1. bölüm / 1
Unutlan sevgiNormal günler
Bölümler 1Şu an: Normal günler
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ada için günler birbirine benziyordu. Sabahları alarmı erteleyip birkaç dakika daha yatakta kalır, sonra aceleyle hazırlanırdı. Okula giderken kulaklığını takar, aynı şarkıyı defalarca dinlerdi. Hayatı büyük olaylarla dolu değildi ama eksik de değildi. Çünkü Güney vardı.
Okulun bahçesinde her zamanki yerde buluştular. Güney, Ada’yı görünce elini hafifçe kaldırdı. Bu küçük hareket, Ada’nın içini ısıtmaya yetiyordu. Yan yana yürürken konuşmaları da basitti; dersler, öğretmenler, sınavlar… Arada susarlardı ama o sessizlik rahatsız edici değildi. Alışılmıştı.
Ada, o gün her şeyin bu kadar normal olmasına özellikle dikkat ettiğini fark etmedi. Güldü, derslere girdi, teneffüste Güney’le aynı bankta oturdu. Güney bir şey anlatırken Ada onu izledi; konuşurken kaşlarını hafifçe kaldırışı, cümlelerin sonunda duraksayışı… Ada için bunlar ezberdi. Ve ezber olan şeyler insana güven verirdi.
Eve döndüğünde annesi mutfaktaydı. Tencerenin kapağı aralıktı, ev yemek kokuyordu. Annesi Ada’ya bakıp gülümsedi ama bu gülümseme biraz geç gelmiş gibiydi. Ada bunu fark etti ama üzerinde durmadı.
“Okul nasıldı?” diye sordu annesi.
“Normal,” dedi Ada. Kelime ağzından kolayca çıktı. Normaldi işte.
Odası her zamanki gibiydi. Defterler, kalemler, yatağın ucuna bırakılmış çanta… Ada masasına oturup ödevlerini yaptı. Arada telefonuna baktı; Güney’den gelen kısa bir mesaj vardı:
“Bugün iyiydin.”
Ada gülümsedi.
“Sen de,” diye yazdı.
O gece uyumadan önce Ada, yarın ne giyeceğini düşündü. Küçük şeyler… Hayatın o anki hali küçük şeylerden ibaretti. Ve Ada, bazı değişimlerin sessizce yaklaştığını henüz bilmiyordu.
Ada birkaç dakika sonra uykuya daldı.
Ertesi gün okulda yine Güney’le buluştular. Her zamanki gibiydi; her şey aynıydı.
Belki de sadece Ada’ya öyle geliyordu.
Okuldan sonra Güney ve Ada biraz dışarıda gezmeye karar verdiler. Her şeyden habersiz, çok mutlu vakit geçiriyorlardı. Yürürken okul hakkında konuştular, güldüler. Bir iki saat sonra eve dönmeye karar verdiler. İkisi de kendi evlerine gitti ama gece yine mesajlaştılar. Ada için her şey yolundaydı.
O gün de böyle bitti.
Sabah yine aynı rutinler… ama bu kez küçük bir farklılık vardı.
Annesi, sanki kötü bir haber almış gibi davranıyordu.
Ada bu garipliği fark etti ve sordu:
“Anne, sen iyi misin?”
Annesi kısa bir cevap verdi:
“İyiyim. Hadi okuluna git, geç kalacaksın.”
Ses tonu tuhaftı. Duygu yok gibiydi; sadece iki şey hissediliyordu: üzüntü ve kararsızlık.
Ada evden çıktı. Yolda kendi kendine düşündü:
“Annem çok garip davranıyor… acaba kötü bir haber mi aldı?”
Bu düşüncelerle okula doğru yürüdü.
2. Bölüm- Annemin sesizliği
Ada o gün okuldayken bile sabahki konuşmayı düşünmeden edemedi. Annesinin sesi kulağında kalmıştı. Normalde her cümlesinin sonunda küçük bir soru olurdu; “üşümedin mi?”, “akşam ne yemek istersin?” gibi. Ama o sabah aceleyle konuşmuş, bakışlarını kaçırmıştı.
Ders boyunca defterine aynı kelimeyi yazıp sildiğini fark etti: normal.
Her şeyin normal olduğuna kendini inandırmak istiyordu.
Teneffüste Güney yanına geldi. “Bugün biraz dalgın gibisin,” dedi.
Ada gülümsedi. “Yok ya, sadece uykusuzum,” diye geçiştirdi. Güney bir şey demedi ama Ada onun bakışlarında küçük bir soru işareti gördü.
Akşam eve döndüğünde ev her zamankinden daha sessizdi. Televizyon açıktı ama sesi kısıktı. Annesi koltukta oturuyor, elindeki telefona bakıyordu. Ada kapıyı kapattığında başını kaldırdı, gülümsedi. Bu gülümseme de yarımdı.
“Anne?” dedi Ada.
“Efendim,” diye cevap verdi annesi, gözlerini tekrar ekrana indirirken.
Ada bir şey söylemek istedi ama kelimeler ağzından çıkmadı. Odasına geçti. Çantasını yatağın kenarına bıraktı ve bir süre öylece oturdu. Evde bir şeyler saklanıyordu. Ada bunu hissediyordu ama ne olduğunu bilmiyordu.
O gece annesi ilk defa Ada’nın odasına geç geldi. Kapıyı tıklatıp içeri girdi. Ada yatağında oturmuş, telefonuna bakıyordu.
“Bir şey konuşmamız lazım,” dedi annesi.
Ada başını kaldırdı.
Kalbi, sebebini bilmediği bir şekilde hızlandı.
“Tamam anneciğim, seni dinliyorum,” dedi Ada.
Annesi gözlerini kaçırarak konuşmaya başladı.
“Ada… bu şehirden gitmemiz lazım. Babanın başka bir şehirde işi var. Artık ben de baban da orada çalışacağız.”
Ada’nın sesi kesildi. Vücudu bir an taş gibi sertleşti. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Ama… anne… buradaki hayatımız ne olacak? Arkadaşlarım, okulum… en önemlisi sevgilim?”
Sesi titriyordu.
Annesi Ada’ya sarıldı.
“Biliyorum, çok zor olacak. Ama buna mecburuz. On gün sonra taşınıyoruz. Arkadaşlarınla, öğretmenlerinle ve sevgilinle vedalaş. Eşyalarını toparlamaya başla.”
Annesi odadan çıktı. Ada güçlü kalmaya çalıştı ama içinde bir şeyler çoktan yıkılmıştı.
Ertesi gün okulda sessizdi. Kimseye belli etmemeye çalışıyordu ama üzüntüsü gözlerinden okunuyordu. Güney bunu fark etti.
“Ada, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun,” dedi.
“İyiyim,” diyebildi sadece. Ama sesi yine titredi. Güney ısrar etmedi.
Günler sessiz geçti. Taşınmaya iki gün kala Ada artık daha fazla saklayamadı.
“Güney, seninle bir şey konuşmam lazım.”
Güney ona döndü.
“Dinliyorum.”
Ada derin bir nefes aldı.
“Ben… bu şehirde kalamayacağım. Taşınmak zorundayız. Annem ve babamın işi yüzünden. Belki bir daha hiç dönemeyeceğiz. Seni bırakmak zorunda kaldığım için özür dilerim.”
Gözlerinden yaşlar aktı. Güney hemen ona sarıldı.
“Ama gidemezsin… Ben de seninle geleyim. Olmaz mı?”
Ada başını salladı.
“Olmaz.”
O gün çok sessiz geçti. Ada okuldan sonra eve gitti, eşyalarını toplamaya başladı. Artık annesiyle bile konuşmuyordu.Ev, kolilerin arasına sıkışmış gibiydi. Ada her eşyayı eline aldığında bir anı düşüyordu içinden. Bir defter, bir fotoğraf, eski bir bilet… Hepsini kutulara koydu ama hiçbirini gerçekten bırakabildiğini hissetmedi.
Geceleri Güney mesaj atıyordu. Kısa cümleler, uzun sessizlikler…
Ada cevap veriyordu ama kelimeler artık yetmiyordu.
Taşınma günü geldiğinde Ada odasına son kez baktı. Duvarlar bomboştu. Sanki yaşadıkları hiç olmamış gibiydi. Kapıyı kapatırken içinden bir şeyin orada kaldığını biliyordu.
Otobüs hareket ettiğinde Ada camdan dışarı baktı. Şehir geride kalırken, gözyaşları sessizce aktı. Telefonu çantasındaydı ama açmadı. Çünkü vedalaşmak bazen konuşmaktan daha acıtıcıydı.
Güney o gün onu aradı.
Defalarca.
Ama Ada’nın telefonu artık kapalıydı.
3. Bölüm – Gittikten Sonra
Güney için şehir aynıydı ama her şey eksikti.
Okul yolu, oturduğu bank, ders araları… Hepsi yerli yerindeydi. Sadece Ada yoktu.
İlk günler telefonunu elinden düşürmedi. Belki açar diye aradı. Mesaj attı. Cevap gelmedi. Telefonun kapalı olduğunu bildiği hâlde, her seferinde farklı bir sonuç bekledi. İnsan umut etmekten vazgeçemiyordu.
Okulda herkes bir şeyler soruyordu. “Ada neden yok?”
Güney kısa cevaplar verdi. “Taşındılar.”
Kimseye içindeki boşluğu anlatmadı.
Günler haftalara dönüştü. Güney artık aramıyordu ama telefonunu hâlâ sessize almıyordu. Belki bir gün, hiç beklemediği bir anda, Ada’dan bir mesaj gelirdi.
Bazı akşamlar aynı sokaktan geçti. Aynı bankta oturdu. Yanında kimse yoktu ama Ada’nın sesi kulağındaydı. Gülüşü, susuşu… Her şey hâlâ çok yakındı.
Aylar geçti.
Güney devam etti; derslerine girdi, arkadaşlarıyla güldü. Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ada’dan sonra kimseyi hayatına almadı. Çünkü kalbinde kapanmayan bir yer vardı.
Ve Güney, bazı insanların sadece gitmediğini anladı.
Bazılarının yokluğu da kalıyordu.
4. BÖLÜM GÜNEY
Ada gittikten sonra günler birbirine karıştı.
Güney sabahları okula yine aynı yoldan gitti ama yol artık daha uzundu sanki. Ayakları onu istemeden Ada’yla oturdukları banka götürüyordu. Orada durup etrafına bakıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu.
Sınıfta öğretmen konuşurken defterine anlamsız çizgiler çizdi. Bir kelimeyi defalarca yazdığını fark etti: Ada. Sonra üstünü karaladı. Ama karalamak unutturmuyordu.
İlk zamanlar telefonunu elinden düşürmedi.
“Belki açar.”
“Belki mesaj atmıştır.”
Ama ekran hep sessizdi.
Arkadaşları gülüyordu, şakalaşıyordu. Güney de gülümsüyordu bazen. Kimse onun geceleri uyuyamadığını, eski mesajları tekrar tekrar okuduğunu bilmiyordu. Ada’nın “iyi geceler” dediği ses hâlâ kulağındaydı.
Bir akşam mesaj yazdı ama göndermedi:
“Biliyorum okuyamayacaksın ama ben hâlâ buradayım.”
Sonra sildi.
Aylar geçti. Mevsimler değişti. Ada’nın gittiği şehirde hava nasıl diye düşündü bazen. Alıştı mı? Mutlu mu? Onu hatırlıyor mu?
Güney şunu fark etti:
Bazı insanlar gidince hayat devam ediyordu ama içinde bir yer hep eksik kalıyordu.
Ve o eksik yer, kimseyle dolmuyordu.Günler aylara, aylar yıllara dönüştü.
Zaman kimseyi beklemiyordu.
Güney artık yirmi yaşında bir gençti. Ada ise on dokuzunda, büyümüş ama içindeki bazı duyguları geride bırakamamış bir kız… Güney tam beş yıl boyunca Ada’dan gelecek en küçük işareti bile bekledi. Bir mesaj, tek bir kelime… Her şey yeterli olurdu onun için. Ama hiçbir şey gelmedi.
Zamanla umut, yerini yorgun bir kabullenişe bıraktı.
Bir gün Güney dışarıda gezerken Ela adında bir kızla tanıştı. Önce sıradan bir arkadaşlıktı.
Konuşmalar uzadı, gülüşler arttı. Günler geçtikçe bu arkadaşlık yakınlığa, yakınlık da aşka dönüştü. Güney ve Ela’nın hayatı dışarıdan bakıldığında güzeldi. Güney gülümsüyordu, hatta bazen mutlu olduğunu bile düşünüyordu.
Ama bazı geceler, her şey sessizleştiğinde, geçmiş hâlâ kapısını çalıyordu.Ada’nın Gelişi
Ada gittiği günden sonra çok değişmişti. Yeni bir şehir, yeni insanlar, yeni bir hayat… Ama ne yaşarsa yaşasın Güney’i unutamamıştı. Yıllar boyunca onu kalbinin bir köşesinde sessizce sakladı.
Artık on dokuz yaşındaydı. Reşitti. Ve ilk defa kendi kararını verdi.
Eski şehrine dönmeye karar verdi.
5.BÖLÜM- ADA'NİN DÖNÜŞÜ
Bir uçak bileti aldı. Bavulunu hazırladı. Uçağa bindiğinde kalbi hiç olmadığı kadar hızlı atıyordu. Camdan aşağı bakarken sadece şehri değil, geride bıraktığı her şeyi de düşünüyordu.
Ada, geçmişin hâlâ onu bekleyip beklemediğini bilmiyordu.
Ama öğrenmeye geliyordu.Ada şehre döndüğünde her şey tanıdıktı ama hiçbir şey eskisi gibi hissettirmiyordu. Sokaklar aynıydı, okulun önü, küçük kafeler… Ama zaman her şeyin üzerinden sessizce geçmişti. Ada birkaç gün sonra Güney’le karşılaştı. Tesadüf gibi görünen ama ikisinin de içten içe beklediği bir andı bu.
İlk başta konuşmalar temkinliydi. Kısa cümleler, yarım gülümsemeler… Sonra yavaş yavaş arkadaş oldular. Geçmişten bahsetmemeye çalıştılar. Çünkü bazı anılar hâlâ can yakıyordu.
Güney’in hayatında Ela vardı. Ada bunu biliyordu. Ela da Ada’yı…
Bir süre sonra Ela, Güney ve Ada’nın geçmişte sevgili olduğunu öğrendi. O andan sonra her şey değişti. Ela’nın sözleri daha keskin, tavırları daha soğuk olmaya başladı. Küçük yanlış anlaşılmalar yarattı, eksik cümleler taşıdı. Güney ile Ada’nın arasına görünmez duvarlar örmeye çalıştı.
Ama gerçek, er ya da geç ortaya çıkıyordu.
Güney olanları fark ettiğinde çok geçti. Güveni kırılmıştı. Ela’yla konuştu, her şeyi öğrendi ve ilişkiyi bitirdi. Çünkü sevgi, başkasını inciterek ayakta duramazdı.
Zaman geçti. Ada ve Güney yeniden denemeye karar verdiler. Bir zamanlar çok sevdikleri kelimeleri tekrar kurmaya çalıştılar. Tekrar sevgili oldular ama bu sefer her şey daha zordu. Konuşmalar eskisi kadar kolay değildi. Sessizlikler uzundu. Gülüşler yarımdı.
Yan yana olduklarında bile sanki iki yabancı gibiydiler.
6.BÖLÜM- ARKADAŞ
Bir gece Güney, Ada’ya bir mesaj attı:
“Yarın saat 3’te, eskiden gittiğimiz kafede buluşalım.”
Ertesi gün buluştular. Aynı masa, aynı sandalyeler… Ama hisler aynı değildi.
Güney derin bir nefes aldı ve konuştu: “Biz çok şey yaşadık… ama artık eskisi gibi değiliz. Zorlamaya çalışıyoruz ama olmuyor. Ve ben seni kaybetmek istemiyorum, sadece yanlış bir şekilde tutmak istemiyorum.”
Ada başını salladı. Gözleri doluydu ama ağlamadı. “Ben de aynı şeyi hissediyorum,” dedi.
O gün ayrıldılar.
Ama düşman olmadılar. Kırgın da kalmadılar. Sadece bazı hikâyelerin mutlu bitmesinin, birlikte devam etmekten geçmediğini kabullendiler.
Arkadaş kaldılar.
Ve ikisi de şunu öğrendi:
Bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar kalmak için değil, bize bir dönemi hatırlatmak için girer.
Ve bazı sevgiler, bitse bile iz bırakır.
~ SON~
Bölüm etkileşimi
