2. bölüm / 2
Vance Hanedanı: Kan ve Mühür2. BÖLÜM: ZİHNİN MÜHÜRLERİ
Bölümler 2Şu an: 2. BÖLÜM: ZİHNİN MÜHÜRLERİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda, odanın tavanındaki işlemeli ahşap panellerle karşılaştım. Köhne evimdeki sıva çatlakları yoktu; sadece ağır, asırlık bir zenginliğin izleri vardı. Yataktan kalkarken boynumdaki gerdanlığın yerinde olduğunu kontrol ettim. Buradaydı. Deri kordonu ve babamın yadigarı olan o küçük metal parça, hala oradaydı.
Leo, beni odaya kilitledikten sonra sabaha kadar geri gelmemişti. Belki de dedikleri doğruydu; dışarıda "başka" canavarlar vardı ve o beni onlardan korumuştu. Ya da sadece beni daha sonra tüketmek için saklıyordu.
Lorelai: (Kendi kendine mırıldanarak) Uyanık kalmalıydın, Lorelai. Araştırdığın her şey, vampirlerin iradesinin ne kadar güçlü olduğunu söylüyordu. Ama bu... bu Leo... farklı.
Yataktan çıkıp odayı inceledim. Devasa, kadife perdeler pencereleri tamamen kapatmıştı. Işığa dair tek bir sızıntı bile yoktu. Odada bir şömine, eski bir kütüphane ve antika mobilyalar vardı. Ama en dikkat çekici olan, odanın her köşesine serpilmiş olan sarımsak ve gümüş yokluğuydu. Leo’yu bu kadar rahatsız eden o kokunun yerini, toz ve eski kitap kokusu almıştı.
Kapıyı kontrol ettim. Kilitliydi. Kaçış yoktu. Ama beklemek de bana göre değildi.
Lorelai: (Sesini yükselterek kapıya vurur) Leo! Leo Vance! Beni burada sonsuza kadar tutamazsın! Neredeysen çık ortaya!
Hiçbir cevap gelmedi. Sadece kalemin ağır sessizliği...
Zaman algım kaybolmaya başlamıştı. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama odanın kapısı aniden, sessizce açıldı. Leo, o kusursuz, aristokratik giysileriyle karşımda duruyordu. Gözleri buz mavisine dönmüştü; açlığı dizginlemiş gibiydi.
Leo: (Küstah bir gülümsemeyle) Sabah sesi bu kadar gür çıkan bir misafir... Şaşırtıcı. Ben senin korkudan titreyen bir fare gibi köşeye büzüleceğini sanmıştım.
Lorelai: (Kollarını kavuşturarak) Ben fare değilim. Ve sen de beni burada tutamazsın. Benim bir hayatım var.
Leo: (Odaya girerken kapıyı arkasından kapatır) Vardı. Artık hayatın, benim irademe bağlı. Bu dünyada unutulduk diyorsun ama unutulmak, güçten düşmek değildir. Biz hala bu dünyanın "Gölge Aristokratlarıyız".
Lorelai: Aristokrat mı? Sen sadece... kanla beslenen bir yaratıksın. İnsanların korkusundan güç alan bir asalak.
Leo’nun yüzü aniden ciddileşti. Gözleri gümüşe çalmaya başladı. Odamdaki işkence aletlerine dair o ürpertici fısıltı zihnimde yankılandı.
Leo: (Sesi soğuk ve keskin) Kelimelerini dikkatli seç, ölümlü. Sabrım, senin hayal bile edemeyeceğin kadar eskidir ama sonsuz değildir. Ailemin gelenekleri acımasızdır, evet. Ve ben o geleneklerin son mirasçısıyım. Ama bu, beni sadece bir "asalak" yapmaz. Ben doğayı, zihinleri, hatta zamanın akışını bükebilen biriyim.
Leo, bana doğru bir adım attı. Vücudundan yayılan o tekinsiz enerji, odadaki havayı ağırlaştırdı.
Lorelai: (Geri adım atarak) Zihinleri bükebilmek mi? Bu ne demek?
Leo: (Boynumdaki gerdanlığa bakar) O yadigarı neden taktığını sanıyorsun? Sadece bir koruma mı? Belki de... oyadigarın arkasındaki güç, sandığından daha fazladır.
Leo, elini uzatıp gerdanlığa dokunmak istedi ama ben geri çekildim.
Lorelai: Dokunma bana!
Leo: (Hafifçe güler) Dokunmak mı? Hayır, küçük fare. Sana dokunmama gerek yok. Sana... senin iradene mühürlenmeme gerek var.
Leo, bir anda yanımda belirdi. Hızı o kadar yüksekti ki gözlerim onu takip edemedi. Demir sertliğindeki elleriyle omuzlarımı kavradı. Gümüş gözleri, doğrudan benim kehribar gözlerime dikildi.
Leo: (Fısıldayarak) Kanının kokusu baş döndürücü... Ama ruhunun vahşiliği... işte o, daha da çekici. İradeni dizginlemek zorundayım, Lorelai. Yoksa bu açlık, ikimizi de tüketir.
Leo, başını boynuma yaklaştırdı. Dişlerinin serinliğini derimde hissettiğim an, vücudum donakaldı. Korku, tüm hücrelerimi ele geçirdi. Ama o, beni ısırmadı. Sadece... derin bir nefes aldı.
Leo: "Zihin Mühürleme". Vance Hanedanı’nın en karanlık yeteneği. Birinin kanını tattığımda, o kişiyle zihinsel bir köprü kurarım. Bu bağ, sadece onun hislerini hissetmemi sağlamaz. Acil durumlarda... onu korumamı da sağlar.
Leo, dişlerini geri çekti. Omuzlarımdaki tutuşu hafifledi. Gözleri buz mavisine dönmüştü ama bakışları hala üzerimdeydi.
Lorelai: (Nefes nefese) Sen... sen ne yaptın?
Leo: (Arkasını dönüp pencereye doğru yürür) İradeni dizginledim. Artık senin korkunu, öfkeni, hatta o inatçı umudunu hissedebiliyorum. Ve sen de... benim açlığımı hissedebilirsin. Bu bağ, seni benim malikanemde hayatta tutacak. Ama aynı zamanda... seni bana daha da bağlayacak.
Lorelai: (Yatağa çökerken) Ben... ben bunu istemiyorum. Ben özgür olmak istiyorum.
Leo: (Perdeleri hafifçe aralayıp dışarıya bakar) Özgürlük... Unutulmuş bir kavram, Lorelai. Bu dünyada, sadece avcılar ve avlar vardır. Ve sen... sen artık benim en kıymetli avımsın.
Leo, odadan çıkarken kapıyı tekrar kilitledi. Sessizlik, bir kez daha odayı ele geçirdi. Ama bu sefer, sessizliğin içinde farklı bir his vardı. Leo’nun varlığı, zihnimin köşelerinde bir yerde fısıldıyordu. Onun açlığı, onun kibri, hatta onun o buz gibi soğukluğu... hepsi benim içimde yankılanıyordu.
Bölüm etkileşimi
