1. bölüm / 2
UnutulanlarBÖLÜM 1 - GÖLÜN SESSİZLİĞİ
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM 1 - GÖLÜN SESSİZLİĞİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu bölüm yaşama hakkı tanınmayan ve kundağına sarılmak yerine kefene sarılmak zorunda kalan küçük kardeşlerimize itafen yazılmıştır
Göl, sabahın erken saatlerinde cam gibi duruyordu.
Ne dalga vardı ne de rüzgâr. Sanki dünya nefesini tutmuştu.
Suyun üstünde asılı kalan sis, ayak bileklerime kadar uzanıyor; adım attıkça dağılıyordu ama asla tamamen yok olmuyordu. İçimde de böyle bir his vardı. Dağılan ama gitmeyen bir ağırlık.
Kıyıda iki çocuk duruyordu.
El ele tutuşmuşlardı.
İlk bakışta dikkatimi çeken, siyah saçlı olanın gözleriydi. Buz mavisi... Gerçek olamayacak kadar parlak. Saçları omuzlarına düzgünce dökülüyordu, teni neredeyse porselen beyazlığındaydı. Üzerinde sade, açık renkli bir elbise vardı; gölün sisiyle uyum içindeydi. Yüzü sessizdi ama bakışları çok şey anlatıyordu.
Yanındaki kız ise onun tam tersiydi. Esmer tenli, kahverengi gözlü, saçları güneşte kestane tonlarında parlıyordu. Saçları biraz dağınıktı, sanki aceleyle toplanmış gibiydi. Üzerinde koyu renk bir hırka vardı ve hırkanın kolları bileklerini biraz geçiyordu. Daha canlı görünüyordu ama içinde derin bir yorgunluk taşıyordu.
Çok masumdular.
Ama bir o kadar da bu dünyaya ait değillerdi.
Onlara doğru yürüdüm. Ayaklarım göl kenarındaki çakıllara bastıkça ses çıkarıyordu ama çocuklar hiç irkilmedi.
"Üşümüyor musunuz?" diye sordum.
Mavi gözlü olan, gözlerini bana çevirdi. Bakışı berraktı, sanki içimi görüyordu.
"Burada üşümüyoruz abla," dedi.
Sesi sakindi. Fazla sakin.
"İsimleriniz ne?" diye sordum, dizlerimin üzerine çökerek.
Bu kez esmer olan konuştu.
"Ben Narin," dedi.
Diğeri elimi tuttu. Parmakları inceydi, avucu beklediğimden soğuktu.
"Ben de Leyla."
Ellerini daha sıkı tuttular. Aralarındaki bağ, kelimelerden daha güçlüydü.
"Neden buradasınız?" dedim. "Aileniz nerede?"
Bir anlığına gölün yüzeyi karardı. Sis ağırlaştı.
Leyla başını eğdi. Mavi gözleri buğulandı ama tek damla yaş düşmedi.
"Bizi kimse aramıyor artık," dedi.
Kalbim sıkıştı.
"Olur mu öyle şey," dedim. "Herkes aranır."
Narin gözlerini kaldırdı. Kahverengi gözlerinde kırılmış bir çocukluk vardı.
"Biz," dedi, sesi neredeyse fısıltıydı,
"yaşama hakkı bırakılmayanlardanız abla."
O an içimde bir şey koptu.
"Ne demek o?" diye sordum ama sesim bana ait değildi artık.
Cevap vermediler.
Sis bir anda her yeri sardı. Ellerimden kayıp gittiler.
"Gitmeyin!" diye bağırdım. "Lütfen-"
Ama göl sessizdi.
Çığlık atarak uyandım.
Kalbim deli gibi atıyordu. Yanaklarım ıslaktı. Uzun zamandır ağlamamıştım. Ben güçlüydüm. Serttim. Rize'nin yağmuruna, rüzgârına alışmıştım.
Ama bu rüya...
Beni yerle bir etmişti.
Üzerime bir hırka geçirip dışarı çıktım. Başım dönüyordu, gözlerim hâlâ sisliydi.
Ve bir anda-
Birine çarptım.
Sert bir göğüs. Güçlü kollar.
Dengemi kaybedip yere düştüm. Dizlerim acıdı ama ben yine de ağlamaya başladım.
"Hey, iyi misin?" dedi bir ses. Endişeliydi. "Canın çok mu yandı?"
Başımı kaldırdım. Uzun boylu, kaslı bir çocuk bana bakıyordu. Sert biri gibi durmuyordu. Aksine, gözlerinde gerçek bir telaş vardı.
"Elini oynatabiliyor musun?" diye sordu.
"Bir yerin acıyorsa söyle."
Normalde ayağa kalkardım.
"İyiyim ben," derdim.
Ama diyemedim.
Çünkü bazı rüyalar...
İnsanı güçlü olmaktan vazgeçiriyordu.
Ve ben hâlâ o gölün içindeydim.
(İlk bölümü beğendiniz miii?)
Bölüm etkileşimi
