4. bölüm · THE RAVEN QUEEN
4
4.BÖLÜM
- Korsanların Arasındaki Kanatsız Kuş -
⚓⚓
Gemide tek bir kahkaha bile kalmamıştı.
Az önce ganimetlerini sayan, birbirleriyle şakalaşan tayfalar şimdi tek kelime etmeden yerlerine koşuyordu. Sanki herkes görünmez bir düğmeye basmış gibiydi.
Kuzgunlar...
Savaşı biliyordu. Bu konuda ustaydılar.
Owen Frost tok bir sesle bağırdı.
"Topçular yerlerine!"
Fınn, Patrick ve Elias hiç vakit kaybetmeden topların başına geçti. Briggs ile Angus kalın kancaları hazırlarken, Arthur çoktan kamarasından ilaç sandığını ve temiz bezleri çıkarmıştı.
Evelyn ise olduğu yerde donup kalmıştı.
Bu kez karşılarındaki sıradan bir ticaret gemisi değildi.
Bu kez karşılarında, kendileri gibi öldürmeyi meslek edinmiş korsanlar vardı.
"Yeni çocuk!"
Owen'ın sert sesiyle irkildi.
"Barut fıçılarını hazırla."
"Evet."dedi kekeleyerek.
Koşarak ambar kapağına yöneldi. Kalbi göğsüne sığmıyor, avuçları terliyordu.
İlk kez gerçekten ölebileceğini hissediyordu.
Güverteye çıktığında Kaptan Silas hâlâ geminin burnunda dimdik duruyordu. Dürbününü indirmiş, gözlerini karşı gemiden ayırmıyordu.
Rüzgâr sertleşmişti.
İki siyah bayrak birbirine doğru yaklaşıyordu.
Karşı geminin pruvasında kan kırmızısı bir deniz yılanı işlenmişti. Sanki siyah yelkenlerin arasından kıvrılarak çıkıp Kuzgun Kraliçesi'ni yutmaya hazırlanıyordu.
Owen yavaşça kaptanın yanına geldi.
"Mesafeyi kapatıyorlar."
Silas'ın yüzünde en ufak bir telaş yoktu.
"Bırak yaklaşsınlar."
"Ateş emri vermeyecek misiniz?"
Silas'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade oluştu.
"Sabırsız olan kaybeder."
Evelyn onları uzaktan dinlerken bu adamın gerçekten korkuyu tanımadığını düşündü.
Karşı gemi artık o kadar yaklaşmıştı ki güvertedeki korsanların siluetleri seçilebiliyordu.
Derken karşı taraftan alaycı bir ses yükseldi.
"Silas Crowe!"
Ses, dalgaların üzerinden yankılanarak Kuzgun Kraliçesi'ne ulaştı.
"Yoksa Karayipler'in efendisi yaşlanmaya mı başladı?"
Güvertedeki hiçbir Kuzgun karşılık vermedi.
Silas ise tek kelime konuşmadan kılıcının kabzasını kavradı.
Ve o sessizlikte herkes aynı şeyi hissetti.
Artık sözlerin hükmü bitmişti.
Sırada çelik konuşacaktı.
Karşı gemiden yükselen kahkahalar, rüzgârla birlikte Kuzgun Kraliçesi'nin güvertesine kadar ulaştı. Kaptanlarının yaptığı şaka bile olmayan konuşmaya boş boş gülüyorlardı.
Kızıl yılan bayrağı dalgaların üzerinde öfkeyle savruluyordu.
Karşı geminin pruvasına uzun boylu, kızıl sakallı bir adam çıktı. Omzunda eski bir tüfek, belinde iki kılıç vardı. Sırıtarak şapkasını çıkardı.
"Karşılama yapmayacak mısın, Crowe?"
Silas'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
"Adını söyle." Adam kahkahasını bastıramadı.
"Demek beni tanımıyorsun."
Bir adım öne çıktı. "Hector Voss."
Owen'ın çenesi gerildi.
Demek söylentiler doğruydu.
Kızıl Yılan...
Son aylarda Karayipler'de adını duyurmaya başlayan korsan kaptanı.
Hector iki kolunu iki yana açtı.
"Deniz kocaman, Crowe. Birazını paylaşsan ölmezsin."
Silas yavaşça kılıcını çekti.
Parlayan çelik güneş ışığını üzerine aldı.
"Yanlış."
Sessizlik.
"Deniz büyük olabilir."
Bir adım daha attı.
"Ama bu sular bana ait."
Hector'un gülümsemesi silindi.
"Öyleyse al da görelim."
Tam o anda Hector elini havaya kaldırdı.
Karşı gemiden bir top ateşlendi.
Kulakları sağır eden patlamayla birlikte top güllesi Kuzgun Kraliçesi'nin sancak tarafına çarptı. Kalın tahtalar parçalanarak etrafa savruldu. Güvertedeki iki tayfa yere yuvarlandı.
"Düşman ateşi!"
diye bağırdı Brody.
Evelyn refleksle yere çöktü. Parçalanan tahta kıymıkları yüzünü sıyırıp geçti.
Silas ise tek bir adım bile geri atmamıştı.
Bakışlarını Hector'dan ayırmadan konuştu.
"Owen."
"Efendim."
"Yaklaştır."
Owen dümenin başına geçti.
"İskeleye kırın! Rüzgârı arkamıza alın!"
Kuzgun Kraliçesi sert bir manevrayla döndü. Yelkenler rüzgârla dolarken gemi hız kazandı.
"Topçular!" diye bağırdı Owen.
"Hedef alın!"
Fınn, Patrick ve Elias aynı anda fitilleri hazırladı.
Evelyn ilk kez bir topun bu kadar yakınına geliyordu. Barut kokusu ciğerlerini doldururken elleri istemsizce titredi.
Silas kılıcının ucunu karşı gemiye doğrulttu.
"Ateş." Üç top aynı anda kükredi.
Güverte sarsıldı.
Duman bulutunun içinden çıkan demir gülleler Kızıl Yılan'ın bordasına çarptı. Tahtalar parçalandı, direğin alt kısmı çatladı ve karşı gemiden acı dolu çığlıklar yükseldi.
Fakat Hector Voss hâlâ ayaktaydı.
Yüzündeki öfkeli sırıtışla elini kaldırdı.
"Kancaları hazırlayın!"
Evelyn'in kalbi hızlandı.
Arthur'un sesi hemen arkasından duyuldu.
"Eli!"
Evelyn arkasını döndü.
"Savaş şimdi başlıyor."
Karşı gemiden fırlatılan ilk kanca havayı yararak Kuzgun Kraliçesi'nin küpeştesine saplandı.
Kalın halat gerginleşirken iki gemi birbirine doğru çekilmeye başladı. Tahtaların gıcırdaması, dalgaların uğultusunu bastırıyordu.
"İkinci kanca!" diye bağırdı Brody.
Bir kanca daha geminin bordasına saplandı.
Owen hiç vakit kaybetmedi.
"Kesin onları!"
Briggs ve Angus baltalarını kaptıkları gibi halatlara yöneldi. Kalın ipler birer birer kopuyor, denize düşüyordu.
Fakat üçüncü kanca çoktan yerine oturmuştu.
Karşı gemiden yükselen vahşi naralar, savaşın başladığını haber veriyordu.Hector Voss kılıcını havaya kaldırdı.
"İleri!"
İlk korsan korkuluklardan sıçrayarak Kuzgun Kraliçesi'nin güvertesine indi.
Arkasından ikincisi...
Üçüncüsü...
Derken iki geminin arası siyah duman ve çelik sesleriyle doldu.
Silas olduğu yerde beklemeye devam ediyordu.
Ne bağırıyor ne de acele ediyordu.
Sadece doğru anı kolluyordu.Bir korsan doğruca üzerine atıldı.
Silas tek adım yana çekildi.
Kılıcı bir ışık gibi havada parladı.
Adamın elindeki pala güverteye düşerken kendisi dizlerinin üzerine çöktü.
İkinci hamleye fırsat bile bulamadı. Silas, kılıcını adamın içinden geçirmişti.
Silas yürümeye devam etti.
Sanki önüne çıkan insanlar değil, yalnızca aşması gereken engeller vardı.
Evelyn istemsizce kaptanı izliyordu.
Bu adam...
Gerçekten insan mıydı?
"Dalgınlığı bırak!"
Arthur'un sesiyle irkildi.
"Eli! Yaralı!"
Yapması gereken görevler vardı ama içi almıyordu. Her taraf kan olmuştu. Acılı sesler ise kulaklarını tırmalıyordu.
Yan tarafına düşen bir beden ile irkildi
Patrick yan tarafında kanlar içinde yatıyordu.
Evelyn hemen dönüp omzundan derin yara alan Patrick'i kolundan tuttu.
"Dayan!"
Patrick dişlerini sıktı.
"Bırak beni! Önce savaş!"
"Önce yaşayacaksın."
Evelyn onu sürükleyerek Arthur'un yanına götürdü.
Arthur yaraya bastırırken başını kaldırmadan konuştu.
"İyi yaptın."
Tam o sırada güverte şiddetle sarsıldı.
Karşı gemiden ateşlenen ikinci top, Kuzgun Kraliçesi'nin kıç tarafına isabet etmişti.
Tahta parçaları havaya savruldu.
Dumanın içinden iki korsan daha atladı.
Bunlardan biri doğruca Evelyn'e yöneldi.
"Çekil çocuk!" Dedi alayla adam. Evelyn'i küçük ve çelimsiz bulmuştu
Adam ağır palasını savurdu.
Evelyn son anda geri sıçradı.
Çelikler ilk kez gerçekten ölüm için çarpışıyordu.
Adam güçlüydü. Kol kasları Evelyn'in beli kadar vardı.
Her darbesi Evelyn'in kollarını uyuşturuyordu.
Bir anlık boşluk yakalayan korsan palasını yukarı kaldırdı.
Tam indirecekken...
Fınn araya daldı. Kılıcıyla darbeyi karşıladı.
"Kahramanlık borcumu ödemeden ölmeni istemem."
Evelyn şaşkınlıkla ona baktı.
Fınn alaycı gülümsemesini ilk kez samimi bir ifadeyle değiştirdi.
"Ne bakıyorsun? Şu iti indir!"
İkisi aynı anda saldırdı.
Evelyn rakibin dikkatinin dağıldığını fark etti.
Babasının demirhanesinde yıllarca öğrendiği refleksle bir adım yana kaydı.
Kılıcını korsanın savunmasının altından geçirdi.
Adam sendeledi.
Fınn tek hamlede işini bitirdi.
Bir an göz göze geldiler.
Bu kez ne alay vardı...
Ne de küçümseme.
Sadece kısa bir baş selamı.
Belki de Kuzgunlar arasında ilk kez biri, Eli'yi gerçekten tayfadan biri olarak görmeye başlamıştı.
Evelyn yaralı varmı diye karşı gemiyi gözetlerken Owen'ı gördü. Üç kişiyle aynı anda çarpışıyordu. Yüzü ise hiçte zorlanıyor gibi değildi. İki kılıç darbesiyle birisini öldürdü. Diğer ikisine döndüğü anda arkasından iki kişinin daha haince geldiğini gördü Evelyn.
Oraya gitmesi uzun sürerdi. Belindeki hançeri çıkardı ve arkadan yaklaşan düşmana hançeri savurdu. Göğsünün ortasına giren hançerle yere düşen adam ise anında can vermişti.
Evelyn öldürüyordu. Acımıyordu.
Neredeydi kendine koyduğu o yasaları. İnsan öldürmek bu kadar kolay olmamalıydı onun için.
Owen arkasından gelen ses ile hızla o tarafa döndü ve göğsüne hançer saplanan adamı gördü. Bozguna uğradı. Kimin attığına baktığında ise daha çok şaşırdı.
Yeni çocuk onun hayatını kurtarmıştı.
Evelyn ona bakakalan adama kısa bir baş selamı verdi ve yaralı varmı diye o gemiye atladı.
Owen kendi önünde dönüp adamları tek tek biçerken şoku hâlâ atlatamamıştı.
Tayfa harika kılıç kullanıyordu. Karşılarındaki ise küçümseyecek adamlar değillerdi.
Evelyn, ona doğru koşan iki kişiyi görünce durdu.
Sıra ondaydı. Senelerdir demirci de boşuna çalışmamıştı. Aslında gemiye katılmasaydı boşuna olacaktı.
Evelyn bunu düşünmeyi bırakarak ona savurulan kılıçtan eğilerek kurtuldu. Hızla doğrulu ve adamın kılıcına karşılık verdi. Adamlardan birisi ilerde, tek çarpışırken diğeri az geride tetikteydi. İkisi birden ona yüklense belki şansı kalmazdı ama Evelyn şuan rahatlıkla o adamın kafasını alacaktı.
Evelyn adamın ona fazla yaklaşmasını fırsat bilip göğsüme omuz attı ve adamı şaşırttı. Daha çok nefessiz kalan adam birkaç saniye durdu.
Evelyn ise durmamıştı. Arkada etkisiz elemanı tamamen etkisiz hâle getirmişti. Ne olduğunu bile anlamamıştı adam.
Evelyn yani Eli dışardan bakıldığında kolay avdı. O yüzden ona gelen adamlar ise pişman olmalıydı.
Nefesini düzenleyen adam sinirle,
" Seni parçalara ayırıp, balıklara yem edeceğim. "Dedi.
Evelyn ise güldü. Kılıcını sağ gösterip sol vurunca adamın artık konuşacak nefesi kalmamıştı.
Evelyn kılıcını adamın kalbinde çıkartırken, " Kimin balıklara yem olacağı belliydi dostum. Sağlam kayaya çarptın. " Dedi.
Artık Evelyn kendine inanamıyordu ama alışmak zorundaydı.
Kaptan Silas Magnus ise öldürdüğü adamları bir kenarda bırakarak tayfasını kontrol etti.
Eli'yi gördüğü anda durdu. İki kişiyi birden öldürmüştü. Silas onun artık Kuzgunlara girmeye başladığını görüp memnun oldu.
Tayfasına güçlü bir adam daha girecekti.
Yeni gelenlerden birisinin canını almıştı zaten. Diğerinin de yakındı ölümü.
Başta alayla konuşan, kendini yüksekte gören düşman Kaptan ise denize atladı ve uzaktan giden başka bir gemiye binmek için yüzmeye başladı.
Düşman korsanlar ise artık yoktu.
Birtek o Kaptan kalmış, gemi ele geçirilmişti.
Owen, Kaptan Silas'ın yanında, giden Hector'un arkasından
" Yakalamayacak mıyız? " Dedi.
Tayfa onun emirlerini bekliyordu.
" Gitsin. " Dedi Silas.
"Herkese gemisini ele geçirdiğimizi ve onun tayfasını dümdüz ettiğimizi söylesin. "
Ve öyle de olacaktı.
The Raven Queen'in kaptanı
Silas Magnus Crowe onun olduğu denizlerde başka bir korsanı istemediğini açıkça belli etmişti. Bu ilk değildi. Son da olmayacaktı.
⚓⚓⚓
