11. bölüm · Umutla yaşamak

Yeni başlangıç

ıtır esen

Evin içinde bir süre sessizlik oldu. Balkondaki o konuşmadan sonra, herkes birbirine bir bakış attı. Ve o an, hiçbir şey söylemeden harekete geçtiler.

Ela, koltuğun üstündeki örtüleri silkelemeye başladı. Ayla Teyze, yıllardır açılmamış mutfağın dolaplarını tek tek açtı, tarihini hatırlamadığı kavanozları bir poşete doldurdu. Toprak, eline bir bez aldı, pencerelere yöneldi. Camlara yılların tozu sinmişti; her silişinde geçmiş biraz daha aralanıyor gibiydi.

Eren, “Ben eksikleri alıp geliyorum,” dedi kısa bir cümleyle. Çıkarken kimseyi beklemedi. Az sonra marketten kucak dolusu ihtiyaçla geri döndü; temizlik malzemeleri, yeni ampuller, birkaç mutfak gereci… Evde eksik ne varsa, hepsini tamamladı.

Saatler geçti. Perdeler değişti, halılar silkelendi, yatağın yayları yeniden yerleştirildi. Herkes bir köşede ter içinde, ama yorgunluktan şikâyet eden yoktu. Çünkü ev artık bir mezar gibi değil, bir yuvaya dönüşüyordu.

Akşamüstü geldiğinde, dört kişi salonun ortasında durmuş, ter içinde ama sessizce evi izliyordu.

Duvarlar bembeyaz değildi belki, ama tertemizdi.
Toprak derin bir nefes aldı. Ayla Teyze’nin gözleri dolsa da ağlamadı. Ela’nın elleri hâlâ hafif titriyordu ama yüzünde sıcacık bir ifade vardı. Eren ise gülümseyerek kapının çerçevesine yaslanmıştı.

Bir süre hiçbir şey demediler.

Sonra Eren, etrafına bir bakış attı, gözlerini kısıp fısıldar gibi konuştu:

“Eskiden bu ev anıları tutuyordu. Şimdi umutları taşıyacak.”

Kimseden bir kelime çıkmadı.

Ama hepsinin yüzünde aynı anda küçük bir tebessüm belirdi.

Ve o tebessüm, bütün acıların üstüne incecik bir örtü gibi serildi.
Yorgun bedenler koltuklara yayılmış, sessizlik yerleşmişti odaya. Tam o sırada kapının zili çaldı. Kapıyı açtıklarında, Salih Amca elinde sıcak lahmacunlarla belirmişti, o samimi gülümsemesiyle. “Günün kurtarıcısı!” dedi, kahkahalar arasında içeri girdi.

Lahmacunlar tezgaha dizildi, sohbetler, espriler, anılar havada uçuştu. O gece yine Toprak’ın evinde sabaha kadar yediler, içtiler, geçmişin yükünü biraz daha hafiflettiler. Sonunda Eren, Salih Amca ve Ayla Teyze evlerine döndü.

Ev sessizleşince, Toprak ve Ela biraz daha oturmaya devam ettiler. Toprak derin bir nefes aldı, Ela’ya baktı ve yavaşça konuştu...
Gözleri, Ela’nın gözlerine kilitlenmişti ama içinde ne hissettiğini o da çözemiyordu. Dudakları kıpırdadı, sesi alçak ve içten geldi:

*“Ela... nasıl hissettiğimi bilmiyorum.”*

Bir süre sessizlik oldu. Bu cümle, belki de o anın en dürüst kelimeleriydi. Ne mutluydu tam anlamıyla, ne de artık eskisi gibi kırık döküktü. Kalbi bir deniz gibiydi; yüzeyi durgun ama derinlerinde fırtınalar hâlâ esiyordu.

Ela başını eğdi. Anlıyordu. Çünkü bazen duyguların adı olmazdı. Sadece yaşanırdı.

Toprak devam etti:

*“Bir yanım rahat, çünkü yalnız değilim artık. Ama bir yanım da yabancı bu yeni düzene. Her şey değişti, her şey tanıdık ama başka... Sen yanımdayken, iyileşmeye başladım. Belki de bu yüzden korkuyorum. Çünkü sen olmasan… Belki de asla toparlanamazdım.”*

Ela usulca başını kaldırdı, gözlerinde yavaşça dolan yaşları bastırarak:

*“Artık korkmana gerek yok,”* dedi.
*“Çünkü buradayım. Gitmeyeceğim.”*

Toprak hafifçe başını salladı. Gözlerinde karışık duyguların gölgesi vardı ama bu kez dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi.

*“O zaman,”* dedi,
*“belki de ilk defa gerçekten yeniden başlamaya hazırız.” dedi ve başını elanın kucağına koyup gözlerini huzurlu bir şekilde kapattı....
Ve o gece, kimse büyük cümleler kurmadı. Sadece yan yana oturdular. Sessizce. Kalp kalbe Ve