3. bölüm / 4
Topuklu cazibe3.BÖLÜM-TANIŞMA
Bölümler 4Şu an: 3.BÖLÜM-TANIŞMA
- 1 1. BÖLÜM TAYİN1.390 kelime
- 2 2.BÖLÜM-ŞIRNAK/ULUDERE1.045 kelime
- 3 3.BÖLÜM-TANIŞMA1.394 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM- FOTOĞRAF1.065 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
PERŞEMBE GÜNÜ GECE
METEHAN’DAN
Havalimanına geleli tam 2 saat 37 dakika olmuştu ve bu lanet uçak hâlâ havalimanına inememişti. Ailesiyle telefonda konuşmuş, dosyaları halletmiş, hatta uçağın piste inmesini beklerken bir yarım saat kadar da uyumuştu.
“Nerede kaldı bu siktiğimin uçağı lan! Ben kullansam şimdiye beş kere indirmiştim piste!”
Tam o sırada telefonuna mesaj düştü:
-Ben uçaktan indim. Neredesiniz? Bende beni alacak olan arkadaşın fotoğrafı yok, lütfen sizi daha kolay bulabilmem için bir fotoğraf atabilir misiniz?
Cevap yazmaya başladı; şu iş bitsin ve eve gidip uyuyacağım,kafasındaydı.
-Hayır bacım, atamam. Bende senin fotoğrafın var, ben seni bulurum, bekle sen beni.
-Size nasıl güvenmemi bekliyorsunuz acaba? Müneccim miyim ben?!
Derin bir iç çekti ve kafasını kaldırıp işi olmadığı zamanlarda ezberlemek için baktığı fotoğraflardaki kadını aradı, bulamayınca geri mesaja döndü.
-Bak bacım, zaten sinirli bir gün geçiriyorum, daha fazla canımı sıkma. Bekle ve bana tam olarak nerede olduğunu söyle, ben seni bulurum.
-Ya arkadaşım, anladım sen beni bulursun ama ben seni bulamam. At şu fotoğrafı artık!
Kaşlarını çattı. Gerçekten bu kadar meraklı ve inatçı olmak zorunda mıydı? Tekrar bir umutla kafasını kaldırdı ve etrafına bakındı. Tam o sırada kafasını telefona gömmüş kumral bir kadın gördü. Vücudunu inceleyince Ateş denen kadının o olduğunu anladı ve sabahtan beri içten içe onu uğraştırdığı için sövdüğü kadını bulduğu için mutlu oldu.
-Geliyorum, buldum seni. Merak etme, seni kaçırmam ve kaçırmalarına da izin vermem.
-Ne?
-Ne kaçırması beyefendi?
-Neler oluyor?
-Heeey!
-Baksanıza buraya!
Size söylüyorum!
Elinde titremeye devam eden telefonuyla beraber kadının yanına gitti ve tam ekranda yeni bir mesaj yazmak için dolaşan parmaklarının üzerine elini koydu. Kadının çatık kaşlarına baktığında onu gerçekten sapık sandığını anlayınca, elindeki telefonu kadının yüzüne doğru tutarak,
“Ben Yüzbaşı Metehan Korkmaz, siz de Ateş Caymaz oluyorsunuz herhalde.”
“Size hiç güvenmedim ama evet, ben Ateş. Tanıştığıma memnun oldum, Metehan Bey.”
“Sağ olun, Ateş Hanım. Lütfettiniz.”
“Efendim?”
“Yok bir şey. Valizi alayım mı?”
“Olur.”
ATEŞ’TEN
Şu herife hiç güvenmemiştim. Ama bana mesajları göstermesi, asker traşı ve yapılı vücuduyla bir asker kızı olarak söyleyebilirdim ki, bu adam net askerdi. Ama ben yine de güvenlik için askeri kimliğini görmek istiyordum. Yolda bana e-mail hesabımdan bir mesaj gelmişti: beni askeriyeden alacaklardı. Orada babamın çok eskiden yakın bir arkadaşı varmış, annem rahat durmadığı için ben Yiğit’le vedalaşırken evde adamı aramış olmalıydı. Evime ulaştığımda ilk işim onu gerçekten bu konuda azarlamak olacaktı artık. Koskoca askeri peşime taktırmıştı; gerçi hâlâ kimliğini görmemiştim ama olsun.
Tam bu sırada siyah bir Mercedes’in yanına geldik. Askerler iyi kazanıyordu ama pek kendilerine harcayamıyorlardı anlaşılan. Ben ise bu düşünceyi bir kenara bırakıp Metehan denen adamın valizimi çalıp çalmadığını kontrol etmeye başladım. Tam bagajın yanında kollarımı göğsümde birleştirdim ve onu izlemeye başladım.
Hayır, hayır adamın pazılarını değil, valizlerimi izlemeye başladım. Evet, valizlerimi izliyordum. Pazı değil, valiz. Evet, valiz. Çok kaslıydı! Acaba benim boynumu koluyla sıkıştırsa boğulur muydum? Aman Ateş! Ne diyorsun kızım? Kendine gel! Ateş’sin sen, su koyverme hemen, kurut o suyu kızım, kurut.
Ben bu düşüncelerle savaşırken bir anda gözümün önüne sallanan eli ile ne yaptığımı fark edip boğazımı temizledim.
“He, bir şey mi oldu?”
“Sırtınızdaki çantayı da koyayım mı bagaja diye sordum ama… Sormasam mı?”
“A, yok dalmışım. Teşekkürler. Valizler yeterli.”
“Tamamdır savcım, siz bilirsiniz.”
Kafamı onaylar bir biçimde salladım. O bagajı kapatırken ön koltuğa doğru yöneldim. İlk onun binmesini bekleyecektim. Güven problemlerim vardı. Ya arabada bomba varsa ve bu şahıs onu bilmiyorsa? O zaman pazılarla birlikte havaya uçardık ve ben hem canımı hem de, ne yalan söyleyeyim, pazıları seviyordum.
Yalan yok, adalet var.
Onun arabaya binmesini beklediğimi anladığında bana garip garip baktı.
“Binsene savcım, merak etme bomba yok. Henüz o kadar kör değilim. Ayrıca al, askeri kimliğim.”
Hiç utanmadan askeri kimliğin açık olduğu cüzdanı elime aldım ve iyice inceledim. Babadan kalan deformasyonlardı bunlar da. Yapacak bir şey yoktu. Tam cüzdanı kapatıp geri vereceğim sırada gözüme bir kız fotoğrafı takıldı. Bu pazıları kapan kapmıştı demek ki, neyseydi artık başka pazılara bakacaktım.
“Al yüzbaşı, hafif bir güven oluşturdun içimde.”
“Ah, ne büyük bir fedakârlık! Çok teşekkür ederim savcım, minnettarım size.”
“Bana minnettar olmanı sevdim yüzbaşı. Bu konuşmaları daha dinlemek isterdim ama maalesef hava şartları bu durum için ideal değil. Başka zamana artık.”
“Tüh, ne kadar üzüldüm bak savcım ya, görüyor musun? Başka zamana artık.”
Bunları söylerken bir yandan da kapısını açmıştı. Ben de binmek için kapıyı açarken, ölümün altında kalıp lafın altında kalmayan biri olaraktan:
“Başka zaman bana olan sevgini dinlerim yüzbaşı, egomu tatmin ediyorsun.”
Sinsi bir gülüşle arabanın içine doğru süzüldüm. Ben çantama attığım telefonumu ararken, o da kafasını kapıdan içeri sokmuş:
“BOM!”
Diyerek bomba etkisi vermişti. Yerimde sıçrasam bile, ben bir erkek kardeşe sahiptim. Ve bu numaralara alışıktım. Yer miydi Anadolu çocuğu? Yemezdi.
“Neydi bu şimdi? Patlama efekti mi?”
Arabaya binerken konuştu:
“Yani, öyle bir şeyler. Korkmadın mı?”
“Aman, ne korktum ne korktum, sana anlatamam yüzbaşı. O kadar korktum ki, ellerim bile nasıl titriyor bak.”
Diyerek ellerimi abartılı bir şekilde sallayarak ona gösterdim. O da bu hareketime hafifçe sırıttı ve arabayı çalıştırdı. Ben ise bu arada telefonumu bulmuştum! Canım telefonum ya…
“Eee, savcım, evinin konumunu bana atmaya ne dersin?”
Derken arabayı çalıştırmış ve havalimanından uzaklaştırıyordu.
“Aa, doğru, numaran neydi senin?”
Bana ‘Ciddi misin?’ adlı bir bakış yolladı ve derin bir nefes verdi.
“Az önce mesajlaştık ya savcım. Nasıl yok sende numaram?”
“Seni denedim. Neyse, bak buradan.”
Diyerek telefonumdan evin konumunu açtım ve bakması için ekranı ona doğru tuttum.
“Gerçekten sana kimliğimi bile göstermişken, beni mi denemeye çalışıyorsun?”
“Evet, olamaz mı? Allah Allah.”
“La havle.”
Gözümü devirdim ve yola odaklandım. Ama her şey o kadar hızlıydı ki, bir süre sonra Metehan’ı uyarmak zorunda kaldım.
“Metehan Bey, bir tık yavaş mı olsak acaba?”
“Neden, korktun mu?”
“Hayır, yolda olan şeyleri görmeye ve görsel hafızama kaydetmeye çalışıyorum. Benden kurtulmak istemenizi anlıyorum ama ben arabanızdan indikten sonra ezbere bildiğiniz yolları 200 ile gidersiniz.”
“Niye İstanbul Türkçesi ile konuşuyorsun sen? Burada kaç savcı tanıdım. Biri bile böyle konuşmadı.”
Yavaşlamıştı. Artık dışarıdaki şeyler daha netti.
“Mesleki deformasyon diyelim. Eminim tanıdığınız savcılar da benim gibi konuşuyorlardır. Sadece siz onlarla yakın olduğunuz için daha şiveli ve rahat konuşmuşlardır.”
“Sen de…”
“Ne?”
“İlk olarak, benimle sizli bizli konuşmana gerek yok. İkincisi ise, sen de benimle onlar gibi rahat konuşabilirsin savcım. İşini iyi yap, iyi anlaşalım.”
“İyi bakalım, sen de işini iyi yap da kör bir kurşuna gidip benim başka bir timle çalışmamı sağlama.”
Histerik ve sinirli bir şekilde sırıttı. Bu sırıtmanın altında büyük bir ego yatıyordu ve ben şu anda onun egosunu çekemezdim. Tam konuşmak için ağzını açınca, elimi kaldırıp onu durdurdum.
“Lütfen, yorucu ve bir hayli uykulu bir yolculuktu benim için. Yolculuğumuzun geri kalanında nefes seslerimizi dinlemek daha iyi olur.”
‘Bana uyar’ der gibi kafasıyla beni onayladı. Bir beş veya on dakika sonra ise evime gelmiştik. Bagajdan valizlerimi indirdi ve beni sollayarak apartmanın önüne gidip yere koydu.
“Eee, savcım, nefes sesinden devam mı, yoksa bu güzel havada orada öylece mi dikileceksin?”
Hızlı adımlarla yürümeye başladım ama kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmayı da ihmal etmedim. Yağmur bulutlarıyla doluydu. Yağmur geliyordu, anlaşılan. Yanından geçerken lafın hiçbir zaman altında kalmadığım için ona bana yaptığı imanın aynısını yaptım.
“Ben dikilmeyeceğim ama sen daha fazla dikilirsen ağaç olacaksın.”
Dudağının kenarının yukarı kalktığını gördüm. Çantamdan binanın dış kapı anahtarını çıkardım. Ev sahibi bana çok büyük bir güven göstererek evin anahtarını kargolamıştı. Uzun zaman sonra biri bana ilk defa bu kadar güvenmişti. Bu güven göz dolduracak derecedeydi.
Apartmanın kapısını açınca valizleri almak için geri dönmüştüm ki o, valizleri eline almış ve yanımdan geçmişti.
“Ben hallederdim.”
“Biliyorum savcım, ama ben bu işi daha zorlanmadan yapıyorum. Gördüğün üzere.”
“Ben hallederdim.”
“Biliyorum savcım, ama ben bu işi daha zorlanmadan yapıyorum. Gördüğün üzere.”
Kendini övmesine yine gözlerimi devirip peşinden yukarı çıktım.
“Hangi katta yaşadığımı nereden biliyorsun?”
“Bilmiyorum, sen ne zaman arkamdan gelmeyi bırakırsan o zaman varmış oluruz.”
“Mantıklı.”
Dudaklarımı öne doğru büzerek kafamı sallamıştım. Üçüncü kata geldiğimizde yavaşladım ve altı numaralı olan apartman dairesinin önünde durdum. Arkamdaydı, nefesi saçlarıma vuruyordu. Kapıyı hızla açıp içeri adımımı attım, arkamı döndüğümde valizleri içeri bırakmış evi inceliyordu.
“Bir şey ikram edeyim mi diyeceğim ama, evde olan tek şey su, ama istersen su da verebilirim.”
“Yok savcım kalsın, albayım seni cumartesi günü askeriyeye çağırdı, haberin olsun. Ben yine seni almaya gelirim, sen hazır olunca mesaj atarsın.”
“Keşke yorulmasaydın diyeceğim, ama hiç içimden gelmedi. Bu yüzden, bugünkü yardımların için sağ ol yüzbaşım.”
“Bir şey değil savcım, dikkat et kendine sen bize lazımsın.”
Kıkırdadım, o da hafifçe gülüp önüne döndü. Merdivenlerden aşağı inene kadar onu izledim, sonra ise kapıyı kapatıp içeri girdim.
Nabersiniz, bölümler nasıldı? Pek popüler değil fakat popüler olacağına inanıyorum. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorummmm.
Bölüm etkileşimi
