VAR MISIN kitap kapağı

3. bölüm / 3

VAR MISIN

3.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elf S

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 3.Bölüm

Başım öne eğik, öylece bekliyorum. Aynadaki yansımamı değil, içimde kabaran suskunluğu izliyorum.
Ne zaman ağlamaya kalksam, orada takılıyor boğazım.
Göz kapaklarımı sıktım.
Belki bir umut süzülür sanmıştım, olmadı.İçimdeki taş, her şeyin önüne geçti yine.Bunu bile başaramıyorken, hayatta kalmak hangi gücün işiydi.
Sessizlik, ayak sesiyle bölündü.Bir süre sonra kapı çalındı.
“Karya, orada mısın?”
Polat’tı.
Her zamanki gibi doğrudan girmedi içeri.
Bana saygısı hep mesafeyle başlardı.Kapının kolu kıpırdadı ama açılmadı.Bekledi,zorlamadan beklemeye razı bir sabırla.

“Seni bekliyoruz kızıl”

“Geliyorum, Polat.”

Adım sesleri yeniden odanın içinde yankılandı.Başımı kaldırıp aynadaki zavallı kıza baktım.Görünürde bendim ama hissettiğim bambaşka biriydi.Adı tükenmekti belki de; benim içinse, içten içe erimekti.

Ölümle yaşam arasındaki ince çizgideyim.
Bir adım ileri gidersem kendimi kaybedeceğim.
Bir adım geri gidersem sonsuza dek silineceğim. Ve ben hiçbirini seçemiyorum.Sadece orada duruyorum.
Ne kendimi kaybedebiliyorum, ne de silinebiliyorum.
Bazen insan öyle bir noktaya gelir ki, her şey içinden geçer de hiçbiri dışına çıkamaz işte ben tam o noktadayım.İçim dolu değil artık.
Taşmış.
Taşan yerlerinden sızarken, yakıyor.
Ben yanarken kimse fark etmiyor.
Çünkü hala ayaktayım.
Çünkü güçlü durmam gerektiğini bana daha çocukken öğrettiler ve ben bunu o kadar iyi öğrendim ki şimdi düşemiyorum bile.
Elimi uzattım, musluktan akan suyu yüzüme çarptım.
Yüzüme değil de, kalbime değseydi belki değişirdi.
Gözlerimi kaldırmak istedim,başaramadım.
Korkak değildim aslında sadece aynadakiyle yüzleşirsem geri dönememekten çekiniyordum.
Göz göze gelmek, kırık parçaların bana ait olduğunu kabul etmekti.
Ayaklarım beni kapıya götürdü.
Orada kalmak, kendi enkazımın başında öylece dikilmekti.

Salona geçtiğimde Cenk, koltuğa yayılmış, ayaklarını sehpanın ucuna uzatmış, rahat bir tavırla oturuyordu.Karan ise onun tam tersine, dimdik oturuyordu.Polat da köşedeki koltukta telefonuyla meşguldü.Geldiğimi duymuştu ama başını kaldırıp bakmamıştı.

Sessizce oturup etrafa baktım.
Masanın üzerindeki alkol şişelerinin bazıları henüz açılmamış, bazılarıysa çoktan bitmişti.
Tıpkı benim gibi.
“Doğa nerede?” Sesim fazla alçak çıkmıştı.

Polat gözünü telefondan ayırmadan cevap verdi:“Odasına götürdüm.”
Kısa ve net.Zaten biz hep böyle konuşurduk.Az kelime, çok anlam.

Yeniden masaya baktığımda, Karan önümdeki şişelerden birini aldı, kapağını açtı ve bana uzattı.
Bakışlarımız kesişti, hafifçe gülümsedi.
Ben de karşılık verip şişeyi aldım, tek nefeste yarısına kadar içtim.

Polat sonunda başını kaldırıp telefonu bıraktı, gözleri hafif kısıldı; sarhoş olduğu her halinden belliydi.
“Gece daha uzun, yavaş iç.”

Cenk elindeki şişeyi ortaya doğru uzattı.
“Şerefe.” Sesi her zamanki gibi umursamaz çıkmıştı.

Kısa bir gülümseme döküldü dudaklarıma.Şişemi onun şişesine dokundurdum, diğerleri de eşlik etti.Camların tok sesi, kısa bir tını gibi yankılandı.Kısa, anlamsız bir kutlama yapıyorduk.

Cenk, elindeki şişeyi masaya bırakırken Polat’a döndü.
“Baran abiyle işler nasıl gidiyor?”
Karan, boğazını yırtar gibi öksürmeye başladı.
Cenk gülerek elini onun sırtına vurdu.
“Helal kardeşim, yavaş iç.”

Bakışlarım Polat’a kaydığında, gözlerini kaçırıp Cenk’e döndü; kaşları çatıldı, ifadesi sertleşti.
Cenk’i uyarmak istercesine boğazını temizledi.
“Eee, Cenk,” dedi. “Senin yarış ne oldu?”

Polat’ın konuyu değiştirme çabası o kadar açıktı ki, havadaki gerginliği dağıtmak için alelacele sarıldığı ilk cümle bu olmuştu ama o cümle bile, havada asılı kalan huzursuzluğu gizleyemedi.
Bir şey vardı ve bu, gözle görülür derecede hissediliyordu.
Baran adı geçince, ikisinin de hali ve tavrı bambaşka olmuştu.
Yüzlerine yerleşen gerginlik sıradan huzursuzluktan çok daha fazlaydı; uzaktan bakanın bile kolayca fark edebileceği kadar belirgin, neredeyse keskin bir çizgi gibiydi.
Ne olduğunu anlamıyordum.
Çünkü Baran, Polat’ın patronuydu.
Bir insan patronundan bu kadar rahatsız olamazdı.Korkabilir, çekinebilir; ama adı geçince bu denli kasılmazdı.
Değişen sadece Polat değildi; Karan da bambaşkaydı.
Suratı resmen sirkeye dönmüştü.Belli ki o da Baran’la ilgili bir şeyler biliyordu.

Cenk, Karan’la Polat’a anlamsız bir bakış attı.
“İyi geçti,” dedi omuz silkip.

Polat, şişesindeki son yudumu aceleyle bitirdi.Hiç beklemeden yenisini açtı, onu da hızla içti.Karan da aynı şekilde, bir an bile yavaşlamadan devam etti.
Cenk ortamın havasını değiştirmek için hızla lafa girdi.
“Karya, biliyor musun bizim tanışmamız çok komikti,” dedi, kahkaha atarak.
“Dört sene önceydi, Karan’la daha yeni yeni takılmaya başlamıştık. Bir yarışa gittik; biraz fazla kaçırınca arabalara dokunmadık,taksiyle döndük.”

Polat başını eğip gülümsedi.Karan ise gülmemek için alt dudağını ısırdı.
“Sabah Karan’la geri döndüğümüzde bir baktık, arabanın üstünde uyuyan biri! Tabi Karan durur mu?”
Polat, kahkahasını bastıramadan araya girdi:“Asla.”

Cenk başını salladı, gülümsemesi daha da genişledi.
“Polat üstündeyken Karan arabayı çalıştırdı. Biraz ilerledikten sonra aniden fren yaptı. Karya, o anı görmen lazımdı! Polat resmen uçtu.”

Kahkahalar bir anda yükseldi.Az önceki gerginlik dağılmış, yerini içkiyle harmanlanmış saçma,gülünç geceye bırakmıştı.
Cenk, sanki o günü yeniden yaşıyormuş gibi ayağa kalktı.
“Polat düştükten sonra kalkmaya çalıştı ama nafile.Her denemede tekrar yeri boyluyordu.Biz nasıl gülüyoruz, görmen lazım.”

Şişedeki son yudumu içtim ve Cenk’e döndüm.“Sonra ne oldu?”

Cenk aniden halının üzerine yattı, kollarını yukarı kaldırdı.
“Beni kurtarın! diye bağırmaya başladı Polat Ama biz gülmekten yardım edemedik. Ayılana kadar yerde yatmak zorunda kaldı.”

Polat, sarhoşluğun verdiği sersemlikle ayağa kalkıp Cenk’in yanına uzandı.İkisi birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.

Harika yine başlıyorum sarhoşlarla uğraşmaya.

Cenk anlatıyor, Polat gülüyordu.Birbirlerine yaslanmış, o günü yeniden yaşıyor gibiydiler.
Dışarıdan bakınca her şey normale dönmüş gibi görünüyordu.Ama sadece görünüyordu çünkü gözlerim gülüşlere odaklansa da, aklım hâlâ az önceki gerginliğe saplanıp kalmıştı.
Ne Cenk’in sesi, ne de Polat’ın kahkahası o hissi silebiliyordu.
Bu odada saklanan şeyler var, her ne kadar üzeri örtülse de, bazı sırlar ortamın havasını değiştirecek kadar ağır oluyor.
Homurdanarak ayağa kalktım.
Halının üzerine yayılmış ayyaşları ayağımla dürttüm.İkisi birden bana dönüp gülmeye başladı.Kaşlarımı çattım, üstlerine doğru eğildim.

“Kalkın.” sesim bu kez daha sertti.

Cenk önce şaşkınlıkla baktı, sonra Polat’a dönüp gülerek, “Bu Karya neden bu kadar sert ya?”

Polat elini salladı, sesi alkolün etkisiyle gevşemişti.“Yok be, değil”

Ha tabi ya,söylemeyi unuttum.
Ayıkken konuşmayan adam, sarhoş olunca bülbüle döner.
“Bakma böyle durduğuna, küçükken yetimhanede herkes onunla dalga geçerdi yol kenarına çöpmüş gibi atıldığı için.”

Her kelimesi başımdan aşağı kaynar su gibi döküldü.
Cenk kahkahaya boğuldu, Polat da eşlik etti ve hız kesmeden devam etti.
“Karya da kendi odasına geçip saatlerce ağlardı.Yani anlayacağın, sert değil, ağlaktır.”

Birkaç saniye, sadece onları izledim.
Sonra dizlerimin üzerine çöküp, aralarına oturdum.
“Komik mi?”Sesimdeki tını, kahkahalarını bıçak gibi kesti.Cenk’in neşesi bir anda söndü, Polat’ın gülümsemesi yüzünde dondu.

“Bir çocuğun her gece aynı kabusla uyandığı odayı.Yemekhanede, annesi tarafından yol kenarına atıldığı için dalga geçilen kızı.Gerçekten bu kadar mı kolay anlatıyorsun, Polat?”

Yavaşça ayağa kalktım.
“Ne zaman alkol alsan, masken düşüyor.Ve her defasında biraz daha küçülüyorsun gözümde.”

Gözlerim, gözlerinin içine diktim.
Polat, elimi tutmak için yeltendi,hiç düşünmeden sertçe vurdum eline.
“Karya, ben sa—”
“Kes sesini!” diye bağırdım, yüzüne doğru.

Tek kelime daha etmeden arkamı döndüm, kapıyı çekip çıktım.İçimde yıllardır bastırdığım boşluk,ilk kez ses verdi ve bir damla süzüldü yanağıma.
Meğer düşmesi için, en yakınımdan vurulmam
gerekiyormuş.
Koşuyordum,nereye gittiğimi bilmeden.Yalpalıyor, düşüyor, kalkıyor;durmuyordum.
Kulaklarımda Polat’ın sesi yankılanıyordu;“Karya yol kenarına terk edildi…”
Ardından yine o sözler, iğne gibi saplandı zihnime:
“Yol kenarına terk edilmiş Kayra.”
“Çöp Kayra.”
“Annen seni terk etmekle en doğrusunu yaptı, çünkü çok çirkinsin.”

Ellerimle kulaklarımı kapattım, başımı sağa sola salladım, tüm gücümle bağırdım: “HAYIR,SUSUN!’”

Yoldan geçenler dönüp bana baktı.
Bazıları korkuyla adımlarını hızlandırdı, bazıları fısıldayarak kendi aralarında konuşmaya başladı.Her bakış, yüreğime birer çivi çakıyordu.
İçten içe acıyorlardı bana, bunu
hissedebiliyordum.
Kaldırıma zar zor oturup başımı eğdim, ellerimi yüzüme bastırdım.
İlk kez saklanacak bir yer aradım ama hiçbir yer saklayamıyordu artık beni.Kendimi küçücük, savunmasız ve çıplak hissediyordum.
Kırılmıştım.
Öyle derinden, öyle çaresizce kırılmıştım ki yer yarılsa, beni içine çekip yok etse diye dua ettim.

Yıllardır bastırdığım feryat, sonunda zincirlerini kırdı.
Yanağımdan süzülen tek bir damla değildi artık.
Yıllardır içimde sakladığım acılar, birer birer gün yüzüne çıktı.Sadece bir geceye değil, bir ömre ağlıyordum.

Bir çift ayak durdu önümde.Hiçbir şey söylemeden, peçete uzattı.Titreyen parmaklarımla aldım, yavaşça başımı kaldırdım.Karan’dı.
Gözlerini üzerimden hiç ayırmadan, yanıma oturdu.Dizlerini kendine çekti, sessizliğiyle yanı başımda bir dağ gibi durdu.
Ayaklarının ucunda birikmiş yapraklar hafifçe hışırdadı.
Oturduğumuz kaldırım taşlarıysa, gün boyu güneşte ısınmıştı belki ama şimdi, içimdeki acıyla birlikte buz kesmişlerdi.

“Bak Kayra” dedi.
“Bazen ne kadar hızlı olursan ol kaderi sollayamazsın.”
Bakışlarım dudaklarına, oradan gözlerine kaydı.
Başını geriye yasladığında, solgun sarı ışık boynundaki damarı belirginleştirdi.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Ben ise, nefes almayı çoktan unutmuştum.Boğazımdaki düğüm gittikçe sıkılıyor, zihnimdeki sesler tek tek çığlığa dönüşüyordu.

Şehir, bir adım kadar yakın,bir o kadar da uzaktı.

Hafif kirli tüyleriyle sokak kedisi yanımızdan süzüldü, çöp kutusuna tırmandı.Aniden ürküp, hızla uzaklaştı.

Karan göz kapaklarını yavaşça araladı, bana döndü.
Sokak lambasının titreyen ışığı, gözlerinin içine düşüyordu ve ben o bakışlarda kayboldum.Dudaklarını ıslattı, çenesini hafifçe kaldırdı.Bir an için, içimdeki tüm duvarlar sessizce yere yıkıldı.

“Kader hep böyledir,” dedi, gözlerini kaçırmadan.

“Ne yaparsan yap sonunda kabullenmek zorunda kalırsın.”

Boğazım düğümlendi.‘Hayır’ demek geçti içimden ama sesim çıkmadı.
Yavaşça eğildi, yüzüme doğru yaklaştı.
Nefesini yüzümde hissettiğimde, ellerimi sıktım.
Elini kaldırdı ama dokunamadı.
Havada, asılı kalan elini tutmak istedim; bir türlü cesaret edemedim.
Bana hiçbir zaman gerçekten uzatılan bir el olmadı ya da uzatan herkes bir gün mutlaka bırakıp gitti.
Lanet olsun, işte bu yüzden tutamadım elini.

Zaman sessizce aktı üzerimizden; dünya donmuş, sadece ikimiz kalmış gibiydik.
Sonra yavaşça yana döndüm, sesimi zar zor duyuracak kadar alçak ve samimi bir fısıltıyla:“Teşekkür ederim,” dedim, içimdeki tarifsiz minnet ve kırılganlıkla.

Kolunu omzuma doladı, beni göğsüne çekti.
Sıcak nefesi saç tellerimde dans etti.
Gözlerimi sımsıkı kapattım, sadece o anın büyüsünde kaybolmak istiyordum.
İlk defa biri kalıyordu yanımda.Sorgulamadan, konuşmadan.
Cebinden sigarasını çıkardı,çakmağın sesi gecenin sessizliğine çarpıp dağıldı.
Alevin kısa süreli ışığı yüzünü bir anlığına aydınlattı.Dumanı içine çekti, bana doğru üflememek için başını yana çevirdi.
Sigaranın dumanı ciğerine çekerken,
“Gidelim mi?” dedi.

Göğsünün sıcaklığından istemeye istemeye ayrıldım, doğrulurken peçeteyle gözlerimi sildim.

Karan hâlâ oturuyordu; bakışları üzerimdeydi, iyi olduğuma emin olmak ister gibi bakıyordu.
“Ben biraz arabayla dolaşacağım,”

Yerden destek alıp doğruldu, kaşlarını çatıp sertçe,
“Seni bırakmam. Ben de geliyorum.”
diye çıkıştı.
“Hayır Karan, gere–”
Lafımı bitirmeden kestirip attı:
“İtiraz yok.”

İtiraz etmeyi denemedim.
Zoraki bir tebessümle başımı eğdim, Kızıl’a doğru yürümeye başladım.Karan da arkamdan geliyordu, adımlarının sesi benimkine karışıyordu.
Karan’ın uzun gölgesi önümde uzarken, arkasında savrulan sigara dumanı gecenin içine karıştı.

Kızıl Canavar’ın kapısını açıp koltuğa oturduğumda, soğuk metal avucuma işledi.
Direksiyon, bana kim olduğumu ve neyle savaştığımı hatırlatan tek yerdi.
Motoru çalıştırdım.
Karan da yan koltuğa geçti, başını pencereye yasladı.
Loş ışık yüzüne her vurduğunda, gözlerinin altındaki yorgunluk biraz daha derinleşiyor; buna rağmen karizmasını asla gölgelemiyordu.

Ayağımı debriyaja bastım, araba hafifçe sarsıldı ve harekete geçti.
Şehir geride kalıyor, neonlar silikleşiyor, yollar kararıyordu.
Açık pencereden sızan esinti saçlarını karıştırdı. Karan, istifini bozmadan eliyle saçlarını geriye attı. Çenesindeki keskin hat, her nefeste belirginleşiyor; göğsündeki kaslar o hareketle daha da ortaya çıkıyordu. Tüm varlığıyla dikkat çekiyordu.Dudakları gereksizce dolgun ve kırmızıydı. Sanki o ton, sadece onun için yaratılmış gibiydi.Bir anlığına bile bana ait olduğunu düşünmek, midemde kelebekler uçuruyordu.
Dudaklarını araladı. Usulca yaladı. Onu izlediğimi fark etmiş olmalıydı.Bakışlarımı hızla kaçırıp cama döndüm.
Camdan giren rüzgâr ne kadar soğuk olursa olsun, yüzümdeki yanmayı geçiremiyordu.Yakalanmıştım, büyük ihtimalle ve bu düşünce, daha da kızarmama neden oluyordu.

Aferin sana kızım, bir de utanmadan adamın dudaklarını izliyorsun.Umarım görmemiştir.
Yoksa sapık olduğunu düşünmesi an meselesi.
Bu neyin kafası?
Neyin hayali?
Senin olduklarını düşünmek falan… çok saçma.
“Kayra”
Sakın ama sakın bakma.
Zaten yanakların kıpkırmızı bir de göz göze gelirsen, geçmiş olsun.

“Ben de senin gibiyim,” dedi, bakışlarını pencereye sabitleyerek.

“İnsanlara hiç kolay güvenemedim.”

Uzakta bir otoyol lambası titredi;gecenin karanlığına direnen solgun ışık.
“Birine anlatmaya başladığım her şey
ya yarım kaldı, ya da aleyhime döndü. O yüzden susmayı öğrendim.”

Konuşmadım, sustum çünkü bazen kelimeler boğar insanı; susmak ise iyileştirir.

“Senin gibi duygularım yok sandım ve bu yanılgı beni içten içe çok yordu.”

Direksiyonu biraz daha sıktım.Tanırdım bu hissi; konuşmak istersin ama kimseye güvenemediğin için susmak zorunda kalırsın.
Karan devam etti:
“Ben birine senin gibi güvenmeyi unuttum, Kayra.”
Boğazım yandı.Bütün gece boyunca içimde biriken her şey oraya düğümlenmişti.

“Bilmiyorum garip ama biz çok benziyoruz, aile durumlarımız—”
O cümle geldiği anda fren pedalını ezdim, araba aniden durdu, bedenim öne doğru savruldu. Kalbim bir anlığına göğsümden fırlayacak gibiydi.

“Senin de mi ailen?” dedim ama devamı gelmedi.
Karan burukça gülümsedi.

“Yok, Kayra. Benim de ailem yok.”
Gözlerini pencereden ayırmadı.
“Oldular ama kimse kalıcı olmadı.”
“Ben de ailemin yüzünden alay konusu oldum, bu yüzden güvenimi kaybettim ve içimdeki yükü kimseye açamadım.”

Sözleri dudaklarından dökülürken ne diyeceğimi bilemeden yaklaştım.
“Karan…”

Yüzünü bana çevirdi ve yaklaştı, nefeslerimiz birbirine çarptı.
“Karan, eğer anlatmak istersen dinlerim.”

İçindeki kırıklarla gülümsedi.
Yaşadıklarına gülerek bakmayı seçmişti; yara izi gibiydi, acıyı bastırmıyor, ama aynı zamanda saklamıyordu da.

“Eğer bir gün birine anlatmak istersem, o sen olursun, Kayra.”

Avucunu yanağıma koydu. Dudaklarını dudaklarımın üzerine getirdi.
Bir an durdu, gözlerimin içine izin ister gibi baktı; ben daha karar veremeden o çoktan kararını vermişti.
Dudaklarımız buluştuğunda, midemdeki kelebekler kanatlandı, yanaklarım daha çok yanmaya başladı.
Sanki ruhum bedenimden ayrılmış, yaşadığım anı uzaktan izliyordu.
Nefesim kesilmiş, düşüncelerim donmuştu.Gözlerim kocaman açılmıştı; o ise tam tersine, gözlerini kapatmış, anın tadını çıkarıyordu.
Böyleyken bile korkusuzdu, kasvetliydi ve dehşet derecede iyiydi.
Ben ise ne olduğunu anlayamayacak kadar hazırlıksız, ne yapmam gerektiğini çözemeyecek kadar donuktum.
Ne ellerimi kaldırıp itebildim, ne dudaklarımı geri çekebildim. Öylece donup kalmıştım.
Dudaklarımız birleşmişti ama ruhum hâlâ oraya ulaşamamıştı.
Üstelik, ulaşmasını isteyip istemediğimi de bilmiyordum.
Kalbim atmayı sürdürüyordu ama ben duymuyordum.

Geri çekildiğinde gözlerini usulca araladı; koyu kahve bakışları üzerime ağır bir perde gibi iniyor, nefesimi kesiyordu.
Göz bebeklerim büyümüş, kalbim göğsümde çırpınırken, o an zaman incecik bir ip gibi gerilmiş, içimde tanımlayamadığım bir şey kıyıya vurup parçalanmıştı.
Bir şey söylemedi. Gözlerinde öyle sarsılmaz bir kararlılık vardı ki, konuşmasına gerek kalmamıştı.
Ellerini boynuma yerleştirdi, sanki oraya değil, doğrudan kalbime dokunuyordu.Ve sonra hiç tereddüt etmeden, daha sert, daha sahiplenici bir biçimde öpmeye başladı.

Biri, içimde yıllardır kilitli duran o kapıyı açmıştı ve ben içeriye sızan bu yabancı duygunun ne olduğunu bilmiyordum.Ama kaçmak da istemiyordum.
Gözlerimi kapatmadan önce bir an duraksadım.
Bütün kararsızlıklarıma, bütün korkularıma rağmen ona karşılık verdim.
Bir elim yanağına dokundu; sıcaklığı avucumdan içime doğru yayıldı.Diğer elimse tişörtünü sımsıkı kavradı.
Karan’ın boynumdaki parmakları kasıldı, daha sert, daha tutkulu öpmeye başladı.
Dudaklarının dolgunluğu, sıcaklığı öylesine yoğundu ki, kendimi kaybetmenin eşiğine geldim.

Sen garip birisin, Karan.
Seni yeni tanıdım ama yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyorum.
Garip bir şekilde, kendimi seni izlerken buluyorum; dakikalarca, hatta saatlerce kıpırdamadan izleyebilirim seni.
Aramızda görünmeyen, güçlü bir mıknatıs var,ve beni, şimdi de olduğu gibi sürekli sana çekiyor.
Kaçmak istiyorum ama yapamıyorum.
Neden bu kadar kolay teslim oldum sana, Karan? Naptın bana?
Sana alışmak aslında bu kadar kolay olmamalıydı.
duruyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

43okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18