GİRİŞ: KIZIL TOPRAKLARIN GÖLGESİNDE

Vaveyla Yazarı: Author Wianna

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: GİRİŞ: KIZIL TOPRAKLARIN GÖLGESİNDE

“Gerçekleri unutulduğu çukurdan çıkarmanın tek yolu; o çukura girmektir. Ve ben doğruları insanlara tekrar hatırlatmak için unutulmaya göz yummuştum.”

Sessarin, Arvenlerin 47. Yılı
Redhollow’un taşlaşmış halkı ne cennetin lütfunu ne de Tanrıların adaletini barındırıyordu. Sadece, unutulmuş bir fısıltının ağırlığı vardı ki, o fısıltı yeryüzünün en zengin topraklarında açlıktan kıvranan bir halkın sessiz çığlığıydı.

Bereket, toprak altındaki damarlar gibi gizlenmişti; üstünde yaşayanlar için ise yalnızca yokluğun zehri kalmıştı. Her nefes, Tanrıların yapmadığını yapan acımasız kralların elinden çalınmış bir ayrıcalıktı. Bu diyarda geriye kalan tek değer, bir sonraki güne ulaşma hırsıydı.

Unutulmuşluğun çukuruna atılan ruhlar, duvarlarda yankılanan bir lanet gibi asılı kalmıştı. Kimse, o çukura girmeye cesaret edemezdi; zira karanlığın kokusu, gerçeğin ağırlığından daha ağırdı.

Oysa bazı ruhlar ne köleliğe ne de kadere boyun eğerdi. Onlar, gölgelerin arasında bir avcıdan farksız, hayatta kalmayı bir sanat haline getirmişti.

Kırmızı Topraklar, onların ayak izlerini çamurla örtse de içlerindeki özgürlük ateşi hiçbir zaman sönmedi. Dünya, onları cani, şımarık bir halk olarak görse de asıl vahşet yönetenlerin kibrinde saklıydı.

Sınırlar, gerçeği içeride hapsetmiş, dışarıya sadece altın ve yalanlardan örülü bir sis yaymıştı. Bu sisin içinde, bazen bir kadının ince çığlığı duyulurdu; onlara "Uğursuz Varlıklar" diyenlerin, kendi korkularını yansıtan bir iftirası.

Ama tarih, fısıldıyordu: Bir gün, bir kadın gelecek ve geçmişte atılan o ilk imzanın yanına kendi mührünü basacaktı.

Gökyüzü karardığında, her damla yağmur sanki toprağa gömülü sırları canlandırıyordu. Her hışırtı, dinleyen kulaklar için bir melodi, bir ipucuydu. Bu diyarın her köşesi, binlerce yılın birikmiş enerjisiyle doluydu ve en hassas olanlar, bu enerjiyi hissedebilirdi.

Avcılık, sadece et peşinde koşmak değildi; aynı zamanda doğanın sessiz dilini çözmek, görünmeyeni sezmekti. Ve bazen, ormanın derinliklerinde atılan bir ok, sadece bir tavşanın canını almazdı; aynı zamanda, uzun zamandır bekleyen bir karşılaşmanın, değişmesi gereken bir kaderin habercisi olurdu.

Çünkü Redhollow’un Laneti, sadece bir hikâye değil, bir uyanış çağrısıydı.

Son Şafak, sadece hayatta kalma yarışması değil, bu uyanışın arenasıydı. Ya o unutulmuşluk çukurunda sonsuza dek kalacaklardı, ya da o çukura girip, kendi küllerinden doğan bir şafağın ilk ışığı olacaklardı

Redhollow. Bu isim, sadece bir krallığın coğrafi etiketi değildi; varlığın ve yokluğun çarpıştığı, unutulmuşluğun derin, çamurlu bir çukuruydu. Burada ne cennetin lütfu ne de fani adaleti hüküm sürerdi. Sadece, yüzyıllardır süren açlığın kemirdiği, ruhların çıkardığı sessiz bir hırıltı vardı.

Diyarın en zengin toprakları, bir lanetin ağırlığı altında yatsa da üstünde yaşayanlar için sadece yokluğun zehri kalmıştı. Her nefes, Tanrıların yapmadığını yapan, kibrin ve zulmün krallarından zorla çalınmış bir isyandı.

Amaris, bu yokluğun bir parçasıydı. Elini, bir refleksle, avcılığın yegâne silahı olan hançerinin kabzasına yakın tutuyordu. Bütün varlığı, bir gölge gibi, zincirlerinden boşanmayı bekleyen kadim bir öfke taşıyordu. Redhollow’un buhranı, diğerleri için bir boyun eğiş olsa da Amaris için bir meydan okumaydı. Onun ruhu, köleleştirilemezdi.

Dış dünya, kulaktan dolma masallarla Redhollow'u şımartılmış, zengin bir diyar sanıyordu. Oysa gerçek, sınırların ardında, bir altın ve yalan sisinin içinde boğuluyordu. Bu sisin içinde, Amaris gibi olanlar, hayatta kalmayı bir sanat, bir tür sessiz isyan biçimi haline getirmişti.

Amaris, nihayet Lutherà Ormanı’nın eşiğine ulaştı. Yayı gerilmiş, ok kılıfından sıyrılmıştı.

Yağmur başladı; yavaş, ritmik damlalar, toprağın acısını dindiren bir melodi gibiydi. Aynı zamanda işini kolaylaştıracak bir lütuftu bu; toprak yumuşak bir çamura dönüyor, her ayak izi, avının bir sonraki hamlesi için yazılmış bir notaya benziyordu.

Amaris’in kulakları, bir baykuşun sessizliği gibi keskin, en ufak bir tüy titreşimini bile algılayabiliyordu. Ve bu keskinlik, ona yalnız olmadığını fısıldıyordu.

Odaklanmış, nefesini tutmuştu. Bir tavşan. Küçük, ama bu yokluk diyarında bir zafer demekti. Yayı gerdikten sonra, içindeki avcı karar verdi: Yayın titreşimi, rüzgârın fısıltısını yarıp geçti ve ok, tavşanın narin bedenine bir mühür gibi saplandı.

Tavşana doğru ilerlerken bile temkinliydi. Biliyordu ki, arkasındaki gölge, en ufak bir gevşeklik anını bekliyordu. Oku çekerken çıkan o kemik kırılma sesi, Amaris’in yüzünü buruşturdu.

Bu ses, yoksulluğun en somut göstergesiydi. Ok, yüzlerce avlanma sonrasında bile sağlam kalmış, sadık bir yoldaş, tek güvencesiydi.

Tam oku yerine koymak için eğilmişti ki, bir hareketlilik. Havanın yarılması ve titrek bir ışıkla parlayan hançerin omzunu sıyırıp ağacın gövdesine saplanması.

Amaris, yıldırım hızıyla ayağa kalktı. Ok, yaya yerleştirilmiş, siluete doğru gerilmişti.

“Ellerini kaldır ve seni rahatça görebileceğim bir yere geç,” Amaris’in sesi, yağmurun gürültüsüne rağmen soğuk ve emrediciydi.

Siluet, ağacın gölgesinden sıyrıldı ama Amaris’in emrini dinlemedi. Onun yerine, Amaris’in avladığı tavşana doğru yürüdü.

Amaris, karşısındaki figürü süzerken ruhunda bir tezat uyandı. Saçları, sanki Redhollow’un en derin, en kadim gölgeleri tarafından dokunmuştu; mutlak bir siyahtı. Ama gözleri... O gözler, bir yangının küllerinden arta kalmış gibi bal rengiydi.

Bu yabancının tavrında ne açlığın çaresizliği ne de soyluluğun kibri vardı; sadece hesaplanmış bir umursamazlık vardı.

Elini tavşana uzattı, onu çantasına attı. Sonra, sanki Amaris’i yeni fark etmiş gibi, gözlerini Amaris’e çevirdi ve yüzünde alaycı, kibirli bir eda belirdi.

“Hım... Bu tavşandan güzel et çıkar gibi duruyor. İyi ki artık benim!” dedi, yapay bir sevinçle.

Amaris’in öfkesi, kanının damarlarında kaynamasına neden oldu. Ona baktığı an, adamın yüzü anlık bir bulanıklığa büründü ve Amaris’in gözlerinde yoğun, yakıcı bir ağrı hissetti. Bu, bir uyanışın ilk sancısı mıydı? Yoksa, Amaris’in ruhunu saran o gizemli lanetin bir tezahürü mü?

Adam, Amaris’in tepkisizliğini fırsat bilip onu incelemeye başladı. Gözleri, Amaris’in yüzünde, yayılan bir dehşetle kilitlendi.

“Gözlerin... onlar kan kırmızısı. Halkının işlediği vahşetin rengini almış. Gözlerine bakınca o katliamın izlerini görebiliyorum, bu çok garip. Kimse fark etmedi mi? Kırmızı gözün lanetini bilmiyor olmazsın. Genelde fark edildiği an o kişiyi öldürürler.” Durdu, bir an düşündü ve gözleri korku ile büyüdü. “Gözlerini gizlemek için büyü mü kullandın?”

Amaris, şaşkınlık ve öfkeyle dondu kaldı. Kan kırmızısı? Onun gözleri, gölgeler kadar siyahtı! Bu adamın deliliği miydi, yoksa Amaris’in, annesi tarafından mühürlenen bir gerçeği mi görüyordu?

Bu felsefi saçmalığı daha fazla dinlemek istemiyordu. Yayı daha da gerdi. Tek gözünü kapattı ve hedef aldı: Bacak. Ok, hızla hedefine ulaştığında adamdan acı dolu bir inleme yükseldi.

"Manyak mısın sen? Düzgünce konuşuyoruz işte burada ne diye yaralıyorsun!"

Amaris, cevap vermedi. Hızla yanına yürüdü, çantasını sertçe çekti ve tavşanını geri aldı. Yüzüne bile bakmadan, sözlerini bir hançer gibi fırlattı: “Sadece beceriksiz olduğundan hayvan avlayamıyorsun ve başkalarının emeğine konmaya çalışıyorsun. Unutma, benim yiyeceğime göz diken yabancılara karşı pek paylaşımcı değilimdir.”

Arkasını dönüp yürüdü. Yanaklarından süzülen her damla, uzun süredir tuttuğu öfkenin acı tadıydı. Bu şiddet, yıllardır kafese kilitli tuttuğu, kimsenin görmesini istemediği o vahşi, gerçek Amaris idi. O an, varlığının, artık görmezden gelinemeyecek kadar somut olduğunun ilk kanıtını almıştı.

Bu saatten sonra onun için sadece iki yol vardı. Ya içindeki kutsal gücün kölesi olacak; ya da gücünü kullanmayı öğrenip, gücün efendisi olacaktı.

Ve onun soyunda itaatkâr kimse yoktu. O itaat etmek için değil, emretmiş için doğmuştu. O emreden kişiydi, peki ya kölesi, o kimdi?

Hangi yolu seçerse seçsin onun için kaçınılmaz bir son vardı. İki yolun sonunda onu aynı şey bekliyordu; Ateş. Uzun zamandır sönmemek üzere yanan bir ateş. Ateşten nasıl kurtulacağını bilmiyordu ama bir şekilde kurtulması gerekiyordu çünkü bu evrende yaratılmasına sebebi bir ateşte yanarak ölmekten daha önemliydi.

Belki de atalarının izinden gidecekti ve sadece kendisinin yanmasını kabullenemeyip, her yeri yakacaktı.

Onun yapamadığı şeyi yapıp bu dünyayı yok etmesi, bazı kişileri çok mutlu ederdi.

Redhollow’un yanmış topraklarının külü, hâlâ bir yerlerde saklıydı. Eğer yanlış kişi bu yangından arta kalan izleri ortaya çıkarırsa onu bekleyen tek şey; kaçınılmaz bir ölümdü. Ama eğer doğru kişi o izlerler ile karşılaşırsa, asırlardır saklanan o sonu gelmeyen o armağan onun olacaktı.

Onu, iyi veya kötü kullanmak sadece ona kalmış bir karardı. Öğrenmesi gereken tek şey ise; gücün nasıl aktif hale getirileceğiydi.

Nasıl kullanacağını zaman gösterecekti ona.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18