öyle olacak galiba komutanım." Dedi. Ardından da Alanur "Peki ne zaman birleştireceğüz?" Dedi. Zafer Tuğgeneral ciddi bir tavırla "İki gün sonra. Toplantı bitmiştir." Deyip çıktı. Ardından da arkadan biz çıktık. Artık tim çok zorlanacaktı. Toprak Timi ve Vatan Timi'nin ortak özelliği nefret, sinir ve inatçılıktı. Artık iki tim içinde zorluk başlıyordu tam iki gün sonra.
İKİ GÜN SONRA
***ATLAS***
Sabahın köründe Egemen Albay askeriye binasının bahçesinde toplanmamızı istemişti. Hızlıca toplandık. Ardından Karan ve İzzet'in yanına gittim. "Bahçede toplanmamız lazım, siz de gelecekmişsiniz." Dedim. Karan "Tamam komutanım." Dedi. Ardından üçümüz beraber bahçeye doğru yürümeye başladık. Ardından İzzet "Komutanım neden toplanıyoruz." Dedi. Ardından bende anlık olarak İzzet'e bakıp "Bilmiyorum İzzet." Dedim. Bahçeye çıktığımızda sıraya dizildik. Egemen Albayın birilerini bekliyor gibi bir hali vardı.
Bir süre sonra bir tim geldi. Ve karşımıza dizilmeye başladılar. Lan bu ne? Neler oluyordu? Hepimiz karşımıza dizilmiş bu time şaşkın bir şekilde bakıyorduk. Ardından Egemen Albay "Toprak Timi ve Vatan Timi artık beraber hareket edeceksiniz. Kısacası artık büyük bir tim oldunuz." Dedi. Lan biz şimdi bu timle beraber miydik? Adım kadar emindim karşımda duran bu timle anlaşamayacaktık. Zaten karşımda bana mal mal bakan dört kişi vardı. Tam bir dayaklık bu tim. Tamam yakında istediğiniz olur. İnanamıyordum, Toprak Timi'nde tek bir kişi tanıdıktı.
Bölüm etkileşimi
