Bölümler 3Şu an: Gölge ve Şüphe
- 1 KARAKTER TANITIMI118 kelime
- 2 Görünmeyen Kadraj733 kelime
- 3 Gölge ve Şüphe541 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ölüm bize ne getirirdi? Ya da ölüm bizden ne isterdi, hiç bunu düşündünüz mü? Öldükten sonra ne yaşayacağımızı ya da? Ölünce ruhlarımız kaybolmuş ruhlar mı olurdu? Kaybolmuş ruhlar, yapamadıkları şeyleri yapmak için gezen ruhlardı. Bazen bu ruhlara yardım etmek düşer. Peki, bu yardım elimize ne getirir ki? Ölüm denen kavram bir gün gelecek ve bizlerin ruhlarını da alacak. Peki aldıktan sonra bizim ruhlarımıza ne olacak? Bizler de mi kayıp ruhlar olacağız yoksa tam tersi mi, her şeyi tamamen çözmüş ruhumuz refah mı bulmuş olacaktı?
Salvatore öldükten sonra bazı aşamalardan geçmişti. Bu aşamalardan sonra Azrail olmuştu. Her Azrail'in bir görevi vardı: İnsanların ruhunu almak. Salvatore de insanların ruhunu alıyordu. Ayrıca bizim dünyamızda normal bir şekilde hayatını geçirebiliyordu. Aslında Azrailler yeraltı dünyasında yaşarlardı; yeraltı dünyası asıl onların yuvası olmuştu. Salvatore ise buna karşı çıkmış, "Eğer Azrail olacaksam bile insan dünyasında yaşayacağım," demişti. Aslında onun bedeni başkaydı fakat başkasının bedenine ruhunu sokmuştu. Bu yüzden kimse onun Azrail olduğunu dahi anlamıyordu.
Eski, meşe ağacından yapılmış ağır masanın üzerinde, kehribar rengi bir masa lambasının solgun ve titrek ışığı dans ediyordu. Dışarıda, şehrin uykusuz sokaklarından sızan uzak siren sesleri, odadaki ağır sessizliğe karışıyordu. Salvatore, oturduğu deri koltukta hafifçe geriye yaslanmış, parmaklarını birleştirmişti. Yüzündeki o inatçı ve esrarengiz sükûnet, odadaki havayı daha da gerginleştiriyordu.
Alessandro ise karşısındaki masaya hafifçe öne eğilmiş, gözlerini kırpmadan arkadaşına dikmişti. İçindeki şüphe zehirli bir sarmaşık gibi ruhunu sarıyordu; bunu gizlemeye çalışsa da sesindeki titreme bunu ele veriyordu.
— Salvatore, ne zamandır bu dünyadasın? Diye sordu Alessandro, sesi odada yankılanarak.
Salvatore kaşlarını hafifçe çatıp başını yana eğdi.
— Anlamadım, dedi sesinde boğuk ve mesafeli bir tonla.
— Diyorum ki ne zamandır bu dünyadasın?
— Alessandro, ne demek istiyorsun, anlamıyorum?
Alessandro sabırsızca elini masaya vurdu; tahta yüzeyde tok bir ses patladı:
— Gayet anladın bence ne demek istediğimi.
— Hayır, anlamadım.
— Ciddi misin, Salvatore?
— Elbette ciddiyim.
— Neden beni anlamamış gibi hissediyorum?
Salvatore dudaklarında belirsiz, alaycı bir tebessümle omuz silkti.
— O senin sorunun.
Alessandro'nun gözleri öfkeyle kısıldı.
— Benim sorunum, öyle mi?
— Evet.
Alessandro ayağa kalktı; odanın loş köşelerinde gölgesi duvara devasa bir siluet gibi vuruyordu. Salvatore’un üzerine doğru biraz daha eğildi.
— Salvatore, uzun zamandır tanışıyoruz ve sende bir şey fark edemeyeceğimi mi düşündün?
Salvatore’un yüzündeki o sükûnet bir an bile bozulmadı.
— Galiba, diye mırıldandı neredeyse fısıltıyla.
— Evetini, galibanı... diye hırladı Alessandro.
— Sakin ol, Alessandro.
— Bana sakinlikten bahsetme, sendeki o sorundan bahset!
— Bende sorun filan yok.
— Aynen, kesin sende sorun filan yok.
— Evet, yok.
Alessandro aniden durdu ve doğrudan Salvatore’un gözlerinin içine baktı. Bakışlarındaki keskinlik, karşısındakini delip geçmek ister gibiydi.
— Bak, Salvatore, ben insanları gözünden iyi tanırım; sen benim tanıdığım Salvatore değilsin.
Salvatore arkasına yaslandığı yerden hiç kıpırdamadan, sakin bir ses tonuyla sordu:
— Senin tanıdığın Salvatore nasıl biriydi?
— Böyle olmadığı kesin.
— Tamam ama nasıl olduğunu söylemiyorsun; bu da seni daha tuhaf hale getirmez mi?
Alessandro alayla güldü, fakat bu gülüşte neşe namına hiçbir şey yoktu.
— Tuhaf hale mi? Asıl tuhaf olan sen değil misin, Salvatore?
Salvatore lambanın sarı ışığında parlayan gözlerini dostuna dikti.
— Orası tartışılır.
Alessandro masaya doğru tekrar yaklaşarak ellerini ahşap yüzeye bastırdı; göğsü hızla inip kalkıyordu.
— Tartışalım o zaman.
Salvatore oturduğu yerden yavaşça doğruldu, yüzündeki o esrarengiz gölge daha da derinleşti:
— Olur, tartışalım.
Bölüm etkileşimi
