1. bölüm / 2
TİRSANMETEORİT
Bölümler 2Şu an: METEORİT
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kim bilir belki de bilmediğimiz galaksilerde yaşam vardır. Ben bir Astrobiyolog'um, başka galaksilerde, yaşamın var olup olmadığını inceliyorum. İşimde henüz yeniyim. ABD'DE NASA Astrobiyology Institute'da eğitim aldım. Bir galakside yaşam izi arıyorum. İmkanı yok gibi ama var. Şu anda bir meteorit üzerinde çalışıyorum. Daha doğrusu dün gece yaşanan olaylar sonucu, bir meteoriti arıyorum.
Benim gibi Astrobiolog'lar için, kaçırılmaması gereken bir fırsat. Bu meteorit, atmosfere girerken yandığı için, üzeri siyah ve yanık tabakalara kaplıydı muhtemelen. Normal taşlardan daha farklı ve ağır olurlar, sebebi içinde metal yoğunluğu fazla olduğundan. Bir mıknatıs tarafından çekilebiliyor ve yüzeyinde küçük, orta boylarda çukurlar vardır. Biz bunalara Regmaglipler diyoruz. Bulmak için yalnızdım. Elbette ki herkes gibi başarıyı tek istiyordum.
Şu an tek dileğim, bir yaşam izi bulabilmek. Bazı meteoitlerin içinde yaşamın temel taşları olan, amino asitler ve su izleri olur. Eğer dünya da bir yaşam varsa, bunun temel sebebinin nereden geldiğini anlamak için gerekli ve önemliydi. Elbette ki bir kanıt değerindeydi bir yaşam var diyordu bizlere.
Onu bulduğumda, Nanoyapılar bulmayı ümit ediyordum. Nanoyapılar, mikroskop altında canlı hücre yapısına benzeyen, elbette ki mineraleşmiş küçük oluşumlardır. Misal baketeri gibi. Elbette ki yalnızca benzeyen bir şeyler bulmak istiyordum.
İmkansız gibi görünüyor biliyorum ama buna bir örnek verebilirim, ALH84001 kodlu meteorit 1996 yılında Antartika'da bulunan ve Marstan geldiği anlaşılan bu meteorit, elektron mikroskobu altında incelendiğinde, tıpkı Dünya'da ki bakterilere benzeyen çok küçük yapılara rastlanmıştı. Tabii bu durum bilim adamlarını ikiye ayrımıştı. Bazı bilim adamları, marslı bakteri fosilleri olduğunu iddia ederken, bazılarıysa biyolejik olmayan kimyasal süreçlerle oluşabileceğini savundu.
Benim tarafım belli, yaşam izi arıyorum. Küçük bir meteorit olmalıydı. Zira ülkeye zarar gelmemişti. Yalnızca bir kaç haber bültenlerinde, üstü kapalı bir biçimde, araştırdığı, bulunmaya çalışılıyor olduğu geçmişti. Bir Astrobiyolog olduğum için, elbette ki haber altın değerindeydi. Elimde güçlü bir mıknatıs vardı Neodimyum. Onu bir kürekten çıkardığım sopanın ucuna yapıştırmıştım. Yerde ki taşların manyetik olup, olmadığını kontrol ediyordum. Neden bu kadar zordu?
Aniden bir şeyi çekti mıknatıs. Heyecanla ucunda ki şeye baktım. Ardından etrafa. Çantamdan büyütecimi çıkardım, mıknatısın ucunu incelerken, yanında ufak bir şey daha vardı. Bu bir meteorit değildi. Kaşlarım çatıldı, “Sende besin böyle?” istemsizce fısıltıyla konuşmuştum, garipti çünkü bu şey kımıldıyordu. Büyüteci yaklaştırmamla camı buharlaştı nefesimi kontrol ettim ama sebebi ben değil bu canlıydı. Nefesim hızlandı, mıknatıs onu çektiğine göre taşla alakalı bir şeyler olmuş olmalıydı. Onunla temaya bulunmuş olabilirdi ama bir böceğe benzemiyordu. Net göremiyorum.
Parmağımı değdirmek istediğimde, acıyla geri çektim. Sıcaktı, ateş gibiydi. Parmağımın ucu kızarmış, hafifçe yanmıştı. Acısı parmağımı sızlattı. Yüzümü acıyla buruşturdum.
“Tanrım bu da ne böyle? Kahresin, bir böceğe göre çok sıcak, ateş gibi,” Neden kimse olmadığını anlayamıyor, buraya adımımı attığımdan beri düşünüyordum. Neden kimse meteoriti aramıyordu? Bir araştırmacının mutlaka gelmiş olması gerekirdi. “O şey bana ait,” an bir araştırmacı burada olmalı kafamı kaldırıp etrafa bakındım ağacın arasındaydı gidip girmemek arasında sıkışıp kalmış en sonunda onun bana gelmesine kadar kılıp kımıldamayıp bekledim
“Kölemi, bana bahşet.” kaşlarım havalandı.
“Köle mi?” şaşkınlıkla aklımdan geçeni dile getirdim.
Etrafta benden başka kimse de yoktu. Bir ihtimal telefon ile konuştuğunu düşündüm.
“Sizi anlayamadım. Benimle mi konuşuyorsunuz?” rahatsızlıkla bakındım ağacın arkasına, ürkütücü bir durumdu.
“Tirsan'ı bana ver,” onu anlayamıyor, kastettiği şeyi çözemiyordum.
“İlk defa bu kelimeyi sizden duyuyorum. Daha açık konuşmanızı rica edebilir miyim?” ürkekce davranıyordum.
Belki de deliydi ve kaybettiği bir canı arıyor olabilirdi. Acaba meteorit'en bahsediyor olabilir miydi?
“Bahsettiniz şeyin meteorit olması mümkün mü? Araştırmacı mısınız? Bende Astrobiyolog'um,” dedim. Tedirginlikle bir adım attım. Sessizlik içerisindeydi rüzgar hafif hafif esiyor kulaklarımın uğuldamasına sebep oluyordu. Bilimi seviyordum. Belki de başka bir alanda, uzayla ilgileniyor olabilirdi meraklanmıştım. “Bana dönmenizi rica edebilir miyim? Bu şekilde tedirgin oluyorum.” sesimin ona ulaşmadığından endişe duyarak, sesimi biraz yüksekttim.
“Yüz mü?” diye mırıldandığını işittim. Biraz hareketlendi. Attığım o küçücük adım, büyük bir ürpertiyle gediledi. “Evet, lütfen.” dedim ufak bir cesaretle.
Büyük cüsseli bir adamdı gerildim elimde ki sopayı sıktım parmağımın acısı ilki kadar sıcağı sıcağına değildi. Gözüm parmağıma kaydı, hafif hafif mor rengine dönüyordu. Yutkundum. Alt tarafı bir yanıktı. Ufaktı, acımıyordu bile. Biraz şişer diye düşünüyordum ama rengi garipleşiyordu. Böceğe baktım.
Adamın hareketi yüzünden, hızla ilgim ona yöneldi. Nefesim bir hayli hızlandı. Tanrım bu normal değildi. Boyu iki metreyi aşkın bir adamdı. Üzerine uygun kıyafeti nereden buluyordu? Üzerinde bir pelerin vardı. Zırhlı bir asker edasıyla, ağır ağır bana döndü. Başında ki pelerin şapkası yüzünden yüzünü göremedim ama beni bu sebepten ürkütmekte haklıydı. Elini kaldırıp şapkayı indirmek için başına uzattığında, dehşete düştüm. Elleri korkunç gözüküyordu. Yanık mıydı? Yoksa başka bir şey mi? Anlayamıyordum. Bazı yerlerde kemikleri gözüküyor, parmakları bir kemik kadar ince, her eklemlerinde ki beyaz şeyler nefesimi kesti. Neredeyse kemiği gözüküyordu. Kesik olduğunu bile düşündüm ama adını koyamıyordum. Burnundan soluyarak güldüğünü işittim elini indirdi vazmıgeçmişti? Elini ortaladı, benim olduğum yere doğrulttu. Nasıl görüyordu? O pelerinden çok görmesi zor olmalıydı. İşaret parmağı ile orta parmağını birleştip bana doğrultu. Hafifçe daireler çizerken, onun deli olduğundan emin olmuştum.
“Tirsan, efendine gel,” yutkundum etrafıma bakındım. Kimden bahsediyordu?
“Ben anlayamıyorum iyi misiniz?” aniden hava basıncının yok olduğunu hissettim. Nefesinin bir anlık kesilmesiyle, boğulur gibi oldum. Sopa ve büyüteç elimden kaydı. Hızla ilk elimle boğazımı tutum, biri adeta sıkıyor, nefesimi kesiyordu sanki. Yere düşmesiyle birlikte mıknatısın ucundan kurtulan böceğin, büyüdüğüne şahit oldum. Bir fare gibiydi. Tanrım bu bir canavar, bu nasıl bir yaratık? Nefesimi geri almamla, dizlerimin üzerine çökmem bir oldu. Nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Başımı kaldırıp, bakmaya korkuyordum. Bedenim titriyor, korkum yüzünden algım bozuluyordu. Adamın üzerime geldiğini, üzerime düşen büyük gölgesiyle anladım. Tanrım, sen beni koru. Yalvarırım, bu iblislerden beni koru.
“Kölem mi olmak istiyorsun?” panikle başımı kadırdım. Kölesi olmak mı? Tanrım, bu adam bir deli. Tanrım, bağışla beni. Bu adamın canımı almasına müsaade etme.
Tanrım, koru beni. Yüzü feciydi. Bir canavar, insan olamaz. Çene çıkıntısında bir kesik bulunuyordu.
Gözleri, bir ölümüm ki kadar çöküktü. Gri gözleriyle, dehşet verici gözüküyordu. Fareye benzettiğim yaratığın, fareden çok bir mahluk olduğunu anladım. Kulakları dikelmiş, çenesine inen bir burnu ve üç ayaklı bir yaratıktı. Aklımı kaçırıyor olmalıydım. Kendi uzun kuyruğunu yalarken, sırıttığına şahit oldum. Dehşete düştüm. Nefesim boğazımda, tıkılı kaldı. Hızla efendisinin omzuna tırmadı.
“Tirsan’ı beslemen, ne hoş. Tadını sevmiş. Bana kendini mi sunuyorsun güzel mahluk?” hayır. Hayır bu bir kabus olmalı. Halüsinasyon görüyor olmalıyım. Şapkasını ittiğinde, yüzünü net gördüm. Dudaklarım titredi, kelime bulamıyor, çenem titriyor, dişlerim soğukta kalmışım gibi birbirine çarparak, beni daha da geriyordu. Anlı kırmızı, yanık lekeleriyle doluydu. Siyah saçlarından duman tütüğüne, Tanrıya yemin edebilirdim.
“Diğerleri diz çökmemişti. Seni büyülemiş olmalıyım,” birileri gelmişti ama korkup, gitmiş olmalıydılar. Kibri inanılmaz derecede yoğundu. Titrek bir nefes verdim. Saniyelerdir nefesimi tutmuş, korkuyla titremiştim.
Bana doğru eğildiğinde ölecek gibi oldum. Korkuyla geri çekildim. “Ruhun korkuyor, ne kadar da yazık sana güzel mahluk. Efendim seni büyüledi mi?”
Bölüm etkileşimi
