7. bölüm · Tünelin Sonunda
7. Bölüm
Mert Can konuşmayı severdi.
Ama asıl yeteneği…
konuşulanı duymaktı.
Telsiz…
çoğu asker için sadece bir araçtı.
Ama Mert için…
bir dünyaydı.
O gün görev basitti.
Dağlık bir bölgede keşif.
Ama hava bozmuştu.
Fırtına.
Şimşek.
Ve…
parazit.
Telsizler çalışmıyordu.
Her frekans…
bozuluyordu.
“Bağlantı gitti!” dedi biri.
“Hiçbir şey duymuyorum!”
Kutup dişlerini sıktı:
“Bu şekilde körüz.”
Baran telsizi denedi.
Ama sadece şu geldi:
czzzzzztttt…
Sessizlik.
Ama Mert…
dondu.
Başını hafifçe yana eğdi.
Dinledi.
“Komutanım…” dedi.
Baran baktı:
“Ne var?”
Mert kaşlarını çattı.
“Bir şey var.”
Barut sinirlendi:
“Ne var lan? Hiçbir şey yok!”
Mert başını salladı.
“Var.”
Telsizi eline aldı.
Paraziti açtı.
czzzztt… czzzztt…
Herkes rahatsız oldu.
“Şunu kapat!” dedi biri.
Ama Mert kapatmadı.
Gözlerini kapattı.
Dinledi.
Dakikalar geçti.
Kimse konuşmadı.
Sonra…
Mert’in yüzü değişti.
“Koordinat veriyor…” dedi.
Herkes sustu.
Baran yaklaştı:
“Ne diyorsun?”
Mert yavaşça konuştu:
“Parazitin içinde…”
“…biri konuşuyor.”
Barut güldü:
“Sen kafayı yedin.”
Mert gözlerini açtı.
Ciddiydi.
“Hayır.”
Telsizi uzattı.
“Dinle.”
Baran aldı.
İlk başta…
hiçbir şey yoktu.
Sonra…
çok dikkat edince…
kesik kesik…
boğuk…
“…yardım…”
Baran dondu.
“Tekrar ver.” dedi.
Mert frekansı ayarladı.
czzzztt… yardım… czzzt… buradayız…
Kutup hemen haritayı açtı.
“Koordinatı çöz.”
Mert hiç duraksamadı.
Sayıları söyledi.
Tim o koordinata ulaştığında…
kayıp bir birlik bulundu.
Günlerdir oradalardı.
Yaralı.
Bitkin.
Ama…
hayattaydılar.
Komutan Mert’e baktı.
Uzun uzun.
“Biz sadece parazit duyduk.” dedi.
Mert omuz silkti.
“Ben sesi duydum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Komutan yaklaştı.
“Çoğu asker konuşanı duyar…” dedi.
321
“Sen…”
kısa bir duraksama.
“…gürültünün içindekini duyuyorsun.”
Hafifçe başını salladı.
“Adın belli.”
Ve tek kelime söyledi:
“Cızırtı.”
O günden sonra…
telsizden gelen her garip ses…
her bozuk frekans…
önce ona giderdi.
Çünkü o…
kaosun içinden anlam çıkaran adamdı.
Cızırtı.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Cızırtı’nın sesi kesildiği anda… tünel ilk kez gerçekten nefes aldı.
Bir insanın sesi kesildiyse,
ya gitmiştir...
ya da gitmek zorunda kalmıştır.
Artık herkesin yapmaktan korktuğu şeyi yapmanın zamanı gelmişti... Tünele girmek.
Neşteri yanıma çağırdım bana ben değilmişim gibi bakıyordu... zaten ben, ben değildim ama konumuz bu değil. Neştere sert bir sesle "Timi topla açıklama yapacağım, açıklamamın sonunda ya benimle olurlar ya da evlerine geri dönerler..." dedim. Neşter artık bu tür şeylere şaşırmadığı için anında timi çağırmaya gitti, ben ise daha fazla bu çadırda kalmak istemediğim için çıkıyordum ki arkamdan bir ses "Sonunda... Doğru... Karar" dedi. Bu tür sesler artık kafamın içinde miydi yoksa cidden duyuyor muydum, anlamıyordum. Kafam bana oyun oynuyor gibi hissediyordum. Tam arkamı dönüp sesin geldiği yere bakacaktım ki Barut içeri girdi ve asla duymak istemediğim o kelimeleri söyledi,
"Komutanım, Sis... Sis yok komutanım!"
Askerlerim. Tek. Tek. Gidiyorlardı. Bir şey yapmalıydım. Bir askerimi daha kaybedemezdim. Baruta boş gözlerle şunu söyledim,
"Bizde yok olucaz Barut... Bizde."
Ardından içeriye timin geriye kalan üyeleri girdi. 4 kişi. Açıklamaya direkt başladım,
"Evet, benimle beraber 5 kişi kalmış Kuzgun Timi... 2 askerimi tünelin içinde kaybettim ve sizi de kaybetmeye niyetim yok. Herkes gözünü dört değil on açsın çünkü bir hata demek... bir ölüm demek. Anlaşıldı mı Tim!?"
Hepsi bana bakarak kafasını aşağı yukarı salladı. Ardından ekledim,
"Şimdi, ya benimle tünele gelirsiniz ya da evinize gidersiniz. Kararınızı verin ve benimle tünelin önünde buluşun..."
Çok uzun bir sessizlik oldu. Ben çadırdan çıkmıştım. Timin üyeleri ise yerinden bile kıpırdamamıştı. Zihnimde aynı anda onlarca ses konuşuyordu. Kim kalır kim gider bilmiyordum ama şundan emindim. Neşter benimle gelicekti. Bundan adım kadar emindim, tabi gerçek adımı ben bile bilmiyordum. Bora mıydım, Baran mı olmuştum... Şüpheli...
Yarım saat sonra tünelin önündeydim ve gördüğüm manzara timimle bir kez daha gurur duymama sebep oldu. 4 kişi karşımda, dik duruşlarıyla, tünelin önünü kaplıyordu. Onlara belki de son kez şunu söyledim,
"Ya ölücez, ya kalıcaz ama... şuanlık ikiside çok ürpertici. Hazır mısın KUZGUN TİMİ?"
