3. bölüm · Vahşi Çiçek
~ ♡ Bölüm 2
Sabah olduğunda gözüme doğru gelen güneş ışığıyla uyandım. İlk başta direndim. O, ışığı yok saymaya çalıştım. Tıpkı hayatımdaki pürüzler gibi.
Gözlerimi kıstım, perdenin hafif aralanmış cephesinden gelen ışık hüzmesine doğru elimi hizalayarak engel olmaya çalıştım. Odam küçük olabilirdi hatta kabul ediyorum baya küçük olabilirdi. Ama olsun, yine de o küçük ışık hüzmesinin tam olarak benim göz hizama rast gelmek dışında başka seçeneği yok muydu?
Bak ne güzel isli duvarlar var mesela, hemen köşede kapının yanındaki girişte eski boyalı bir gardırop var. Hatta tavana yapıştırılmış artık ışıltısını kaybetmiş ✨️ - daha doğrusu ilk aldığımdan beri hiç yanmayan - fosforlu mini yıldızlar var. Bakın, bu kadar seçenek içinde eğer bu ışıklar benim yüzümü buluyorsa ben gerçekten uğursuz olmalıydım.
Tahmin etmeliydim. O haklıydı.
Hem, o her zaman haklıydı.
O bana "uğursuz" olduğumu söylemişti çünkü. O söylediyse o zaman, ben uğursuzların en uğursuzuyum.
Çünkü onun ağzından çıkan her bir söz bir hükümdü benim için.
Ve o zaman da inanmıştım. Kendimin uğursuz olduğuna... O beni inandırmıştı.
Hem inandırmak için ekstra bir şey yapmasına da gerek yoktu. Onun söylediği bir hakareti bile ben iltifat sayardım.
Sanki her şey bana zıt olarak, tersine işliyor gibiydi. Beni iyice delirterek, çıldırtmak istediklerinden artık emin olmuştum. En sonunda uykumun tamamen açıldığına ikna olduğumda, söylenerek yatağımda doğruldum.
Aynanın karşısına dikilerek alnımdaki artık kaybolmaya yüz tutmuş yara izlerini incelemeye koyuldum. Bu izlerin anısı vardı. Hatrıma gelince gülümsedim.
O beni bu şekilde ilk kez gördüğünde dehşete kapılmış o güzel çehresi canlandı birden aklımda. Hakikaten ne de güzeldi o bana böyle dikkatlice bakınca.
Nasıl da gözlerini açmış, bana ısrarla ne olduğunu sormuştu. Bense inatla konuşmamış, otobüs durağının önünde topuklu çizmemin buz tutmuş cadde de kaydığını sonra da düştüğümü söylememiştim. Ben sustukça onun karşımdaki o çaresiz çırpınışlarını, sinirlendikçe hafifçe yukarı kalkan sol kaşını izlemek bana zalimce bir zevk vermişti. Demek ki onun dikkatini çekmek için ancak bu şekilde karşısına çıkmalıydım. Doğrusu, eğer ki o beni fark edecekse kolumu bile kırmaya razıydım.
Uykuya dalmak bile benim için bir lükstü. Oysaki, dün akşam ilk kez - 40 dakikayı aşkın bir süre boyunca tavanla anlamsız bakışmam sonrasında - rahat bir uykunun kollarına teslim olmuştum. Ama en güzeli sabah gördüğüm rüyaydı. Rüyamda, sanki gerçekten karşımdaymış gibi onu kanlı canlı görmüştüm. Hem de uzunca bir aradan sonra. Uzun bir süredir onu rüyamda görebilmek için dua ediyordum. Onu en son görüşüm üzerinden baya bir zaman geçmişti çünkü. Artık o güzel çehresi zihnimden silinip gitmek üzereydi. Neyseki bilinçaltım bana olan son kozunu oynayarak hala yaşıyor oluşumu her hücremde hissettirdi.
Ama yanılıyor! Kim mi?
Tabii ki bilinçaltım.
Ve sen! Sen de beni yanlış yönlendirmekten başka bir şey yapmıyorsun...
İkinizde yanılıyorsunuz.
Çünkü ben yaşamıyorum. Ben bir ölüyüm. Ve işte bu da benim herkesten sakladığım sırrım.
Ha! Bir de O var tabii.
Bir şüpheye düştün sanki 🤔
Söylediklerime inanmamış gibisin.
Yoksa seni "ölü" olduğuma ikna edemedim mi?
Eee, sen de haklısın tabii. Sonuçta evet, şimdi senle konuşuyorum. Karşında nefes alıyor, gayet de "yaşıyor" gibi duruyorum.
Ama bir bekle! Şimdi senin bakış açını değiştireceğim.
.
.
.
"Bu dünyada seni tanıyan son kişi de öldüğünde, hiç yaşamamış olacaksın."
İşte şimdi benim niçin "ölü" olduğumu anladınız mı? Bu dünyada seni tanıyan tek bir kişi bile kalmadığında sanki hiç var olmamış gibi, bu dünyada hiçbir iz'in olmadan ismen de ruhen de silinip gideceksin.
Hemen karamsarlaşma canım 🥹 Ben sadece senin gözünü açıyorum.
😹😹😹 İtiraf et, ama bu komikti. Yüz ifadeni bir görmeliydin...
.
.
.
.
.
.
.
.
Ama şaka bir yana, buna izin veremem. Göreceğim son şey olsa bile O'nun görüntüsünün aklımdan silinmesine müsaade edemem. Kendimi yaşatmak uğruna savaşmıyorum burada. Her şey onun için. Ben onu feda edemem.
Yanlış anlamayın... tabii ki. Her şey düşmanımı daha yakından tanıyabilmek için. Benden ilk önce geçmişimi ve geleceğimi, kalbimi çalan sonrasında ise göğüs kafesimde tam kalbimi aldığı yerde olan o boşluktan akan kanları görmesine rağmen beni öylece kan revan içinde bırakıp giden o adamdan bahsediyorum. Beni öylece olduğum yerde terk etmişti, sonunda kan kaybından öleceğimi bilmesine rağmen beni öylece durup seyretmişti. Hem ona, kalbimi bizzat kendi ellerimde tepside sundum. Bile isteye! Sonunda olacakları tahmin etmeme rağmen. Bu düpedüz intihar değil de ne?
İşte o yüzden aşk bir intihardır. Sonunda ya kendi benliğini yitirir O'nunla "bir" olursun ya da tabancayı kendine sıkıp " yok olursun". Ama her türlü 2 kişilik çıktığın yolda tek kişi kalırsın. Ya ruhunu dindirirsin bir Yüce aşkın huzurunda yıkanmış bir "sultan" olarak ya da aşk yolunda geçmişini ve geleceğini yitirmiş bir "bedbaht" olarak. İşte, ben bu hikayede bedbaht olan taraftayım. Hiç gerçek olmamış ve hiç dinmeyecek bir rüyadayım.
Bir yamyam soğukkanlılığı ile o adama tepside sunduğum kalbim sonunda midesindeydi işte. Gerçi ona "adam" lafı bile fazla gelir. Şayet, o iflah olmaz bir narsistdi. Ben bunu çok öncesinde fark etmiştim. Ama ne var ki! Ben ondan daha narsistim.
Babam her zaman düşmanını iyi tanı derdi. Ben de öyle yaptım o gün. Onu gördüğüm ilk gün. Babamın sözünü uslu bir çocuk edasıyla dinledim. Onun suratına baktım ve bir daha kendimi unutsam dahi onun simasını unutmamak pahasına onun görüntüsünü zihnime hapsettim. Onu öyle bir hapsettim ki, gözlerimle her bir zerresini belleğime kaydettim.
Bu detayı hatırlayınca tekrardan sımsıkı gözlerimi yumdum. Ve kendimi kuvvetle sırt üstü yatağıma doğru bıraktım. Büyük bir zihinsel zorlama ile tekrardan uykuya dalıp gördüğüm rüyayı devam ettirmeye çalıştım. Ama nafile... Olmuyordu işte. İmkansız olan gerçekleşmiş, ben onu unutmaya başlamıştım.
Ne o?
Yoksa sen benim bu ağlamaklı halime gülüyor musun? Bir kere uyandıktan sonra uyandığın rüyayı göremezsin mi diyorsun!
.
.
.
Sen öyle san! Doğrusu hiçbir şey bilmiyorsun.
Daha yeni doğmuş gibi bir dünya cahilisin. Hem de öyle böyle değil. Zır cahil.
.
.
.
Böyle dedim diye hemen zırlayıp ağlama 😹 Gülünç oluyorsun. Ama bak! En azından sen bana göre bir adım öndesin. Onu tanımıyorsun. Hayatın onun tarafından mahvedilmedi nasıl olsa!
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Yine mi üzüldün bana? 😹 Sana beni kaale almaman gerektiğini söylemiştim. Şimdi beni deccal ex'i tarafından hüsrana uğramış, depresyonda zavallı masum bir kız olarak görüyorsundur bir de.
Aman Allah'ım. Ne komik! 😹😹😹😹😹😹😹
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Doğrusu uzun zamandır böyle gülmemiştim.Gülmekten karnıma kramp girdi. Ama itiraf etmeliyim uzun zaman sonra gülmek bana iyi geldi.
Neyse sonunda soluklanabildiğime göre devam edebilirim. O bana hayatı zehir etmedi çünkü... Ona hayatı zehir eden zaten bendim.
Ne? Yoksa yapamaz mıyım? Bence, artık beni tanıdıysan ne kadar toksik biri olduğumu anlamışsındır.
😹😹😹😹
(Gülen kedi emojisini sık kullandığımın farkındayım. Ama doğrusu bu emojiye bayıldım. 😹😹😹😹
Her duruma uyuyor.)
Neyse, beni tanıyorsunuz zaten artık.
Ben "çiçek". Ya da onun deyimiyle "Vahşi Çiçek".
