1. bölüm / 2
Varis:Abimin veletleri1.bölüm
Bölümler 2Şu an: 1.bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Havanın dondurucu soğuna rağmen üstündeki kısa kollu ile havalı havalı yürüyordu, yani düşündüğüne göre. Ama dışarıdan bakınca mal gibi durduğunun farkındaydı ama bu hiç umurunda değildi. En fazla bir hafta hatırlanırdı, sonra da arada bir daha da sonra hiç hatırlamazdı, Bütün havası ev arkadaşının aramasıyla paramparça olmuştu.
"Götümü siken yok mu?" (Üzgünüm aklıma sadece bu geldi.)
"Götümü siken yok mu?" Bazıları gizlice bakış atıp geçerken bazıları açık açık sesin geldiği yere bakıyorlardı.
"Özgür ben senin!" Daha fazla zaman kaybetmeden telefonu kulağına götürdü.
"Yeni zil sesini beğendin mi ballı turtam?"
"Bayıldım." Sanki hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
"Neyse bir adam seni bekliyor. Yaralı kollarını göstererek sözde havalı olan yürüyüşünü bir kenara koy ve şu eve hemen gel."
"Ne adamı?"
"Avukat mıymış neymiş, artık ne bok yediysen."
"Valla bir bok yemedim."
"Onu eve gelince öğreneceğiz."
"Kapat geliyorum." Dedikten sonra aramayı kapattı. Adımları daha hızlanmıştı, yediği halatları düşünüyordu ama hepsi eskide kalmıştı.
Özgür
"Mal bu, kapat diyor kendisi kapattı." Telefonu cebime koyup oturma odasına girdim. Adam daha demin bıraktığım gibi duruyordu.
"Birazdan gelir."
"Tamam."
"Bir soru sorabilir miyim?"
"Tabiki."
"Kıvanç'tan biri şikayetçi mi oldu?"
"Onu Kıvanç bey gelince konuşmalıyım."
"Tamam." söylersen ölürsün zaten piç herif.Gelen anahtar sesiyle kapı açıldı.
"Eh geldi işte." Oturma odasından çıkıp kapıya ilerledim.
"Şu koridordan nefret ediyorum demişmiydim?"
"Her gün diyorsun zaten."
"Kapa çeneni." Askılıktaki kazağı alıp hızlıca uzattım.
"Giy şunu."
"Ne gerek var, yaralarımın görünmesi umurumda değil."
"O yüzden değil aptal, hasta oluyorsun sonra ben bakmak zorunda kalıyorum."
"İyi ver." Kazağı elimden alınca kafasına da bir tane yapıştırdım.
Görseldeki el yazısı metnin okunabildiği kadarıyla aktarılmış hali aşağıdadır:
"Ne vuruyorsun be?!"
"Sana dışarıya böyle çıkmayacaksın diye kaç defa söyleyeceğim? yakında atacağım bütün t-shirt lerini."
"O zaman atletle çıkarım."
"Gerizekalı." sik varda kazak giymeden çıkıyor dışarıya.
"Giy şu kazağı artık ." Bu adam kesin üşendiği için giymiyordur kazakları.
"İlla ben giydireceğim." Ellerini kazaktan itekleyip çekiştirmeye başladım.
"Koca bebek seni." Kazağı bir iki düzelttikten sonra saçlarını da bir iki düzeltme yapmaya çalıştım. Ama boyu çok uzun olduğu için pek de beceremedim.
"Eğil biraz."
"Tamamdır, sirin baba." Saçlarını kolayca elleyebileceğim şekilde eğildi ama artık sik se düzeltmem saçlarını.
"Düzeltmiyorum saçlarını falan siktir git."
"Öyle olsun." Geri eski haline dönünce boy farkıda önceki haline dönmüştü.
"Yazdım bunu bir kenara." Kafasını tirip atar gibi çevirip kıvırta kıvırta yürümeye başladı.
"Mal düzgün yürü." Beni dinlemeden kıvırta kıvırta oturma odasına girdi.
"Bence gitsek mi?" Dememle Kıvanç kapıdan başını çıkardı.
"Ne bekliyorsun gelsene."
"Geliyorum." Ayaklarımı sürte sürte oturma odasına girdim. Kıvanç çoktan iki kişilik koltuğa oturmuştu, avukat ise karşısındaki tekli koltukta oturuyordu.
"E ne dikiliyorsun? Gel otur." Bir adım atıyordum ki avukat konuştu:
"Kıvanç beyle özel konuşsak daha iyi olur." Moralim bozuldu ama.
"Otur." Avukat dik dik bana bakıyordu ve bu hiç hoş değildi.
"otur şuraya."
"Tamam!" dedikten sonra koşarak Kıvanç'ın yanına oturup bacaklarımı içime çektim.
"Evet konu ne?"
"Abiniz Murat Bey vefat etti." Ne? Kıvanç'a döndüğümde yüzünde ne şaşkınlık ne de hüzün vardı. Boş boş öylece bakıyordu.
"E yani?"
"Abinizin bir vasiyeti var."
Avukat çantasından bir kağıt çıkarıp Kıvanç'a uzattı.
"Bunu okursanız daha iyi olur."
"Ne kağıt veriyorsun? Söyle işte." Görsellerdeki el yazısı metinlerin devamının okunabildiği kadarıyla aktarılmış hali aşağıdadır:
"Abi..."
"Abiniz deyip durma."
"Murat Bey'in iki çocuğu var."
"Ee yani?"
"Vasiyetinde de çocuklarının varisi olmanızı istiyor."
"Söyleyin ona, çocuklarına falan bakmam, bakıcı değilim ben."
"Apal, adam ölmüş nasıl söylesin!" diye kulağına fısıldadım.
"Yaşlarına ne bu veletlerin?"
"6 ve 16."
"Iyy ergen bir de, hayatta olmaz." Sanki sen ergen olmadın.
Avukat saatine bakıp bize geri döndü.
"Yarın tekrar uğrayacağım."
"Boşuna uğramayın, varis falan olmam."
"Murat Bey sizin iyi tanıyor olmalı, böyle bir şey söyleyeceğinizi söylemişti."
"he he aynen."
"Peki varisi olursanız aylık bir milyon TL alacağınızı söylesem ne dersiniz?"
"Nereyi imzalıyoruz derim?" Oha! para göz piç."
"Öncelikle size başka bir şey daha söylemeliyim."
"Tabii."
"Varsi olmanız için üç ay boyunca denetleneceksiniz."
"Yani ilk üç ay 1 milyon alamayacak mıyım?"
"Evet ama üç ay boyunca 300.000 bin TL alacaksınız."
"Denetlenmek derken?" diye sordum çünkü bu mal sormaz şimdi.
"Arada eve müfettiş gelecek ve ona göre bir değerlendirme yapacağız tabi ki çocukların da fikrini alarak."
"Neyse kabul ediyorum!" Paraya duydu tabi.
"Peki çocuklar ne zaman gelecek?"
"Daha cenaze işleriyle ilgileniyorlar, o yüzden bir haftayı bulur."
"Tamam."
"O zaman bir hafta sonra görüşürüz Kıvanç Bey."
"hı hı." Avukat oturduğu yerden kalktı ve kapıya doğru ilerledi.
"Lan sikik uğurlasana," dedim bacağına vurarak.
"Ne gerek var, mal değilse çıkışı bulur."
"Gerizekalı." Oturduğum yerden kalkıp avukata yetiştim.
"Kıvanç'ın kusuruna bakmayın."
"Sorun değil, benim de Kıvanç Bey gibi davranan ergen bir oğlum var."
Ayakkabılarını giyip bana döndü.
"Sonra görüşürüz Özgür Bey."
"Görüşürüz." Adam ilerlemeye başlayınca kapıyı kapattım. Sonra deliğinden gidip gitmediğine baktım.
"Ne yavaş gidiyormuş." Bir süre daha baktıktan sonra sonunda gözden kayboldu.
"Sonunda be." Evet sıra şu beyinsizde!
"Si... Kıvanç'ı sikeceğim." Hay aklım çıktı!
"Sen bu aralar çok şımardın." Kıvanç beni sıkıştırmış yüzüme çok yakın dı.
"Ne saçmalıyorsun be?"
"zil sesimi değiştirmek falan." Pişkin pişkin sırıtmaya başladım.
"Hazır ol Özgür intikamımı alacağım?"
"Oy ne tatlı şeysin sen öyle!" diyerek yanaklarını sıkmaya başladım.
O da saçımı asılmaya başladı.
"Bu adil değil!"
"Bırak yanaklarımı!"
"Sen ilk saçımı bırak!"
"İlk sen."
"Bırak!"
"Pİç!"
"Küfür etmesen mi artık?"
"Sana ne lan, sana mı soracağım köpek?!"
"Köpek derken?!"
"Evet!" Dememle beni tek hamlede omzuna alması bir oldu.
"Lan bırak!"
"Düzgün söyle!"
"Bırak!" Bir yere doğru ilerlemeye başladı ama gözüm kapalı olduğu için hiçbir şey göremiyordum.
"Kıvanç!"
"Bu da olmadı."
"Öf tamam, lütfen beni yere bırakır mısın?" İşe yaramış olmalıydı çünkü durdu ama nerede durduğunu bilemiyorum.
"Tamam."
"Ama ya..." Daha sözüm bitmeden beni bir yere attı.
"piç!"
Kıvanç (20 dk sonra)
"Özür dilerim."
"Siktir git, konuşma benle." Özgür koltuğun bir kenarına tünemiş bana da sırtını dönmüştü.
"Artık ne halin varsa gör, bundan sonra sana yemek falan da hazırlamayacağım!"
"Ne yiyeceğim ben o zaman?"
"Bokumu ye!" olur.
"Ve bu arada artık dışarı nasıl çıkarsan çık, istersen çırılçıplak çık, umurumda değil. Artık hasta olursan da nah bakarım sana!"
"Sen bana kıyamazsın ki." Kolundan tutup kendime çekip sarıldım.
"Kıyarım!" Benden kurtulmaya çalışırken bir anda midem guruldadı.
İşte bu! tam zamanında.
"Öf! Ne istiyorsun yemekte?"
"Sarma!"
Özgür (1 gün sonra)
"Biz bu veletler için niye alışverişe çıktık ki zaten onlara odamı verdim."
"Sus artık kafam şişti." Kıvanç'ı da sürükleyerek yatak mağazasına girdim.
"Bir de yatak alacağız?!"
"Daha alacağımız çok şey var."
"Şu adam bize ev vermeliydi."
"Şu adam dediğin abin."
"Pff her neyse."
"Acaba daha büyük eve mi taşınsak?"
"Yuh artık!"
"Sadece şaka yapıyorum."
"Hem ben niye odamı veriyorum?"
"Taktın, sen de odaya."
"Tabii ki de takarım, söyle niye?"
"Odan büyük."
"Bumu?"
"Evet." bir süre yürüdükten sonra "Sonunda iki tane yatak bulabildim."
"Benim yatağı ne yapacağız??"
"Sattım onu."
"Ne ara?"
"Orasını boşver." Mağazadan çıktıktan sonra gelen soğuk esintiyle irkildim.
"Soğuğa bak."
"Ne o üşüdün mü?"
"Çok az."
"İnce ceket giyersen böyle olur tabi."
"Bunu kısa kollu ile gezen mi söylüyor?"
"Yo ben kısa kollu falan giymiyorum. bak üstümde kazakla mont var."
"Ben giydirme desem yoktu." Montunu çıkarıp bana uzattı.
"Al giy."
"Bu seferde sen üşürsün."
"Sen üşütme yeter."
"Niye hasta olursam aç kalmaktan mı korkuyorsun?" dedim montu elinden alırken.
"Evet."
Kıvanç [22.03]
"Ne huzurlu bir akşam!"
"He aynen. Bir de şu çarşıya araba ile gitmiş olsaydık daha iyi olurdu."
"Ne bu ruhsuzluk!" dedi koluma sarılarak.
"Acıktım."
"Lan daha yarım saat önce yedin."
"Olsun yine de acıktım."
"Ah!" Özgür bir anda durdu.
"Ne oldu?"
"Ayağımı burktum!" Sesi birazdan ağlayacakmış gibiydi.
"Ağlama hemen."
"Acıyor ama!" Dedi yüzüme bakarak, o sırada gözünden bir yaş aktı.
"Bir insan hiç mi değişmez."
"Canım kıymetli benim!"
"İntihar etmek üzereyken öyle demiyordun?"
"Karıştırma orayı."
"Karıştırmayım bakalım." Özgür bir adım atmaya çalıştı ama attığı gibi sızlanmaya başladı.
"Çok acıyor." kafasını kaldırıp bana baktı.
"Hayvan sende yardım etme zaten."
"Tamam sus."
"Öyle olsun Kıvanç."
"Sırtıma atla."
"Atlamicam!"
"Atlamican mı? İyi atlama kal burada." Kolumu kurtarıp tam bir adım atıyordum ki Özgür sırtıma atladı.
"Ne oldu? Hani atlamayacaktın?"
"Çapa çeneni, benimle dalga geçtiğini fark etmedim sanma."
"Tamam çenemi çapacim."
"Gıcık!"
"Sen nasıl yazar oldun anlamıyorum"
"Gül gibi de yazarım."
"Bok gibi olmasın." Dememle kafama sertçe vurdu.
"Hey nöronlarımı öldürme lazım onlar bana."
"Ölsünler." art arda vurmaya başladı ama acıtıyor desem yalan olurdu.
"seni aşağı atmamı istemiyorsan düzgün dur."
"Atamazsın ki." Ah şu iyi kalbim.
"Bide şu veletlerin okul işi var." Şu veletler de aklıma gelip duruyor.
"niye veletler deyip duruyorsun? yiğenlerin onlar senin."
"Varlığından yeni haberim olduğum veletler."
"Salak, Açıkcası benim yeğenim olsaydı çok heyecanlanırdım!"
"Pfft."
"Sence yeğenim var mıdır?"
"Bilmem."
"Aklıma gelmişken acaba anneme mi babama mı benziyorum?"
"Bilmem."
"Biliyor musun küçükken seni her kıskanırdım?!" Benim neyimi kıskanmış olabilir ki? Bana biraz daha sarılıp konuşmaya devam etti.
"Biliyorsun ben ne annemi ne de babamı hiç görmedim ama sen görmüştün ve elinde fotoğrafları bile vardı."
"Ah evet, onu kıskandığını fark etmek zor değildi." Küçük bir kahkaha atıp konuşmaya devam etti:
"Pardon bir anlık, o zaman yaptığım ergenlik geldi."
"Sorun değil, sen anlatmaya devam et."
"Nerede kalmıştım?"
"Elimde anne ve babamın fotoğrafları vardı."
"He tamam, işte elinde fotoğrafları vardı, umursamaz olmanı da kıskanıyordum, sonra bir ara saçını kıskandım."
"Onuda fark ettim sonuçta sa..."
"Sus hatırlatma devam ediyorum bir de zeki olmanı kıskanıyordum sırf o yüzden ders çalışmaya başlamıştım."
"Hiçbir şeye de yaramadı!"
"Yazar oldum işte."
"He aynen."
"Sonunda geldik!"
"Sessiz ol."
"Tamam!" Özgür
bacaklarıyla bana sarılınca cebimden anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve içeri girdikten sonra kapıyı geri kapattım.
"Hadi hızlı ol dizimin yeni bölümü var."
"Emredersiniz." Söylediğinin aksine yavaş yavaş oturma odasına ilerledim.
"Yazdığım kitapta seni bok çukuruna düşürmemi istemiyorsan hızlı ol."
"Sonuçta gerçekte değil."
"Ya!"
(Bir hafta sonra)
Çoktan bir hafta geçti ve bugün şu veletler geliyor.
"Kıvanç!" İzin günümüzde rahat da yok.
"Ne?!"
"Gel buraya birazdan gelirler!"
"Birazdan gelirim o zaman!"
"Piç!" Bu da taktı piç'e.
"İyice ağzın bozuldu senin de!"
"Çocuklar gelmeden son küfürlerimi ediyorum!"
"İyiymiş!"
"Aha geliyorlar!"
ah ah.
"Gel buraya!"
"Yok ben almayayım canım."
"Kıvanç!"
"Tamam ben" dedim kanapeden kalkarken. Ne güzel rahat rahat yatıyordum. Sallana sallana ilerlerken zil çaldı.
"Hızlı ol."
"Açsan." Özgür derin bir nefes alıp kapıyı açtı.
"Hoş geldiniz." Özgür'ün yanına gelince kollarımı birleştirdim ve İçeri girmelerini bekledim. kucağında uyuyan 6-5 yaşlarında erkek çocukla ergen girdi. Özgür kadar olmasada tatlı duruyordu.
"Siz de girsenize avukat bey."
"Başka zaman artık. Bu kağıtları okuyun lütfen." Elindeki kağıtları Özgür'e doğru uzattı.
"Ben okumam." dedim Özgür'ün kulağına fısıldayarak. Özgür beni hiç umursamadan kağıtları aldı.
"O zaman iyi günler, bir sorun veya bir sorunuz olursa lütfen beni arayın."
"İyi günler." Avukat gözden kayboldu, Özgür de kapıyı kapatıp çocuklara döndü.
"Kardeşini şuradaki odaya yatırabilirsin." dedi eliyle canım, güzelim eski odamı göstererek.
"Tamam."
"Eşyaların hepsi yerlerinde zaten ama yerlerini beğenmezsen değiştirebilirsin."
"Tamam." Çocuk eski odama doğru ilerledi.
Kapının önünde durup bize döndü.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"He sor." Özgür koluma vurup:
"Tabii ki de" dedi. Sanki benim dediğim farklı anlama geliyor.
"Siz çift misiniz?"
.....................
hehehehhehe bittiii
diğer kitabın bölümü hâlâ yazıyorum
burada bir kaç bölğm sonra karakter tanıtımı atarım.
Bölüm etkileşimi
