1. bölüm / 1
Uçurum ÇiçeğiHoş Geldin Asistanım
Bölümler 1Şu an: Hoş Geldin Asistanım
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
. · ─ ·𖥸· ─ · .
| Kurgu karakterler ve tüm haklar tamamen bana aittir.
Yeni bölümler ve güncellemeler için takipte kalın lütfen desteklerinizi bekliyorum 🌸
Her cümlenin ardına sığınan o beylik laflar vardır ya…hani “İnsan yaşadığı yere benzer” derler bben bu sözü ilk duyduğumda gülümsedim çünkü Urfanın o dik eğilmeyen bin yıllık gurur kokan taş duvarları tam olarak bendim. Ben Nil Aksoy. Yirmi üç yaşında aynaya baktığında kusursuzluktan başka bir şey görmeyen o kadın. Kibir derler benim duruşuma ama ben buna sadece "kendinin farkında olmak" diyorum sıradanlığa tahammülü olmayan kendi hayatının iplerini kimseye vermeyen Nil.
Biz Aksoy ailesiyiz urfanın köklü adı anıldığında ceket ilikleten soylarından biri babam Halil Aksoy konağın da şirketin de yıkılmaz direğidir ağırbaşlıdır ama gözlerinin içi güldümü arkasında mutlaka bir plan vardır annem Zümrüt Hanım geleneklerine bağlı, o asil urfa kadını ve abim Demir…Demir Aksoy. Koruyucu kollayıcı görünüşünün altında bana laf yetiştirmekten zevk alan babamın sağ kolu gibi ailenin veliahtı bir de ben varım tabi bu ailenin göz bebeği kimseye boyun eğmeyen mimarlık diplomasını cebine koyup kendi ayakları üzerinde durmaya ant içmiş tek kızı.
Neden mi çalışmak istiyorum? Aksoy soyadı bana ömrümün sonuna kadar yetecek bir lüksü zaten sunuyor ama ben birilerinin "Halil Aksoy'un kızı" olarak anılmayı reddettim kendi paramı kazanmali kendi hayatimi kurmalıydım kimseye minnet etmemek benim yaşama biçimimdi kendi çabalarımla bir yerlere gelmek istiyordum
İşte her şey, annemin odamın kapısını kıracak gibi çalmasıyla başladı
"Nil! Kalk kızım artık! saat kaç oldu iş görüşmesine geç kalacaksın!"
Gözlerimi aralayıp beyaz tavanı süzdüm ipek nevresimlerimin arasında doğrulurken saate baktım sabahın sekiziydi içimden hızlıca bir sövgü geçirsem de duruşumu bozmadım sabahlığımı üzerime geçirip aynanın karşısına geçtim saçlarımı tararken kendime baktım mükemmeldim izmirde geçen üniversite yıllarım beni bu şehrin tozundan biraz uzaklaştırmıştı ama asaletimden hiçbir şey eksiltmemişti
"Biraz daha heyecan yaparsan herşeyi bastıracaksın kendine gel"
Derin bir nefes alıp odamdan cikip aşağıya avluya inen taş merdivenlerden hızlıca telaşla indim kahvaltı sofrası urfanın şanına yakışır şekilde donatılmışti sıcak ekmekler, çeşitli peynirler, közlenmiş biberler ve elbette kaçak çayın o keskin kokusu…benim için cennet gibiydi resmen şuan
"Günaydın ailem" dedim sandalye çekip otururken yüzümde hafif tebessüm vardı
Babam gazeteden başını kaldırıp bana baktı gözlerinde o gururlu tebessüm vardı bazılarına göre kız dediğin evinde oturup kocasına ya da ailesine hizmet eder gibi laflar dönerdi ama babam asla öyle biri değildi kendi ayaklarımın üstünde durmam için elinden geleni fazlasını yapmıştı o gururlu bakışların altinda bu vardı, abim demir ise çayından bir yudum alıp sinsice sırıttı.
"Ooo, küçük hanım uyanabilmiş" dedi abim. "Bakıyorum da heyecan yok? urfanın en büyük mimarlık ve holding ortaklığında işe başlayacaksın."
"Heyecan mı?" dedim çatalımı peynire uzatırken "abi farkında mısın bilmiyorum ama orası benim gibi bir mimarı kadrosuna kattığı için şanslı ayrıca patronun kim olduğu belli değil mi? Karadağ Holding’in başındaki babamın eski dostu Mirkelam amca yıllardır tanırım bana gözü gibi bakar"
Annem tabağıma bir şeyler koyarken mırıldandı sesi oldukça sert çıkmıştı bu sabah "sen yine de kibrini bir kenara bırak kızım büyüklerin yanında saygıda kusur etme"
"Ben kibirli değilim anne sadece yeteneğimin farkındayım dedim kendimden emin bir edayla.
O sırada babam ile abim göz göze geldi babam çay bardağını tabağına koyarken hafifçe kıkırdadı abim ise ağzındaki lokmayı zor yutarak başını öne eğdi daha fazla gülmemek için zor tutuyordu sanki
"Siz neden gülüyorsunuz?" dedim şüpheyle çünkü bir şeylerin döndüğünü hissedebiliyordum normal bir gülüş değildi
"Hiç" dedi babam gözlerinin kenarı kırışarak. "Şirkete gittiğinde Mirkelam Bey'in odasına doğrudan geç kızım sana güzel bir sürpriz hazırladık şirketin yeni dönem yönetimiyle tanışacaksın"
"Ne sürprizi baba? umarım saçma bir şey değildir."
Abim masaya doğru eğildi dudaklarında hala bi sırıtma vardı"Yok prensesim tam senlik bir sürpriz gidince görürsün" dedi ve tekrar babamla sessiz bir gülüş paylaştılar.
Aklıma ilk gelen şey mirkelam amcanın oğlu baran oldu ama imkansızdı baran karadağ…cocukluğumun en büyük felaketi mahallede peşimden ayrılmayan en sevdiğim bebeklerimi ağaca asan büyüdükçe de laf sokmalarıyla beni çileden çıkaran o küstah adam aylar önce izmire gitmiş orada kendi işlerini kurmuştu şehrin en yakışıklı, en ulaşılmaz adamlarından biri olup çıkmıştı ama benim gözümde hala o gıcık çocuktu ben de izmir de okumuştum ama onunla karşılaşmamak için elimden geleni yapmıştım bildiğim kadarıyla hala İzmirde ki şirketlerini yönetiyordu yani güvendeydim urfa da mirkelam amcanın kanatları altında rahat bir mimarlık kariyeri beni bekliyordu.
“Sana da aşk olsun size! ayrıca hatırlatırım ben oraya iş için gidiyorum” dedim masadaki çay bardağımı zarifçe tabağına oturtarak.
Babamla abimin yüzündeki o gizemli gülümseme iyice genişlemişti bir şeylerin döndüğünü hissediyordum ama gururum onların bu küçük oyununu sorgulamama izin vermiyordu nasıl olsa mirkelam amca oradaydi şirket holdingin başıydı ve ben o mimarlık departmanının başına geçecek en donanımlı adaydım.
"Ben hazırlanmaya çıkıyorum" dedim masadakilere hafifçe başımla selam verip ayağa kalktım "malum, ilk izlenim her şeydir"
Merdivenleri ağır ve kendine güvenen adımlarla çıkıp odama geçtim heyecanla gardırobumun kapağını açtığımda aradığım şey belliydi lüksün ve zarafetin en saf hali bu sıcağını teğet geçecek ama duruşumdan da tek bir taviz verdirmeyecek bir elbise seçtim
Siyah...vücudumu saran dizimin hemen üstünde biten sırtında zarif kesimi olan bir elbise.. kahverengi saçlarımı hafif dalgalar halinde omuzlarıma bıraktım dudaklarıma sürdüğüm doğal tonlardaki ruj ve gözlerimdeki hafif sürme ile aynadaki yansımama baktım.
Çantamı ve güneş gözlüğümü alıp avluya indiğimde konağın kapıların arasında iki araba hazırlanıyordu babamın aracının yanında, babamın en sadık adamı neredeyse beş yıldır yanımızdan ayrılmayan Reşit amca duruyordu arabanın kapısını açmı babamı bekliyordu reşitin oğlu görkem ise hemen arabanın yanında elinde tuttuğu evrak çantasıyla beklemedeydi.
Görkem, benimle hemen hemen aynı yaşlardaydı babası gibi aileye sadıktı ama gözlerinde her zaman bana karşı derin saklamaya çalıştığı aşırı bir ilgi vardı beni gördüğü an elindeki çantayı neredeyse düşürecekti bakışları üzerimdeki elbisede takılı kaldı ardından hemen gözlerini kaçırıp toparlanmaya çalıştı.
"Nil Hanım..günaydın" dedi görkem sesinde belirgin bir endişe ve heyecanla bir adım öne çıkarak. "çok...yani çok şık olmuşsunuz ama urfa sıcağı bugün bastıracak gibi şirketteki klima sistemleri yeni revize ediliyordu üstünüze bir şey alsaydınız keşke? rahatsız olmanızı istemem"
Onun bu aşırı korumacı ve ilgili tavrına hafifçe gülümsedim onun koyu bakışların altında ne yatıyordu emin değildim ama ona sonsuz güveniyordum
"Teşekkür ederim görkem" dedim "ben iklim koşullarına göre giyinmem gideceğim yere göre giyinirim merak etme bana bir şey olmaz "
"Yine de bir ihtiyacınız olursa şirket yakınlarında olacağımnhemen haber edin olur mu?" dedi gözlerindeki o saf endişeyle.
"Tamam sağol" diyerek konuyu kapattım.
O sırada babam ve reşit amca ile birlikte kendi aracına yöneldi babam bana dönüp "Görüşürüz güzel kızım sürprizimizi beğenmeyi unutma ha" diyerek arabaya bindi arkalarına da Görkem binmişti araç konağın büyük ahşap kapısından uzaklaşarak gitti şimdi abim ile tek başımıza kalmıştık bu benim için fırsat miydi? Emin değildim belki gülüşlerin arkasında ve bu sürprizin ne olduğunu öğrenebilirdim
Abim ise kendi arabasının yanında durmuş anahtarı parmağında çeviriyordu "evet.. zamanı geldi atla bakalım seni götüreyim" dedi alaycı bir sırıtışla.
Başımı sallayıp arkamdan anneme baktım bana el sallayıp kendi işine bakmak için konağa geri dönmüştü
arabaya kurulduğumda kalabalık sokaklarından çıkıp doğru şirkete ilerlemeye başladık abim sürekli dikiz aynasından bana bakıp kendi kendine kıkırdıyordu bi eliyle direksiyonu sıkıca tutup diğer eliyle telefonuna bakıyordu
"Abi ne var? neden sürekli gülüyorsun sabahtan beri? Komik birşey varsa söyle bende güleyim biraz"
"Hiiiç" dedi radyodun sesini biraz açarak telefonunu kenara bıraktı "sadece patronunla tanışacağın anı düşündükçe içimin yağları eriyor bakalım o çok güvendiğin gururun ne olacak
"Gururla ne alakası var ya" dedim çantamdan aynayı çıkarıp rujumu tazelerken. "mirkelam amca bana sadece işin anahtarlarını teslim edecek. sen en iyisi yola bak."
Şirket binasının önüne geldiğimizde güneşin altında parıldıyordu resmen arabadan indiğimde sert zeminde çıkardığı o topuklu ayakkabımin sesleri çevredeki güvenliklerin ve çalışanların bakışlarını doğrudan üzerime çekti adeta binaya girmeden önce ortamın havasını değiştirmiştim.
Abim arkamdan "iyi şanslar kardeşim ihtiyacın olacak!" diye bağırdı ve gazlayıp gitti çoktan beni bırakıp gitmişti gözüm yana doğru kaydığın da babamın arabası orada duruyordu sapasağlam çoktan gelmişti bile
Asansörle en üst kata çıktığımda kalbim ritmik bir kibirle çarpıyordu kimse hiç bir soru sormamisti veya durdurmamıştı sekreterin odasının önünden geçip mirkelam amcanın o büyük kapısını çalma gereği bile duymadan hafifçe itip içeri adım attım
"Mirkelam amcaa, babam bir sürprizden bahsetti ama ben mimarlık departmanı için hazırladığım ilk projeleri..."
Lafım boğazımda düğümlendi...
Cam kenarındaki büyük deri koltuk bana arkası dönüktü ben içeri girince koltuk yavaşça döndü geniş omuzlar, tam üzerine oturan koyu füme bir takım elbise keskin çene hattı ve o…o zehir gibi, alaycı koyu yeşil gözler.
BARAN KARADAĞ
İzmirde olduğunu sandığım urfa’ya döndüğünden ruhumun bile haberdar olmadığı baran tam karşımdaki patron koltuğunda oturuyordu yüzünde o çocukluğumdan beri nefret ettiğim insanı çileden çıkaracak kadar çekici ama bir o kadar da ukala olan o tebessüm vardı elindeki pahalı kalemi masaya hafifçe vurdu kalemin çıkardığı 'tık' sesi odadaki sessizliği kesti.
"Hoşgeldin yeni asistanım" dedi sesi pürüzsüzdü. "tam zamanında geldin kahvemi nasıl içtiğimi hatırlıyorsun değil mi Nil?"
Donakaldım. Kalbim öfkeyle ve neyle uğraşacağımı bilmemenin verdiği o tuhaf duyguyla çarpmaya başladı babamın, abimin halleri hatta annemin bakışları şimdi anlam kazanmıştı beni tam da bu adamın kucağına kendi elleriyle atmışlardı kimseye boyun eğmezdim özellikle de bana bu kadar yakın bu kadar yakışıklı ama bir o kadar da sinir bozucu bakan birine asla. !!
Çantamı masasının üzerine sertçe bıraktım gözlerinin içine dik dik baktım hemen pes edecek gibi durmuyordum edemezdim de ilk önce neler olup bittiğini anlamam gerekiyordu
"Sana kahve yapacağımı sanıyorsan çok yanlış anlamışsın baran ben buraya mimarlık için geldim."
Baran yerinden yavaşça kalktı uzun boyu ve heybetiyle masanın etrafından dolanıp tam önümde durdu aradaki mesafeyi sıfırladığında üzerindeki pahalı parfümün kokusu odadaki tüm havayı kapladı hafifçe öne eğildi gözlerimizin seviyesini eşitledi ve o sinir bozucu tebessümüyle fısıldadı yine her zamanki gibi değişmeyen gülüşü..
"Mimarlığını da göreceğiz ama önce patronunla nasıl konuşacağını öğreneceksin şimdi o kahveyi orta şekerli getir."
Patron mu? Bu nasıl olabilirdi? Aylar öncesinden Baranın babası ile yaptığım anlaşma şimdi çöp mu olmuştu bütün emeklerim sırf barana asistanlık yapayım diye mi gitmişti... İmkansız.
•••
İlk bölümümüzün sonuna geldik umarım okurken keyif almışsınızdir hikayeme destek olmak düşüncelerinizi yazarsanız beni çok mutlu edersinizz~~✨
Bölüm etkileşimi
