2. bölüm / 2
ÜŞÜYEN KALPLERHikayemizin Başladığı O Gun
Bölümler 2Şu an: Hikayemizin Başladığı O Gun
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hikâyemizin Başladığı O Gün
Bursa Mudanya sahilinde yürürken, haziranın son günlerinde esen ılık rüzgâr denizin hırçın dalgalarını kıyıya vuruyordu. O gece yıldızlar farklı parlıyordu sanki…
Sahilin kalabalığından uzaklaşmış, denize dalıp gitmiş bir genç hanım dikkatimi çekti. Rüzgâr ipek saçlarını savururken yüzündeki hüzün her hâlinden belli oluyordu. Gece mavisi şifon elbisesi, gökyüzüyle birleşmiş gibiydi.
Olduğum yerde kalmıştım. Gözlerimi ondan alamıyordum.
İlk defa bir yabancıya bakarken kendimi bu kadar tanıdık hissediyordum. Sanki onda, yıllardır kaybettiğim bir parçayı görmüştüm.
Tam o sırada telefonum çaldı. Hastaneden arıyorlardı. Hastamın suyu gelmiş, doğum başlamıştı. Telefonla konuşurken gözlerim yeniden ona kaydı. O an yüzünü bana çevirdi. Sanki bakışlarımı hissetmişti.
Yüzündeki masumiyetin ardında saklanan bir hüzün vardı.
İçimden yanına gitmek geçti. Ama gitmedim. Arkamı dönüp arabama doğru yürüdüm. Yola çıktığım hâlde aklım hâlâ sahildeydi.
Radyoda Müslüm Gürses’in sesi yükseldi:
“Böyle bir aşk görülmemiş dünyada…”
İstemsizce gülümsedim.
“Aşk mı?” dedim içimden. “Benimle yan yana gelecek son şey…”
Yine de şarkıya eşlik ettim.
Hastaneye vardığımda Elif Hanım sancılar içindeydi. Beni görünce yüzünde yorgun ama heyecanlı bir tebessüm oluştu.
“Doktor Bey… İnci geliyor sanırım?”
“İnci mi?” dedim gülümseyerek. “Çok güzel isimmiş. Nasıl hissediyorsunuz?”
“Heyecanlıyım… Ama sancılarım arttı.”
Kontrollerini yaptıktan sonra hemşireye döndüm.
“Doğuma alabiliriz.”
Elif Hanım tereddütle bana baktı.
“Eşim de girebilir mi?”
“Elbette.”
Doğumhaneye girerken içimde tanıdık bir his vardı. Bir canın ilk nefesine tanıklık edecek olmak… Bir annenin acıyla mutluluk arasında gidip gelen o eşsiz hâli…
Bir an kendi kendime düşündüm:
“Bir gün ben de böyle bir an yaşayacağım kadını bulabilir miyim?”
Ve hiç istemsizce, Mudanya’da gördüğüm genç hanım gözümde canlandı.
Kendi kendime hafifçe gülüp doğumhaneye girdim.
Elif Hanım’ın eşi elini sıkıca tutuyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
“Elif Hanım, sancı geldiğinde derin nefes alın ve ıkının… Evet, çok iyi gidiyorsunuz.”
Zorlu geçen birkaç dakikanın ardından İnci dünyaya geldi. Küçücük bedeni ilk kez annesine yaklaşırken odanın içini tarifsiz bir duygu kapladı.
“Çok şükür…” diye fısıldadım.
Doğumhaneden çıktığım anda gözlerim ona takıldı.
Karşımda duran kişi, sahilde gördüğüm genç hanımdı.
Telaşla bana yaklaştı.
“Doktor Bey, Elif nasıl? Bebek doğdu mu? Her şey yolunda mı?”
Bir an cevap veremedim. Gözleri… O masmavi gözler… İnsan bakınca kaybolmak istiyordu.
“Doktor Bey?” dedi bu kez hafifçe kaşlarını çatarak.
Kendime gelip gülümsedim.
“Ah, pardon… Evet, her şey yolunda. Elif Hanım da İnci de gayet iyiler.”
Yüzünde bir anda çocuk gibi bir sevinç oluştu.
“Çok şükür…” dedi derin bir nefes alarak.
Onun gülümsemesini izlerken içimde garip bir huzur oluşmuştu.
Üzerimi değiştirdikten sonra hastanenin küçük kafeteryasına geçip kahve aldım. Ama aklım hâlâ ondandı.
“Bu gerçekten tesadüf mü?” diye düşündüm kendi kendime.
Tam kahvemden bir yudum almıştım ki o sesi yeniden duydum:
“Bir sade kahve alabilir miyim?”
Başımı kaldırdım.
Bu kez onu daha dikkatli gördüm. Buğday teni, omuzlarına dökülen kumral saçları ve o durgun bakışları… Sanki içinde anlatmadığı onlarca hikâye vardı.
Masadaki çantasından görünen kitap dikkatimi çekti. Kitap okumayı seviyordu demek…
Telefonuyla konuşurken sesi kulağıma huzur gibi geliyordu.
“Anaanne, Elif doğum yaptı. Yanındayım merak etme, bu gece burada kalacağım…”
Sesindeki zarafet, kelimelerindeki incelik…
Hiç tanımadığım bir insanın varlığı bile içimde bir şeyleri değiştirmeye başlamıştı.
Kahve fincanını elimde çevirirken içimden tek bir cümle geçti:
“Ne oluyor bana?”
Bölüm etkileşimi
