4. bölüm / 4
Vatan Kadar YakınGörev Başlıyor
Bölümler 4Şu an: Görev Başlıyor
- 1 Unutmak...199 kelime
- 2 Ellerinde Çiçekler395 kelime
- 3 Fırtına Öncesi444 kelime
- 4 Görev Başlıyor666 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açmamla karşımdaki duvara baktım. Askeriyedeydim.
Bir evim vardı elbette ama görev sürecinde oraya gitmeye pek vakit bulamıyordum. Bugün Mahir’in evine gidecektik. Mahir hakkında bildiğim tek şey, bir kızı ve bir oğlu olduğuydu.
Tam o sırada kapının yumruklanmasıyla irkildim.
Aynı anda Gökçe, Asena ve İlayda da ayağa kalktı. Silahımı alıp kapıya yöneldim.
“Asena, aç kızım.”
Kapının açılmasıyla karşımda Turan, Alparslan ve Kerem’i gördüm.
“Oğlum, manyak mısınız siz?” diye kükredim.
Üçü de aynı anda konuşmaya başladı:
“Altay Komutan sizi çağırıyor, komutanım!”
Bunu söyler söylemez arkasını dönüp koşmaya başladılar.
Çocuk gibiydiler. Hem de fazlasıyla. Ama nedense kızmak istemiyordum.
“Komutanım?”
Gökçe’nin sesiyle ona döndüm.
“Efendim, Gökçe?”
“Komutanım, kamuflajla mı gideceğiz?”
“Bilmem. Siz daha iyi tanıyorsunuz birbirinizi, durun, birbirinize sorun.”
Asena hemen araya girdi.
“Komutanım, biz de sizinle beraber tanıştık.”
Bir an duraksadım.
Demek birbirlerini daha önce tanımıyorlardı.
“Tamam,” dedim. “O zaman önce şu birbirinizi tanıma işini halledin. Sonra Altay Komutan’ın yanına gidiyoruz.”
Üçü birbirine baktı.
Ben de içimden, Bu görev düşündüğümden daha hareketli geçecek galiba, diye geçirdim.Askeriyenin koridorlarında yürüyorduk.
Üzerimde beyaz, kayık yakalı bir bluz, siyah bir etek ve dizlerime kadar uzanan çizmeler vardı. Gökçe, beyaz çiçek desenli bir elbise ve beyaz spor ayakkabılar giymişti. Asena bordo bir üstle beyaz pantolon, İlayda ise bordo pantolon ve beyaz bir üst tercih etmişti.
Üçüne birden bakıp kaşlarımı kaldırdım.
“Anlaşarak mı giyindiniz?”
“Evet, komutanım.”
Asena bunu öyle boş bir ifadeyle söylemişti ki gülmemek için kendimi zor tuttum.
Bahçeye çıktığımızda Altay ve diğerleri bizi bekliyordu.
Altay'ın üzerinde beyaz bir tişört, siyah pantolon ve deri ceket vardı. Yanında Deniz, Turan ve Kerem duruyordu. Turan'ın üzerindeki mavi gömlek, Gökçe'nin elbisesindeki mavi çiçeklerle neredeyse aynı renkti. Deniz ve Kerem ise beyaz tişört ve kot pantolon giymişti.
Hepsine birkaç saniye baktım.
“Ya niye hepiniz aynı giyinmişsiniz?”
Herkes birbirine baktı.
“Komut—”
“Cevap vermeyin. Boş verin, yürüyün.”
Kafalarını sallayıp araçların olduğu bölüme ilerlediler.
Bahçede herkesin aracı yan yana dizilmişti.
“Kim kiminle gidecek?” diye sordu Altay.
Herkes aynı anda ona doğru yöneldi.
Ben ise çoktan motorumun yanına koşmuştum.
“Benimle gelebilecek cesaretli kişi kim?”
Gökçe hiç düşünmeden elini kaldırdı.
“Gökçe! Atlayın, komutanım!”
Kaskımı takıp motora bindim. Gökçe de arkamdaki yerini aldı.
Tam hareket edecekken önümde bir araç durdu.
Altay.
Camı açıp bana baktı.
“O etek ve elbiseyle nasıl gitmeyi düşünüyorsunuz?”
Kaşımı kaldırdım.
“Pardon komutanım, sizce biz bunu akıl etmedik mi?”
Cevap vermeden araçtan indi. Bagajdan birer hırka çıkarıp önce Gökçe'nin eteğinin üzerine bağladı. Ardından bana uzattığı hırkayı aldım ve üzerime geçirdim.
“Şimdi?”
Altay hiçbir şey söylemeden yerine geçti.
Motorumu çalıştırdım.
“Yarış!”
Gazı açıp yola çıktım.
🦢
Bir süre sonra Mahir'in evindeydik.
Karşımda Altay oturuyordu. Ben ise hâlâ biraz önceki motor yarışının verdiği heyecanı üzerimden atamamıştım.
Altay bana dikkatlice baktı.
“Ee... Sen ne yapıyorsun? Altunay mıydı? Yok, Altınay mıydı? Kız, neydi ismin?”
“Altynay.”
Bir an sustu.
“Cidden özür dilerim.”
“Önemli değil.”
Gülümseyip önüme döndüm.
Ev oldukça sakindi. Mahir'in iki çocuğu vardı; biri kız, biri erkek. Onlarla daha önce doğru düzgün tanışma fırsatım olmamıştı.
Her şey normal gidiyordu.
Ta ki Altay'ın telefonu çalana kadar.
Telefon ekranına baktı ve kaşları çatıldı.
Arayan Albaydı.
Altay telefonu açtı ve hoparlöre verdi.
“Alo?”
“Altay, ilk görev geliyor. Timi topla. Yirmi dakika içinde askeriyede olun.”
Altay'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Emredersiniz, komutanım.”
Telefon kapandı.
Hepimiz aynı anda ayağa kalktık.
Elif Abla şaşkınlıkla bize baktı.
“Daha kahv—”
“Sonra!”
Mahir hızlıca ayağa kalktı. Elif'in alnından, çocuklarının da yanaklarından öpüp kapıya yöneldi.
Ben ise hâlâ çizmelerimi giymeye çalışıyordum.
“Hadi, Altynay.”
“Giyemiyorum!”
Başımı kaldırmamla ayaklarım yerden kesildi.
“Ne—”
Altay beni kucağına alıp doğrudan kapıya yönelmişti.
“Elif Abla, sonra bırakırsın çizmeleri!”
Merdivenlerden koşarak indik.
Mahir kapının önünde duruyordu.
“Al, arabanın anahtarını.”
Altay anahtarı ona uzattı.
Ardından kapıyı açıp beni arka koltuğa oturttu.
“Elimdeki anahtarı ver.”
“Motorum?”
“Taşımaz seni"
“Anahtar.”
“Masraflar senden.”
“Anahtar, üsteğmenim.”
Altay bir an bana baktı.
Sonra başını salladı.
“Emredersiniz, komutanım.”
İşte o anda fark ettim.
Az önceki rahat tavır gitmişti.
Artık birbirimize rütbelerimizle hitap ediyorduk.
Altay arabasına bindi. Ben camdan onu izledim.
Motoruma atladı ve hızla uzaklaştı.
Ben ise arabanın içinde oturup Altay'ın aracını incelemeye başladım.
İlk görevimiz ne olacaktı?
Ve neden yalnızca yirmi dakikamız vardı?
Bunu birazdan öğrenecektik.
Bölüm etkileşimi
