6. bölüm · Uğur böceği Kara kedi ( Kendi hayal gücümle)

Yeni bölüm 🤍

❤️ esperya❤️

Alya’nın "Adınız nedir?" sorusuna heyecanla "Uğur Böceği!" dedikten sonra, Kara Kedi ile güçlerini birleştirip ilk görevlerini başarıyla tamamlamanın gururuyla eve dönmüştü Marinette. Odasına girer girmez heyecanla dönüşümü iptal etti.
"Başardık Tikki! Gerçekten başardık!" diye sevinçle bağırdı ve hemen bilgisayarının başına geçip haberleri açtı.
Ancak ekranda gördüğü manzarayla başından aşağı soğuk sular döküldü. Haberlerde Alya’nın canlı yayını vardı ve şehirde bir şeylerin yanlış gittiği açıkça görünüyordu. Kurtardıkları çocuk, elinde tuttuğu kelebeği arındırmadıkları için yeniden kötü gücün etkisine girmiş ve bu kez Paris’in dört bir yanında devasa taş heykeller türemeye başlamıştı. Marinette, siyah kelebeği (akuma) yakalayıp arındırmayı unuttuğu için kötülüğün çoğalmasına sebep olmuştu.
"Tikki... Ben bunu yapamıyorum," dedi Marinette, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Ben bir kahraman değilim. Sadece sakar bir kızım. Paris benim yüzümden tehlikede!" Küpelerini çıkarıp masanın üzerine koydu. "Bunları daha iyi birine vermelisin."
Tikki ne kadar ikna etmeye çalışsa da Marinette kararlıydı. Küpeleri kutusuna koyup çantasına sakladı ve ertesi gün okula gitmek üzere yola çıktı.
O sırada Adrien da kendi odasında haberleri izliyordu. Plagg peynirini çiğnerken Adrien endişeyle ekrana bakıyordu. "Uğur Böceği nerede? Yeniden dönüşüp ona yardım etmeliyim!" diyerek yüzüğünü parlatıyordu.
Okula vardıklarında ortalık oldukça gergindi. Marinette, sınıf arkadaşı Alya’nın yanına giderek gizlice küpe kutusunu onun çantasına kaydırdı. Alya’nın cesur ve kararlı yapısının bir kahramana daha çok yakışacağını düşünüyordu.
Tam o sırada okulun duvarları sallanmaya başladı. Taş Yürek, öfkeyle sınıfa daldı ve Ivan’ın sevdiği kız olan Mylene’i ve Alya’yı yakalayıp Eyfel Kulesi’ne doğru ilerlemeye başladı.
Adrien hiç vakit kaybetmeden tenhada dönüşerek Kara Kedi oldu ve Eyfel Kulesi’ne koştu. Marinette ise Alya’nın tehlikede olduğunu görünce dehşete düştü. Alya çantasını okulda düşürmüştü ve kutu hâlâ Marinette’teydi. Alya’yı ve şehri kurtarmak için korkularını bir kenara bırakması gerekiyordu.
"Tikki! Bana ihtiyacın var mı?" dedi kararlılıkla.
"Her zaman Marinette!"
"Tikki, Benekler!"
Marinette tekrar Uğur Böceği’ne dönüştü ve hızla Eyfel Kulesi’ne doğru yola çıktı.
Kulenin tepesinde Kara Kedi tek başına mücadele ediyor ama devasa taş orduya karşı zorlanıyordu. Tam o sırada Uğur Böceği yo-yosuyla gökyüzünden süzülerek yanına indi.
"Geç kaldığım için üzgünüm," dedi Uğur Böceği cesur bir sesle. "Ama bu sefer işi bitireceğiz."
Hawkmoth, kule üzerindeki devasa gölgesiyle Paris halkına seslenerek mucizeleri teslim etmelerini istedi. Ancak Uğur Böceği korkusuzca öne çıktı:
"Paris halkı! Bizi dinleyin! Hawkmoth ne yaparsa yapsın, Kara Kedi ve ben bu şehri her zaman koruyacağız! Siyah kelebeği arındırmayı unutmayacağım!"
Bu cesur konuşma Kara Kedi’yi bir kez daha kendine hayran bıraktı. Uğur Böceği "Şanslı Tılsım" gücünü kullandı ve bir parachute (paraşüt) belirdi. Kıvrak zekasını kullanarak Taş Yürek’i kandırdı, elindeki birikmiş akumayı serbest bıraktırdı ve bu kez siyah kelebeği yakalayıp arındırdı:
"Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum! Yakaladım! Güle güle küçük kelebek."
Mucizevi Uğur Böceği gücüyle tüm şehri eski haline getirdikten sonra Kara Kedi ile yumruklarını birleştirdiler: "Çak bir beşlik!"
Eve döndüğünde Marinette artık kendine güvenen bir kahramandı. Adrien ise televizyonda Uğur Böceği’nin cesaretini izlerken maskenin arkasındaki bu kıza hayran kalmıştı. Okul çıkışında yağmur yağarken Adrien, Marinette’e şemsiyesini uzattı. Aralarındaki gerçek dostluk ve hikayeleri tam olarak orada başladı.Ertesi sabah Paris, fırtına öncesi sessizliğe bürünmüştü. Marinette, odasının penceresinden dışarı bakarken gece yaşadıklarının rüya olmadığını çok iyi biliyordu. Masasında oturan Tikki, taze bir kurabiyeden küçük bir ısırık alarak ona gülümsedi.
"Harika bir iş çıkardın Marinette," dedi Tikki neşeyle. "Artık kendine güvenmen gerektiğini anlamışsındır."
Marinette derin bir nefes aldı. "Hâlâ biraz korkuyorum Tikki, ama Alya’yı ve insanları korumak için elimden geleni yapacağım."
Aynı anlarda Agreste malikanesinde Adrien, masasında duran Camembert peynirini tiksintiyle tutuyordu. Plagg ise peyniri bir hamlede yutup geğirdi.
Adrien, televizyonda Uğur Böceği'nin konuşmasını tekrar tekrar izliyordu. "Plagg, o kız gerçekten inanılmaz. Kararlı, zeki ve çok cesur..."
"Benim için önemli olan tek şey bu lezzetli peynir," dedi Plagg umursamazca. "Ama yine de fena bir ortak sayılmaz."
Okul zili çaldığında François Dupont Lisesi’nde hayat normal seyrine dönmeye çalışıyordu. Sınıfta Alya, telefonundaki görüntülerden oluşturduğu yeni blogu "Ladyblog"u heyecanla Marinette’e gösteriyordu.
"Gördün mü Marinette? Paris’in artık yeni kahramanları var! Onlar hakkında her şeyi öğreneceğim ve bu blogda paylaşacağım!"
Marinette hafifçe kıkırdayarak arkasına yaslandı. İçinde tuttuğu büyük sır, ona garip bir cesaret veriyordu. Tam o sırada Adrien sınıfa girdi ve her zamanki nazik gülümsemesiyle Marinette’e el salladı. Marinette’in kalbi yine hızla çarpmaya başlasa da bu sefer heyecanını kontrol etmeyi başardı.
Ancak Hawkmoth, karanlık sığınağında yenilgiyi kabul etmiş değildi. Cam küresinin önünde dururken elindeki asa ile yere vurdu.
"Uğur Böceği ve Kara Kedi... İlk raundu kazanmış olabilirsiniz. Ama insanların kalbindeki karanlık ve öfke hiç bitmeyecek. Yakında mucizelerinizi bana getireceksiniz!"
Yeni bir akuma, Hawkmoth’un elinden havalanıp Paris’in kasvetli gökyüzüne doğru süzülmeye başladı. Marinette ve Adrien, yaklaşan tehlikeden habersiz bir şekilde okul çıkışında vedalaşırken, her ikisi de bir sonraki çağrıya zihnen hazırdı.Okul çıkışında gökyüzünü aniden kaplayan gri bulutlar, yeni bir tehlikenin habercisiydi. Marinette, Alya ile vedalaşıp tenha bir sokağa saptığı sırada Alya'nın telefonu acı acı çalmaya başladı.
"Marinette! Şehir merkezinde garip bir şeyler oluyor, hemen bakmam lazım!" diyerek koşarak uzaklaştı Alya.
Marinette vakit kaybetmeden çantasını açtı. Tikki başını dışarı çıkardı. "Hazır mısın Marinette?"
"Her zaman! Tikki, Benekler!"
Aynı anlarda Adrien da arabasına binmek üzereyken caddeden yükselen çığlıkları duydu. Şoförünü atlatıp yakındaki bir ara sokağa daldı. Plagg, cebinden çıkardığı peyniri son anda ağzına tıkıştırdı.
"Yemeğim bitmedi ama..."
"Sonra yersin Plagg! Plagg, Pençeler!"
Hawkmoth'un yeni gönderdiği akuma, okulda haksızlığa uğradığını düşünen ve öfkesine yenik düşen bir öğrenciyi hedef almıştı. "Zaman Bozan" adını alan bu yeni süper kötü, elindeki cihazla dokunduğu kişilerin zamanını çalıyor ve şehirde büyük bir kaosa sebep oluyordu.
Uğur Böceği ve Kara Kedi, kulenin çatısında aynı anda buluştular.
Kara Kedi her zamanki gülümsemesiyle selam verdi: "Tekrar hoş geldin My Lady. Şehri kurtarmak için harika bir gün, değil mi?"
"Lafı bırak da plana odaklan Kedi," dedi Uğur Böceği kararlılıkla. "Dokunduğu kişileri donduruyor. Ona yaklaşırken çok dikkatli olmalıyız."
İkili hızla caddelere inip Zaman Bozan’ın önünü kesti. Kara Kedi dikkat dağıtmak için öne atılırken Uğur Böceği "Şanslı Tılsım" gücünü çağırdı. Eline dev bir makara ip düştü.
"Bir ip mi? Dikiş kursuna gitmeyi mi planlıyorsun?" diye espri yaptı Kara Kedi, bir yandan da gelen saldırılardan kaçarak.
Uğur Böceği etrafına hızla göz gezdirdi. Sokak lambası, Zaman Bozan'ın bilekliği ve elindeki ip... Kafasında plan hemen şekillendi. "Kedi! Onu şu lambanın altına doğru yönlendir!"
Kara Kedi çevik bir hareketle düşmanı yönlendirdi. Uğur Böceği ipi sokak lambasına dolayarak Zaman Bozan’ın elindeki cihazı çekip aldı ve yere fırlatarak kırdı. İçinden çıkan siyah kelebeği yo-yosuyla hemen yakaladı.
"Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum!"
Kelebek bembeyaz bir şekilde havalanırken Uğur Böceği "Mucizevi Uğur Böceği!" diyerek ipi havaya fırlattı. Şehirdeki tüm zaman duraksamaları düzeldi ve her şey eski haline döndü.
İkili yumruklarını tokuşturdu: "Çak bir beşlik!"
Ayrılma vakti geldiğinde Kara Kedi, Uğur Böceği’nin gözlerinin içine bakarak gülümsedi. "Bir sonraki tehlikeye kadar kendine iyi bak."
Uğur Böceği yo-yosunu fırlatıp çatılardan uzaklaşırken, her iki kahraman da birbirlerine olan güvenlerinin her geçen gün daha da güçlendiğini hissediyordu.

Zaman Bozan yenilip akuma arındırıldıktan sonra gökyüzünü kaplayan gri bulutlar dağıldı ve Paris yeniden güneşin sıcaklığıyla aydınlandı. Dövüşün ardından mucizelerinin uyarı sinyali çalmaya başlayınca, Uğur Böceği ve Kara Kedi hızla farklı yönlere doğru gözden kayboldular.
Marinette, evinin balkonuna iniş yapıp hemen dönüşümü iptal etti. Yorgunluktan bitkin düşen Tikki’ye masasındaki taze kurabiyelerden birini uzattı. Tikki kurabiyeyi neşeyle atıştırırken Marinette derin bir nefes alıp çantasından defterini çıkardı.
"Her geçen gün daha uyumlu çalışıyoruz Tikki," dedi Marinette gülüseyerek. "Kara Kedi’nin esprileri bazen sabrımı zorlasa da harika bir ortak."
Aynı dakikalarda Adrien da odasının penceresinden dışarı bakıyordu. Plagg, kocaman bir Camembert dilimini midesine indirirken Adrien hülyalı bir ifadeyle mırıldandı: "O gerçekten çok özel Plagg... Maskenin ardında kim var bilmiyorum ama ona her geçen gün daha çok hayran oluyorum."
Plagg gözlerini devirdi. "Aşk hikayelerini bırak da bana biraz daha peynir ver kid!"
Ertesi gün okulda Alya, telefonundaki yeni görüntüleri heyecanla Marinette’e gösteriyordu. "Gördün mü Marinette? Dünkü dövüşün her anını kaydettim! Uğur Böceği’nin o pratik zekası gerçekten inanılmazdı!"
Marinette hafifçe kızararak, "Evet... Gerçekten harika iş çıkardılar," diyebildi.
Tam o sırada Adrien sınıfa girdi. Bakışları kısa bir an Marinette ile buluştuğunda ikisi de tatlı bir tebessümle birbirlerine selam verdiler. Aralarındaki görünmez bağ, maskelerinin ardındaki gerçek kimliklerinden habersiz bir şekilde her geçen gün daha da güçleniyordu.
Hawkmoth ise karanlık odasında asasına dayanmış, şehirdeki yeni bir hayal kırıklığını ve öfkeyi hissetmek için bekliyordu. "Gülün bakalım çocuklarım... Ama unutmayın, karanlık tek bir anlık zayıflığınızı bekliyor. Son gülen ben olacağım!"
Sınıftaki zil sesiyle birlikte ders sona erdi. Öğrenciler cıvıl cıvıl sohbetler ederek bahçeye doğru süzülürken, Marinette eşyalarını yavaşça çantasına yerleştiriyordu. Alya ise telefonundaki haberleri güncellemekle meşguldü.
"Marinette, akşama doğru Eyfel Kulesi çevresinde bir devriye gezisi olabilirmiş. Şehirdeki bazı tanıklar Kara Kedi'yi orada gördüklerini söylüyor!" dedi Alya heyecanla.
Marinette hafifçe gülümsedi. "Öyle mi? Umarım her şey yolundadır ve sadece sıradan bir devriyedir."
Aynı sırada Adrien, çantasını sırtına takıp kapıya doğru adımladı. Yanından geçerken Marinette’e nezaketle el salladı. "İyi akşamlar Marinette, görüşürüz Alya!"
"Görüşürüz Adrien!" diye karşılık verdi Marinette, yüzünde tatlı bir tebessümle.
Adrien okuldan çıkıp kendisini bekleyen siyah arabaya bindi. Arka koltuğa oturduğunda ceketinin iç cebini hafifçe araladı. Plagg hemen kafasını dışarı uzattı. "Umarım eve gidince doğrudan mutfağa geçeriz. Camembert stoğum tükenmek üzere!"
Adrien kıkırdadı. "Önce ödevler Plagg, sonra peynirin. Ama akşam için küçük bir havadan kontrol fena olmazdı."
Güneş Paris ufuklarında batmaya başlarken, gökyüzü turuncu ve pembe tonlarına büründü. Şehir şimdilik sakindi ancak hem Uğur Böceği hem de Kara Kedi, Hawkmoth'un her an yeni bir hamle yapabileceğini bilerek tetikte beklemeye devam ediyordu.
Hava iyice karardığında Paris'in ışıkları birer birer yanmaya başladı. Marinette, odasının balkonuna çıkarak derin bir nefes aldı. Şehir sakin görünse de kalbinde her an tetikte olması gerektiğini söyleyen bir his vardı.
"Tikki, sence Hawkmoth bu gece yeni bir hamle yapar mı?" diye sordu.
Tikki, Marinette'in omzuna konarak gülümsedi. "Hawkmoth ne zaman hamle yaparsa yapsın, sen ve Kara Kedi ona engel olmak için hazırsınız. Ama şimdilik Paris sakin görünüyor."
O sırada şehrin diğer ucundaki bir çatıda siyah bir gölge belirdi. Kara Kedi, sopasına dayanmış bir şekilde Eyfel Kulesi’nin pırıl pırıl parlayan ışıklarını izliyordu. Rüzgar saçlarını savururken zihninde sadece Uğur Böceği’nin cesur bakışları vardı.
"Biliyorum burada bir yerlerdesin My Lady," diye mırıldandı kendi kendine. "Ve nerede olursan ol, bu şehri seninle birlikte korumak en büyük maceram olacak."
Tam o anda Eyfel Kulesi’nin üstünde kırmızı bir karaltı süzüldü. Uğur Böceği, yo-yosunun yardımıyla çatıların üzerinden atlayarak Kara Kedi’nin durduğu çatıya indi.
"Aşağıda devriye atarken seni gördüm Kedi," dedi Uğur Böceği, yüzünde hafif bir tebessümle. "Yine hülyalı hülyalı Paris'i mi izliyorsun?"
Kara Kedi arkasını dönüp hafifçe eğilerek selam verdi. "Seni bekliyordum My Lady. Sen gelince Paris’in ışıkları bile daha parlak görünmeye başladı."
Uğur Böceği gözlerini devirse de gülümsemesini gizleyemedi. "Tatlı dili bırak da şehri kontrol edelim. Hawkmoth'un ne zaman saldıracağı belli olmaz."
İki kahraman, yan yana durup ışıl ışıl yanan Paris manzarasını izlemeye başladılar. Gece henüz yeni başlıyordu ve yaklaşan her türlü tehlikeye karşı birlikte durmaya hazırdılar.
Uğur Böceği ve Kara Kedi çatıda sessizliği dinlerken, aniden gökyüzünü yaran bir gürültüyle yan sokaktaki binaların camları zangırdadı. Hawkmoth'un yeni kumandası altındaki devasa bir yaratık, gölgelerin içinden fırlayarak binaların çatılarında koşmaya başladı.
Uğur Böceği hiç vakit kaybetmeden yo-yosunu havaya fırlattı ve ipin gerilmesiyle kendini ileriye doğru fırlattı. Havada süzülürken tek bir hamleyle yakındaki bir baca borusundan destek alıp hedefine doğru alçaldı. Kara Kedi de sopasını ikiye ayırarak ikili çubuk haline getirdi; çatının kenarından fırlayıp çelik çubukları birbirine çarparak kıvılcımlar çıkardı ve yaratığın önüne geçti.
Yaratık, kocamış pençesini Kara Kedi'ye doğru savurduğunda Kara Kedi esnek bir hareketle geriye doğru ters takla attı. Pençe, beton çatıyı sıyırıp taş parçalarını etrafa savurdu. Tam o sırada Uğur Böceği yukarıdan sert bir ivmeyle indi ve yo-yosunu yaratığın bileğine dolayarak onu kendine doğru çekti. Yaratık dengesini kaybettiği anda Kara Kedi sopasını uzatıp arkadan ayaklarına çelme takarak devasa gövdeyi çatının zeminine yapıştırdı.
"Güzel zamanlama My Lady!" diye bağırdı Kara Kedi, sopasını birleştirip savunma pozisyonuna geçerken.
Yaratık öfkeyle kükreyip ayağa kalktı ve ikiliye doğru atıldı. Uğur Böceği sıçrayarak yaratığın omzuna bastı, havada kendi etrafında dönerek yo-yosunun ipini yaratığın gövdesine birkaç kez sardı ve hareketsiz bıraktı.
"Kedi, şimdi! Nesnesi göğsündeki madalyon!" diye bağırdı Uğur Böceği.
Kara Kedi sopasından destek alarak yüksek bir zıplayış yaptı ve havada süzülürken sert bir ayak darbesiyle göğüsteki madalyona vurdu. Madalyon çatlayıp yere düşerken içinden siyah akuma dışarı fırladı.
Uğur Böceği hemen yo-yosunu çözüp kelebeğe doğru savurdu ve halkayı kapatıp siyah kelebeği içine hapsetti: "Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum!"
Beyazlaşan kelebeği serbest bıraktıktan sonra "Mucizevi Uğur Böceği!" diyerek gücünü kullandı ve çatıda oluşan tüm tahribat saniyeler içinde eski haline döndü. İkili, her zamanki gibi ritüellerini bozmayarak yumruklarını tokuşturdu: "Çak bir beşlik!"
Ancak mücadele henüz bitmemişti. Yaratık yere serilmişken, Hawkmoth’un gölgesi kulenin üstünde devasa bir karartı olarak belirdi. Hawkmoth, kaybettiği kumandanın öfkesiyle elindeki asasını yere vurdu ve o sırada stadyumun hemen yanında beliren ikinci bir akuma, haksızlığa uğradığını düşünen başka bir sporcuyu hedef aldı. Aniden havadaki basık sıcaklık buz gibi bir rüzgara dönüştü.
Stadyumun zemininde yükselen sisin içinden, elinde devasa çelik bir zincir tutan "Gölge Savaşçısı" fırladı. Gözleri kırmızı bir ışıkla parlıyordu ve doğrudan Uğur Böceği ile Kara Kedi’ye doğru koşmaya başladı.
Kara Kedi, sopasını hızla döndürerek önünde çelikten bir kalkan oluşturdu. Gölge Savaşçısı, elindeki ağır zinciri büyük bir ivmeyle savurdu. Zincir, Kara Kedi’nin sopasına çarptığında çıkan tiz metal sesi tüm mahallede yankılandı. Darbenin şiddetiyle Kara Kedi birkaç metre geriye kaydı ama dengesini kaybetmeden doğruldu.
"Bu arkadaş diğerinden daha hızlı My Lady!" diye bağırdı Kara Kedi, yan tarafa doğru hızlı bir ters takla atarak zincirin ikinci darbesinden son anda kaçtı. Zincirin çarptığı beton zemin çatlayarak etrafa taş parçaları savurdu.
Uğur Böceği, yüksek bir yere sıçrayıp durumu hızla analiz etti. Düşmanın gücü elindeki zincirden geliyordu ve akumalandığı nesne zincirin ucundaki siyah halkaydı.
"Kedi! Zinciri meşgul etmen lazım, arkasından dolaşacağım!" diyerek yo-yosunu havaya fırlattı. Yo-yo, yakındaki bir aydınlatma direğine dolandı ve Uğur Böceği’ni gökyüzüne doğru fırlattı.
Kara Kedi esnek hareketlerle öne atıldı. Sopasını iki parçaya ayırıp sağ ve sol elle seriye bağladığı darbelerle düşmanın dikkatini dağıtmaya başladı. Gölge Savaşçısı zincirini devasa çemberler çizerek savuruyor, Kara Kedi ise adeta bir dansçı gibi darbelerin altından eğilerek, sıçrayarak kaçıyordu. Tam düşman zincirini yukarıdan aşağıya doğru sertçe indirdiği anda Kara Kedi sopasını yatay tutarak darbeyi blokladı. Metal zincir sopaya dolandı.
"Şimdi!" diye haykırdı Kara Kedi, tüm gücüyle zinciri kendine doğru çekip düşmanın dengesini bozarak.
Tam o saniyede, gökyüzünden bir ok gibi süzülen Uğur Böceği, "Şanslı Tılsım!" diye bağırdı. Havada beliren ve eline düşen nesne kırmızı siyah benekli dev bir aynı çelik kanca oldu.
Uğur Böceği yere indiği gibi ivmesini kaybetmeden koştu. Havada dönerek kancayı zincirin kilit noktasına fırlattı. Kanca, zincire takılıp düşmanın elinden fırlamasına neden oldu. Havadaki zincir yere düşerken, Kara Kedi hamle yapıp zıpladı ve tek bir sert ayak darbesiyle zincirin ucundaki siyah halkayı kırdı.
İçinden çıkan kapkaranlık akuma yavaşça süzülmeye başladığı an, Uğur Böceği yo-yosunu büyük bir hızla döndürüp fırlattı. Yo-yo, kelebeği tam ortasında yakalayıp hapsetti.
"Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum!"
Yo-yo açıldığında dışarıya bembeyaz, ışıl ışıl bir kelebek uçtu. Uğur Böceği elindeki kancayı havaya fırlatarak bağırdı: "Mucizevi Uğur Böceği!"
Kırmızı uğur böceklerinden oluşan büyülü bir dalga, tüm stadyumu, çatlayan betonları ve etraftaki tahribatı saniyeler içinde ilk günkü haline döndürdü. Düşman tekrar eski haline dönüp şaşkınlıkla etrafına bakarken, iki kahraman yan yana gelip yumruklarını havada birleştirdi:
"Çak bir beşlik!"
İkisinin de mucizeleri uyarı sinyali vermeye başlamıştı. Biri çatılara doğru yo-yosuyla süzülürken, diğeri sopasıyla gecenin karanlığına karıştı. Paris bir kez daha güvendeydi.Stadyumun üzerindeki ışıklar birer birer sönerken, gece fırtına öncesi bir sessizliğe bürünmüştü. Paris sakinleşmiş görünse de Hawkmoth’un karanlık enerjisi şehrin atmosferinde hâlâ hissediliyordu. Uğur Böceği ve Kara Kedi, stadyumun en yüksek aydınlatma direğinin tepesinde yan yana durmuş, şehri süzüyorlardı.
"Bu gece üçüncü akuma darbesiydi," dedi Uğur Böceği, nefesini düzene sokmaya çalışırken. "Hawkmoth her defasında daha agresif saldırıyor. Bizi pes ettirmeye çalışıyor."
Kara Kedi sopasını beline yerleştirdi, yüzündeki her zamanki alaycı tebessüm yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. "Ama pes etmeyeceğimizi biliyor. Şehri koruduğumuz sürece bize yaklaşamaz, My Lady."
Tam o anda, kulenin arkasındaki eski sanayi bölgesinden gökyüzüne doğru mor renkli devasa bir ışık hüzmesi yükseldi. Zemin hafifçe sarsıldı. Hawkmoth bu kez tek bir kişiyi değil, o bölgedeki bir güvenlik görevlisini ve onun kontrol ettiği tüm ağır sanayi makinelerini akumalamıştı. Karşılarındaki yeni rakip, çelikten gövdesi ve devasa vinç kollarıyla "Mekanik Zabit"ti.
"Dinlenmeye vakit yok," dedi Uğur Böceği ve yo-yosunu karanlığa doğru fırlattı.
İki kahraman çatıların üzerinden adeta birer gölge gibi süzülerek sanayi bölgesine ulaştı. Mekanik Zabit, etraftaki konteynerleri ve ağır demir blokları devasa elektro-mıknatıs kollarıyla havaya kaldırıyor, çevreye rastgele fırlatıyordu. Havada uçuşan tonlarca ağırlıktaki demir parçaları büyük bir tehlike yaratıyordu.
Kara Kedi, gelen ilk demir bloğundan sıçrayarak kaçtı. Sopasını hızla uzatıp bir vincin tepesine tırmandı ve yukarıdan aşağıya doğru süzülerek Mekanik Zabit'in görüş açısını kapatmaya çalıştı. "Hey, demir yığını! Buradayım!" diye bağırdı ve sopasıyla makinenin göz kısmına sert bir darbe indirdi.
Darbe metalde kıvılcımlar çıkardı ancak Mekanik Zabit gerilemedi. Devasa mıknatıs kolunu çalıştırarak Kara Kedi’nin sopasını çekmeye başladı. Kara Kedi sopayı bırakmak zorunda kaldı ve havada takla atarak yakındaki bir konteynerin üzerine indi.
"Onu tek başına durduramazsın Kedi!" diyerek öne atıldı Uğur Böceği. Yo-yosunu makinenin eklem yerlerine doladı ve tüm gücüyle çekerek hareket alanını daralttı. Ancak düşman çok güçlüydü; Uğur Böceği’ni zemin boyunca çekmeye başladı.
Uğur Böceği hızla karar verdi: "Şanslı Tılsım!"
Havada beliren büyülü ışık zincirinin içinden bir şişe özel makine yağı ve uzun bir çelik halat düştü. Uğur Böceği etrafına baktı. Mekanik Zabit’in dönen devasa dişlileri, yerdeki yağ birikintisi ve Kara Kedi’nin kaybettiği sopası... Plan zihninde anında şekillendi.
"Kedi! Mıknatıs kolunu o yağ şişesine doğru yönlendirmesini sağla! Dişlileri kilitlediğimizde arkasındaki anahtar akumayı açığa çıkaracak!"
Kara Kedi hiç tereddüt etmeden harekete geçti. Esnek adımlarla makinenin gövdesine tırmandı. "Gel de yakala bakalım!" diyerek Mekanik Zabit’in dikkatini dağıttı. Düşman mıknatıs kolunu tam Kara Kedi’ye doğru savurduğu anda, Uğur Böceği yağ şişesini havaya fırlattı. Mıknatıs şişeyi çekip kırdı ve koyu yağ doğrudan makinenin ana dönen dişlilerine aktı.
Sürtünmesini kaybeden ve dengesi bozulan devasa dişliler boşa dönmeye başladı, sistem aşırı ısınarak kilitlendi. Mekanik Zabit’in sırtındaki metal kapak patlayarak açıldı ve akumalanmış olan kontrol anahtarı ortaya çıktı.
Kara Kedi hızla hamle yaptı ve tek bir sert tekmeyle kontrol anahtarını kırarak içindeki kapkaranlık akumayı serbest bıraktı.
Uğur Böceği yo-yosunu vakit kaybetmeden fırlattı: "Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum!"
Siyah kelebek yerini bembeyaz bir ışığa bırakırken, Uğur Böceği elindeki malzemeleri havaya fırlattı: "Mucizevi Uğur Böceği!"
Büyülü uğur böceği sürüsü, dağılan sanayi bölgesini, kırılan konteynerleri ve zarar gören makineleri bir anda eski kusursuz haline getirdi. Güvenlik görevlisi şaşkınlıkla etrafına bakınırken, iki kahraman derin bir nefes alarak birbirlerine baktı.
Zamanlayıcıları son kez uyarı sinyali verdi. Son bip sesleriyle birlikte geceye veda etmek üzere yumruklarını tokuşturduklarında, Paris bir kez daha huzura kavuşmuştu:
"Çak bir beşlik!"

Savaşın hemen ardından mucizelerinden yükselen bip sesleri, her iki kahramana da zamanlarının tükenmek üzere olduğunu haber veriyordu. Uğur Böceği ve Kara Kedi, sanayi bölgesindeki bir fabrikanın çatısına sıçrayarak vedalaşmak üzere durdular.
"Bu gece gerçekten zorluydu ama harika bir iş çıkardık My Lady," dedi Kara Kedi, sopasını beline sabitlerken. Yüzündeki yorgunluğa rağmen gülümsemesi içtendi.
Uğur Böceği yo-yosunu beline bağlayıp gülümsedi. "Sen olmasaydın o dişlileri kilitmeyezdik Kedi. Ekip çalışması olmadan bunu başaramazdık."
"Bir dahaki sefere kadar kendine dikkat et," diyen Kara Kedi, gecenin karanlığına doğru bir takla atarak gözden kayboldu. Uğur Böceği de vakit kaybetmeden çatılardan süzülerek evinin yolunu tuttu.
Marinette, odasının balkonundan içeri adım attığı an dönüşüm sona erdi. Yorgunluktan bitkin düşen Tikki, Marinette’in avucuna bitkin bir şekilde düştü. Marinette hemen çalışma masasındaki kutudan taze bir kurabiye çıkarıp küçük dostuna uzattı.
"Çok iyi dayandın Tikki, biraz dinlenmeyi hak ettin," dedi yumuşak bir sesle.
Aynı anlarda Adrien da odasının penceresinden içeri süzülmüştü. Dönüşüm kapanır kapanmaz Plagg doğrudan masanın üzerindeki Camembert tabağına fırladı. Adrien ise yatağına uzanıp tavana baktı. Zihninde hâlâ Uğur Böceği’nin dövüş sırasındaki cesur bakışları ve pratik zekası dönüp duruyordu.
Ertesi sabah François Dupont Lisesi'nde sıradan bir gün başlıyor gibi görünse de sınıfta büyük bir heyecan vardı. Alya, masasında telefonunu Marinette’e doğru sallıyordu.
"Marinette! Dün gece sanayi bölgesindeki dövüşün görüntüleri elime ulaştı! Ladyblog ziyaretçi rekoru kırıyor!" dedi coşkuyla.
Marinette çantasını sırtından indirip sırasına otururken hafifçe gülümsedi. "Gerçekten mi? İnsanların onlara olan güveni her geçen gün artıyor olmalı."
O sırada sınıfa giren Adrien, Marinette’in yanından geçerken duraksadı. "Günaydın Marinette, günaydın Alya. Dün geceki haberleri gördünüz mü? Kahramanlarımız yine harikaydı."
Marinette’in kalbi her zamanki gibi hızla çarpmaya başladı ama derin bir nefes alarak toplandı. "G-günaydın Adrien! Evet, gerçekten çok cesurlardı."
Ancak şehrin öte yanında, Hawkmoth’un karanlık sığınağında hava oldukça ağırdı. Pencereden içeri süzülen ışık hüzmesinin önünde duran Hawkmoth, asasını yere vurdu.
"Her defasında bir yolunu buluyorsunuz..." diye fısıldadı öfkeyle. "Ama insan kalbi kırılgan bir yapıya sahiptir. Tek bir hayal kırıklığı, tek bir kıskançlık kıvılcımı bana ihtiyacım olan gücü verecek. Bir sonraki hamlemde kaçışınız olmayacak Uğur Böceği!"
Hawkmoth'un avucundan havalanan yeni bir siyah kelebek, Paris'in sokakları üzerinde süzülerek potansiyel bir öfke ve kırgınlık arayışıyla karanlık yolculuğuna başladı. Okulun bahçesinde zil çalarken, hem Marinette hem de Adrien yaklaşan fırtınayı hissetmişçesine aynı anda gökyüzüne baktılar.
Gökyüzünü kaplayan kara bulutlar, okuma provası yapan tiyatro kulübünün üzerinden hızla geçerken büyük bir gürültü koptu. Sınıftaki arkadaşları Chloé’nin haksız suçlamaları yüzünden kalbi kırılan ve sahneden ağlayarak uzaklaşan genç bir öğrenci, Hawkmoth’un radarına takılmıştı.
Siyah kelebek, fırtınanın içinden süzülerek gencin elindeki tiyatro maskesine kondu.
Hawkmoth’un sesi zihninde yankılandı: "Duygularının alaya alınmasından bıktın, değil mi? Sana sesini herkese duyuracak gücü vereceğim, Drama Kraliçesi. Karşılığında bana Uğur Böceği ve Kara Kedi’nin mucizelerini getireceksin!"
"Evet, Hawkmoth!"
Saniyeler içinde okulun koridorlarını mor bir sis kapladı. Drama Kraliçesi, elindeki asayı sallayarak dokunduğu her insanı kendi senaryosunun birer tiyatro kuklasına dönüştürmeye başladı.
Marinette ve Adrien, koridorda yükselen çığlıkları duyar duymaz farklı yönlere koştular.
Marinette dolapların arkasına saklanıp çantasını açtı:
"Tikki, bu sefer durum oldukça ciddi! Tikki, Benekler!"
Adrien ise spor salonunun soyunma odasına daldı:
"Plagg, gösteri zamanı! Plagg, Pençeler!"
İki kahraman, okulun geniş bahçesinde aynı anda belirdi. Drama Kraliçesi, devasa gölgelerden oluşan kukla ipleriyle öğrencileri kontrol ediyor ve onları kahramanların üzerine salıyordu.
"Dikkatli ol My Lady!" dedi Kara Kedi, sopasını ikiye ayırarak gelen ilk kukla öğrenci grubunun hamlesini savuştururken. "Onlara zarar vermeden iplerini kesmemiz lazım!"
Uğur Böceği yo-yosunu büyük bir hızla döndürerek çevresinde koruyucu bir kalkan oluşturdu. "İpler gölgelerden oluşuyor Kedi, normal darbelerle kesilmiyor! Asıl kaynağı bulmalıyız, akuma elindeki maskede!"
Drama Kraliçesi kahkahalar atarak asasını yere vurdu. Bahçedeki heykel devasa bir sahne dekoruna dönüştü ve kahramanların üzerine doğru devrildi. Kara Kedi esnek bir hareketle sıçrayıp sopasını uzatarak dekoru havada tuttu. "Biraz ağır bir dekorasyon anlayışı var!"
Uğur Böceği vakit kaybetmeden havaya sıçradı: "Şanslı Tılsım!"
Gökten benekli dev bir tiyatro projektörü düştü. Uğur Böceği çevresine hızlıca göz gezdirdi: Projektörün güçlü ışığı, okulun camları ve Drama Kraliçesi’nin elindeki maske...
"Planı anladım!" diye bağırdı Uğur Böceği. "Kedi, projektörün kablosunu arkadaki jeneratöre bağla! Gölgeleri ışıkla yok edeceğiz!"
Kara Kedi, gelen saldırılardan taklalar atarak kaçtı ve jeneratörün şalterini indirdi. Uğur Böceği projektörü tam Drama Kraliçesi’ne doğru çevirdi. Bembeyaz, güçlü bir ışık hüzmesi bahçeyi kapladığı an, devasa gölge ipleri birer birer eriyerek yok oldu ve kontrol edilen öğrenciler serbest kaldı.
Işıktan gözleri kamaşan Drama Kraliçesi dengesini kaybetti. Kara Kedi bu fırsatı kaçırmayarak sopasıyla ileri fırladı ve tek bir hareketle elindeki maskeyi düşürdü. Maske yere çarpıp kırıldığında içinden kapkaranlık akuma fırladı.
Uğur Böceği yo-yosunu kararlılıkla savurdu:
"Artık kötülük yapamayacaksın küçük kelebek... Seni arındırıyorum! Yakaladım! Güle güle küçük kelebek."
Bembeyaz olan kelebek gökyüzüne doğru süzülürken Uğur Böceği projektörü havaya fırlattı:
"Mucizevi Uğur Böceği!"
Kırmızı-siyah büyülü dalga tüm okulu, yıkılan dekorları ve bozulan düzeni eski haline getirdi. Okul bahçesi yeniden sakinleşirken iki kahraman gülümseyerek yumruklarını birleştirdi:
"Çak bir beşlik!"
Mucizelerinin son uyarısı çalarken Uğur Böceği çatıya doğru süzüldü, Kara Kedi ise gözden kayboldu. Paris bir kez daha karanlığa karşı zafer kazanmıştı.
Arkadaşlar buna uzun bir ara vermiştim ama saun yazdım yapay zeka la deste unutmayın byyyy